Kemal Pir:Kullanıldık!..
Bu bir kaç parağraf Şükrü Gülmüş'ün "Ölümle Seviştim" ya da diğer adıyla "Mem" adlı anı-biyoğrafi çalışmasından alınmıştır. "Kullanılmak" her insan için ağır ve aşağılayıcıdır. Gülmüş'ün ölümle hesaplaştığı bir anda yaşadıklarıdır. nasname.com
Takvim yapraklarına baktı, aylardan eylüldü. Hayatının on bir eylülünü dört duvar arkasında geçirmiş, hazan yapraklarının rüzgara savrulduğunu, yazın kavrulan topraklarının eylül fırtınalarında damla damla yağmurla nasıl ıslandığını görememişti. Bu içeride olduğu on ikinci eylüldü.
Ve bir eylül vardı ki kendisi gibi milyonların kaderini bilinmez karanlıklara sürmüştü. Tanklar ve silahlar Anadolu ve Kürdistan’ın bağrına süngü süngü işlemiş, nice analara ağıt olmuştu.
O sabah Pir onu uyandırmıştı.
-Kalk kalk! Darbe oldu, darbe olmuş!
O günü unutamıyordu. Pir içeride dokuzuncu ayını doldurmuştu. Kendisi de aylar sonra yakalanmış, aynı cezaevi ve koğuştaydılar. Yine bir eylül günü Pir zulümle boğuşa boğuşa canını vermişti.
Bir takvim yaprağına, bir o tarafa yüzünü çevirdi. Bakmak istemiyordu ama elinde değildi. Ani bir ağlama nöbeti geldi, boğazına düğümlendi. Yüzünden sel olup aktı yaşlar. Ve namludan seken deli fişek gibi yerinden kalktı. Nereden ve nasıl bulduysa eline bir bıçak geçirdi. Önce şu „Kunta-Kinte zincirinden kurtulmalıyım“ dedi içinden. Bir çırpıda serumun bağlantı hortumunu kesti.
Artık ne yaptığını bilmiyordu, kendinde değildi. Şimdi gemlerinden kurtulan asi bir tay, yıllardır esaret kafesinden kurtulan bir aslandı. O kadar zulüm ve işkenceye sabretmiş olan Mem artık kendini tutamıyordu. Aklında bir Pir vardı, bir de katiller. Bir Pir vardı bir de onu katledenler.
Zalimler, cellatlar ve kurbanlar!
Elinde sımsıkı tuttuğu bıçağıyla yatağından fırladı. Pencerenin önüne gelince durdu. Dışarıda tatlı bir eylül dinginliği azar azar sararan ağaçlara sinmişti. Diğer tarafta yemyeşil ağaçlar, kışa ve soğuğa inat mevsimsiz yaşayan yemyeşil yaprak denizi. Güneş tüm görkemiyle ışıklarını saçıyordu. Telli duvaklı bir gelindi yaşam, onu çağırıyordu.
-“Gel” diyordu dışarıdaki hayat, “hemen şimdi gel. Özgürlük burada. Durma. N’olursun çabuk gel.”
Bin yıllık esareti ve acılarıyla hesaplaşıyor gibiydi. Gözleri çakmak çakmaktı, az sonra bir büyük yangında kaybolacaktı. Dışarısı özgürlüktü, sevgiliydi, Ceren'iydi. Oraya ulaşmak için önüne ne gelirse yıkmaya hazırdı. Şimdi zafer onundu, artık kimse tutamazdı.
Duvarlar ve özgürlük. Özgürlük ve gardiyan. Gardiyan ve duvarlar!..
Duvarın dibinden gelen bir ses onu bu zaferinden alıkoydu. Sağ yataktan geliyordu ses. Düşlerini tarumar etmemeliydi bu duvarın dibindeki gardiyan. Artık yeterdi şimdiye kadar ettiği sabır, acıları sineye çekmesi. İçinde sadece öfke vardı, bütün enerjisini elinde kavradığı silaha vermişti.
Bir atılışla sese ulaştı, tam boğazına sapladı bıçağı. Adam debelendi olduğu yerde, Mem’in elinden kurtulmaya çalıştı. Çığlığı odayı doldurdu.
-Hilfe!..Hilfe!..
Bütün gücüyla bağırıyor, yardım istiyordu adam. Lakin kimse ne duydu, ne de yardımına geldi. Yemek paydosuydu. Mem ağır hastaydı. Adam da karşı koyamayacak kadar hastaydı. Mem'in elinden kurtuldu, son bir çabayla kapıya doğru koştu.
Mem’in beyninde bir tek düşünce kasırga gibi dolaşıp duruyordu. Pir’i katledenlerle hesaplaşmak ve dişarıda kendisini çağıran özgürlüğe ve sevgiliye ulaşmak. O anda diğer yataktan iki göz gördü. Hayır, artık kendisini tutacak ne varsa saf dışı etmeye kararlıydı. Bütün hızıyla ona yöneldi, bıçağını boğazına sapladı. Adam ses çıkarmadı, yerinden kalkmadı. Kalkamayacak kadar hastaydı.
Mem ne açık kapıdan çıktı, ne açık pencereye yöneldi. Karşısındaki pencereye yürüdü, ellerini yumruk yaparak camlara savurdu. Paramparça oldu camlar; yerlere saçıldı, dışarıya savruldu. Pencereye çıktı, ayakta dikilerek bir süre dışarıya baktı. Bir kaç adım atarak bitişik odanın pencerelerine ulaştı. Elleri kanıyordu. Cama döndü, kanayan elleriyle yan odanın camlarına o anda beynini kemiren sorunun cevabını yazdı.
-Pir'im sen haklıydın.
Cevabı yazdıktan sonra şiddetle camlara vurdu. Odada bulunan hastaların paniğe kapılıp kaçıştıklarını gördü hayal meyal. Kan kaybediyordu. Elleri gevşedi, camlara bir daha vuracak güç bulamadı. Bedeninde müthiş bir ağırlık hissetti, bir süre hareketsiz durdu ve arkaüstü bahçeye yuvarlandı ve ağaçların üstüne düştü. Ağaç dalları ona bir hamak görevi gördü. Dallar dallara tutundu. Onu yavaşça yere bıraktılar.
Yerde ne kadar kaldığını bilmiyordu. Az sonra yerinden kalkıp amaçsızca dolaşmaya başladı. Bahçeye ilk kez ayağını basıyordu. Artık özgürdü, Pir’i elinden alan cellatları aşmış ve kendisini çağıran sevgiliye kavuşmuştu. Güller arasına gidip uzandı. Hava ciğerlerine dolmuş, çimenler ve güllerin kokusundan sermest olmuştu.
Tekrar ayağa kalktı. Üstü başı kan, elleri ayakları kan içindeydi. Bir kaç insan gördü. Onlardan sigara istedi. Ama onu görenler korkup kaçıyordu. Kimse ne bir sigara veriyor, ne de bir şey soruyordu.
Büyükçe hastahane bahçesinin içinde kendinde olmadan dolaşmaya başladı. Bir binanın önünde durdu. İçerde birisi konuşuyor, diğerleri usul usul dinliyordu. Pencerenin önünde oturdu. Elini şakağına dayayıp seyre koyuldu. İçerdeki adam onu gördü. Eliyle onu kovdu. Ağırına gitti. Pencereye bir tekme savurdu ve çekip gitti.
Az sonra bir ambulansa rastladı, yanına yaklaştı. O haliyle ambulansa ihtiyacı olduğunu kavramıştı. Şoför hiç oralı olmadı, uzaklaştı yanından.
O esnada bileğinde bir el hissetti. Dönüp baktı boş gözlerle, hiç tepki vermedi. Elinden çekip götürürken arkasından yürüdü. İlk tedaviyi yaptılar, cam kırıklarının olduğu yaraları sardılar. Sağ elinin röntgenini çektiler. Sağ serçe parmağı kırılmıştı. Onu hemen ameliyata aldılar. Artık kendini kaybetmişti. Uyuyordu.
Burnuna bir yanık kokusu geldi, veya öyle sanıyordu. Gözlerini açtı, ameliyat odasında olduğunu anlar gibi oldu. Evet, kemiklerini yakıyorlardı. Etrafına baktı, yüzünü maskeyle kapatmış adamlar gördü etrafında. “Bunlar elimi kesiyor.” diye düşündü Mem. “Demek önce ellerimi kesecek bu faşist Hitler'in tohumu!.. Bari ellerimi Mesken'e taksalardı. O bari el sahibi olsaydı. Gidip yarım bıraktığı bombalarını yapsaydı, diye düşündü.
Bunları düşünürken belki anlaşılmaz mırıltılar çıkarmıştı, belki birilerinin yüzüne bakmıştı. Hatırlamıyordu. Konuşmuş olsa bile oradakiler anlamamış, bir anlam verememişti. Oysa Mem’in içinden şimşek çakar gibi bazı düşünceler saplanıyor ve kayboluyordu.
Az sonra hafızası biraz daha açıldığında gözlerini açtı. Başına dikilmiş adamlara baktı. Polis elbisesini tanımıştı. Acı bir gülüşle gözlerinin içine baktı polisin.
-Sen ne pis pis bakıyorsun xırpo? Artık bana hiç bir şey yapamazsınız. Ben kazandım. Benden her şeyimi aldınız, bundan sonra sıra bende.
Adam onu anlamadı. Almanca birşeyler söyledi. Mem de onu anlamadı.
-Belli belli, polissin sen. Nerede nasıl ve hangi şekle girersen tanırım seni.
Mem bildiği bütün küfür ve hakaretleri gönlüne göre etti. Adam bir şey anlamıyor, tepki de vermiyordu. Sadece gülüyordu Mem’e.
Ameliyattan sonra onu tekrar odasına götürdüler. Bomboştu oda, ondan başka hasta yoktu. Zaten tek yatak vardı. Mem'i uzattılar ve ellerinden ve ayaklarından yatağa bağladılar. Almanların bezden kelepçeleri vardı. İncitmeyen tutsaklık kelepçeleri denebilirdi. O hasta haliyle ömründe pek çok defa takılan kelepçelerden farklı olduğunu görüp hayret etti.
Bir müddet sonra, tam paraleline bir masa ve bir kaç sandalye bıraktılar. Mem yorgundu, ne zaman uykuya daldığını hatırlamıyordu.



Yorumlar (1 gönderildi):
Kaloyê kurd,ku chend xortên li kêleka wî kenên xwe pê dikin,dest bi vegotina chîrokekê dike û dibêje;
- Xwedayê mezin 30 sal da ji bo temenê jiyanê ji mirov û lawiran re.Lê belê "ker" ji 30 salên emrê xwe gazin kir û gote xwedê ez nikarim 30 salan barkêshî û hemaltiyê bikim.Xwedê jî rabû û 15 sal ji temenê kerê xist ser yê mirov û emrê mirov bû 45 û yê kerê ma 15.Pishtî kerê "kuchik/seg" jî hate cem xwedê û neqayiliya xwe derbarê dirêjiya emrê xwe de jê re got.Xwedê 15 sal ji "kuchik" jî stend û temenê mirov kir 60.Lê belê li pêy "kuchik" vê carê "meymûn" hat xwe gîhand xwedê û lom û gazinên xwe ji dirêjaya emrê xwe kir û xwest ku xwedayê mezin 15 salên emrê wê bide mirov.Xwedê 15 salên meymûnê da mirov û temenê meymûnê ma 15 û yê mirov bû 75.We fam kir? Ez nuha zêdeyî 70 salî me û nuha ez ne emrê mirov, lê belê emrê meymûnê dikim! Lê hûn, hîn salên "ker"tiyê dajon!
Nivîskarê ku bi baldarî guhên xwe ji gotinên kalo re mich kiribû,ji wî pirsî?
-Kalo ji ku tê û bi ku ve diche?
-Padishah gazî min kiriye- kalo bersivand,- ez dichim cem sultan, ewê xelatê bi min ve bike! Min 7 zaroyên xwe bona wî shand ber sher û her 7 di sher de mirin,bona wê sultan dixwaze xelatê bi min ve bike!-kalo bi dilshahî û bi ken li nivîskar vegerand!
Nivîskar helbet li ber vegotin û chîroka kalo ya bêhempa matmayî mabû û keyfa wî ji aqilê kalo re hatibû,lê bi bihîstina li ser zarokên wî û bi dilshahî vegotina kaloyê kurd li ser xelata sultên ,kete nava nava fikir û ramanan!
...
Yek ji edîb û nivîskarên din yê rusî ku bala xwe daye ser Kurdan,Aleksandr Pushkîn ê bi nav û denge!Di chîroka xwe ya li jêr navê "sefera Erzuromê" ,ew ji me re bahsa sohbeta xwe û meraqa xwe ya li ser ola êzidiyan dike û dibêje;
"Ku min ji pîrê êzidiyên wê derê pirsî,gelo bi rastî ew bi sheytên baweriyê tînin û wî dihebînin, wî bersiva min da û got, ku herkesî û xwedayê mezin ew ji ber deriyê xwe avêt û nahlet lê anîn. Lê belê em Kurd miletekî dil bi rehmin û dilê me qebûl nekir, ku ew bê xwedî bimîne.Û bi vê bersivê ez dilfireh û dilrehet bûm!"
...
Nizanim bê chima û ji bo chi, lê belê chîroka "sheytanê ji agir" û ya Prometheus ji min re wek ku bi hev têkildarin, xwiyadike! Her waha ev nivîsa Pushkîn û ya Yashar Kemalî ku di romana xwe ya "ve kan akiyordu Firat",xelkê chechen yê kafkasî ji me re wek alîkar û wek parastvanên Prometheus nîshan dide, ji min re wek ku bi hev ve têkildar xwiya dikin!
Lê xwe Prometheus îlankirina Evdo,tenê ji min re meymûntiyê vedibêje!
...
Rojhelatnasê almanî Ferdinand Justî, di berhema xwe ya li ser zimanê Kurdî de, digel pesnê zimanê Kurdî,ew ji me re bi chend hevokan bahsa têkiliyên xwar û awayê seqet yê jiyana Kurdan dike.
...
Ez ku li chav gotina Kemal Pîr ketim,ku dibêje "em hatin bikaranîn", temenê wan xortên kû hîn 30 sal nekiribûn û bikarhatin ji bo bêbext û ji dujmunan re û hatin kujtin û birîndar bûn, li ber chavên min derbasbûn û pêre pêyre ew chîroka Ivan Bunin kete bîra min!
Heger bîlanchoya ev 30 salên dawî bi tenê bê derxistin û di serî de Dêrsim û Agirî, komkujiyên din em li derve jî bihêlin, emê chav li wê tablo û bîlanchoya bêbext bikevin,ku ne tenê bi sedan û bi hezaran ,lê bi sedhezaran kesan ji xortanî û ji jiyanên xwe tahm nestendin û xêr nedîtin. Û ciyê mixabiniyê û kêmbextiyê ye,ku hîn jî ew lîstika nahletlêhatî li dare û henin meymûn, ku pesnê sherê xwe didin,bi kujtina zaroyên me dilshad dibin û li benda xelata efendiyê xwe nin!
Hîn jî henin, xwedê giravî pir dilbirehmin û dilfirehin, lê ji rewsh û ahwalê gelê xwe re chareyekê û dermanekî nabînin,lê ji tirk û ereban re dibin bav û bira û dibin parastvanên wan û berjewendiyên wan!
Sholokhov bû digot;"êsh û birînen xelkê, êsh û birînen me siviktir dike". Lê waha xwiyaye êsh û birînen me her girantir dibin û êsh û birînên dujmunê me siviktir dikin!
Îroj barane û tav tuneye,keyfa min ne li mine! Tenê "Nasname " maye di destên me de,lê belê ji wê re jî rehetî tuneye!
Yorum yaz