Anasayfa | Türkçe | 33 Asker Olayı Ve Turhallı

33 Asker Olayı Ve Turhallı

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kangren Bir Yara Turhallı Olayıdır Aslında

Olayı sadece haberlerde dinlemiştim. Mahkemeye yeniden çağrılıp ifadesi alınan Murat Bakırhan isimli itirafçı, önceki ifadesinde benimle ilgili bir söyleminin olmadığını, beni de tanımadığını söylüyordu. Bingöl sorumluluğunu üstlendiğim yanlış bilgisi buradan kaynaklanıyor. 33 asker tarandığında Şam'daydım. O dönemde ateşkes vardı. Ancak Kulp'ta 11 arkadaş öldürülünce üst yönetim misilleme kararı aldı. Aslında karar öldürmekten çok teslim almaya yönelikti ve Şemdin Sakık'a verilen talimat da bu yöndeydi. Bir, iki gün sonra

Örgütün Eski Lider Kadrosundan Hüseyin Turhallı'nın İlginç Açıklamaları

"PKK, iradesini İmralı'ya hapsetti"
 
 Yeni Aktüle’den MEHMET KORKMAZ 

 

Fizik mühendisliği okurken 12 Eylül'den sonra hukuk fakültesine geçti ve avukat oldu. Kapatılan Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın 1991'de faili meçhul cinayete kurban gitmesine tepki olarak HEP'e üye olduğunu söylüyor. Aynı gün il başkanı seçilmiş. 1992'de partisinin kongresinde Kürtçe konuşma yapınca hakkında idam istemiyle dava açılmış. Örgüte katılmasını "Sonunda dağa çıkıp PKK'ya katılmaktan başka çare bulamadım" şeklinde ifade ediyor. Ancak örgütün modern anlamda kurumsal bir çalışma sisteminden yoksun olduğunu görüp hayal kırıklığına uğradığını belirtiyor. Bir yıldır Avrupa'da ve söylediğine göre inşaatlarda çalışıyor. PKK'nın eski lider kadrosundan Hüseyin Turhallı, e-posta ile yaptığımız röportajda çok ilginç açıklamalarda bulundu.

- PKK'nın dağ kadrosuna nasıl katıldınız?

Diyarbakır HEP İl Başkanı olduğumda mesleğimin de zirvesindeydim. Hukuk camiasında saygın bir yerim vardı. İyi de kazanıyordum. Ancak her gün onlarca insan ölüyordu. Defalarca suikast girişimlerine maruz kaldım. Bir yıl evimde hiç yatmadım. 18-19 Eylül 1992'de yapılan HEP 2. Olağanüstü Kurultayı'nda Kürtçe konuşunca hakkımda idamla yargılanmak üzere dava açıldı. Dolayısıyla kaçmanın dışında yol kalmamış oldu. Kendi köyüm olan Riz'e döndüm. Sonra uzaktan akrabam ve aynı zamanda HEP Parti Meclisi üyesi olan İbrahim İncedursun'dan bir haber geldi, "Sana sahte bir kimlik ve pasaport ayarladım. Avrupa'ya çık" dedi. Aldım, yola çıktım. Ama Kapıkule'de yakalandım. İki gün sorgulamada kaldım. Pasaport başka bir şahsa aitti, ben başka bir şahsın kimlik bilgilerini verdim ve tabii ki ben de üçüncü bir şahıstım. İyi bir tiyatrocu rolü, hukuk bilgisinin gücü ve 200 Mark rüşvetle savcılığa çıkarıldım. Orada da aynı rol ve ifadeyi tekrarladım, Edirne Emniyeti'nden kurtulmayı başardım. Meriç'i aşarak 17 Aralık 1992'de Yunanistan'a vardım. Bu olayı "Özgürlük Türküsü" adlı kitabımda detaylarıyla anlattım. Birkaç gün sonra Hürriyet Gazetesi'nde "Edirne Emniyeti'nde PKK köstebeği" manşetini görünce hiç de şaşırmadım. Sanırım orada çekilen fotoğraflarım Diyarbakır'a gönderilmişti ve Diyarbakır polisi "bu adamı bize gönderin" deyince yakalanıp bırakılan kişinin idam edilmek üzere aranan Hüseyin Turhallı olduğu anlaşılmıştı... Kısacası avukatlıktan hemen sonra başlayan bir dağ serüvenim yoktur.

- Örgütte hangi görevler verildi?

Yunanistan'a geçtikten altı ay sonra "Kürdistan Ulusal Meclisi" adıyla kurulan oluşuma katılmak üzere Şam'a gittim. Ancak bu oluşum PKK tarafından feshedilince Şam'da beş ay kadar kaldım ve kitle çalışmaları için Suriye'nin Kamışlı şehrine gittim. 12 Ekim 1993'te Suriye polisi tarafından yakalandım. İlk ifademden sonra sorgusuz sualsiz "Fır'a Filistin" denen hapishanede beş metre yerin dibinde yedi ay hapis yattım. O sırada İçişleri Bakanı Nahit Menteşe Suriye'ye geldi. Suriye yönetimi Fırat Nehri sularının serbest bırakılması, sınır kapılarının ticarete açılması ve Müslüman Kardeşler örgütünden bazı kişilerin teslim edilmesi karşılığında beni Türkiye'ye verme kararı aldı. Mayıs 1994'te götürüldüğüm Cilvegözü Sınır Kapısı'nda teslim alma töreni yapıldığı sırada nezarethanenin demir parmaklıklarını sökerek kaçtım. Onlarca Türk ve Suriye askerinin ateşi altında, bir şekilde dağlık araziye kaçarak kurtulmayı başardım. Sekiz gün aç, susuz ıssız dağ ve arazilerde 300 kilometre yürüyerek Afrin'e vardım. Ve oradan tekrar Şam'a gittim. Bir süre tedavi gördüm ve Mart 1995'te Kuzey Irak'a geçtim. K. Irak'a geçtiğim gün TSK'nın "Çelik" adı verilen sınır ötesi operasyonu oldu. Dağlara sığındık. Bu anlamda, teorik eğitim yöneticiliği dışında ciddi bir görevim de olmadı. Silahlı eylemimse K. Irak'ta uzun süre Etruş Mülteci Kampı sorumluluğu yapmak...

- Türk basınında, bir süre PKK'nın Bingöl sorumlusu olduğunuz yazıldı. 1993'teki Bingöl-Elazığ karayolunda 33 askerin taranmasıyla ilgili ne biliyorsunuz?

Bingöl alanında hiçbir zaman görevim olmadı. 2003'te Almanya'ya gittim. Kimlik kontrolü sırasında "İnterpol seni arıyor" diyerek beni hapse attılar. Yargılanmam beş ay kadar sürdü. Türkiye'nin iade talebiyle gönderdiği belgelerde 17 Mayıs 1999'da Bingöl Valisi'ne karşı girişilen suikastta yer aldığım söyleniyordu. Olayı sadece haberlerde dinlemiştim. Mahkemeye yeniden çağrılıp ifadesi alınan Murat Bakırhan isimli itirafçı, önceki ifadesinde benimle ilgili bir söyleminin olmadığını, beni de tanımadığını söylüyordu. Bingöl sorumluluğunu üstlendiğim yanlış bilgisi buradan kaynaklanıyor. 33 asker tarandığında Şam'daydım. O dönemde ateşkes vardı. Ancak Kulp'ta 11 arkadaş öldürülünce üst yönetim misilleme kararı aldı. Aslında karar öldürmekten çok teslim almaya yönelikti ve Şemdin Sakık'a verilen talimat da bu yöndeydi. Bir, iki gün sonra Doğu'ya giden ana yollar kesiliyor ve ilk bilgilere göre içinde özel tim ve subayların da olduğu 97 kişi tutuluyor. Bingöl'den gelen tank ve askerler olaya müdahale ediyor. Sekiz arkadaş da orada ölüyor. Bingöl alanının komutanı "Zeynel" isminde bir arkadaştı. Askerleri kaçıran grup komutanı telsizle Zeynel ile bağlantıya geçiyor, yanlarında bu askerleri götürürlerse kurtuluşlarının mümkün olamayacağını söylüyor. Zeynel de "Ateşkes sürecinde 40 kaybımız oldu. İçlerinden 40 askeri seçin. Diğerlerini serbest bırakın" diyor. Diğerleri bırakılıyor. Tarama sonucu yedi asker sağ kalınca sayı 33 olarak kalıyor. 
 
 

 

 

  

 

 

Yorumlar (1 gönderildi):

Osman Altınbaş .. 06 Sep, 2008 01:42:12
avatar
Hüseyin Turhallı,hukuk fakultesinden yoğun münasebetlerimizin olduğu bir arkadasımızdı. 33 masum insanın öldürülmesiyle ilgili karar verebilecek denli merhametsiz birisi olduğunu sanmıyorum.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin