Selahaddin Eyyubi'nin Hıristiyanlığı (1)
(Nubihar dergisi 101. sayısında “ Kurd û İslamiyet” başlıklı Kürtçe bir makale yazmıştım. Bir paragrafında bir derdimi şöyle dile getirmiştim: “İçimdeki bir yarayı. Hayır! Hayır! Milletimin bir yarasını açayım: Biz Kürtler E.yyubi’lere yeterince sahip çıkmıyoruz. Haklarında tarihi
Felekeddin Kakeyi*
Kürtçe’ den Çeviri: Nevzat Eminoğlu
(Nubihar dergisi 101. sayısında “ Kurd û İslamiyet” başlıklı Kürtçe bir makale yazmıştım. Bir paragrafında bir derdimi şöyle dile getirmiştim: “İçimdeki bir yarayı. Hayır! Hayır! Milletimin bir yarasını açayım: Biz Kürtler E.yyubi’lere yeterince sahip çıkmıyoruz. Haklarında tarihi araştırmalar yapmıyoruz. Kitaplar yayınlamıyoruz. Dünyaya tanıtmıyoruz. Bu da dertler üstü bir derdimizdir ki ne siz sorun ve ne de ben söyleyeyim.”
Biz Kürtler tarihimize sahip çıkmayan, yazmayan ve araştırma yapmayan bir milletiz. Duygusal, tepkisel ve kuru sloganik söylemlerle kendimizi ifade etmeye çalışırız. Hele tarih, edebiyat ve özellikle Eyyubi Kürtleri tarihi ile ilgili aydınlarımızın, yazarlarımızın, tarihçilerimizin, Seyda ve melle’lerimizin aymazlığı, tembelliği ve ümmiliği yüreğimi- biliyorum bütün ehl-i hamiyetin yüreğini – yakıyordu.
İşte bu feryadımdan sonra geçenlerde NETKURD isimli bir sitede, Sayın Felekeddin Kakeyi’nin, Selahaddin’in Hıristiyan yapılma gibi trajikomik boyutlara varan örneklemeleri içeren makalesini gördüm. Aynı yaraya kendisi de parmak basıyordu. Türkçe’ ye çevirip daha geniş bir kesimin bu feryadı duymasını istedim. Bu münasebetle söz konusu makalemden de bu konuyla ilgili gördüğüm bir pasajını anti parantez olarak aktardıktan sonra sayın Bakan’ın makalesini sizlerle paylaşacağım.
“Fakat şu tarihi bir gerçektir ki; İslamiyet’ten sonra Kürt tarihi bulanıklılıktan, karanlıktan çıkarak (Kürtlerin) isimleri, dilleri, ülke adları tam belirginleşiyor. Kürt dili ilk olarak yazılı eserlerini elimize kadar ulaştırıyor. Tahirî Uryan, Elîyê Herirî, Hesenê Batê gibi âlim ve edip kişilerin kitapları, divanları ve kurulan medrese ve eğitim kurumları Kürt edebiyatının, Kürt medeniyet ve siyasal hakimiyetinin temelini oluşturuyorlar. Amerika’nın Harward Üniversitesi tarih profesörü, Kürtlerin İslamiyet’i kabul edişlerinin ilk zamanlarına tekabül eden o döneme ait araştırmalarında şöyle diyor: “Kürtler üç yüz yıllık İran Sasanîleri ve Bizans İmparatorluğu idaresindeki karanlık ve ezilme dönemlerinden sonra, 7. ve 9. yüzyıllarda, yeniden yeşeren güçleri ve siyasetteki hakimiyetleri, döneme mührünü vuruyor. Bu yükselme, 10. ve 12 yüzyıllarda, en yüksek seviyelerine ulaşarak haklı olarak “İslam’ın Kürt yüzyılları” olarak adlandırılıyordu. Kürt siyasi hâkimiyeti, askeri fetihler ve göçler ile Orta Asya’dan tut Libya ve Yemene kadar uzanıyordu. Kürtler Orta Doğunun merkez bölgelerni, kurdukları devlet ve hanedanları ile korudular. Kürt dili ve Kültürü altın yıllarını bu dönemde yaşadı. Kürtler tüm bu süreçlerde felsefe, müzik, müzikoloji, mimari, mühendislik, matematik ve astronomide uzmanlaştılar. O dönemin ünlü Kürt tarihçilerinden Ebul Fida, İbni Esir, İbni Şeddat, İbni Kuteybe, filozoflarından Suhraverdi, Ayn el Qudat Hemedani, müzikologlarından Seyfedin Umrewi ve Muhammed İbni Katip Erbili, müzisyenlerinden İbrahi, İshaq Mawsili ve Zeryab, mimar ve mühendislerden Munis, matematikçilerden ve astrologlardan Muhyedin Axlatî, biyografiden İbni Xaliqan, ansiklopedist İbni Nedim, halk ve dini devrimcilerden Babek ve Nasreh bunlardan sadece bir kaçıdırlar.(Prf. Dr. Merdhard.R. İzady. KÜRTLER. İngilizce’den Çev. C. Atilla. Doz Yay.)
Bu temel üzerine Kürtler devletler kuruyorlar. Rewadi Devleti, Merwanî Devleti, Erdilani Devleti ve Eyyübi İmparatorluğu gibi Kürt devletleri kuruluyor. Özellikle Eyyübi Kürt Devleti dünyaya öyle bir medeniyet, adalet ve insanlık gösteriyor ki yalnız değil İslam alemini, tüm Avrupa’yı da hayranlıkla taktire sevkediyor. O zamandan şimdiye kadar hiç bir doğu devleti ve hiç bir Müslüman lider, Avrupa’da Eyyübi Devleti ve onun lideri Selahaddin Eyyübi kadar sevilmemiş ve takdir görmemiştir. Evet, büyüklük odur ki düşmanı tarafından bile taktir edilsin.”)
Nevzat Eminoğlu
Selahaddin Eyyubi sadece bir Müslüman değildi. Büyük bir bilgindi aynı zamanda. Fıkıh, hukuh ve diğer İslami ilimlerde de uzmandı. Bütün bunlarla beraber adil bir yöneticiydi de. Bazen olur kadılık yapar, halkın sorunlarını çözerdi.
Bir gün mahkeme hakiminin makamına oturmuştu. Gelen bir kişi bizzat Selahaddin’den şikayetçiydi. Selahaddin hemen hakimlik koltuğunu terk etti ve koltuğu başka bir hakime bıraktı. Bir sanık olarak mahkemenin huzuruna çıktı. Kendisi ve şikayetçi taraf hakkındaki yargılamayı dinledi. Ta hakim kararını verinceye kadar.
Öyle ise nasıl oluyor ki böyle samimi bir Müslüman’ın adı Hıristiyanlıkla anılır oldu.
Bu konu ve iddia, bir çok Avrupalının kitap, roman ve belgelerinde yer alıyor. Hem de Arap, Kürt ve diğer Ortadoğulu milletlerin Selahaddin ile ilgili yazdığı yüzlerce kitabın aksine olarak.
Ortadoğu ülkelerine saldırılar düzenleyen Avrupa’nın İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya gibi Hıristiyan ülkelerin askerlerine karşı Selahaddin Eyyubi’nin askerleri savaş veriyordu ve onları yeniyordu. O Hıristiyanlar, bir çoğu kitaplarda toplanan yüzlerce yaşanmış hikaye ve destansı hatıraları beraberlerinde geri götürüyorlardı. Onların çoğunda Selahaddin’nin kahramanlığından, erdemliliğinden, toleransından ve sevgi dolu kişiliğinden söz ediliyordu. Söz konusu kişi her ne kadar kendi düşmanları ve kendileri ile savaşıyor idi ise de. Bazı Avrupalıların roman ve kitaplarında Selahaddin Eyyubi efsanevi bir kişilik olarak anlatılmış. Dahası Hıristiyan olarak nitelenmiş. “Selahaddin ve Dönemi” [1] kitabında Avrupalı kaynaklarda bu konuda bir yığın ayrıntılı bilgi vardır.
Selahaddin’in erdemi, toleransı ve şefkati ile ilgili onlarca yaşanmış hikaye gördüğümüz o kitaplarda, tarihte “Haçlılar” olarak bilinen o dönemin(sekiz yüz yıl önce) Hıristiyanları kendi aralarında, “Selahaddin’nin hal ve hareketleri, yönetim tarzı ve yaptıkları Hıristiyanlara benziyor, Müslümanlara değil. Bundan dolayı da aslen Hıristiyan olsa gerek. ” Bu sefer Fransız ve İngilizler arasında çekişme başlıyor. Fransızlar: “Evet o bir Hıristiyan’dır. Annesi de Fransız’dır.” İngilizler de. “ Hayır. Eğer Hıristiyan ise annesi İngiliz’dir.” [2] Kısacası herkes Selahaddin’i kendi tarafına çekmek istiyordu. Onlar ki Selahaddin’in düşmanlarıydılar ve onun insanlık dolu yaklaşımını kavrayamadılar. Hiç olmazsa onu kendilerine mal etmeye çalışarak, kendilerince Hıristiyan yapmak istiyorlardı. Onlara göre o özellikler hiçbir Müslüman liderde görülmemiştir.( Bizce de bu doğru bir tespittir. Eyyubi Kürtleri ile ilgili etraflıca araştırmalar yapılsa Selahaddin ve diğer Kürt önder ve liderlerinin üstünlüğü anlaşılacaktır. Bu şimdilik bir tarafta kalsın.)
İtalyanların büyük şairi Dante Selahaddin’e özel bir yer vererek diyor ki: “ Selahaddin Hıristiyanlığın dışında kalmak istemiş ancak tavır ve davranışlarında yer yer Hıristiyanlığın değerlerini göstermiştir.” [3]
Avrupa Hıristiyanları Selahaddin’e üstelik kendisi istemediği ve o bundan habersiz olduğu halde “ Onursal/Fahri Şahsiyet” [4] vermişler. Belli ki Hıristiyanlar Selahaddin’in kendilerinden olmasını, nasıl oluyorsa, istemişlerdir. Her ne kadar o, bütün gücüyle onlarla savaştığı halde. Bu da gelip Selahaddin’in kahramanlık ve erdemliliğine dayanıyor. Bundan dolayıdır ki bugün Araplar, Türkler ve İranlılar Selahaddin’i kendi kahramanları yapmak için can atarak didinip duruyorlar. Ancak Selahaddin’in milleti yani soydaşları olan Kürtler hariç. Sadece onlar Selahaddin’i kendilerinden uzak tutmak istiyorlar……(devam edecek)
*Kürdistan Bölge Hükümeti Kültür Bakanı
1] B. H. Newbai. Latince’den Arapça’ya çeviren: Memduh Erwan. Darul Cındi En Neşr, Suriye. Dımeşq. 1993
[2] Bakınız: Aynı Kaynak: sayfa: 13
[3] A.g.e: s. 244
[4] A.g.e: s. 245-248



Yorumlar (3 gönderildi):
Baalbek ve Şam’da büyüyen Salahaddin iyi bir din eğitimi aldı. Askeri yaşamı I. İmadeddin Zengi’nin oğlu ve ardılı Emir Nureddin Mahmud’un komutanlarından, amcası Asadeddin Şirkuh’un hizmetine girmesiyle başladı. Şirkuh’un, Mısır’ın I. Haçlı Seferi sonucunda kurulan Latin-Hristiyan devletlerinin eline geçmesini önlemek amacıyla düzenlediği üç sefer
sırasında, Kudüs’ün Latin kralı I. Amalricus, Mısır’ın Fatımi halifesinin güçlü veziri Şavar ve Şirkuh arasında karşılıklı bir mücadele gelişmişti. Salaheddin Şirkuh’un ölümünden ve Şavar’ın öldürülmesinden sonra, henüz 31 yaşındayken hem Suriye birliklerinin komutanlığına, hem de melik unvanıyla Mısır vezirliğine atandı (1169).
1171’de Mısır’da Şii Fatımi halifeliğine son vererek Sünniliğe dönüldüğünü ilan eden Salaheddin Eyyubi böylece Mısır’ın tek yöneticisi durumuna geldi. Bir süre için kağıt üzerinde Emir Nureddin Mahmud’un vasalı olarak kaldıysa da bu ilişki Suriye emirinin 1174’te ölmesiyle sona erdi. Mısır’daki zengin tarım topraklarını mali dayanak olarak kullanan Salaheddin, Nureddin’in çocuk yaştaki oğlu adına naiplik talebinde bulunmak üzere küçük, ama çok disiplinli bir orduyla Suriye’ye hareket etti. Ama çok geçmeden bu talebinden vazgeçerek, 1174’ten 1186’ya değin Suriye, Kuzey Mezopotamya, Filistin ve Mısır’daki tüm Müslüman topraklarını kendi bayrağı altında birleştirmeye girişti. Zamanla sahtekarlık, ahlaksızlık ve gaddarlıktan uzak, cömert, erdemli, ama kararlı bir hükümdar olarak ünlendi. O zamana değin iç çekişmeler ve yoğun rekabet yüzünden Haçlılara direnmede güçlük çeken Müslümanların maddi ve manevi açıdan güçlenmelerini sağladı.
Selahaddin, yeni ya da gelişmiş askeri teknikler kullanmak yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı. 1187’de bütün gücüyle, Latin Haçlı krallıklarına yöneldi. Düşmanlarının tümüyle yoksun olduğu komuta yeteneğiyle 4 Temmuz 1187’de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir Haçlı ordusunu, Kuzey Filistin’de Tiberya yakınındaki Hittin’de sıkıştırdı. Tarihin büyük dönüm noktalarından biri olan Hittin Savaşı'nda Seladdin Haçlı ordusunu bir hamlede yok etmeyi başardı. Haçlıların verdiği kayıpların büyüklüğü Müslümanların Kudüs Krallığı’nın neredeyse tümünü ele geçirmesini sağladı. Akka, Betrun, Beyrut, Sayda, Nasıra, Caesarea, Nablus, Yafa ve Aşkelon üç ay içinde düştü. Salaheddin Haçlılara en büyük darbesini ise 88 yıl Frankların elinde kalan Kudüs’ü 2 Ekim 1187’de teslim alarak indirdi.
Selahaddin’in başarısına düşen tek gölge Sur’un ele geçirilmemesiydi. 1189’da Haçlı işgali altında yalnızca üç kent kalmış, ama sağ kalan dağınık Hristiyanlar zorlu bir kıyı kalesi olan Sur’da toplanarak Latin karşı saldırısının çıkış noktasını oluşturmuşlardı. Kudüs’ün düşmesiyle derinden sarsılan Batılılar yeni bir Haçlı seferi çağrısında bulundu. III. Haçlı Seferi çok sayıda büyük soylu ve ünlü şövalyenin yanı sıra, üç ülkenin krallarını da savaş alanına çekti.
III. Haçlı Seferi uzun ve tüketici oldu. I. Richard (Aslan Yürekli Richard) tartışmasız askeri dehasına karşın hiçbir sonuca ulaşamadı. Haçlılar Doğu Akdeniz’de ancak güvensiz bir toprak parçasına tutunabildiler. Kral Richard Ekim 1192’de dönüş için yelken açtığında savaş sona ermişti.
Selahaddin başkent Şam’a çekildi. Uzun seferler ve at üstünde geçen günlerden sonra çok yaşamadı. 1193'de öldü. Akrabaları imparatorluğu paylaşırken, arkadaşları Müslüman dünyasının en güçlü ve en eli açık hükümdarının, mezarını yaptırmaya yetecek para bırakmadığını gördüler.
Notlar Vladimir Minorsky, The Prehistory of Saladin, Studies in Caucasian History, Cambridge University Press, 1957, pp.124-132.
******************************************
Mit herzlichem Grüße
Alexander.
tarih tekerrurden ibarettir.
de, Salahaddin gibi kutup sahsiyetleri bagrindan cikarmis bir milletin citanin seviyesini bu kadar dusurmesini hazmedebilen varsa beri gelsin.
Kurtleri temsil ettigini iddia edenler, kendisine Kurd Milletinin onderligi payesini verenlerin ortada cirit attigi su zamanda artik su Kurd madeininden bir degil bin Salahaddin cikarmali degilmiyiz. Eski defterleri acip eski hesaplari tamamlamak icin degil, Hem milletimizin,hem ummetimizin hem tum insanligin hayri icin.
Allah ona rahmet eylesin...
Yorum yaz