her tuttuğun gül olsun...
İtiraf edeyim, bende zaman zaman idealist düşünceler hakim hale geliyor. Mesela ; ben, sizin gibi insanları tarihin mahsusçuktan öldürmediğini düşünürüm bazen. Tarih, o kan deryasının ardında mutlaka birini bırakır ki anlatsın, diye bir duyguya kapılırım.. İşte sen o bırakılanlardan birisin, bile istenile..
İşte Böyle Harun’um İşte Böyle..
Halim KAR (Oturan Adam)
Bu sabah sayende yine bir memleket yolculuğu yaptım. Hasreti ve acıyı yüreğime doldurdum bir kez daha bu yazını okuyunca. Çünkü ben Munzurluyum...
Ama, beni (ve sanıyorum diğer okurlarınıda) aldatan bir şey oluyor, o’da yazılarına (aynı konunun devamı olsa bile) farklı bir başlık kullanmamandan kaynaklanıyor. Hep şöyle bir düşünceye yol açıyor; ‘ben bu yazıyı okumuştum’ (bende de böyle bir duygu oluştuğu için bu sabah, ’hele bir bakayım, belki başka bir yazısıdır’,dedim ve öyle okudum) ya da bazı okurlarda da , ‘birinicisini okumadım, o zaman ikincisininde okumayayım’ gibi. Halbuki her yazın bir başka ahenk taşıyor.
Bence bunu bir düşün. Sonra kareleri birleştirmek senin işin. Yani kullandığın ‘başlıklar’ okurda okumadan bir ‘ön yargı’ ve caydırıcılık duygusu taşımasa daha iyi olur. Okur yakalamak, balık tutmaktan daha zordur, hele bu mevsimsiz siyasal ortamda. Ve her yazar kendi duygu vede düşüncesini en geniş kitleyle paylaşmak ister...
Gelelim sana.
Bir konuşmamızda bana, ‘senin bana yaptığın iltifatları ben haketmedim’ demiştin. Ben ise, ‘bu tür söylemler sizin gibi değerlerin kendi kendini küçük görmesine yol açar, bu ise kendi kıymetini bilmemektir’ diye cevaplamıştım. Böyle bir duygu, o güzel insanların yazmasını engeller diye korkmuşumdur her zaman.
İtiraf edeyim, bende zaman zaman idealist düşünceler hakim hale geliyor. Mesela ; ben, sizin gibi insanları tarihin mahsusçuktan öldürmediğini düşünürüm bazen. Tarih, o kan deryasının ardında mutlaka birini bırakır ki anlatsın, diye bir duyguya kapılırım.. İşte sen o bırakılanlardan birisin, bile istenile..
Güzel bir kalemin var, yüreğin pırıl pırıl. Yazılarında kendini değil, hep başkalarını ve değer yargılarını öne çıkarıyorsun, bunlar bir erdem. Hele kavgayı doğayla bütünleştirmen ? Müthiş bir senfoni oluşturuyor, alıyor götürüyor okuru diyardan diyara. Seni okuyarak Munzurun fotoğrafını rahatça çizebilir bir ressam...
Son demeden, biraz da kendime iltifat etmek isterim sayende; ben (senin o arkadaşı anlattığın ‘anı’ gibi, umarım onuda yazarsın bir gün)) kolay kolay yanılmam Harun’um, ‘iyi bir yazarsın sen !’, (yeterki ‘yeterlilik’ duygusuna kapılma). Ve ben , ‘aydın dalkavukluğu gibi bir duyguyla hareket edip sana iltifat etmedim ( benim yapacağım şey değildir bu), değiyorsun. Bizim yeni yeni yetişen, aynı zamanda sayısız bedeller ödemiş değerimiz, dahası bizden birisin, hakediyorsun sen.
Sanıyorum edebiyat dünyası da kıskançlığından vaz geçerse ve de tek gözle dünyayı süzmeden feragat ederse, senden çokça bahsetmek zorunda kalacak. Bize o meçhul, o hesapsız kitapsız kahramanları anlatacaksın. Ağıdını yakacaksın. O’nların çığlığını duyuracaksın. Dağların seranadı diyorum ben buna. Seni beğeniyle okuyor, seni coşkuyla dinliyoruz Harun’um; sen yazdıkça, dağlar dağ gibi esiyor, nehirler nehir gibi akıyor bile isteye, yeterki sen şarkılarını söyle.
Güller ve güzellikler hep yüreğine dolsun güzel kardeşim, her tuttuğun gül olsun...
Not:Akar yazdı.
Celal Atca çekti.
Nasname yayınladı.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz