Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Kürtlerde Savunma GeleneÄŸi ve Entellektüel Alan Kürtlerde Savunma GeleneÄŸi ve Entellektüel Alan ================================================================================ Nasname : on 11 May, 2008 04:47:00 Cemil GündoÄŸan GeçtiÄŸimiz yaz sonunda Vate Yayınevi tarafından yayımlanan Kawa Davası Savunması ve Kürtlerde Siyasi Savunma GeleneÄŸi adlı kitabımla ilgili deÄŸiÅŸik deÄŸerlendirme ve eleÅŸtiriler yapıldı. Bunlarla ilgili olarak ÅŸimdiye kadar kamuoyuna açık bir deÄŸerlendirmede bulunmadım. Bunun önde gelen nedenlerinden biri, kitap hakkında tek tek kiÅŸilerle bağımsız tartışmalar yürütmek yerine, yapılan eleÅŸtiri ve deÄŸerlendirmeler arasından, kamuoyu önünde açık bir tartışma yürütmeye deÄŸecek nitelikteki husus ve eÄŸilimleri konu edinen daha genel -ve tercihen teorik- bir tartışma yürütmeyi arzuluyor olmamdı. Son olarak Åžakir Epözdemirin kaleme aldığı Kürtlerde Siyasi Savunma GeleneÄŸi veya Savunmamın Savunması( ) adlı yazı vesilesiyle, sözü edilen kitabın okunuÅŸunda kendini gösterdiÄŸini düÅŸündüÄŸüm bazı sorunlara deÄŸinmek istiyorum. Bu sorunlar, baÅŸlıktan da anlaşılacağı gibi esas olarak Kürt entellektüel alanıyla ilgilidirler. Önce okumamış okurlar için kitabı özetlemek istiyorum. Sözü edilen kitap, gerçekte iki alt kitaptan oluÅŸuyor: SunuÅŸ ve Savunma. SunuÅŸ adını taşıyan birinci kitap altı bölümden meydana geliyor: Birinci bölüm, mahkemede savunulan Kawa örgütünün kısa bir tarihçesine ayrılmıştır. İkinci bölüm, Elazığ Kawa davası savunmasının kaleme alındığı koÅŸulları anlatıyor. Üçüncü bölüm, Savunmanın yol açtığı bazı sonuçları ele alıyor. Dördüncü bölüm, Savunma ile yazarının o dönemdeki (1982) kiÅŸisel iliÅŸkilerini konu ediniyor. BeÅŸinci bölüm, 1800lerin sonlarından 1984 yılına kadar olan dönemde Kürtlerdeki siyasi savunma geleneÄŸini inceliyor. Altıncı bölüm ise Savunma ile ilgili teknik bilgiler aktarıyor. Burada kısaca Savunma (büyük harfle) olarak adlandırılan ikinci kitap ise Elazığ Askeri Sıkıyönetim Komutanlığı bünyesinde görülen Kawa davasında mahkemeye sunduÄŸum savunma metninden oluÅŸuyor. Bu metnin önemli konuları ise ÅŸunlar: Resmi ideoloji, Sömürgecilik, Kürdistanın bir ülke olarak orijinalitesi ve bunun Sömürgesel bir devrim olarak Kürdistan devrimine etkileri, bağımsız örgütlenme, Kürdistan devriminin hedefleri ve itici güçleri, silahlı mücadele ve terörizm. *** Gelelim eleÅŸtiri ve deÄŸerlendirmelere. 12 Eylül cuntasının ölüm tehditleriyle dolu cezaevi hücrelerinde, her türlü olanaktan yoksun biçimde ve büyük ölçüde gizlice hazırlanan Savunmayla ilgili olarak Kürtler cephesinden fazla deÄŸerlendirme yapılmadı. Bana kiÅŸisel olarak ulaÅŸan veya İnternet ortamında yayımlanan az sayıdaki deÄŸerlendirme genellikle beÄŸeni ve/veya hayret ifadelerinden oluÅŸuyordu. Hayret, o koÅŸullarda böyle bir metnin kaleme alınabilmiÅŸ olması; beÄŸeni ise baÅŸta bağımsız örgütlenme konusu olmak üzere Savunmada yer alan çeÅŸitli teorik tespit ve açılımlar baÄŸlamında dile getirildi. Bu beÄŸenilerin bir kısmının Kawa çevresiyle iliÅŸkili kiÅŸilerden gelmesi ve Kawanın geçmiÅŸte tuttuÄŸu pozisyonun doÄŸruluÄŸunun, Kawanın haklılığının ve dürüstlüÄŸünün vb. kanıtı olarak sunulmuÅŸ olması ise ayrıca dikkat çekiciydi. Bu son noktanın benim açımdan önemi, aÅŸağıdaki paragraflarda geliÅŸtirmeye çalışacağım tartışmayla iliÅŸkisinden geliyor. EleÅŸtirilere gelince; kitabın en çok tartışılan ve eleÅŸtiri alan bölümü SunuÅŸ oldu. Burada da iki alt bölüm özellikle dikkat çekiyor: Kawa örgütünün tarihçesi niteliÄŸindeki birinci bölümle, Kürtlerde siyasi savunma geleneÄŸini inceleyen beÅŸinci bölüm. Birinci bölüme iliÅŸkin deÄŸerlendirmeler daha çok Kawa örgütüyle iliÅŸkili kiÅŸilerden gelirken, beÅŸinci bölümle ilgili deÄŸerlendirmeler genellikle Kawa dışındaki Kürt hareketlerine mensup kiÅŸilerden geldi.( ) Bu son husus, kitabın okunuÅŸ tarzıyla ilgili bir firkir vermesi bakımından dikkat çekicidir. 1970lerde Kawayla iliÅŸkili olan okurların birinci bölüme, 1970lerde diÄŸer Kürt hareketleriyle iliÅŸkili olanların da beÅŸinci bölüme odaklanmalarından çıkan sonuç ÅŸudur ki eleÅŸtiri ve deÄŸerlendirme sahiplerinin büyük çoÄŸunluÄŸu daha çok kendi kiÅŸisel-grupsal pratikleri çerçevesinde bir okuma yapmaktadırlar. Ya da en azından dışarıya yansıyan boyut bu olmaktadır.( ) Bunun son örneklerinden biri, Åžakir Epözdemirin yukarda anılan yazısıdır. Yazının baÅŸlığı durumu yeteri açıklıkta ifade ediyor: Kürtlerde Siyasi Savunma GeleneÄŸi veya Savunmamın Savunması. BaÅŸlığın ima ettiÄŸi gibi, Epözdemir, bütün kitabı, bir bakıma SunuÅŸun beÅŸinci bölümünde yer alan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi savunmalarını konu edinen alt bölümdeki Åžakir Epözdemirin savunmasıyla ilgili paragraflara indirgemiÅŸ ve buna karşı bir savunma yazmıştır. Keza yazdığı ÅŸeyi, sanki ortada Epözdemirin 1969daki savunmasını mahkum etmek isteyen bir iddianame varmış da buna karşı bir savunma yazıyormuÅŸ edasıyla savunma olarak adlandırması da, Epözdemirin kendi dar pratiÄŸi çerçevesinde bir okuma yaptığını düÅŸündürüyor. İlerlemeden belirteyim ki elinizdeki yazı, Åžakir Epözdemirin eleÅŸtiri ve deÄŸerlendirmelerine karşı kaleme alınmıyor, yukarıda da belirtildiÄŸi üzere sadece o vesileyle kaleme alınıyor. Sayın Epözdemirin anılan yazısını deÄŸerlendirmek ayrı bir iÅŸtir. Üstelik de zor bir iÅŸ! Çünkü sayın Epözdemirin 20 A4 sayfası tutarındaki yazısında neredeyse yok yoktur: Åžerefnamedeki bazı verilere dayalı, Kürdistandaki geleneksel aydınlarınkini andıran tarih yorumlarından dost serzeniÅŸlerine; 1969 savunmasıyla ilgili yeni verilerden eski yoldaÅŸlarıyla ve Kürt sosyalistleriyle olan tartışmalarına; bireysel dürüstlük ve istikrar iddialarından anti-entellektüel popülist tavır alışlara, Kürt hareketinin önderliÄŸini Kürt burjuvalarına terketmediÄŸimiz müddetçe kurtulamayacağımız kehanetinden, Kürtlerin bugün içinde bulundukları kötü durumun sorumlusunun Kürt sosyalistleri olduÄŸu iddiasına kadar uzanan bir çok iddia, tespit, tartışma, suçlama, onaylama, reddiye, kızgınlık, babacanlık, eleÅŸtiri vb. gayet serbest stilde ard arda dizilmiÅŸtir. Bu kadar geniÅŸ alanlara yayılan konuları belli bir bütünlük içinde kalarak anlatmak ne kadar zorsa, bunlara belli bir bütünlük içinde kalarak cevap vermek de (cevap vermenin gerekli olduÄŸu noktalarda kuÅŸkusuz) o kadar zordur! Ama sorun sadece bu deÄŸildir. Sayın Epözdemir, benim kitabım vesilesiyle okura bir tür ömür muhasebesi de yapmaktadır. Okurlarına bu mücadeleye nasıl baÅŸladığını, nasıl yürüttüÄŸünü, nasıl istikrarlı bir çizgi izlediÄŸini ve gelinen noktada hayatın kendisini nasıl doÄŸruladığını anlatmaya ve kanıtlamaya çalışmaktadır. Bir diÄŸer deyiÅŸle benim Epözdemirin 1969daki savunmasıyla ilgili yapmış olduÄŸum analiz, sayın Epözdemirin bir altın vuruÅŸ yapmasına vesile olmuÅŸtur. Kendi payıma, yaÅŸça bizden önceki kuÅŸaÄŸa mensup bir aydınımıza böyle bir fırsat yaratmış olmaktan gelen mutluluk dışında bu öyküde beni ilgilendirecek fazla bir ÅŸey bulamıyorum. Bunu söylerken elbetteki elinizdeki yazı baÄŸlamında konuÅŸuyorum. DeÄŸilse, sayın Epözdemirin bu yazısı da, tıpkı benzer nitelikteki diÄŸer yazılar gibi, baÅŸka çalışmaların konusu olabilir. Ve bu çalışmaların illa ki Kürt hareketinin geçmiÅŸiyle ilgili çalışmalar olmaları da gerekmez. Sayın Epözdemirin yazısının beni elinizdeki yazı baÄŸlamında ilgilendiren boyutlarına gelince, bunların başında, yukarıda belirttiÄŸim gibi, bu yazının dar pratikçi okumaya bir örnek oluÅŸturması geliyor. Yanlış anlaşılmasın, herhangi bir kitapla ilgili yapılacak bir deÄŸerlendirmenin mutlaka o kitapta ele alınan bütün konuları ele alması gerektiÄŸini iddia ediyor deÄŸilim. Bir kitapta yer alan tek tek konularla ilgili spesifik deÄŸerlendirmeler de yapılabilir. Hatta kitap deÄŸerlendirmelerinin genellikle böyle olduÄŸu bile ileri sürülebilir. Dolayısıyla burada ilginç olan kitapla ilgili deÄŸerlendirme ve eleÅŸtirilerin çoÄŸunluÄŸunun spesifik konularla sınırlı olmaları deÄŸil, ele alınan spesifik konuların, genellikle eleÅŸtiri sahiplerinin kiÅŸisel veya grupsal pratikleriyle sınırlı kalmalarıdır. Kawa davası savunması türünden bir kitabı okurken Kürt hareketine mensup bir kiÅŸinin, kitabın mensubu bulunduÄŸu grup veya örgütle ilgili bölümlerine özel bir ilgi duyması, bu bölümleri belli bir titizlenmeyle, belli bir bilgi birikimine sahip olarak ve daha rahat eleÅŸtirebilecek bir pozisyondan okuması gayet normaldir. Dikkat çekici olan bu deÄŸildir, dikkat çekici olan, kitabın büyük ölçüde bu perspektiften okunuyor olmasıdır. Oysa kitap, ya da daha dar anlamda konuÅŸursak SunuÅŸun anılan iki bölümü, herhangi bir örgüt adına yapılmış bir savunmanın incelenmesinden ibaret deÄŸildir. Kitapta, 1984e kadar gerçekleÅŸtirilen ve ulaşılabilmiÅŸ veya hakkında bilgi toplanabilmiÅŸ bütün mahkeme savunmaları ele alınmış; bunun da ötesinde, söz konusu savunmalardan kalkarak yaklaşık yüz yıllık bir dönemde Kürtlerin zihniyetlerindeki deÄŸiÅŸme ve geliÅŸmelerin bazı boyutları incelenmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla ortaya çıkan ÅŸeye bir tür düÅŸünce tarihi veya bir tür zihniyet haritası gözüyle de bakabilirsiniz. Kitapta çizilen harita büyük ölçüde veya tamamen yanlış olabilir; ya da ana hatlarıyla doÄŸru olup bazı eksiklikler ve yanlışlıklar içerebilir. Bunların hepsi mümkün ve tartışılmaya deÄŸer. Ama kitapla ilgili eleÅŸtirilerin hatırı sayılır bir bölümünün, bu haritanın varsayımları, temel kavramları, kullandığı malzeme ve metotla ilgili konular yerine, deÄŸerlendirme sahibinin özel olarak kendi grubuyla ilgili alt bölümlere veya paragraflara odaklanması ve bunu da büyük ölçüde savunmacı bir perspektiften yapması, kitap okumayla ilgili özel bir sorundan ziyade, Kürt entellektüel dünyasıyla ilgili daha genel bir sorunla karşı karşıya olduÄŸumuza delalettir. Meselenin okumakta olduÄŸunuz yazıya konu edilmesinin ana nedeni de budur. Sorunu, kısaca, dar kiÅŸisel pratiklerin üzerine çıkabilen bir bakış açısına sahip olamamak ÅŸeklinde formüle edebiliriz. Bu problem, Kürt aydınları arasında her zaman vardı; fakat 1990larla birlikte giderek ağırlaÅŸtı. Hazin (belki de ironik) olan ÅŸudur ki, 1990lar, bu problemi aÅŸabilmek için gerekli iktisadi, sosyal, siyasal, örgütsel ve kültürel olanakların geniÅŸlediÄŸi; bireysel istek ve umutların hayli yükseldiÄŸi bir dönemdi. Ama olmadı, Kürt hareketi bu olumlu faktörlerden yeterince yararlanamadı. Böyle olmasının birçok nedeni var. Her ÅŸey bir yana, geçtiÄŸimiz yüzyılın ortalarına kadar Kürtlerde modern manada entellektüel birikime sahip olabilmenin tarihsel ve toplumsal zemini mevcut deÄŸildi. O kadar ki, okuma yazma gibi asgari zihinsel faaliyetler bile nadirattan sayılırdı. Bunu söylerken göz önünde bulundurduklarım sıradan Kürtler deÄŸildir. Bizzat Kürt egemen sınıfları arasında da durum farklı deÄŸildi. Geçen yüzyılın ortalarına kadar bir dereceye kadar yarı-göçebe halde yaÅŸayan bir toplumdan bahsetmekte olduÄŸumuzu unutmayalım. Okuma yazmanın sıradan Kürtler arasında görece yaygınlaÅŸması için 20. yüzyılın son çeyreÄŸini beklememiz gerekti. 1975ten sonra ÅŸekillenen Kürt hareketi, bir bakıma bu toplumsal ve kültürel geliÅŸmenin ürünüydü. Ne var ki uygun bir sosyal zeminin oluÅŸması, bir geliÅŸmenin kendi sonucuna varması için her zaman yeterli koÅŸulu oluÅŸturmaz. BaÅŸka ÅŸeylerin yanı sıra bu hedefi gerçekleÅŸtirmeye yönelik iradi çabaların da olması gerekir. İşte bu noktada Kürt hareketinin sözü edilen zemini güçlendirici rolüne geliyoruz. Kürt hareketi, az evvel belirtildiÄŸi gibi sadece toplumdaki modernleÅŸme sürecinin tetiklediÄŸi aydınlanmanın bir ürünü deÄŸildi, aynı zamanda, Kürt tarihinde ilk kez, Kürtler adına bir entellektüel birikim yaratma sürecini besleyen toplumsal zemini güçlendirecek bir faktördü de. Herhangi bir sosyal hareket, sosyal geliÅŸmelerin ve deÄŸiÅŸmelerin sadece sonucu deÄŸildir, aynı zamanda o sosyal zeminin kurucusu ve geliÅŸtiricisidir de. Ama Kürt hareketinin bu rolünü layıkıyla oynayabildiÄŸini söylemek zor. Özellikle de 12 Eylül döneminden sonra. Çünkü 12 Eylülden sonra hareketin dışarıya açılması gibi olumlu bazı faktörlerin yanı sıra birçok olumsuz faktör de devreye girdi. Bunların tümünü ele almak ayrı bir yazıyı gerektirir. İlk elde akla gelebilecek iki tanesini saymak gerekirse, Abdullah Öcalan ve PKKnin, geleneksel önderlik tarzını önce inÅŸa, sonra da tahkim etmek amacıyla( ) Kürt hareketinin ana damarı arasında baÅŸlattığı aydın aforizması ile, son onyıllarda dünya ölçeÄŸinde giderek güçlenen liberal ve post-modern düÅŸünce akımlarının Kürtler arasındaki eklektik yansımalarını sıralamak mümkündür. Bu faktörlerden birincisi Kürt hareketinin ana damarını kötürümleÅŸtirirken, ikincisi bu damarın dışında kalan aydınları kırmıştır. Öcalancı hareket, milyonlarca insanı kucaklamasına ve bir ulusal hareketin organik aydınlarını oluÅŸturabilmek için gerekli bütün fiziki, mali, mekansal vb. olanaklara fazlasıyla sahip olmasına raÄŸmen organik aydınlarını yaratamadı. Bu konuda ulaşılan nokta, böyle bir hareketin yaşı, geniÅŸliÄŸi, imkanları, ama en önemlisi ihtiyaçlarıyla uyumlu deÄŸildir. Otuz yıl sonra PKK hâlâ dışardan ödünç almalarla iÅŸi idare etmeye çalışmaktadır.( ) Kendi varlık nedenlerini PKK karşıtlığına dayandıran ikinci kulvardaki Kürt aydınları ise, savaşın üçüncü kiÅŸilere alan bırakmayan acımasız kanununun yol açtığı sorunlarla boÄŸuÅŸmaktan mecalsiz kalınca, ya doÄŸrudan Türk sistemine, ya PKKnin devletle uzlaÅŸan yeni çizgisine, ya da Güney Kürdistan yönetimine yamanarak veya katışarak pozisyonlarını kaybettiler. Bugün, bu eÄŸilimlerin dışında kalmayı baÅŸarabilmiÅŸ az sayıda aydın vardır ikinci kulvarda. Anılan üç eÄŸilime de örnek bulmak kolaydır, özellikle de ikinci ve üçüncü eÄŸilimlere. Farkedilmesi kadar ifade ediliÅŸi de görece daha fazla sıkıntı yaratacak olan birinci eÄŸilime örnek vermek gerekirse, ölümünden hemen önceki dönemde izlediÄŸi çizgisiyle Orhan Kotan ve bugünlerde izlemeye çalıştığı hükümet yanlısı çizgisiyle Ümit Fırat zikredilebilirler. ( ) KiÅŸi isimleri üzerine kurulu örnekler, entellektüel sığlıkla karakterize olan bir ortamda, tartışmanın, kendi amacının ve kulvarının dışına çıkması ithimalini güçlendirdiÄŸi için ÅŸahıslarla ilgili örnekleri bırakıp geriye, konunun kendisine dönersek ÅŸunları söyleyebiliriz: Kürt aydınlarının yukarıda tanımlanan üç pozisyonu, bu alanı anlamak ve müdahale etmek isteyen herkesin görmesi ve analiz etmesi gereken bir kompozisyonu yansıtır. Ancak bu kompozisyonun duraÄŸan olmadığını da eklemek gerekir. Çünkü Kürt toplumu, iktisadi ve sosyal alanlarda, bir ölçüde entegre olduÄŸu Türk toplumuna paralel ve bazı alanlarda da ondan da hızlı bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸmektedir/deÄŸiÅŸtirilmektedir. Bu, aynı zamanda sosyolojik bir çeÅŸitlenme demektir ve genel planda sınıflandırma prensiplerinin ve kriterlerinin ömrünü kısaltan bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla yapılacak tüm sınıflandırmaların belli bir deÄŸiÅŸim ekseninden, ve ortaya çıkan yeni pozisyonların geliÅŸim seyirlerini hesaba katacak tarzda yapılmaları gerekmektedir. Dahası, sözü edilen gruplaÅŸmalar, bir dereceye kadar politik güçler tarafından belirlendikleri için entellektüel alanın politik alana karşı olan duyarlılığı da hesaba katılmak durumundadır. Bütün bunlar, Kürt entellektüel dünyasında yukarıda sözü edilen pozisyonların dışında ya da üstünde yeni pozisyonlar yaratabilme olanak ve yeteneklerinin oluÅŸumu, geliÅŸimi veya geliÅŸtirilmesi baÄŸlamında dikkate alınması gereken hususlardan birkaçıdır. Ama ÅŸimdiki konumuz bu deÄŸil. Åžimdiki konumuz, sözü edilen üç pozisyonu kesen ortak bir eksen olarak Kürt aydınlarının önemli bir kısmının kendi dar pratiklerinin üzerine çıkamamaları durumudur. SunuÅŸun 1. ve 5. bölümlerine yöneltilen eleÅŸtirilerin bir kısmı, bu durumun dışavurumları olarak görülebilirler. Çünkü kendi dar pratikleriyle ilgili olduÄŸu yer ve zamanlarda kitaptaki tespit ve analizleri eleÅŸtirenlerin önemlice bir kısmı, kitabın baÅŸka kiÅŸi ve grupların pratikleriyle ilgili tespit ve analizlerini genellikle onaylamakta, bazen de övgüyle zikretmektedirler. Farklı deÄŸerlendirmeler arasındaki ortak noktalardan biri de budur. Peki buradan ne sonuç çıkarmak gerekir? Toplam sonuçtan hareketle ortada aslında bir eleÅŸtirinin kalmadığı sonucunu mu? Elbette hayır; sadece yapılan okumaların büyük ölçüde bireysel ve grupsal pratikler üzerinden gerçekleÅŸtirildiÄŸi sonucunu. Bu tespitin bir de uzantısı var: kitaptaki tek tek grup ve kiÅŸilere iliÅŸkin tespit ve analizler, anılan eleÅŸtirilerin sahipleri tarafından, büyük ölçüde, söz konusu kiÅŸi ve grupları ilgilendiren özel konular olarak algılanmışlardır, daha büyük resmi oluÅŸturan veriler olarak deÄŸil. Bu da Kürt entellektüel alanının özelliklerinden biridir ve ifadesini Kürtler tarafından yapılan çalışmalarda sıkça ÅŸahit olduÄŸumuz teori yoksunluÄŸunda, dar amprizmde ve lokal/kısmi bakış açılarında bulur. Acı da olsa bir gerçektir ki, Kürtlerin Kürtler üzerine yaptığı çalışmalarda teorik analiz çabası ya hiç yoktur, ya da varsa bile genellikle kısmi, ÅŸematik ve eklektiktir. Kürt entellektüel alanının can alıcı sorunlarından biri de budur. Ne var ki bugüne kadar bu konuyla ilgili ciddi bir deÄŸerlendirme ve çalışma yapılmamıştır. Bu bir yana, özellikle geleneksel damardan devralınan bir tutum olarak, çalışmalara belli bir teorik boyut ekleyen çabaların deÄŸersizleÅŸtirilmesi tutumu hâlâ gücünü korumakta, hatta giderek popülerleÅŸmektedir. Åžakir Epözdemirin: Ne yapalım, Paris Sorbununa komÅŸu doÄŸmadım.. sözü bir örnek olarak aktarılabilir. İbrahim Tatlısesin Urfada Oxford vardı da biz mi gitmedik sözünü hatırlatan bu eleÅŸtiri veya serzeniÅŸi Kürt entellektüel alanının özelliklerinden biri olarak deÄŸerlendirmekte bir yanlışlık yoktur. Çünkü anti-entellektüelizm olarak tanımlanabilecek bu tutum son tahlilde entellektüel alanda pozisyon kapmayla ilgili bir tutumu yansıtmaktadır. Kendi başına düÅŸünüldüÄŸünde bu tavır alışın oyunun kurallarına (Kürt entellektüel alanının oluÅŸum ve iÅŸleyiÅŸ sistematiÄŸine) aykırı olduÄŸu söylenemez. Çünkü alanda bir pozisyon kapmanın veya eldeki bir pozisyonu pekiÅŸtirmenin gereÄŸidir yapılan. Fakat yapılan ÅŸeyin özel olarak alana, genel olarak da Kürt hareketine olan toplam maliyeti noktasından bakıldığında tablo bu kadar masum tecelli etmeyebilir. İbrahim Tatlıses, Oxford simgesi üzerinden okullu burjuva, küçük-burjuva müzisyenlere saldırdığında nasıl ki sadece kendisinin müzik piyasasındaki etki alanını, servetini, dinleyici sayısını vb. geniÅŸletmiyor, aynı zamanda müzik piyasasını da daha fazla arabeskleÅŸtirmek suretiyle Türk müzik alanına ek bir maliyet çıkarıyorsa; Sorbonnea komÅŸu doÄŸmama türünden simgelerle dile gelen Kürt aydınları arasındaki anti-entellektüelizm de Kürt hareketinde benzer türden sonuçlar üretiyor. ÖrneÄŸin, Öcalan ve PKKde ÅŸahit olduÄŸumuz Aydın aforizması sayesinde belki Abdullah Öcalanın kendi örgütü içindeki, PKKnin de Kürt hareketi içindeki tekelci konumu güçlenmiÅŸtir; ama aynı zamanda hareket entellektüel olarak bir hayli sığlaÅŸmıştır. Serok, parti, ÅŸehit, gerilla gibi birkaç jenerik kavramla eÅŸleÅŸtirilen 400 kadar kelimeyle konuÅŸan bir kitle yaratılmıştır( ). Ama bir yandan bu sığlıktan yakınmak (ki PKK dışındaki Kürt aydınlarının sohbetlerindeki deÄŸiÅŸmeyen temalardan biridir), hatta bu ve benzeri sığlıkları harekette burjuvazinin yokluÄŸuna baÄŸlayarak hareketin önderliÄŸi burjuvaziye terkedilmedikçe kurtuluÅŸ olamayacaığını iddia etmek, diÄŸer yandan da anti-entellektüelizmi beslemeye devam etmek, kendi dar pratiÄŸinin üzerine çıkamayan bakış açısının tipik özelliklerinden biri olsa gerek. *** GörüldüÄŸü gibi konu hayli kapsamlıdır ve üzerinde ciddi biçimde çalışmayı gerektirmektedir. Bu yazıda amacım böyle bir çalışma yapmak deÄŸil, kendi kitabımla ilgili okumalarda ÅŸahit olduÄŸum bazı sorunlar vesilesiyle konuya dikkat çekmekti. Sadece bu kadarla sınırlı kalan bir çalışmanın, birçok soruyu cevaplayamayacağını, hatta bazı yanlış yorumlara sebep olacağını da biliyorum. Bunlardan bir tanesini ÅŸimdiden görüyor gibiyim: entellektüelizm eleÅŸtirisi. Hayır, niyetim Kürt entellektüel alanında entellektüelist, teorisist, elitist vb. bir pozisyon yaratmak deÄŸildir. Amacım Kürtlerde bir entellektüel alanın var olduÄŸuna, bu alanın kendisine özgü iÅŸleyiÅŸ mekanizmaları bulunduÄŸuna, bu alana müdahale etme imkanlarının varlığına, ama bunu yapabilmek için öncelikle bu alanı kendi adına bağımsız olarak incelemek gerektiÄŸine vb. dikkat çekmek, kısacası konuyu gündeme sokmaktır. Böyle bir girÅŸimin karşılığı olarak entellektüelizmle veya teorisizmle eleÅŸtirilmek, benim pozisyonumu yansıtmaktan uzak olsa bile ödemeyi göze alabileceÄŸim bir faturadır. Hiç olmazsa bu alandaki çalışmalar belli bir düzlüÄŸe çıkıncaya kadar. Ödemek zorunda kalabileceÄŸim faturanın iptaliyle, eÄŸer hâlâ gerekiyorsa, o zaman ilgilenebilirim. 05.05. 2008/Stockholm DİP NOTLAR (1) Epözdemirin deÄŸerlendirmeleri iki bölüm halinde yayımlandı. Birinci bölüm için Epözdemir 2008aya, ikinci bölüm içinse Epözdemir 2008bye bakılabilir. (2) Buradaki deÄŸerlendirme ifadesinin içine, SunuÅŸta ileri sürülen tezleri ve ulaşılan sonuçları tartışan yazılar da giriyor; çoÄŸunlukla, yarım kalmış, eski kiÅŸisel hesaplaÅŸmaların uzantısı olarak kaleme alınmış küfürler de. Bu tür küfürlü ifadeler, eski Kawa mensup veya taraftarlarının yazdığı http://www.newroz.com adlı sitede yayımlanan Aso Zagrosiye ait bir deÄŸerlendirme yazısının altına eklenmiÅŸ bazı yorumlarda yer aldı. Site sahipleri, belli bir süre sonra bu ifadeleri kaldırdılar. (KiÅŸi olarak benim kaldırmayla ilgili herhangi bir talebim olmadı.) Zagrosinin üç bölüm halinde yayımlanan yazısı için bkz. Zagrosi 2007a, Zagrosi 2007b, Zagrosi 2007c. (3) Elbette bu kalıba uymayan deÄŸerlendirme ve eleÅŸtiriler de yapıldı, fakat deÄŸerlendirmelerin hatırı sayılır bir bölümü yukarıdaki sınıflandırmaya uygundu. (4) Neo-liberal veya muhafazakar milliyetçi Kürtlerin iddia ettiÄŸinin veya inandığının tersine, Öcalanın önderlik tarzı, teknik terimlerle düÅŸünüldüÄŸünde, sosyalist liderlik sistemlerinden çok geleneksel önderlik sistemlerine (örneÄŸin tarikat) yakındır. (5) Buradaki baÅŸarısızlığı sadece Öcalan ve PKK yönetiminin anti-entellektüel tavrına baÄŸlamak kolaya kaçan bir açıklama tarzı olacaktır. Bu çok önemli bir faktördür, ama tek faktör deÄŸildir. Olayın yapısal, dönemsel ve nihayet PKKnin özgünlüÄŸünden kaynaklanan baÅŸka nedenleri de vardır. Birçok kiÅŸinin düÅŸündüÄŸünün veya inandığının tersine, Öcalanın aydın aforizması PKKye özgü nedenler arasında görülemez. Bu, daha genel bir özelliÄŸe iÅŸaret etmektedir ve örneklerine Çin devriminden baba Barzani hareketine kadar hemen bütün köylü hareketlerinde rastlanabilir. Köylü hareketlerinin ortak özelliklerinden biri, bazen kırım boyutlarına varan aydın karşıtlığıdır. (6) Buradaki durum tespitinin Ümit Fıratın izlediÄŸi çizgiyle ilgili bir deÄŸer yargısı taşımadığını özellikle belirtmek istiyorum. Hükümetin temsil ettiÄŸi sosyal ve politik kesimlerle devletin çelik çekirdeÄŸi arasındaki bir süredir daha açık biçimde gözlemlenebilen anlaÅŸmazlıklarda, çelik çekirdeÄŸin Abdullah Öcalan üzerinden PKKyi kullanmaya yönelik manevralarına (PKKye yapılan savaÅŸ sipariÅŸi gibi) karşılık, Polis İstihbarat Merkezinin operasyonel önderliÄŸindeki bir manevra olarak Hükümet kanadının, Öcalanı Ergenekona baÄŸlayan ve Kürtler arasında PKK dışı bir oluÅŸum yaratmaya yönelen korkak manevrası, Ümit Fıratın pozisyonunu paylaÅŸan bazı Kürtler arasında sistemin hükümet kanadına yakın durarak politik bir seçenek oluÅŸturma arzusunu ve giriÅŸimlerini beslemektedir. Bu yanıyla Ümit Fırat tekil bir örnek deÄŸildir, belli bir eÄŸilimi temsil etmektedir. Adının burada anılması da bu temsil pozisyonuyla ilgili bir sonuçtur. Ümit Fıratın yaptığı iÅŸin ahlaki deÄŸerlendirilmesine gelince, bu nerede durduÄŸunuza baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸir. Fakat teknik olarak bakıldığında, Öcalanın yapmaya çalıştığından farklı bir ÅŸey yaptığını söylemek zordur. Çünkü her ikisi de Türk egemenlik sisteminin bir kanadına yamanarak Kürt sorununa çözüm üretmeye çalışmaktadırlar. Farklılık, yapmak istediklerinde deÄŸil, egemen sistemde yamanmak istedikleri klikler arasındadır. (7) Med-Tvde program yaptığım dönemde (1996-98) bu konuyu aynen burada ifade ettiÄŸim terimlerle PKK yöneticileriyle de birkaç kez tartıştım. Bazıları bu tespitin doÄŸru olduÄŸunu açıkça kabul ediyorlardı, diÄŸerleri itiraz etmeyen bir tavır sergiliyorlardı. Yani sorun bilinmekteydi, fakat çözüm için ciddi hiç bir ÅŸey yapılamamaktaydı. Buradaki iktidarsızlığın sebebini anlamak zor deÄŸildir: Mevcut pozisyon, bir dereceye kadar anti-entellektüelizmle elde edilmiÅŸti ve bir kötürüm olma hali yaratmıştı. Bugün de durumda deÄŸiÅŸen fazla bir ÅŸey yoktur. Kaynaklar Epözdemir, Latif; 2008a: 'Kürtlerde Siyasi Savunma GeleneÄŸi' veya Savunmamın Savunması; http://www.rizgari.org/modules.php?name=Rizgari_Niviskar&cmd=read&id=1428 Sayfaya 31-03-2008 tarihinde girilmiÅŸtir. Epözdemir, Latif; 2008b: 'Kürtlerde Siyasi Savunma GeleneÄŸi' veya Savunmamın Savunması -2-; http://www.rizgari.org/modules.php?name=Rizgari_Niviskar&cmd=read&id=1437 Sayfaya 31-03-2008 tarihinde girilmiÅŸtir. Zagrosi, Aso; 2007a; Sayın Cemil GündoÄŸan'dan ÇaÄŸdaÅŸ Kürdistan Tarihine iliÅŸkin Bir Eser Daha!!!(1) http://www.newroz.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4640 Zagrosi, Aso; 2007b; Sayın Cemil GündoÄŸan'dan ÇaÄŸdaÅŸ Kürdistan Tarihine iliÅŸkin Bir Eser Daha!!!(2); http://www.newroz.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4659 Zagrosi, Aso; 2007c; Sayın Cemil GündoÄŸan'dan ÇaÄŸdaÅŸ Kürdistan Tarihine iliÅŸkin Bir Eser Daha(3); http://www.newroz.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4663