Anasayfa | Türkçe | Gerçek yaşamdan bir kurgu.

Gerçek yaşamdan bir kurgu.

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Selim Acar - Konuk Yazar Herhangi bir meydanda altı kişi var. Onlardan ikisi kavgaya tutuşuyor. Daha doğrusu biri diğerine saldırıyor.

Çok iri yapılı, sportmen olanı, zayif ufak tefek olana sürekli saldırıyor, vuruyor, hakaret ediyor ve ağır sözler söylüyor. Ufak tefek ve zayıf olanı yalvarıyor.

“Abê, ne olur bırak beni, hiçbir suçum yok, kasıtlı  yapmadım. Öyle geçerken istemeden, elim size değdi. Onun için de özür diledim ve yine özür diliyorum! Bırak gideyim, kavga yanlısı değilim! Ne olur vurma!”

Güçlü olan habire tokat atıyor, horozlanıyor.

“Ulan kim olduğumu biliyor musun? Bana ha! Bir de yan gözle bakacaksın ha! Gözlerini oyarım, dokunan elini keserim!”

Bütün olanların şahidi olan aralarından bir diğeri kavgaya karışıyor. Haksızlığa dayanamıyor ve zayıfı ve haklıyı savunmaya başlıyor, vicdanından dolayı. İri yarı olanı ikna etmeye çalışıyor.

“Arkadaş, haksızlık yapıyorsun, kavga istiyorsun, bu insana zulüm ediyorsun! Bunu yapmaya hakkın yok”.

Ancak iri yarı olan bu üçüncü kişiyle biraz ağız kavgasına girişiyor, saldırganlığını ve haklılığını savunuyor. Üçüncü kişi de haksız olduğuna dair gördüklerini anlatıyor… Ve böylece ağız kavgası sürüp gidiyor!

Dördüncü olan güçlünün yanında tavır koyuyor, güçlünün bütün haksızlıklarını açıkça savunuyor, onun her davranışına teorik bir tezle savunuyor; günü geldi mi “dün dündür, bugün bugündür” stratejisini sürdürüyor.

Beşincisi sesiz tepkisiz onları izliyor ve en ufak bir reaksiyon göstermiyor, yaşayan ölü...

Bütün bu olanlardan sonra altıncısı da dayanamayıp söze giriyor. Temiz elbiseli, eli ayağı düzgün, gözlüklü, saçları taranmış, elinde bir çanta, ağzında marlboro sigara... O da bütün kavganın bizzat şahidi. Tarafsızlığa oynuyor.

“İnsanlar kavga etmemeli, kavga ve ağır sözler iyi değil, güzel sözler varken, güzel sözlerle bir birlerini ikna etmeli….”

Ve iki tarafı da hafiften eleştiriyor, akıl veriyor, medeniyeten, kültürden söz ediyor, ama kimin haklı ve kimin haksız olduğuna dair en ufak bir söz kullanmıyor.

Tarafsızdır ya, elini taşın altına koymuyor; ahlak hocalığını yapıyor. Adı üstünde tarafsızdır, güçlü ve güçsüzlüğa karşı tarafsızdır. Haklı ve haksızlığa karşı tarafsızdır. Saldıran ve saldırıya uğrayana karşı tarafsızdır. Katil ve kurban olana karşı tarafsızdır. Risk almaz akıl hocasıdır!..

Bu bir kurgudur, ama günlük hayatımız da ve politik süreçte sürekli karşılaşılan, yaşanılan gerçektir.

Altı tipten insanlar çevremizde çok; hatta kabul etsek te, etmesek te onlardan biriyiz, ancak bu tiplerin alt versiyonları da var, onları geçiyorum.  

Kürd halkını felaketlere götüren ve başına ağ ören avukatların yaptığı iş postacılık olduğunu idea ettiğim için “aşağılayıcı bir dil kullanmışım(!)” Ahlak hocamız, duyarsız ve tepkisiz aydınlarımız ve haksızlığı savunanlar şakşakçılar çoğunlukta ise  halkın ensesi daha çok tokat yiyecek, başlarına daha çok örgü örecek, daha çok anlamı belli olmayan sloganların arkasında koşulacak.

“Demokratik ulus”, “Demokratik cumhuriyet”, “federalizm, konfederalizm...”, soyut bir “kardeşlik”, hangi renk olduğu belli olmayan “barış”...

Ve daha neler, neler! Hedefsizliğe yönelen emekler, fedekarlıklar, göz yaşları, acılar, kurbanlar!..

Almıyayım! Haksızlığa karşı tarafsız olmıyayım. Şeylerin adlarını gerçek adlarıyla çağırayım, ama istersen bunun adı ”aşağlayıcı” dil olsun! Ve ne nalına,  ne de mihine vuracağıma, haksızlığın tam ortasına neşterimi vurayım!

Haksızlığa karşı çıkmak riski göze almaktır. Tarih kimi  haklı çıkaracak, riski göze alanı mı, yoksa riskten kaçanı mi? Tarih vicdanın sesi olmasın?

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin