Şoreş!...
Şoreş!... Axxx... Şoreş... Ciger dağlayanım Şoreş.. Şimdi nasıl anlatayım seni ben? Nasıl ifade edeyim. İsterseniz önce albümde bir düzeltme yapalım. Sıraç Demirel ile Şoreş; (Suphi Karakuş)’un fotosunu yanlış yere koymuşlar. Ben Sıraç Demirel’i tanımam. Bilmem.
Mala pîrê, stara pîrê...
İnsanın evi aynı zamanda sığınağıdır.
En rahat ettiği durağıdır.
*
Uzatalım mı? Bence gerek yok. Anlaşılıyor meramımız. 28 Nisan’dan bu yana yolcuydum. Seferiydim. Kaç bin km yaptım? Ben de bilmiyorum. Ama bir kaç ülke ve bir kaç şehir gördüm. Bir uçtan bir uca dolaştım bu Avrupa ana karasını. Bir güzel dostumu, arkadaşımı görecektim. Olmadı. Olanları görmekle ve çocuklarla oynayarak teselli buldum. Robîn’imi, Rengîn’imi gördüm. Büyükannnenin ellerinden öpmek istedim. İzin vermedi. Şafkatle sardı beni. Ak saçlarına kırçıl saçlarımı sundum. Oturdum. Diz dize bakıştık. Pek de söyleşemedik.
Sonra denkleşörüme bastım.
Yeni çocuk arkadaşlar edindim.
Siverekli bir hovarda B. Baran.
Ona ‘Siverek kanlı kuyu’ türküsünü söyledim. Doya doya gezdik. Kuğularla, Tavus kuşlarıyla eyleştim. Söyleştim. Ve işte evimdeyim. Sığınağımdayım. Kaldığım yerden Arananlar Albümü’mü önüme koydum.
*
Şoreş!...
Axxx... Şoreş... Ciger dağlayanım Şoreş.. Şimdi nasıl anlatayım seni ben? Nasıl ifade edeyim.
İsterseniz önce albümde bir düzeltme yapalım.
Sıraç Demirel ile Şoreş; (Suphi Karakuş)’un fotosunu yanlış yere koymuşlar. Ben Sıraç Demirel’i tanımam. Bilmem. Sultan Yavuz arada kalmış garibim. Bizim Mehmet Emin ve Ahmet Yavuz’un bacısı... Onun hakkında da bilgim yok.
*
Şoreş’i ben ilkkez 1978’lerin yaz aylarında Amed’de Diyarbekir’de gördüm. Lice Fis Toplantısından sonra; hazret; Ofis’deki Günaydın Apratmanında kalıyordu. Ben, Ferhat Kurtay ve Şemsettin Aktaş Kızıltepe’den Mardin’e gelmiş, ordan da Ferhat’ın TEK’deki makam arabasıyla Diyarbakır’a gelmiştik. Ferhat halen Mardin TEK (Türkiye Elektrik Kurumunda) Müdürdü. Aktaş da Türizm Müdürüydü. Ben öğretmenliği bırakmış ve Kızıltepe’ye temsilci olarak atanmıştım.
Şoreş ve Çegirge (Seyfettin Zuhurlu) bizleri karşılamış ve tam bir şehir gerillacılığına yaraşır bir tarzda, bizi sokak aralarından dolaştıra dolaştıra; birden apartmana sokmuşlardı. Yukarda, Öcalan, Kesire ve Mazlum Doğan vardı. Biz oturmuş ve Hazret’i beklemiştik. Büyük bir heybet ve haşmetle gelmişti Öcalan, tek tek tokalaşmış ve beni öperek ‘kutlamıştı’. Ben bir anlam verememiştim. Ama bu eş ve ev durumuna rest okumamdan dolayı belli ki Ferhat ve Şemso’ya tiyo vermişti.
Öyle ya...
Biz eşlerimizi boşamış, çocuklarımızı kellelerine basarak Şoreş (Devrim) yoluna çıkarken; kendisi Kesire ile yıldırım nikahla evleniyor, onu Çınar’a öğretmen olarak yerleştiriyor ve yasal durumunu her halükarda koruyordu. Biz ise bunların hiç birinden habersizdik. Ya da ‘Ya olur mu? Abdullah abi, devrim nikahlı.. Kesire ile formalite evlilik yapmış’ ayaklarıyla ‘kerizi uyuz etme’ oynunun kurbanlarıydık. Apolitik ve ideallerimizin yolcusuyduk.
Bu ayrı bir fasıl.
Bunu hızla geçelim.
Ogün orda; Mardin Parti İl Teşkilatının temelleri atılıyor ve bunun organizesini hazret üstleniyordu.
Bu Şoreş ve Çerige’yi ilk görmemdi.
Daha sonra ise; Çekirge Mardin bölgesi’ne gelecek. Ve bizde Ahmet olarak çalışacaktı. Ben ve o, ordan Siverek-Hilvan’a geçtik. Karasungur o’nu Gerger’e, beni Kercewêran'a verdi. İlk SPB (Silahlı Propaganda Birikleri) ile görevlendirildik.
Bir müddet sonra ben grubumu Sivek Minutte Abdo Hançere devrettim ve ordan (Yemen’e) yanı Rıza Altun’un eşekşakasıyla Suriye’ye ordan da Lübnan’a geçecektim. Buralar tam bir muazzam hikaye ve trajı-komik durumlar ama benim burda amacım Şoreş’le kesişen noktalarımızı bulmak ve bunu okuyucuya aktarmak.
*
Lübnan’da 20 kişilik seçkin bir grup olduk.
Şoreş, Tapu-Kadastro memuriyetinden gelmesi vesilesiyle topoğrafyada ve arazide çok güçlüydü. Görünmeyen hedefleri puslularla tesbit edebiliyor ve havanlarla bunu ayarlayıp, hedefleri vurabiliyordu. Biz içimizde ‘geleceğin Giap’i: Şoreş’ diyorduk. Reşo; Mehmet Sevgat; hala kozık savaşında ve M. Celal Bucak’ın kasrını vurma planları yaparken, Pir ona kızıyor.
-Reşo, Reşo biz ülkeye dönünce cezaevi basacağız. Karakollara kök söktüreceğiz. Sen hala tutmuşsun Bucak Bucak.. Kafayı Bucakla mı bozdun diyordu.
Hasılı...
Hikaye uzun.
Hazret yanıma birini vererek, ülkeye yolladı.
İlk PKK/MK’ya müdahele grubuyuz.
Tam da ayaküstü çıkıp gideceğim zaman; ‘Cemil’e dikkat et’ demez mi? Kafama bir çivi gibi saplandı o sözü. Benden sonra ülkeye gelip, benimle içerde yatan Pir’e sordum bunun anlamını. O bana; ‘Bence Abdullah arkadaş hala Şahin’in çözülmesi ve ihanetini aşamadı. Herkesden şüpheleniyor’ dedi.
*
Ve Şoreş dışarda. Ben ile Kemal Pir içeriye düştük.
Onun hep bir umudu vardı. ‘Arkadaşlar cezaevini basıp bizi alacaklar’ diyordu. Ben o konuda kötümserdim. Hele de Diyarbakır 2 Nolu Zindanına girince.. Kero nemre kivar çêdibin...
Bir de ‘Apo bizi kullandı!..’ sözüne çok kızıyordum. ‘Hayır, diyordum. Ben kullanılmayı kabul etmem. Ben içeri girişe itiraz ettim. Sen de etmeliydin’ diyordum. O da bana ‘Hoca sen deli misin? Ben... Yani Kemal Pir... Abdullah Öcalan’a karşı gelecem haaa... Hangi Kürd beni desteklerdi? Söyler misin? ‘
‘Ben diyordum!..’ ama gerçekçi değildim. O’an duygusal bağlılığım vardı. Pir’i çok severdim ama benim dışımda üç beş kişi ya destekler ya etmezdi.
Ben bu gerçeği ancak ve ancak 1996’larda Almanya Hastahanelerinde kabul ettim.
Ettiğim an da intihara teşebüs ettim. Kanlarımla duvarlara yazı yazdım.
PİRİM SEN HAKLIYDIN!....
Şoreş de gitti.
Nereye mi? O artık bir yaşayan ölüydü. Çünkü Öcalan’a karşıydı.
Ve talihe bakın siz...
Onun ölümü bir kahramanın eliden oldu.
Yani Egit (Mahsum Korkmaz)’ tarafından. Bunu da bilmiyorduk. Nitekim hazret açıkladı.
‘Bir Şoreş.. Suphi Karakuş vardı. Semirlerle beraber hareket etti. Bir kıza aşık oldu. Ülkeye gidip savaşmak istemedi. Onu Eğit arakadaş vurdu. İyi ve güzel bir eylemdi.’ Dedi.
Peki neden Şoreş’in 300 BİN liaralık yaptığı soygunu ve getirip parayı kendisine verdiğini söylemiyor?
Hem de tek başına!...
Öcalan bir itirafçıdır. Ama yanlız kendisini güçlendiren şeyleri söylüyor.
Yani kendisi kendisi için itirafçı da oluyor, parada alıyor, rüşvet de alıyor. Arakadaş katili de oluyor.
Eklemeyi de ihmal etmiyor.
‘Devrim için yaptık!..’
Evet işte mesele bu kadar basit; Öcalan Devrimi için herşeyi yapar ama Kürd Halkının Şoreşi için hiç bir şey yapmaz.
Bu nedenle de otuz yıldan sonra bir SER-OK’umuz var ama bir KURDİSTAN’ımız yok.
‘biji SER-OK!...’
Kürdistan mı? O da ne ki?
5 Mayıs 08



Yorumlar (3 gönderildi):
Benim bireysel olarak, zerre kadar Öcalan ve onun ailesiyle bir sorunum, bir husumetim yok. Bu aileden onlarca güzel arkadaşım, dostum var. Bunlara en iyi örnek de Mustafa Keser'dir.
Benim karşı olduğum olgu; Öcalan'ın silik kişiliğini ve bu kişiliği Kürdlükle açıklamsınadır. Kendisiyle başlattığı Kürdlüktür ve malesef böyle bir melez neslimiz oluştu.
Her yazımda söylüyorum.
Bizim iki PKK'miz vardı. Biri Öcalan'ın Ankara PKK'si, diğeri de biz Kürdistanlıların Düşsel PKK'si.. Bizler özgürlük ve bağımsızlık için bu saflara katıldık. Öcalan ve Ankara PKK'sinin böyle bir niyeti yoktu. Biz yanıldık. Yenildik ve heder olduk.
Ben hala, Zindan, dağ ve bu davaya kan/can verenlerin mirasının takipçisiyim. Ve inancım oki bir gün bedenen Kürd olan bu ana damar asla ve asla Kemalizmi kabul etmeyecek. Bir gün bu deli gömleğini söküp atacak.
Düşünsene biz sadece Diyarbakır Zindanında bir PKK verdik. Benim lider ve sembolüm Hayri Durmuş'tu. O dimdik ayakta, onuruyla gitti. Ya bir gün onun huzuruna gidersem ne yüzle ona bakacağım.
Şoreş gibilerin anısı beni hayata ve mücadeleye bağlıyor.
Öcalan'la da davam bitti. O son hançeri Kemalist olduğunu söylemekle vurdu. Benim buna katkım olmuşsa sevinç duyarım. Ama o bitmiştir artık. Bu ölü lideri taşayanlara yüklenmek lazım. 84 yıldır Mustafa Kemal öldü. Ama Kemalizm hala yaşamıyor mu?
Peki kim yaşatıyor?
Kürd Kemalist olacak idiyse bunca kan ve bunca canın gitmesine ne gerek vardı. Biz Öcalansız da zaten ilkokuldan beri hem Türk olmuş hemde Kemalizmi hıtmetmiştik.
Selam ve sevgiyle Urfalı genç Kardeşim.
Urfalılara takılmam da bir ironidir. Ben Urfa'da bir kardeş ve binlerce arkadaş gömdüm.
Urfa da bizimdir.
Yorum yaz