Bu mantık BDP içindeki stalinist kliğe aittir.
BDP ‘nin, Anayasa mahkemesine ve HSYK ‘ya bu şekilde arka çıkması, Kürt halkı bakımından son derece tehlikeli ve yanlıştır. BDP’ye destek veren büyük halk kitlesinin bu mantıktan haberi yoktur. Bu mantık BDP içindeki stalinist kliğe aittir. Stalinizm mantığı uygulandığı Rusya da dahi, Rus halkına hiçbir fayda sağlamamış iken, bunun Kürtlere bir yarar getireceğini düşünmek, halkın benliği ile alay etmekten başka bir şey değildir. Bu zihniyet aynı zamanda Führer kültürüdür.
-
-
-
-
-.
.
KÜRT HALKININ DİKKATİNE
Bu gün Türkiye’de demokrasinin tam olarak yerleşebilmesi ve demokratik açılımın önündeki engellerin kaldırılabilmesi amacıyla 12 Eylül 2010 tarihinde mini bir anayasa değişikliği için referandum yapılacaktır. Sözde Kürt partisi olduğunu söyleyen ve Kürtler adına hareket ettiğini savunan Barış ve Demokrasi Partisi(BDP), bu anayasa değişikliğinin Kürtlere hiçbir şey getirmediği gerekçesiyle boykot etmektedir.
Üniter devlet yapısını savunan BDP mensupları Türkiye’de yaşadıklarına göre bu anayasa değişikliğinin Türk halkına getireceği yararların aynısını Kürtlere de getireceğini acaba bilmiyorlar mı? Tabiî ki biliyorlar. Fakat BDP hiçbir zaman Kürt partisi olmadı ki Kürtleri ve Kürtlerin menfaatlerine olan şeyleri savunsun. Bunlar Kürtleri hep CHP ve MHP saflarında ve Kemalist bir çizgide tutmaya çalışmaktadırlar. Fakat bunu halka sezdirmemek için her türlü takiyeye ve demojiye baş vurmaktan çekinmezler.Bu nedenle bu partinin Kürtleri temsil etme yetenekleri yoktur. Çünkü Türkiye de Kemalizmi savunan yeteri miktarda partiler vardır. BDP’de bu çizgiye sarıldığına göre amaç diğer partilerin yapamadığını BDP vasıtasıyla yaptırtmak ve Kürtleri Kemalist çizgide tutarak BDP’nin dışındaki diğer Kürt muhalefetini tesirsiz hale getirmektir. Bu şekilde Kürtlerin demokratik taleplerinin önü kapatılmak istenmektedir.
Ama, bu oyun 16 Ağustos 2010 günü Diyarbakır da bir araya gelen BDP’nin çizgisinin dışındaki diğer Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) bu anayasa değişikliği paketine destek vermeleriyle bozulmuştur. Bunu gören BDP Eşbaşkanı Selahattin DEMİRTAŞ, Sivil Toplum Kuruluşları yetkililerini densizlikle itham etmeye başlamıştır. Kürt halkını CHP ve MHP çizgisinde tutmaya çalışan BDP’nin bu tutumuyla, Kürt halkını temsil etme yeteneğini kaybettiğini gören İmralı misafiri, boykot kararından çark etmeye başlamış ve son güne kadar gelişmeleri takip etmek gerektiğini 18 Ağustos 2010 tarihli görüşmede avukatları aracılığıyla yandaşlarına bildirmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. İmralı misafiri, son Yüksek Askeri Şura toplantısı ile umudunu Genel Kurmaydan kestiği için sivil iktidara yanaşma gereğini duymuştur. İmralı misafirinin bu tutumunu, kamuoyundan gizlemek için derhal Kandil Dağı devreye girmiş ve İmralı misafiri ile sivil iktidarın antlaşması sonucu 20 Eylüle kadar ateşkes ilan ettiklerini belirtmişlerdir.
Halbuki; gerçek böyle değildir. Şimdiye kadar PKK-Ergenekon-MHP-Derin devlet birlikte hareket ediyorlardı. Fakat olay, Kürt halkı adına mücadele verildiği şeklinde lanse edilmekteydi. Bugün ise Ak Parti İktidarı Ergenekonun ve devlet içindeki bazı çetelerin üzerine gitmiş, mensuplarının büyük çoğunluğu ya deşifre edilmiş ya tutuklanmış veya tutuklanmakla yüz yüze kalmıştır. Böylece PKK’nin lojiktik desteği tamamen kesildiği için savaşamayacak duruma düşmüştür. Bu seferde Tokat- Reşadiye, Hatay -Dörtyol ve Heron olayında olduğu gibi PKK-Jitem-Ergenekon –MHP Türkiye deki huzur ve barışı bozmak için birlikte saldırmaya başlamışlardır. Fakat bunu yüzlerine gözlerine bulaştırınca bunu gören İmralı misafiri, alel acele ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır. Kandil dağı ise, Ergenekon-MHP-Jitemle olan bu ittifakını ve birlikteliğini gizlemek için ateşkes ilanını Ak Partiye yıkmaya çalışmıştır. Burada iki amaç güdülmektedir. Birincisi 12 Eylül de yapılacak Referandum oylamasında milliyetçi muhafazakar Türk kamu oyunu ve kararsız oyları etkileyerek Evet oylarının azalmasını sağlamak ve MHP ve CHP ‘nin Ak Parti iktidarı aleyhine daha kolay çalışma yapmalarına yardımcı olmaktır. İkincisi ise BDP dışındaki diğer Kürt muhalefeti ve sivil toplum kuruluşları, anayasa değişikliğine evet demekle referandumdan sonra hükümetin demokratik açılımda atacağı adımlarda, Kürt tarafının temsilcisi ve muhatabı durumuna geldikleri için bu konsensüsü bozmaya çalışarak, kendilerini muhatap durumuna getirmektir.
Şimdiye kadar halktan kopuk olarak MHP ve CHP ile aynı çizgide hareket eden İmralı misafiri ve Kandil dağı Kürt halkının bu referandumda kendilerini yüz üstü bırakacaklarını ve zeminlerinin Ak Partiye ve diğer Kürt muhalefetine kaydığını görünce, hem boykot kararından çark ettiler ve hem de Jitem ve devlet içindeki bazı çetelerle yaptıkları anlaşmayı hükümete mal ederek onun Türk kamu oyunda prestij kaybetmesine çalıştılar.
Bilindiği gibi BDP, PKK ‘nin tabanı üzerinde siyaset yapmaktadır. Dolayısıyla kendisini PKK Genel Başkanı olan İmralı misafirinin ve Kandil dağının talimatlarını yerine getirmek mecburiyetinde his etmekte ve böyle davranmaktadır. Düşünün! Anayasa değişikliği paketi mecliste görüşülürken İmralı misafiri, BDP Milletvekillerine “Ak Parti dışındaki muhalefetle yani MHP ve CHP ile birlikte hareket edin” talimatını verince, parti kapatmada en fazla BDP mağdur olduğu halde, BDP bu maddeye oy vermeyerek, parti kapat maddesinin paketten düşmesine vesile olmuştur. Şimdilerde ise BDP, şehir şehir dolaşarak boykot çağrısı yapmakta ve halkı hayır cephesine doğru yönlendirmeye çalışmaktadır. BDP’nin bu tutumu Kürtlerin ve Müslümanların lehine olan kanun ve yönetmelikleri iptal eden, fakat, bunların aleyhine ne kadar kanun ve yönetmelik varsa, hepsini uygulamaya koyan, bu Anayasa Mahkemesinin demokratikleşmesini engellemek ve statükocu yapısını sürdürmesine yardımcı olmaktır.
Aynı şekilde BDP, Türkiye de hep askeri vesayetin olmasından şikayetçidir. Bu anayasa değişikliği paketi, askeri vesayeti ortadan kaldırmak istediği halde, bu seferde BDP , bu vesayetin kaldırılmaması yönünde çaba sarf etmektedir. Düşünün! 1989 yılında Cizre nin Yeşilyurt köyünde insanlara dışkı yediren ve halka işkence eden güçlerin yargılanması için çaba sarf eden, fakat, o gün bunu bir türlü başaramayan, o günün avukatı, bugünün Kürt milletvekili Hasip KAPLAN, bugün, bu olayı yapanlara yargı yolunu açan anayasa değişikliğine itiraz etmekte ve Kürtlere işkence eden ve dışkı yedirenlere arka çıkmaktadır. Aynı şekilde BDP, Hakkari’ nin Şemdinli ilçesinde olduğu gibi bomba patlatan ve Van sivil mahkemesi tarafından yargılanarak 35 yıl cezaya çarptırılan subayları, askeri mahkemeye sevk ederek beraat ettiren, fakat hem bu subayları, hem de darbe planını yapan ve balyoz eylemini hazırlayan general ve amiralleri yargılayan hakim ve savcılara ise görevden el çektiren ve bunların bir kısmını meslekten men ederek yargıya gitme yollarını bile kapalı tutan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) bu antidemokratik yapısını sürdürmesinden yana tavır takınmaktadır.
BDP ‘nin, Anayasa mahkemesine ve HSYK ‘ya bu şekilde arka çıkması, Kürt halkı bakımından son derece tehlikeli ve yanlıştır. BDP’ye destek veren büyük halk kitlesinin bu mantıktan haberi yoktur. Bu mantık BDP içindeki stalinist kliğe aittir. Stalinizm mantığı uygulandığı Rusya da dahi, Rus halkına hiçbir fayda sağlamamış iken, bunun Kürtlere bir yarar getireceğini düşünmek, halkın benliği ile alay etmekten başka bir şey değildir. Bu zihniyet aynı zamanda Führer kültürüdür. Bu kültür hem Avrupa da, hem de dünyada geçerliliğini kaybetmiştir. Çünkü, günümüz dünyası, artık diktatörlüğe geçit vermemektedir. Bunu Kürt halkına uygulamak, değişen dünya düzenine ters düşmektir. BDP, şunu düşünmelidir. Daha birkaç yıl önce, Avrupa başkentlerindeki parlamento binaları eski DEP ‘li milletvekillerinin basın toplantılarına sonuna kadar açık iken bugün bu milletvekillerinin Avrupa da tutuklanmaları ve hareket alanlarının kısıtlanması BDP’ nin üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. BDP’ nin diktatörlüğü çağrıştıran bu mantığının, Kürtlere hiç bir faydası yoktur. Burada BDP’ nin bütün çabası, referandumdan sonra AK Parti hükümetinin demokratik açılımında atacağı adımlarda İmralı misafirini ve kandil dağını muhatap olarak devlete kabul ettirmektir. Halbuki; Devlet veya hükümet sivil toplum kuruluşlarını ve Ak Parti içindeki Kürt milletvekillerini devreye sokarak bu muhataplık sorununu çözmelidir.
Çünkü, BDP tabanı olmayan kişileri getirip bir şehirde aday göstermekte ve o şehirde bu tabansız ve halkın gelenek ve göreneklerinden yoksun kişi yada kişileri seçtirmek suretiyle onları, Kürt meselesinde muhatap konumuna getirmeye çalışmaktadır. Burada BDP bir taşla iki kuş vurmaktadır. Yani hem adaya “ sen bir hiçsin, senin bir tabanın ve kitlen yoktur, ben seni seçtiriyorum, sen de bana iradeni teslim edeceksin ve benim emir ve komutama kayıtsız şartsız itaat edeceksin.” Diyor. Öbür yandan dönüp halkada “ ben tek iradeyim, tek gücüm, ben her kimi işaret ediyorsam sen ona oy vermek ve onu seçtirmek mecburiyetindesin, dolayısıyla senin bir iraden ve değerin yoktur. Benim dediğimi yapmak mecburiyetindesin .” demektedir. Bu sakat zihniyete göre Niğdeli Çerkez kökenli Akın BİRDAL milletvekili olarak Diyarbakırlı Kürtler tarafından seçilmektedir.
Oysa, AK Partinin içindeki Kürt milletvekillerinin durumu böyle değildir. Bunlar MHP ve CHP ile aynı çizgide hareket eden BDP seçmeninin dışındaki, diğer 12 milyon Kürt seçmeni tarafından seçilmişlerdir. Bunların her birinin bir aşireti, bir kitlesi ve bir aile geçmişi vardır. Bu milletvekillerinin her biri ve mensup oldukları aile ve aşiretleri yıllarca Kürt halkına hizmet etmişlerdir. Bunlar halkın iyi ve kötü günlerinde hep halkın yanında olmuşlardır. Bu milletvekillerine oy veren kitle ise, ülkenin birlik ve beraberliğini savunan barış ve demokrasi isteyen insanlardır. Burada koruculuk polemiğine girmek istemiyorum. Fakat genel olarak bu seçmenler ağır başlı, hoş görülü, her yerde Kürt olduklarını söyleyen ve bunu her zeminde savunan insanlar olduklarını söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla bu seçmenlerin seçtiği Kürt milletvekilleri bir araya gelip, devlete Kürt meselesi ile ilgili olarak bir proje sundukları takdirde, hazır Kürt sivil toplum örgütlerinin bu konudaki tavrı belli iken bu proje, hem Türk kamuoyunda, hem de dünya kamuoyunda büyük bir kabul görecektir. Böylece, Ak Partinin içindeki Kürt kökenli, milletvekilleri doğrudan Kürt halkının yegane temsilcisi ve devletin muhatabı durumuna gelmiş olacaklardır. O zaman Niğdeli Akın Birdal’ ın milletvekili olarak Kürtleri temsil etme yeteneği kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Böylece tek muhatap Ak Parti içinde ki Kürt milletvekilleri ile Kürt sivil toplum örgütleri olacaktır. Bu yapıldığı takdir de BDP’nin argümanı elinden alınmış olacak ve Kürt meselesi çözüm yolunda yeni bir mecraya girecektir. Böylelikle bundan sonra Tokat /Reşadiye, Hatay/Dörtyol ve Heron olayında olduğu gibi PKK, Jitem, Ergenekon ve MHP birlikteliği bir işe yaramayacaktır. Bu birlikteliği bozmak için, 12 eylül 2010 günü yapılacak referandumda halkımız aşağıdaki hususları göz önünde bulundurarak oyunu kullanmalıdır. Buna göre;
1- Demokrasiyi rafa kaldıran, halka zülüm eden, binlerce devrimci demokrat ve inançlı Kürt-Türk insanını işkenceye tabi tutan, Kürt halkına Diyarbakır cezaevindeki işkenceyi reva gören ve bu insanlık dışı vahşeti protesto eden 4 gencin kendilerini diri diri yakmalarına vesile olan, 12 eylül generallerinin ve cezaevi yöneticilerinin yargılanmalarını istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
2- Demokrasinin üzerindeki askeri vesayetin kaldırılmasını istiyorsanız, bu anaysa değişikliğine EVET diyin.
3- 1989 yılında Cizre’nin Yeşilyurt köyünde olduğu gibi Kürt köylülerine insan pisliğini yedirenlerin yargılanmasını istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
4- Kürtlerin ve Müslümanların lehine çıkan kanunları iptal eden, onların aleyhine olan kanunları ise uygulamaya koyan, başörtüsü düzenlemesinde olduğu gibi 411 milletvekili tarafından onaylandığı halde, bunu iptal eden, 7 kişilik anayasa mahkemesinin üye yapısını değiştirmek istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
5- Şemdinli de bomba patlatan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarını ve ceza almalarını istiyorsanız, bu askerleri cezalandıran hakim ve savcıları görevden alan, fakat darbeci ve balyozcu generalleri koruyan, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yapısını değiştirmek istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
6- Bundan sonra, Türkiye de, insanlarımızın işkence görmesini istemiyorsanız ve Kürtlerin Dersim ve Zilan yöntemi ile katledilmelerini isteyen MHP ve CHP gibi statükocu zihniyete sahip partilere destek olmak istemiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
7- Bundan sonra, hem seçim meydanlarında ve hem de diğer alanlarda anadilimiz Kürtçe ile serbestçe propaganda yapmak istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
8- Bu gün MHP, CHP ve BDP gibi statükocu zihniyete sahip, şehitlerin kanından nemalanan ve ülkemizde barış ve demokrasinin yerleşmesini istemeyen partilerle aynı safta olmak istemiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
9- Bu gün, Ergenekonun gizli kalmasını istemiyorsanız, 17 bin faili meçhul cinayetin aydınlanmasını ve faillerinin yargılanmasını istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
10- Bu gün, 1991 yılında TBMM ‘de iki kelime Kürtçe konuştuğu için Leyla ZANA’yı 10 yıl ceza evine koyan MHP ve CHP zihniyetinin tekrar işbaşına gelmesini istemiyorsanız, fakat 2009 yılında TBMM kürsüsünde kendi grubuna Kürtçe hitap eden Ahmet TÜRK’ ü anlayışla karşılayan AK Parti hükümetinin iş başında kalmasını istiyorsanız, bu anayasa değişikliğine EVET diyin.
11- Sonuç olarak; devrimci ve demokrat olduğunu söyleyen, din ve vicdan hürriyetine saygısı olan, düşünce özgürlüğünü savunan, bireysel hak ve hürriyetlerin gelişmesini isteyen ve ülkemizde barışın ve huzurun egemen olmasına destek olan namuslu her insan, bu anayasa değişikliğine EVET demelidir.
Saygılarımla.
Abdulbari HAN
31.08.2010
.
.
.



Yorumlar (4 gönderildi):
Evet, bugün sadece Moskova'da 800 milyoner var ve tüm eski sovyet halklari aclikla-issizlikle bogusuyor. Anlasilan, senin istedigin bu.
Stalinizm diye birsey yoktur. Marksizm-Leninizm vardir ve Stalin yoldas bu ideolojinin sadik bir neferiydi.
Ergenekon cetesi olan PKK ve onun uzantilari ile Stalin yoldas arasinda paralellik kurmak icin ya meczup ya da gerici/fasist olmak gerekir. Sen meczup degilsin.
Ben de "yetersiz ama evet" diyorum referendumda. Senin gibi pisliklerin evet demesi ise hic umurumda degil.
EDITÖR, bu yaziyi yayinlamayacagini biliyorum. Stalin hakkinda ileri-geri konusan pislik ile ayni safta oldugunu görmen icin yazdim.
1- Gürcistan'da milliyetçi bir başkaldırı olur ve Lenin Stalin'i ordu komutanı olarak ilgilenmsi için gönderir. Stalin taş taş üstünde bırakmayacak şekilde kanlı bir harekat ile olayı 'çöz'müş olarak Moskova'ya döner. Lenin herşeyden haberdardır Stalin'e der ki " Senin bir Görcü şövenistinden farkın ne? " Çok ağır şekilde eleştirir. Stalin'nin despotluğu tartışılmayacak kadar nettir.
2- Stalin Sovyet Rusaya'daki Kürdleri Uzak Asyaya(Kırgızistan-Özbekistan) ve Baltık bölgesine sürgün ederek bu gün yaşanan Kürd kıyımının mimarı olmuştur.
Kızıl Kürdistan'ı da yıkıp Kürdlerin otonomi hakkını elinden alan yine Stalin oldu.
Yoldaşınız Stalin işte buydu CUGASVİLİ umarım ideolojik argümanlardan çok doğruları görürsünüz.
Yorum yaz