Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: PKK/Öcalan’a Nasıl Ve Ne Zaman Hesap Sorulacak? PKK/Öcalan’a Nasıl Ve Ne Zaman Hesap Sorulacak? ================================================================================ Nasname - : on 30 Aug, 2010 02:36:00 Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkiye Cumhuriyeti denilen devlet-ulusa evrimleşmesi çetin ve acılı bir hesaplaşma sonucu oldu. M. Kemal ve arkadaşlarının iktidarı ele geçirmesi sürecinde de keskin ve çetin bir hesaplaşma gündeme geldi. M. Kemal ve arkadaşları, birçok ittihat-terakkici arkadaşını tasfiye ederek, Çerkez Ethem’i düşman ilan ederek ve tasfiye ederek iktidarı ele geçirdiler. Bu iktidar mücadelesi kanlı olduğu gibi, ahlakî ve insani ölçüleri aşan bir mücadele oldu. M. Kemal ve arkadaşları iktidar olduktan sonra da, bu iktidar hesaplaşması devam etti. M. Kemal’in lider ve yönetici kadrosu arasında da ayrılıklar oldu. M. Kemal iktidarı o ayrılıklarda da vicdani davranmadı. Özellikle M. Kemal ve arkadaşları, Serbest Fıkra ve Terakki Perver Partilerinin halk içinde gelişimlerini gördükleri zaman, hemen kapatma yoluna gittiler. Bu partilerin yöneticileri, olmayan olaylarla ilgili olarak suçlandılar, Kürt Milliyetçilerini, Kürt liderlerini ve savaşçılarını keyfi ve hukuk dışı ölçülerle yargılayan mahkemelerde yargılandılar. M. Kemal ve arkadaşlarının, kendilerini destekleyen komünistleri, M. Suphi ve arkadaşlarını Karadeniz’de Topal Osman eliyle katletmeleri ve boğmaları da, bu iç hesaplaşmanın ve mücadelenin bir sonucuydu. Kemalistlerin, Kürt ulusal ayaklanma döneminde Kürtlerle hesaplaşması, farklı kapsamda, genişlikte, derinlikte, trajik, faşist, sömürgeci bir hesaplaşmaydı. M. Kemal’in iktidar olmasından sonra, Batı ve Türk Bölgesinde ortaya çıkan, dinci ve şeriatçı denilen ayaklanmalar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde eskiyle yeni güçlerin iktidar mücadelesini ifade ettiği gibi, halk güçleriyle ittihat terakkici asker ve sivil bürokrasi arasındaki bir mücadele ve hesaplaşmaydı. 1946 yılına kadar asker ve sivil bürokrasi (Kemalistlerle) halk güçleri arasındaki mücadele ve hesaplaşma, her zaman Kemalistlerin lehine ve çıkarlarına göre sonuçlandı. 1946 yılında, İkinci Dünya ve Paylaşım Savaşı’ndan sonra Türkiye’de, dünyadaki faşizmin yenilgisi ve demokrasinin egemen sistem haline gelmesinin etkisiyle küçük bir değişiklik oldu. Türkiye Cumhuriyeti merkezi anlamda ve Kemalistlerin kararıyla çok partili sistemi, anayasal sistem olarak benimsedi. Kemalistlerin benimsediği bu çok partili sistem, onların gönlünce olmadığı gibi, hızla onların aleyhine bir gelişme haline geldi. CHP’nin yanında Demokrat Parti(DP), Celal Bayar ve Adnan Menderes tarafından kuruldu. DP, kısa süre içinde halk kitlelerinin, uluslararası güçlerin, ABD ve Batı Avrupa’nın desteğini kazandı. 1946 yılında açık oylama ve gizli sayım sonucunda hile ve hurda ile seçimi kaybetmesine rağmen, 1950 yılında ezici bir çoğunlukla seçimleri kazandı ve tek başına hükümet oldu. DP’nın seçim yoluyla iktidar olması, Türk halk güçlerinin jakoben, otoriter, faşizan Kemalist güçler karşısındaki ilk zaferiydi. Türk Halk güçlerinin DP kanalıyla Kemalistlere darbe vurmasının ve alt etmelerinde Kürt halk güçlerinin DP’ye verdiği desteğin rolü büyüktü. Kürt halk güçleri de DP’ye oy vererek, Kemalistlerden, Kürdistan’da ulusal ayaklanmaları bastıran, Kürdistan’ı yakan, Kürt liderlerini ve savaşçılarını mahkemesiz idam eden, katliamlar ve jenosidler yapan, Kürt milletlini inkâr eden Kemalistlerden dolaylı da olsa hesap sormuş oluyorlardı. Kemalistlerle, halk güçleri ve başka bir deyimle asker ve sivil bürokrasi ile sivil halk güçleri arasındaki mücadele, 1950 tarihinden sonra daha da keskinleşti. Kemalistlerin iktidarı birçok olaydan dolayı yargılamaya konu oldu. Özalp’ta 33 Kürt köylüsünü katleden General Muğlalı hakkında Meclis Komisyonunun araştırma yapması ve araştırma sonucu, Muğlalı hakkında yargılamanın yapılmasına karar verilmesi, yargılama sonucunda General Muğlalının idama mahkûm edilmesi bu hesaplaşmanın en sembolik olaylarından biridir. CHP hakkında Tahkikat Komisyonlarının kurulması da bunu hesaplaşmanın somut örnekleriydi. Halk güçleriyle Kemalistler arasındaki mücadele, 1960 yılında askerlerin yaptıkları darbe ile Kemalistlerin diktatörlüğü ve iktidarı ile sonuçlandı. Bu darbe sonrasında Kemalistlerle halk güçleri arasındaki hesaplaşma trajik oldu. Yüzlerce Demokrat Partili milletvekili ve diğer parti yöneticileri keyfi bir mahkemede yargılandılar. Yargılamalar sonucu, Başbakan Adnan menderes ve iki bakan arkadaşı idam edildiler, birçok DP’li de yüksek cezalara çarptırıldılar. Kemalistler, Kürt halk güçlerinin DP’ye verdiği desteğini hesabını Kürt ağalarını, beylerini, şeyhlerini, aşiret reislerini, geleneksel aydınlarını Sivas Kampında esir almakla, 3-4 ay sonra 55’ini sürgüne göndermekle sordu. Türk halk güçleriyle, Kemalistler arasındaki mücadele 1960 sonrası daha renkli ve çoğulcu bir hal aldı. Bu mücadele, güçler arasında farklı geçişler, zaman-zaman Kemalistlerle burjuvazi arasında gerçekleşen ittifakla beraber devam etti. 12 Mart 1971 Muhtırası ile burjuvazinin ve orta sınıfların temsilcisi olan Demirel, şapkasını aldı gitti. Komünistler, sosyalistler, solcular, bir kesim Kemalistler (Uğur Mumcu, İlhan Selçuk), Kürt milliyetçileri ve solcuları yargılandılar, büyük cezalara çarptırıldılar. 12 Eylül’de iktidarı ele geçiren ve monolitik diktatörlük kuran askeri elit herkesi, tüm halk güçlerini, burjuvaları, faşistleri, Kemalistleri, Kürtleri, Komünistleri karşı aldı ve onlarla amansız bir hesaplaşma içine girdi. Bu hesaplaşma, çatışma, AK Parti’nin iktidar olmasından sonra da başka bir düzlemde devam etti. Askeri ve sivil iktidar eliti, AK Parti iktidarının son bulması için, soğuk savaş koşullarına uygun darbe girişimlerinde bulundu, darbe hazırlıkları yaptı. Gelinen aşamada bu çatışma ve hesaplaşma Anayasa’nın 26 maddesinin değişikliği ile yeni bir aşamaya geldi. AK Parti İktidarı, başka bir ifadeyle en genel anlamda sivillerin iktidarı, darbe girişimcileri ve hazırlayıcılarını mahkeme karşısına çıkarmaya başlamış durumda. Anayasa Değişikliği referandumundan sonra, 12 Eylül diktatörlerinin yargılanması için iddia sahibi. Bu gelişmeler, Türkiye’de radikal ve gereğince olmazsa bile, suç işleyenlerin, keyfi adam öldürenlerin, darbe hazırlığı yapanların, darbe girişiminde bulunanların yargılanacağıyla ilgili bir süreç başlamış durumda. Bu sürecin, yeni enstrümanlarla ve yeni biçimler altında sürdürüleceğinin ipuçları var. ***** Kürdistan’ın Kuzeyinde, Kürt Halk Güçleri, PKK ve Öcalan açısından durum ne? Bu konu haklı olarak gündemi işgal eden bir durum. Bu konuda, PKK ve Öcalan’ın yaptıklarıyla ilgili hesap vermesi için halen görünürde bir gelişme olmadığı gibi, bu yönde aydınca talepler de yok. Herkes, Türkler ve Kürtler gibi bir kamplaşmada, suç işleyen, katil olan Kürtleri, cinayet işleyen siyasetçileri görmezlikten geliyor. Ya da korkudan dolayı bunu dillendirmek istemiyor. Bu durumu aşmamak, Kürdistan’daki demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, hukuk üstünlüğünün sağlanması, demokratik çoğulculuğun siyaset ve toplumsal yaşama yansımasını engelleyecek tehlikeli bir konumdur. Bu sorunun tartışma gündemine getirilmesi, suçluların açığa çıkması, onların yargılanmasının talep edilmesi gerekir. Bunun için PKK ve Öcalan’ın yapısal durumunu, olup-bitenlerle ilgili kısa bir tarihi gezinti yaparak, olayların saptanması ve durum tespitinin sağlanması yoluna gitmek gerekir. Kürtler, Türk Devleti tarafından ulus ve topluluk olarak varlığı inkâr edilmiş, bütün ulusal hakları gasp edilmiş, ülkesi işgal edilmiş durumda. Bu nedenle, Kürtlerin sorunu, ulusal, Kürt ulusunun kendi kaderini kendi eliyle tayin etmesi, Kürdistan’da egemenliği ele geçirmesi, iktidar olması, Türk ulusu ve diğer dünya uluslarıyla siyasi statü ve haklar açısından eşit olması sorunudur. Bu nedenle Kürt ulusal sorunu, bir tek sınıf ve tabakanın sorunu değil, Kürdistan’daki tüm sınıf ve tabakaların sorunu: Kürt burjuvazisinin, esnafının, ağasının, beyinin, şeyhinin, aşiret reisinin, köylülerinin, işçilerinin, kadınlarının, erkeklerini, gençlerinin ve aydınlarının sorunu. Milliyetçilerin, liberallerin, sosyal demokratların, soysal liberal demokratların, komünistlerin, dindarların, inançsızların, inançlıların, tüm mezhepleri sorunu. Kürt ulusal hareketi, 1965 yıllarından sonra yeniden bu temel üzerinde gelişmeye başladı. 1965 yılında Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi illegal olarak kuruldu. 1969 yılında DDKO’ların legal örgütler olarak kurulmasıyla birlikte kitlesel bir karakter kazandı. 1974 yılından sonra çoğulcu bir siyasal örgüt ve parti yapısı ile ilerlemeye başladı. 1974 yılında kurulan Kürdistan’daki siyasi örgüt ve partiler, bu gerçeğe göre hareket etmeyi yol haritası olarak seçtiler. PKK, Ulusal Kurtuluş Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, Apocular gibi grup aşamasından başlamak üzere 1978 yılında PKK olarak kendisini tanımlamasından sonra, kuruluş felsefesi olarak tek ideoloji, tek lider, tek parti, tek sınıf paradigmasını benimsedi. PKK, kendi dışındaki tüm Kürdistanlı örgütleri gayri meşru ve düşman ilân etti. Kendi içinde ortaya çıkan ve çıkacak muhalefeti işbirlikçi, hain, ajan olarak tanımladı. Kendisine taraf olamayan tüm toplumsal kesimleri, özellikle de toplumun üst, egemen, yönetici sınıflarını düşman kabul etti. Hem kendi dışındaki siyasi örgüt ve partilerin, hem tüm Kürdistan toplumsal kesimlerini birinci derecede tasfiye etmek için katı, faşizan, otoriter bir eylem çizgisini ve yol haritasını benimsedi. PKK’nın benimsediği paradigma, Türk devlet-ulus, Kemalizm’in benimsediği bir paradigmaydı. Bu kabulleri ve yapısıyla da, bir Türk Devlet Projesi olarak her yanıyla kendisini açığa vuruyordu. PKK, bir devlet projesi olarak, devletin Kürt ulusal hareketini içerde teslim alması stratejisini çok plânlı ve programlı bir şekilde hayata geçirdi. Öncelikle Kürdistanlı örgüt ve partilere karşı savaş açtı. Bütün Kürdistanlı örgüt ve partilerin liderlerini ve ileri kadrolarını fiziki olarak ortadan kaldırmak için harekete geçti. İlk olarak Özgürlük Yolu taraftarı Mustafa Çamlıbel’i Ağrı’da öldürdü. KAWA örgütü lideri Ferit Uzun’u (Siverek’te suikast metoduyla) ve birçok ileri kadrosunu öldürdü. DDK-Şıvancı Örgüte saldırdı, onlardan birkaç yurtseveri öldürdü. Kürdistan’da Stêrka SOR olarak örgütlenen grubu tümden katlederek ortadan kaldırdı. Têkoşin Örgütüne saldırdı, birçok seçkin kadrosunu katletti. 1979 yılında KUK’a karşı savaş açtı. Onlarca KUK kadrosunu ve ileri gelenini katletti. Rizgarî’ye saldırdı. PKK, bütün Türk sol örgütlerinin Kürdistan’da örgütlenmesini gayrı meşru kabul etti, o örgütleri düşman olarak tanımladı. Bu nedenle, DEV-YOL, TİKP, TKP, TİKKO, Halkın Kurtuluşu gibi örgütlerden devrimcileri katletti. Siverek’te Mehmet Bucak’a yönelik devletle birlikte tertiplenen, Kürdistan’daki güç odaklarını, Kürt ulusal kurtuluşuna katkıda bulunacak toplum kesimleri yok etmek için 1979 yılında bir savaş başlattı. Bu savaşın amacı aynı zamanda Siverek’te çok örgütlü olan Kürt yurtsever hareketlerini tasfiye etmekti. Bu savaş sonucunda, ölüm bilançosu resmi olarak 600 kişi (örgütlü yurtseverler ve halktan insanlar), Siverek’te bir kaos, bu kaos ve şiddet sonucu devletin stratejik amacı olan kitlesel göçü sağladı. Siverek’in nüfusu 60 binden 29 bine indi. Sonuçta Kürt yurtsever hareketleri tasfiye edildi, devletin o güne kadar teslim alamadığı Bucaklar, devletin en yakın taraftarları haline geldi. Halen de Siverek’te Bucakların bu yapısı devam ediyor. PKK, aynı stratejiyi, Hilvan ve Batman’da geliştirdi. Batman ve Hilvan’da da bir yandan Kürt yurtsever güçlerini, diğer yandan da toplumsal güçleri, aşiret topluluklarını tasfiye etmek için fiziki katliamlar yaptı. Batman’da ünlü ve güçlü Raman aşiretini yok etti. Birçok Kürt yurtseverinin katliamına yol açtı. Siverek, Hilvan, Batman ve Kürdistan diğer şehirlerinde, diri ve Kürt ulusal kurtuluş hareketine öncülük edebilecek toplumsal kesimleri ve Kürt yurtsever hareketlerini tasfiye etmek için, aynı zamanda aşiretlerin ve feodal yapının çelişki ve parçalanmışlığından yararlanarak, belirli aşiretleri de yanına çekerek, Kürdistan’da devletin istediği ve gerçekleştirdiği aşiret kavgalarını, Kürdistan’daki güç odaklarının çatışmasını geliştirdi ve derinleştirdi. PKK, kendi içinde farklı düşünceleri dile getiren tüm unsurları ajan ve hain ilân ederek öldürdü. Bu olgu, hem 12 Eylül 1980 öncesi ve hem de 12 Eylül 1980 sonrası sürdü. Günümüzde de devam etmektedir. Semir (Çetin Güngör), Enver Ata, Mehmet Şener, Haki Karer, Mehmet Şener, Kani Yılmaz, Hikmet Fidan PKK içinde öldürülen binlerce kürdün sembolleşen isimleridir. PKK, Güney Kürdistan’da ve Lübnan’da Bekaa’da tutukladığı muhaliflere yaptığı işkenceler, kadınların kadınlık organlarına mum söndürmek dahil, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevinde yapılan işkenceleri, Haydari Kampında, Vietnam Zindanlarında yapılan işkenceleri aratır durumda olduğu, muhaliflerin yazdıkları yazılarla açığa çıkıyor. PKK, Kemalistlerden, Baasistlerden, Hitlercilerden, Stalinistlerden öğrendiklerini Kürt halkına, Kürt yurtseverlerine, kendi muhaliflerine uyguladı. Devlet de, PKK’den öğrendiklerini yine Kürt halkına, PKK’lı iyi niyetli ve Kürdistan’ın bağımsızlığı için PKK’ya katılanlara uyguladı. PKK, bu stratejisini Kürdistan’ın diğer parçalarında da sürdürdü. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki tüm siyasi örgüt ve partileri düşman ilân etti. Kürt yurtsever güçlerini baskı ve şiddetle bastırmaya çalıştı. Güney Kürdistan’da İran, Suriye, Irak, Türk Devletlerinin desteği ve teşvikiyle Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne ve Kürdistan Yurtsever Birliğine karşı savaş başlattı. Güney Kürdistan’da KUK-SE’nin bir grup kadrosunu katletti, onları parça-parça haline getirerek torbalara doldurdu. Güney Kürdistan’da Irak Kürdistan Demokrat Partisinin Behdinan Bölgesi liderlerini tümden ortadan kaldırmak için plânlar yaptı. Bu plân, PKK’dan kaçarak Irak KDP’ye sığınan bir merkez komitesi üyesi tarafından deşifre edildi. Irak KDP buna karşılık tedbir aldı. Bu savaşlar sonucunda, binlerce pêşmerge katletti. Suriye ve İran’da Kürt yurtsever kadrolarını katletti. Kürdistan diğer parçalarında devlet stratejileri içinde kendine bağlı örgütler kurdu, bu örgütler vasıtasıyla Kürdistan’daki toplumsal hareketleri ve Kürt ulusal örgüt ve partilerini parçalama yoluna gitti. Bulunduğumuz aşamada da PKK’nın Doğu, Güney, Güney-Batı Kürdistan’da uydu ve bağımlı örgütleri var. PKK, bu örgütleri Kürt ulusal hareketine, zaman-zaman da devletlere karşı bir şantaj unsuru olarak kullanıyor. PKK, 1984’den sonra Türk Devleti’nin açık ve gizli güçleri (JİTEM, Özel harp Dairesi, Ergenekon ve diğerleri) ile işbirliği ve elbirliği içinde köy baskınları ve diğer biçimler altında kitlesel ve faili meçhul katliamları ve cinayetleri tertiplediler. PKK’nın Kürdistan’ın kuzeyinin bir bölümünde yerel iktidar koşullarında da, bu stratejisi devam etmektedir. PKK, Kemalistler gibi Kürt halkının iradesini gasp etmiş durumdadırlar. Zor ve baskı ile muhalif güçlerin konuşmasını ve örgütlenmesini engellemeye devam etmektedir. Türkiye’de, Türk kesiminde 12 Eylül Anayasa Değişikliği referandumundan sonra, kötülük yapan, darbe hazırlayan, faili meçhulleri gerçekleştiren devletin özel güçlerinden ve örgütlerinden hesap sorulacağı ifade ediliyor. Peki, PKK’den kim/kimler, nasıl ve ne zaman hesap soracaklar? Bu soruya olumlu ve rahat cevap vermek olanaklı değil. Bununla ilgili veriler, şimdilik ufukta da görünmemektedir. Ama PKK ve Öcalan’dan hesap sorulması gerekir. Bunun için de geç kalmamak gerekir. Hesap sormak için de, hesap soracak kesimlerin ve kişilerin harekete geçmesi gerekir. Amed, 24. 08. 2010 İbrahim GÜÇLÜ (ibrahimguclu21@gmail.com)