Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Kürd Sorunu'nun Çözümü Basit Bir Süreç Değildir... Kürd Sorunu'nun Çözümü Basit Bir Süreç Değildir... ================================================================================ Nasname - : on 29 Aug, 2010 09:58:00 Değerli katılımcılar; Başta NASNAME Yayın Kurulu olarak, Özgür Bireyler Platformu’muzda yazan tüm arkadaşlarım adına sizi selamlar, bu toplantıyı gerçekleştiren Komkar temsilcilerine de teşekkürlerimi sunarım. Bu konuşmamda sadece üç nokta üzerinde duracağım: 1- Biz kendimizi, yani Özgür Bireyler Topluluğu’muzu nasıl görüyor ve değerlendiriyoruz. 2- Süreci nasıl değerlendiriyoruz. 3- Geleceğe ilişkin beklentilerimiz nelerdir. 1- Kendimizi nasıl görüyoruz: * Biz, kimsenin kimseye bağımlı olmadığı ve birilerinin başkalarını peşinden sürükleme hevesine prim verilmeyip, herkesin özgünlüğünü koruyarak, birlikte, ortak bir amaç için yan yana yürüdüğü bir anlayışı benimsemiş bir platformuz. * Kutsallıklar tarafından belirlenen egemenliğin ortadan kaldırılması ve Özgür Birey’in ortaya çıkarak özgürlük ve demokrasiyi bir yaşam biçimine dönüştürmesi düşüncesi, Nasname’mizin varlık nedenidir. * Bireysel farklılıklarımızı zenginlik olarak görüyoruz. Bu farklılıkları koruyarak, tek tipleşmeyi engellemeye özen gösteriyor ve Kürdistan Halkının Kendi Kaderini Tayın Etme Hakkının önceliğini savunmayı ve demokratik iç işleyişi kalıcı kılmayı da ortak paydamız olarak kabul ediyoruz. * Örgütler üstü bir konumu tutturmaya gayret edip, PKK dışında kalan tüm Kürd yapılanmalarıyla yakın ve sıcak bir ilişki içinde bulunarak, destekleyici olmayı hedefliyoruz. * Ulusal-Demokratik bir cephenin oluşmasını sağlayabilme çalışmalarına katkıda bulunmaya ve işimizi, yeteneklerimizin elverdiği ölçüde, ciddi bir şekilde ifa etmeye çalışıyoruz. 2- Süreci nasıl değerlendiriyoruz: AKP, en başta “Kürd açılımı” diye adlandırdığı, ancak daha sonra, kendi terazisince ölçtüğü siyasi dengeye göre, “Demokratik Açılım” ya da “Birlik Projesi” demekte karar kıldığı, bir reform hamlesinde bulundu. Hepimiz biliyoruz ki, siyasetinin ana kaynağı “Türk-İslam Sentezi” olan AKP, demokrasi konusunda ürkek ve git-gel’ler yaşamaktadır, yaşayacaktır. Ancak buna rağmen de, Türkiye’de demokrasiye en yakın parti odur. Dünyadaki değişimleri, Kemalistlere göre daha iyi görmekte ve bu nedenle de, kısmi de olsa, bazı demokratik adımları atmakta, bu imtihanı böyle geçmeye niyetli olduğu görülmektedir. AKP’nin Kürd Sorunu’na yaklaşımı ile bizim hedeflerimiz, birbirinden temelden farklıdır. AKP Kürd Sorunu’nu, bizim anladığımız şekilde ne çözmeyi düşünüyor nede çözecektir. İktidarını sağlamlaştırdıktan sonra, gerçek devlet rolünü üstlenecek, taleplerimizi karşılamayacaktır. Onun için, AKP’yi hiç bir zaman ne umut görmüşüz ne de umut olacaktır. Kürd Sorunu’nun çözümü basit bir süreç değil. Bu sorun, böyle, tereyağından kıl çeker gibi kolayca çözülmeyecektir. Ne var ki, bu kısmi demokratikleştirme girişimlerine karşı, ya çözüm ya boykot, ya çözüm ya kan/intikam demek de akıl işi değildir. Sorunun çözümü yolunda bize rahat bir nefes aldıracak olan her adımı destekleyip, ondan yararlanmak zorundayız. Çünkü Kürd Ulusal Demokratik güçlerinin görevi, halkımızın asırlardır çektiği cefaya yeni cefalar eklemek değil, tam tersine, buna son vermek ve bu cefakar halka, layık olduğu, daha güzel bir yaşam sağlamaktır. Statükonun zırhlı duvarında açılan her delik, halkımızın demokrasiye olan susamışlığında, serinletici bir yudum su olacaktır. Açılım paketinin, vesayet rejiminin kurumlarını ve politikacılarını nasıl öfkelendirip, küplere bindirdiği hepimizin malumudur. Örneğin Baykal, “Bizi bölerse dil böler” derken; Bahçeli de, paketin sosyal dokuyu parçalayacağını ve 4 parçalı büyük Kürdistan’ın ilk aşamasını Türkiye’den başlatacağını haykırarak, yek vücut savaş açtılar. Demek istediğim şu: Bu cepheleşmede belirleyici olan birbirine karşıt iki çekim gücü var. Bir yanda kısmi demokratik adımlar atan AKP, karşı yanda da CHP/MHP/BDP vs. Statükoyu koruma görevinde ordu, yargı ve diğer devlet kurumlarının neler yaptığı da herkesin malumu... Bu bağlamda, gerek Kürd siyasi yapılanmalarının, gerek sesini yükselten yurtseverlerin ve gerekse de demokratik kitle örgütlerinin, “yetmez, ama evet” tavrını çok isabetli buluyor ve destekliyoruz. Bu konularda, yayın kurulumuz hemfikirdir. 3- Beklentilerimiz (ya da acil görevler) * Tahminimiz, referandumdan “evet” çıkacağı yönündedir. Bu evetler, çoğunluğun sesi olarak tescil edildiğinde, Kürd muhalefeti de kalıcılığını mühürleyerek, varlık kazanacaktır. Kendine olan güveni artacak, önü açılacaktır. * Birbirlerimize tahammül ederek, birlikte, uzun erimli siyasal çalışmalar yapma yönündeki körelmiş yetilerimizi canlandırma şansı elde edilecektir. * Rejimin, aydın ve Kürdlere, politikayı korkulacak bir öcü haline getirmek için, kesintisiz sürdürdüğü baskı, hapis ve işkenceleriyle; PKK’nin, muhalifleri ortadan kaldırma hoyratlığının zemini deprem geçirecektir. Bana göre, şu anda, AKP’nin ağırlığını ordunun içinde de hissettirmesiyle, kime yaslanacağı konusunda tereddütler yaşayan APO; Hükümetin referandumdan daha güçlü çıkmasıyla, aynen, generallerin kontrolünde olan İmralı’ya düşmekle Kemalizm’i nasıl savunmaya başladıysa, bu kez de hükümete yaranmaya çalışacaktır. Başta BDP olmak üzere, diğer sivil örgütlerine “Ulusal Demokratik Cephe” çağrıları yaptırtacak, Kürd muhalefetinin kazanmış olduğu itibara, konmak isteyecektir. Bu itibarı iğdişleştirmek isteyen her girişimlerine karşı uyanık olmak gerekir. * Ulusal Demokratik haklarımızın meşruiyetini, ne hükümetin açılım programlarının zarar görmemesi, ne Türk aydın ve demokratlarının ürkmemesi ve ne de Öcalan’ın paşa gönlünün kırılmaması endişelerine kurban etme hakkımız var. * Nasıl ki, devlet, ideoloji ve politikasını egemen kılmak için, ideolojik aygıtlarını kullanıyorsa; Kürd muhalefeti de, oluşturmakta başarılı olduğu bu “evet” bloğunu, gerçek bir fonksiyonel aygıta dönüştürmeye çalışmalıdır. * Gerek Kürd Ergenekon’unun ve gerekse de PKK’nin son zamanlarda azıttığı tehditlerine karşı, ilkeli bir ortak tavır zorunludur. Nasname, küçük te olsa, önemli bir adım atmıştır. Ancak bunun, benzeri olan adımlarla birlikte, ortak bir kulvara çekilmesi ve yürüyüşe geçilmesi gerekmektedir. * Ünlü Kürd siyasetçi Kemal Burkay’a yapılan tehdide karşı dik duruşumuz, bazılarınca, “Burkay şunu yapmadı mı, Burkay bunu yapmadı mı” gerekçeleriyle, sert eleştirilere maruz kalmıştır. Bu tür tavırlar, 1970’lerin sonundaki, örgüt pragmatizminin bizi sürüklediği dar hesaplar nedeniyle içine düştüğümüz hataları anımsatmaktadır. O zaman da, PKK’nin saldırdığı herhangi bir Kürd örgütün, bize göre doğru olmayan A yanlışını ya da eksikliğini; PKK’nin, var olan Ulusal Demokratik örgütleri ortadan kaldırma politikasıyla, hemen hemen eşdeğer tutuyorduk. PKK’nin kuruluşundan beri sistemleştirdiği, muhalifleri tehdit ve yok etme yöntemlerine karşı duruşta, “AMA”lara yer olmamalıdır. * Bu tür toplantılar, canlanan Kürd muhalefetinin, gerektiği anlarda toplanıp, ortak tavırlar alabilmesi için çok önemlidir. Bunların sürekliliği için, gerekirse bir koordinasyon komitesi oluşturulabilir. Nasname’deki tüm arkadaşlarımın selam ve başarı dileklerini iletirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 28 Ağustos 2010 Cemil Demircan Nasname Türkçe Editörü