Kürd Kimliği
Birçok Kürd için siyasi olarak bağlı oldukları ülkenin sistemine, rejimine, hükümetlerine sadık kalmak; kendi milli davalarına bağlı kalmaktan veya ülkelerine bağlı olmaktan önce gelir. Böylesi bir halkın medeni dünyada hak ettiği yeri alması kolay değildir, zaman ister, emek ister.
sidki_zilan@mynet.com
Milli meseleleri konuşurken, dar ideolojik kaygılardan, örgüt ve parti menfaatlerine göre düşünmekten kendimizi alıkoyabilmeliyiz. Biz Kürdler, şahsiyetleri, örgütleri ve partileri aşan bir mefkûrede ittifak edemediğimiz için yol alamıyor veya yolumuzu bulamıyoruz.
Malumunuz Kürdler bölünmüştür. Toprakları da öyledir. Birçok Kürd için siyasi olarak bağlı oldukları ülkenin sistemine, rejimine, hükümetlerine sadık kalmak; kendi milli davalarına bağlı kalmaktan veya ülkelerine bağlı olmaktan önce gelir. Böylesi bir halkın medeni dünyada hak ettiği yeri alması kolay değildir, zaman ister, emek ister.
Bağdat, Ankara ve Tahran ne kadar derdimize deva olabilir. Belki dindaşlık
( ekser Kürdler açısından ), dildaşlık ( Farslar açısından ), tarihi beraberliğin ( İran ve Türkiye ) bir anlamı vardır ve olmalıdır. Ama bizi bir taraf olarak kabul etmeden, tarihi ve siyasi haklarımızı teslim etmeden bu dostlukta ısrar etmek ne kadar anlamlıdır.
Kürdlerin Türklerle dindaş olduğu doğru ama dil ve mezhep farkını hemen zikretmeliyiz. Araplar din, dil ve tarih ve coğrafi birliğe rağmen yirmiden fazla devlet tarafından temsil edilmektedirler.
Keza, bizim Türklerle dini birliğimiz olduğu gibi Farslarla da lisan, tarih ve din birliğimiz vardır. Fakat hem Türklerle hem de Farslarla mezhep birliğimiz yoktur. Kaldı ki Kürdler de kendi aralarında Alevi ve Sünni diye ayrılırken, gayrimüslim Kürdler de vardır. Keza, Kürdistan’da Kürd olmadığı halde saygın bir tarihe, kültüre sahip azınlıklar, kadim milletlere mensup gruplar da vardır.
Niye mi anlatıyoruz. Beraber yaşamamız lazımdır, binlerce yıldır beraberiz gibi sözlerle sorunların, özgürlük talebini ötelemeye çalışanların sözlerini duyunca, insan mecbur kalıyor konuşmaya, yazmaya.
Evet, binlerce yıldır insanlık âlemi beraber gâh barış gâh savaş içerisinde yaşıyor ve yaşamaya da devam edecektir. Birlikte barış içerisinde yaşamak güzeldir. Bizim itirazımız köleliğe, inkâra ve tuğyanadır.
Dünya barışına katkı bulunmak, ihtilafları diyalog ile çözmek, haklarımızı hukuki güvencelere bağlamak hem hak hem de vazifemizdir. Türk resmi tezine göre Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür, Türkiye de Türklerindir. Her gün okula giden çocukların kökeni ve aidiyeti ne olursa olsun; varlıkları Türk varlığına armağan-kurban olmalıdır.
Faşist Kemalist rejim eleştirilemez, Kemalizm’e, Türk ordusunun ideolojik pratiğine, Türk hükümetinin gayriinsanî siyasetlerine karşı gelmek; hiç ilişkisi olmadığı halde Cumhuriyete, Türklere, ülkenin esenliğine karşı gelmek olarak lanse edilmektedir.
Oysa Kürdler, kendi esenlikleri kadar diğer insanlarında esenliğini düşünür. Türk medyası her gün Türk ordusu saflarında ölen gariban Anadolu çocuklarının ‘şahadet’ haberlerini verirken ( ki birçoğu da Kürd’tür ) Türk devletiyle ihtilaf içerisinde olan ve bu devletin asi vatandaşları olan PKK’lı gençleri terörist olarak nitelendirmektedir. Oysa bu gençlerin anne babaları, akrabaları, milyonlarca yandaşları bu ülkede, bizimle ve sizinle beraber yaşamaktadırlar.
Medya inlerden bahsetmekte, inlerinde kıstırıldıklarından bahsetmektedir. Oysa ayıları avlamak bile suçtur. Kaldı ki bu gençlerin ayı olmadığını, bizim gibi insan olduğunu, idealleri veya başka nedenlerle bu yola girdiklerini herkes biliyor. Yani, soruna çözüm getirmeyen, kışkırtan, linçlere zemin hazırlayan bir söylem ile sap ile saman karıştırılmaktadır.
DTP’liler barış toplantısı da yapsa fayda etmez. İlle de kışkırtma. PKK’nın tüm istediği bu aşamada kültürel bazı açılımlar ve bazı hukuki güvencelerin anayasa ile saplanmasıdır. Bu talepler PKK olsun veya olmasın tabii, ilahi, doğuştan, vazgeçilemez, devredilemez, ertelenemez haklardır.
PKK bir bahanedir. Seksen öncesi bu haklar yoktu, altmış öncesi yoktu, yirmi beşten sonra verilmedi. Var olanlar da inkâr edildi. PKK silah bıraksa da, olmasa da gene inadım inat diyorlar. Oysa hukuk ve adalet taleplerin kimden ve ya kimlerden geldiğini değil, hukukiliğine bakar.
Kürdlerin meşhur bir deyişi vardır; wijdanê Kerê Teda, derler. Vicdanınız elveriyor mu ki; iki milyonluk Kosova, Yüzbin Kıbrıs Türkü devlet olsun da, yirmi milyon Kürd koca bir coğrafyada, kendi evinde kültürel haklardan, hatta aidiyeti bile tanınmadan yok sayılsın.
Irak’taki Türkmenlerin partisi, bayrağı, lisanlarıyla eğitim hakkı, televizyonları varken, Türkiye bu hakları için kıyameti koparırken, Türkiye’deki Kürdlere bu hakların hiçbirini tanımıyorsunuz. KKTC, Azerbaycan kardeş ülke, Federal Kürdistan ise ya ikinci İsrail ya da kokla olarak tanımlanıyor. Bilmeyen de Türkiye’yi İsrail karşıtı veya ABD karşıtı sanacak. Manası; kuklalığı da, İsrail’e hizmeti de ben yaparım. Kürdlerin böyle bir konumu ve niyeti olmamamsına rağmen, vehim de olsa Türk devleti böyle bir hisse kapılıyor.
Zavallı yığınları Kürdler karşı kışkırtarak, hak ve adalet gereği vermesi gereken hakları daha fazla öteleyebileceklerini sanıyorlar. Zavallı Kürdler de sorunun PKK ile sınırlı olduğunu zannederek; 1925, 1937 ve elan devam süreci görmezden geliyorlar. Gençlerimizin çoğu 1971–72 yılında yaşanan Komando zulmünü bile bilmiyor. 12 Mart muhtırası sonrasında Türk ordusunun Kürd köylerindeki fiiliyatı acaba neydi?
Dersim’de katledilenler, Zilan deresinde yaşananlar acaba hangi cürümün eseriydi. Süngülenen bebekler, savunmasız kadınlar ve yaşlılar. Talan edilen mal ve mülkler için bir özür bile dilenmemiştir. Tıpkı Ermeni katliamı gibi bunlarda yaşanmamış kabul ediliyor. Ya geçen sene, 2007 de, Türk devletinin en itibarlı kurumu tarafından yayınlanan bildiride dile getirilenler ki Türk devletini resmen bağlıyor; Türklüğüyle övünmeyenleri hain ve cumhuriyet karşıtı ilan eden 27 Nisan Bilidirisini ne yapacağız.
Türk olmadığımız halde kendimizi Türk kabul ederek kimlik bunalımı yaşayacak, bununla da kalmayarak Türklüğümüzle övünerek münafık olacak ve bunalıma girecek, bunları yapmadığımız zaman ise düşmanlık göreceğiz. Anayasa mahkemesi, uluslar arası kurumlar, adalet, vicdan buna ne diyor.



Yorumlar (1 gönderildi):
Yorum yaz