Avukatım-Arkadaşım
Bugün de size Arananlar Albümü’nden iki foto karesi düşeceğim. Biri avukatım, diğeri arkadaşım. Avukatım Şerefettin Kaya, arkadaşım Şahin Kılavuz. Avukatım, sayın Kaya ile ilkkez 1. nolu cezaevinde tanıştım. 1. Nolu; 7. Kolordu içindeki askeri cezaevidir. Burası daha çok İbrahim Kaypakkaya’ın işkence gördüğü ve katledildiği cezaevi olarak bilinir. Hatta kaldığı hücreleri de tek tek gezdim. Ama bizim zamanımızda o hücrelerde yatmak, artık palastı.
Nasname Haber Merkezi/Yorum
Bugün de size Arananlar Albümü’nden iki foto karesi düşeceğim.
Biri avukatım, diğeri arkadaşım.
Avukatım Şerefettin Kaya, arkadaşım Şahin Kılavuz.
Avukatım, sayın Kaya ile ilkkez 1. nolu cezaevinde tanıştım. 1. Nolu; 7. Kolordu içindeki askeri cezaevidir. Burası daha çok İbrahim Kaypakkaya’ın işkence gördüğü ve katledildiği cezaevi olarak bilinir. Hatta kaldığı hücreleri de tek tek gezdim. Ama bizim zamanımızda o hücrelerde yatmak, artık palastı. Çünkü tek kişilik birer motel görevi görüyordu.
Şerefafettin bey, Mahmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan’ı göremeye gelirdi. Ben de koğuşlar genel sorumlusu olduğumda genellikle her gelen ziyaretçiyi rahatlıkla görür, tanışır ve kimi istiyorlarsa ben hemen çağırtırdım. Yani tabir uygunsa; içerideki ‘siyasi Komiser’dim Ama resmiyette adım ‘Koğuş Sorumlusu’ydu.
Yani örgütten kim gelirse gelsin; isterse MK üysei olsun. Ben ifadesini alır, Hayri abi’ye havale ederdim. Benden önce bu görevi Mehmet Şener yapıyordu. Ben gelince, yetki bana geçti. Çünkü o zaman adalet terazisi ‘Polis ve Sorgulamadaki Tavır’a göre belirleniyordu. Durmuş ve Doğan tavırları ve konumları gereği eski MK görevlerini sürdürüyorlardı.
Durmuş; partiyi üstlenerek gelmii Doğan ise; daha İbrahim Şenol olarak yatıyordu.
Hayri ve Şeref bey ilerde yapılacak yargılama ve savunlara için konuşuyorlardı. Şeref bey, bir grup avukatı da yanına alarak davalarımız almayı kabul etmişti. Ve ogünün şartlarında başta kendisi olmak üzere, Hüseyin Yıldırım, Cemşit Bilek, Mehmet Can ve özellikle onun yanında bir asistan ve yardımcı olarak Mahmut Bilgili’yi saymak gerek. Onun dışında da bazı avukatlar vardı. Ama onlar bireysel davaları alıyorlardı.
Şeref beyi burda bırakalım. Ve Şehin Kılavuz’a geçelim.
*
Bu Şahin Öbür Şahin’e Hiç Benzemez
Bizim Şahin Erzrum/Karayazılı doğumlu görülür. Ama onun katılımı Ankara/Tuzluçayır’dır. Ankara ve özellikle de Tuzluçayır’ın bu hareketin oluşumunda önemli bir yeri var. Tuzluçayırlıları da ikiye ayırmak gerekir.
Birincisi Şirket (Rıza Altun)’un etrafındaki bir şebeke. Bunlardan iti/kopuğu olduğu gibi, gözü pek, mert, cesur ve dava adamları da çoktu. Ama benim bireysel düşüncem Ankara PKK’sının asli kuruluş yeri Tuzluçayır’dır. Bu Ankara-PKK’sının içinde Rıza Altun Öcalan’ın yanındaki en önemli adamdır. Herkes bu dar çekirdek içine girememiştir. Rıza ve Öcalan arasında özel bir bağ vardır. Ve şöyle bir düşünce bende netleşiyor;
‘Ankara PKK’sı; son zamanlardaki gündeme sıkça gelen ve giderek açılan Ergenekon’un Kürd ayağıdır. Bunların bir kısmı yorgun malzeme haline geldi. Yani deşifre oldu. Olunca da ya teşir ve tecrit edildiler ya da infaz tırpanına uğradılar. Ama bunların çoğunluğu hala hayatta. Bunlar üzerinde ilerde daha geniş duracağım’
Burda anlatmak istediğim Şahin Kılavuz bu takım içinde değil.
Parti artık ülkeye inmeye karar verince; bu arkadaşlardan bazılarına irili ufaklı görevlere, il ve ilçelere gönderdiler. Kılavuz da Ağrı/Hakkari ve Serhat bölgesine gitti. Orda Ağrı veya Kars’da olacak Baki Karer’le bir mesele üzründe tartışıyorlar. Ama şu anda kesin ne olduğunu hatırlamıyorum. Baki sinir ortamında Kılavuz’a
-Gerekirse Tuzluçayırlıları gözden çıkarırız, diyor. Kılavuz buna çok sinirleniyor. Ve bu sözün anlamını soruyor. Bu tartışma Öcalan’a kadar gidiyor. Öcalan müdahele ediyor. Ama Baki Karer bu kez yalanlıyor. Yani ‘Ben böyle bişey demedim’ diyor. Bunun üzerine Kılavuz; ‘Ben bu adamın devrimci samimiyetine inanmıyorum. İnkar ediyor ve böyle söyleyen bir adamı ne arkadaşım olarak ne de bir devrimci olarak görürüm’ diyor. Ve ipler kopma noktasına kadar geliyor. Tabi Öcalan ve Ankara takımı Baki’den yana tavır alıyor.
Kışavuz’u sürgün ediyorlar.
Nereye mi?
Tabi ki Hilvan-Siverek’e.
Hilvan-Siverek sıcak mücadele alanı ama aynı zamanda da sürgün yeri.. Adamların kim vurduya gittiği yerdir de. Kimler buranın sürgün tırpanına uğramadı ki? Sıracettin Salman, Hasan Hüseyin Karakuş, Mahmut Güzel, Mazhar Tüzün, ve bu satırların yazarı. Onlara sorarsanız ‘sıcak mücadele alanı heval’ olur yanıt. Ama herkes kendi durumunu bilir. Bir de öyle bir şey ki; seni bir yere sorumlu yapar, denetlerler. Bu Ankara-PKK’si ve Abdullah Öcalan’ın önemli bir taktiğidir. Sorumluluk ver. Sorumlu ata ve denetle. Baiardıysa, başarısına kon, kaybettiyse yargıla. Ohhh.. Ne güzel değil mi?
Tam bir kumarbaz ve kumarhane müdür mantığı.
Neyse..
Kürdçe ‘Ê zane zane, ê nizane bake niskaye’
Bilen bilir olarak anlayın yeter.
*
Kılavuz, sözüne, silahına da düşkün ve hakim bir arkadaş. Ondan ne istendiyse fazlasını yapar. Hata ona daha üst sorumluluk alamsını zorlarlar. Ama o, hiç bir zaman eratın üstünde bir rütbe ve siyasi sorumluluk almaz. Almaz ama partiden de ayrılmaz.
En son Öcalan, Suriye’ye geçmeye yakın bir zamanda Kılavuz’u yanına çağırır.
-Şahin, Baki hakkındaki düşüncen değişti mi?
-Hayır!..
-O zaman eratlığa devam, der Öcalan.
Öcalan Suriye’ye Kılavuz da Hilvan-Siverek arasında;
‘Siverek kanlı kuyu, lê haho haho...
Geceler duman kalki lê haho lê haho..’ türküsünü sazıyle hem çalar hem söyler.
Şahin’i de burda bırakalım.
Tekrar Şerafettinbeye dönelim. Onu çok beklettik canım. Ama o, pek meşgul. Bir yandan dosyalar, bir yandan yeni tutuklamalar.. Dünya kadar iş. Diyarbakır’da büro bir med ve cezir. Gelen gidenin haddı hesabı yok.
Bir yandan da devlet izliyor.
Nihayet, önce Hüseyin Yıldırım’ı ardından da kendisi Esat Oktay malikanesine aldılar. Bir ara bizim 35. koğuşa da getirildi. Hala kulaklarımda İstiklal Marşını okuma nidaları var. Yani inanın onun kadar yüksek sesle ve hakkını vererekokuyanı hayatımda görmedim. Camlar bile zangır zangır titriyordu. Onu, o yaşlı haliyle ve o durumda görünce kahroldum.
Sonra göremedim.
Avukatımızdı ama kendisini savunacak ancak mecali kalmıştı.
En son Almanya/Kiel’de görüştük. Beni evine götürdü. Yemek yedik. Ve o zaman da sakıncalı piyadeydim. Evinde kaldığım hemşerim bile benimle zar zor konuşuyordu.
Yazık...
Biz ne talihsiz bir halkız. Bir düşmandan kurtulmak için ondan beter bir düşman yaratıyoruz kendimize. Aslında düşmanımız biz üretiyoruz.
Şeref bey, Almanya’da da bir hukuk bürosu açtı. Onun bürosunda da görüştük. En son rahatsızlandığında haberini yapmıştım. Şimdi durumu nasıl bilmiyorum. Çünkü o yine karşı yakada. Ben kendi tarafımdayım.
Şahin Kılavuz’a gelince. Sanırım yurtdışına çıkardılar. Orda gerilla savaşı üzerine küçük bir kitapçık yazdı. Kitabı bende. Ama okumadım. Artık gerila ve gerillacılıktan tiksindim. Vala akibetini tam olarak bilmiyorum. Hêzil çayında arkadaşlarıyla boğuldu mu? Çatışmada mı gitti. Vuruldu mu? Tam olarak bilmiyorum.
Ama bildiği bir şey varsa, Kılavuz gibileri için yaşadıkça her gün daha çok ölüme yakın oluyorlardı. Kimbilir belki ondan kimisi bilinçli ölüm anını hızlandırdı. Çünkü gerçek kahramanlar bu harekette çok yaşadıklarında ‘hain’ oluyordu. Tıpkı Zaza Şeyxo’nun dediği gibi bu harekette bazılarımızın çok yaşaması kötüdür. Hemen ajan ve hain olma potansiyelimiz var. Ölüm Mevsimi hikayemde bunu anlatmıştım.
Ölenler ve hiç ölmeyenler.
Sahi neden bazıları bunca senedir tek bir yara bile almadı?
Şöyle Ankara Grubunu bir düşünün...
Düşünmek bazen iyidir. Ama isterseniz düşünmeyin. Ne dediAhmet Altan Taraf gazetesinin şiarında; Düşünmek Taraf Olmaktır!.. Taraf olursaınız da çabuk telef olursunuz haaa...
27 Nisan 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz