Anasayfa | Türkçe | Politik Sahtekârlığın Belgesi Olur Mu?

Politik Sahtekârlığın Belgesi Olur Mu?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Piyon olmak, Sahtekâr Olmayı da Beraberinde Getirir (NASNAME)

Bu ikiyüzlü, sahtekâr politikalara alışık olan yerel Kemalistlerin bir sözcüsü olan Hatip Dicle, yazılanların tümünü doğrularcasına bir açıklama yaptı. Dicle; Kürt sorununun demokratik yollardan çözülmesi için ABD Türkiye Büyükelçisi'ne mektup gönderdi. Mektubunda Dicle, ‘ABD ve AB'nin sorunun çözümünde misyon yüklenmesini’ talep ediyor. Yani Dicle, birçok platformda söz konusu güçlerle yakın diye, bazı değişimlerden yana tutum belirleyenlerin arkasında bu güçler var diye insanları/kurumları ihanetle, kukla olmakla suçlarken; kendisi bu güçlerden yardım dilenebiliyor.








Birilerinin yalan söylediği, tutarsız olduğu, söylemi ile pratiği arasında çelişki olduğu bilinmesine rağmen, elde somut veriler/deliller olmayınca bu doğru hukuken bir anlam ifade etmiyor. Hatta böyle bir isnattan dolayı, yalancı, tutarsız üçkâğıtçı kişi isnat sahibinin aleyhinde manevi tazminat davası açabiliyor ve genellikle de davayı kazanıyor. Yani yalancıya yalancı, sahtekâra sahtekâr dendiği için, başka bir deyişle sadece doğruyu söylediği için insanlar manevi tazminat ödemek zorunda kalabiliyor...

Rüşvetin en yaygın olduğu ülkelerden biri olan Türkiye’de bir dönem “rüşvetin belgesi olur mu?” tartışmasına tanık olmuştu kamuoyu. Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir” diyerek dolaylı bir yoldan rüşvetin olağanlığını dile getirmişti; teşvik etmişti. Rüşvetin varlığı ve olağan karşılanması bu kadar açıkken yine de “belge” gerekiyordu bunu doğrulamak için.

Gelişen teknoloji ve bilgiye ulaşma olanakları politikada sahtekârlığın belgelenmesini kolaylaştırmış durumda. Bu nedenle de sahtekârları, yalancıları, tutarsızları ve duygu sömürücülerini teşhir ederken, birilerinin; “iftira ediyorsunuz, haksızlık yapıyorsunuz” deme şansları yoktur. Çünkü “işte belgesi” diyebileceğimiz eleştirileri yapıyoruz. En sağlam ve inkâr edilemez belge kendi yayın organlarında çıkan yazılarıdır. Bu söylemlere/yazılanlara dayanarak yapılan eleştiriler birilerine yapılmış bir haksızlık değildir; sadece gerçeği dile getirmektir.

Politik sahtekârlık, kısaca, "insanları etkilerken/örgütlerken ileri sürülen düşüncelerin tam tersini yapmak" olarak tanımlanabilir.

Kemalist Sol ve onun Kürd versiyonu başta olmak üzere açık-gizli devletçilerin hemen hemen hepsi birçok platformda, özellikle de emekçilerin haklı talepleri gündeme geldiğinde “anti emperyalist”likten dem vururlar. Güneydeki oluşumu her fırsatta “işbirlikçi”, “kukla”,  “devletçik” ve “ABD, AB yedeği” olarak itham ederler. Türkiye’de en ufak bir sivilleşme, demokratikleşme söz konusu olduğunda, “ABD, AB projesidir, dış dayatmadır” deyip tepki gösterirler. Bu tutumlarıyla hem halkı kandırıyorlar, hem Kemalist sistemin devamını sağlıyorlar, hem de politik sahtekârlıkta en somut ve en çarpıcı gösterge oluyorlar.

Bu politik sahtekârlar;

T.C.’nin Emperyalist devletler tarafından kurulduğunu ve hep “kukla” olduğu gerçeğini yok sayıyorlar.

Amerika’dan yüz bulduklarında “en sağlam müttefiki biziz” diye övünüyorlar.

Askeri araç-gerecin tümünü emperyalistlerden almakla yetinmeyip, tüm “ulusalcı, Türk-İslamcı” kadrolarını oralarda eğitiyorlar.

Kiminin baş düşman, kiminin de “kâfir” dediği Amerikan eğitim sisteminden yararlanmak için çocuklarını orda okutuyorlar (D. Perinçek ve T. Erdoğan’ın da çocukları Amerika’da eğitim gördü).

Kitleleri (özellikle de Kürdleri) ABD ve AB’ye karşı kışkırtırken, kendileri her türlü ilişkiyi geliştirerek “dostluklarını” devam ettiriyorlar.

Bunun çarpıcı örneği İsrail ile yaşanan sorundu. Halkı, özellikle de Kürdleri İsrail/Yahudi düşmanlığı noktasında kışkırtanlar; Bakanlarıyla, elçileriyle kapalı kapılar ardında İsrail ile "limoni" olan ilişkileri düzeltmek için yerlerde süründüler. Yürütülen İsrail karşıtı muazzam kampanyanın nereye varacağı kestirilemezken, Fethullah Gülen’in müdahalasiyle sus-pus oldular. Çünkü aslolan “kutsal devletin” çıkarıydı ve bu devlet çıkarları söz konusu olduğunda antiemperyalistlikte, solculukta, dincilikte her zaman olduğu gibi bir teferruata dönüşüyordu...

Bu ikiyüzlü, sahtekâr politikalara alışık olan yerel Kemalistlerin bir sözcüsü olan Hatip Dicle, yazılanların tümünü doğrularcasına bir açıklama yaptı.

Dicle; Kürd Sorunu'nun demokratik yollardan çözülmesi için ABD Türkiye Büyükelçisi'ne mektup gönderdi.

Mektubunda Dicle, "ABD ve AB'nin sorunun çözümünde misyon yüklenmesini" talep ediyor.

Yani Dicle, birçok platformda söz konusu güçlerle yakın diye, bazı değişimlerden yana tutum belirleyenlerin arkasında bu güçler var diye insanları/kurumları ihanetle, kukla olmakla suçlarken; kendisi bu güçlerden yardım dilenebiliyor. Hem de direkt sorunun içine girmelerini isteyecek kadar. Tıpkı T.C.’nin, başta Kemalist kanat olmak üzere her kanadının yaptığı gibi. Bunun bir tek adı vardır: politik sahtekârlık…

Doğruyu, sahtekârlığı dillendirenlere tepki gösterenler, bu tepkinin yarısını sahtekârların kendisine gösterseydi, politik sahtekârlık bu kadar revaçta olmazdı…

Nasname/Haber Yorum

    

Yorumlar (5 gönderildi):

Dr.Ali GÜN .. 18 Jul, 2010 10:26:22
avatar
Sayın Editör,

Sayın Dicle'nin ABD,AB ve diğer uygar ülkelerden Kürt sorununun çözümü için destek talep etmesinin sert olarak eleştirmenizi sadece bu yazı ışığında yeterince anlamlandıramadım. Çünkü:

Sayın Dicle'nin bu konuda başkalarını eleştirmesini yer ve zaman belirterek nakletmemişsiniz. Doğruysa elbette o zaman bu eleştiriyi hak ediyor.

Ben ilk kez Sayın Dicle'yi Habur'dan gelişler nedeniyle mahkemede AK Parti hükümetini PKK ile işbirliği yaptığını ihbar ettiği zaman çok şaşırmıştım.

Çünkü bu tam bir Ergenekon hamlasiydi. AK Parti hükümetinin kapatılması için Anayasa Mahkemesine açık zarf uzatmaktı.

Son yıllarda kafamdaki saygın Dicle imajı çok yıkıldı. Özellikle değişik zamanlarda sanki Kürt'lerin hepsi eşşek çobanlarıda Öcalan'mış gibi özellikle Öcalan'la herşeyin bitirilmesi gerektiğini sıkça vurguladığını hatırlıyorum.

Sayın Dicle'ye açık çağrımdır!

Herşey bu kadar açık oynanıyorken, Ergenekon ve PKK işbirliğini görebiliyor musunuz?

Referandum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu iki konuda kısa,net ve açıklıkla cevaplarınızı mutlaka öğrenmek isterim.

Tarihe de not düşmek için bu cevaplarınızı vermekten lütfen kaçınmayın.
selami can .. 19 Jul, 2010 12:00:39
avatar
eleştirilerinizden nasiplenirmiyim bilmiyorum ama bende hey amerika buyur gel bu azman çocuğunuzu durdurun. hey avrupa ve ingilizler bu çocuk sizin gelin sağlam bir kazığa bağlayın. ve hey kürtler dünya kendi menfaatindeyken siz hala enperyalistmiş yok sömürgeymiş ayağıla millete ne anlatamaya çalışıyorsunuz. hangi ortadoğu ulus devleti sümürge değilde amerika sömürge oluyormuş. amerika sömürgedir diyenler bilsin ki ortadoğu ulus devletlerinin yalanlarını pazarlıyorlar. benim gördüğüm amerika bu ortadoğu ulus devletlerinden daha dürüst, daha akıllı ve daha sağlam...neden ben ulus devletlerin yalanlarına sığınayım...
Hasan Amedi .. 19 Jul, 2010 03:32:40
avatar
Hatip Dicle ve onun gibiler Ergenekonun ajan provakatörleri olarak Kürtlere ihanetten başka bir şey yapmamışlardır.
Xalocan .. 19 Jul, 2010 05:32:33
avatar
Hatırlayanınız vardır belki.
Hani şu Abdullah Öcalan'ın Rahmetli Hamreş Reşo'nun üstüne Ürür gibi çıkş yaptığı Med Tv programını...
Hamreş Reşo orda özetle demiştiki 'Amerika ve diğer ileri emperyalis ülkelerle, Kürtler olarak kendi adımıza politik ilişkişer geliştirmeliyiz!..'
Öcalan Hamreş'in bu çıkışına ilginç bir şekilde tepki vermişti.
"Hamreeeeş" diye bağırmıştı "Sen sanıyor musun ki biz ilişki geliştirmek istemiyoruz?" Ama o sert laflarının arasında şunu da itiraf etmişti ki Amerika gibi ileri ülkeler maalesef Abdullah Öcalan ve PKK'sını ciddiye almıyormuşlar, kendileriyle bir ilişki geliştirmekten kaçınıyorlarmış.
Öte taraftan da bu tepkili konuşması o laf kalabalığı içerisinde sanki Abdullah Öcalan'ın 'ABD de kimmiş o beni tanımazsa ben de onu tanımam, boyun da egmem havasına' dönüşmüştü.
Orda yardakçılık yapmayıp da tek bir aksi ve de doğru söylemi dile getiren Hamreş o hava içerisinde adeta emperyalist işbirlikçisi durumuna düşmüş gibi bir de ürüme şeklinde zılgıt yemişti, Öcalandan.
Hamreş Reşo bu minval üzre Öcalanın yardakçılarının kuşatması altında çirkin bir edayle Tv programını yarıda terk edip ordan ayrılmıştı.

Demek istediğim Ha Öcalan Ha PKK ha DTP Ha Hatip Dicle ve benzeri; Öcalan ve Ergenekon çetesinin güdümündeki bireyleri ABD ve diğer ileri ülkeler bilmiyorlar mı ki?...
Bunların elbetteki ne olduklarını kimin güdümünde kime hizmet ettiklerini biliyorlar.
Dolayısıyla Gerek ABD ve gerek ileri ülkeler kendi adına politika geliştirmeyen Kurum ve kişilerle niçin ilişki gelirtirsn ki.
Öyle olmasaydı Dünyanın gerçekten en güçlü gerilla örgütlerinden biriyle mutlaka bu ülkeler ilişki gelştirirlerdi veya ilişki geliştirmeye çaba sarfederlerdi.
Ama gelgör ki ABD ve ileri emperyalist ülkeler PKK ve bu tür kişilerin kendi adına siyaset yapmadıklarını bildikleri için bunlarla ilişki kurmaktan esefle kaçınırlar, doğal olarak.
Çünki ağa'sı dururken 'Xulam'mıyla pazarlık yapmak pek de makul bir fikir değil, elbette.
Fakat her şeye rağmen Hatip Dicle'nin böyle bir mektup yazmasının mantığını çözemedim.
Neye dayanarak böylesi bir inisiyatif kullanmaya kalkışıyor ki.
Hatip Dicle'nin ne böyle bir konumu ne böyle bir yetkisi var.
Üstüne üstlük yarın öbürgün ayağını fazla uzatmaktan dolayı Ağasından bu çıkışına karşı zılgıtı da yer; göreceksiniz...
Ağası dururken eloğluna mektup yazıp ahval arz etmek ne zamandan beri Hatip Dicle gibi Xulamlara düşmüştür ki?.
Bu biraz da Hatip Dicle'nin bu aralar psikolojisinin bozulup boyundan büyük işlere gayri ihtiyari bir yeltenmesidir diye düşünüyorum.
Çünkü Hatip dicle zamanında yetkisi ve makamı uygunken ve diplomatik alanlarda fırsatı oluşmuşken bu tür konuları kaale alsaydı belki ciddiye alınabilirdi...
Hem de böylesi bir ilişki geliştirmeye kalkişmak kürtlere diplomatik yaralar da sağlayabilirdi.
Çünkü adam gerek milletvekiliyken ve gerek ulaslar arası arenalarda bir çok fırsatı oluşmuşken hiç bir zaman 'haddini' aşıp bu tür ilişkiler geliştirme talebinde bulunmamıştı.

Ama bu gün hem ciddiye alınması söz konusu degilken hem de ağasına rağmen böyle bir teşebbüs biraz garip bir duruştur, Hatip Dicle gibi biri için.
Allah selamet versin galiba pusulayı şaşırmış, zavallı...
Muzaffer Saglam .. 19 Jul, 2010 01:39:14
avatar
Bana gore Hatip Dicle'nin su anda'ki gelmis oldugu konumu onun siyasi konular hakkin'da ki durumun'da artik cok olumlu bir gelisme'nin oldugunun yansimasidir gibi. Cunki gelmis oldugu su anda'ki durumu oyle bir gercekligi gosteriyor'ki Hatip Dicle daha zindana girmeden once, bildiginiz gibi Kurd sorununun gercek cozumunun ancak elliyen'de gostererek aynen Emine Ayna gibi diyordu; ''bu sorununun gercek cozumu ya Imrali'dir, yada Qandildir''. Iste su anda tamda o dusuncesi'nin tersi bir mesajla o gecmisli mesaji'nin artik gecerli olmadigini ve bu sorununun gercek anlamda cozulemiyecegi inancina ve kanaatine boylecene varmis oldugudur. Bana gore o da artik zindan'da bu konunun gercek anlamda'ki cozumunun nasil olacagi konusunu cok defalarca kendi kendine dusunmustur, yorumlamistir, degisik oneri ve talepleri yazmistir-cizmistir. Iste bunun sonucun'da o gecmisli donemde yapmis oldugu Imrali-Qandil olayi'nin da artik hicde bir cozum olmadiginin kanaatine boylesine varmistir. Cunki eger dikkat ederseniz derin-devlet, ergenekon Kurd sorununun gercek anlam'da cozumsuzlugu'nun olmamasi icin her zaman mutlaka bu sorunun onunde engel olabilecek bazi durumlari on plana cikarmistir, tabi'ki bunu'da Imrali'da derin-devlet, ergenekon'un gudumunde olan PKK'nin seroku Ocalan araciligiyla bu siyasetini hep yurutmustur.
O gecmisli yillari, yani ozelliklen'de 70'li yillarin'da Kurd mucadelesin'de aktif olmus olanlar cok iyi hatirlarlar'ki bizler o yillar'da Kurd ulusal mucadelesine basladigimiz zaman her zaman bir yandan ''kahrolsun emperyalizm, somurgecilik, Amerika, Avrupa'' vs. diyorduk. Ve devamlan'da ''yasasin sosyalizm, yasasin Marxizm, Leninizm, yasasin Sovyetler Birligi, yasasin sosyalist sistem'' vs. diyorduk. Cunki o yillar'da ulkemiz Kurdistan'in bir parcasi'nin ancak sosyalist sistemi'nin ve sosyalist devletlerin yardimiyla ozgurlugune kavusa bilecegi inancina varmistik. Ama ne yazik'ki gelmis oldugumuz su anda'ki durum o siyasetin artik iflas etmis oldugunun bir gercegidir. Yani ulkemiz Kurdistan'in bir parcasi'nin gercek anlamda'ki ozgurlugu ancak ABD ve Avrupa Birligi'nin yardimiyla gerceklese bilecegi inancina varmis olduk. Iste bunun somut ornegi'de ulkemiz Kurdistan'in guney parcasinin ozgurlugune kavusmus olmasidir. Gelin simdi lutfen birazcik'da olsa bir dusunun, eger ABD ve AB'nin askeri ve siyasi destegi olmamis olsaydi, simdi ulkemizin bu parcasi ozgurlugune kavusmus olurmuydu, hayir hic bir zaman bu duzeye gelmezdi. Iste bu durumu'da Turkiye cok iyi bildigi icin, ulkemize olan bu yardim ve desteklerin geri cekile bilmesi icin, eger dikkat ederseniz PKK'nin seroku'nun bu konu hakkin'da avukatlari araciligiyla Qandile gondermis oldugu mesajlari bunun bir ispatidir. Cunki o ''ABD ve AB'nin burada'ki gercekte'ki konumlari ve amaclari'nin kendileri'nin somuru ve kendi siyasi duzenlerinin kurulmasi ve yayginlastirilmasidir'' oldugu mesajini Qandile goneriyordu, ki PKK ve ona bagli siyaset yuruten herkim olursa olsun, kisi veya parti ve kurumlar'da dolaysiylan bu siyaseti devam ediyorlardi'ki halkimiz ve ulkemiz Kurdistanina yapilan bu askeri ve siyasi destek ve yardimlarin ABD ve AB tarafin'dan geri cekilsin ve buna karsilik'da Turkiye bunu bir firsat gorsun'ki guney Kurdistana gereken saldirilarini yapsinlar. Artik bunlar inkar edilmeyecek olan varolan gerceklerdir, artik halkimizin aydin, ilerici, yurtsever, siyasi duzeyinde'ki durust insanlari derin-devlet ve ergenekon'un PKK araciligiyla yurutmek istedigi bu siyasetine karsi halkimizi ve butun dunya kamuoyunu bu konuda bilgilendirmesi gerekiyor.
Eger Bizler gercek'den ulkemiz Kurdisdtan'in kuzey parcasinin sorunu'nun aynen guney parcasi gibi cozumunu istiyorsak, o zaman lutfen bizler bir halkin gelecegini, kaderini sadece Imrali'ya ve Qandile baglamamiz gerekmektedir. O zaman bizlerin lutfen bunun icin oncelikle halkimizin gercek durust, yurtsever, aydin, siyasetci olan butun kesimleri arasin'da bu sorunun cozumu icin bir birlik olusturmamiz gerekiyor, bunun icinde buyuk bir caba sarf etmemiz gerekmektedir. Iste ancak o zaman ulkemizin bu kuzey parcasina aynen guney gibi bir cozum yolu bulmus oluruz. Bunun aksisi olursa darisi halkimizin basina. Iste bana gore burada Hatip Dicle bu gercekligin ancak boyle olacagi inancina varmistir, bunun icin bu siyaseti yurutmektedir. Oda artik o gecmisde yapmis oldugu siyasetin derin-devlet ve ergenekon araciligiyla yurutuldugu kanaatine varmis durumdadir. Bilemiyorum acaba simdi onun bu soylemine karsi Imrali ve Qandil ne gibi bir yanit verecek, buda merak edilen bir konudur.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: