Cinayet İşleyen "Namus"
Bu ülkede, hemen her gün “namus” adına, “töre” gereği kadınlar öldürülüyor. Gazeteler, 23 Nisan ‘da, Siirt’te daha önce evli bir adamla kaçan Leya Gök adlı kadının tekrar evine geri döndüğünü ve 5 gün sonra darp edilerek öldürüldüğünü
Şükran Yıldız
Yine Şanlıurfa'da 27 yaşındaki Mehmet Akış ile berdel edilen, yani “bir başkasına karşılık olarak” evlendirilen 35 yaşındaki Lütfiye Duymaz’ın bıçaklanarak öldürüldüğünü yazdı.
“Namus” yine cinayet işledi(!)
“Töre” yine cinayet işledi demek daha doğru belki de…
Pek çok kişi duymadı bile.
İlişmedi gözlerine birkaç satırlık haber.
Biz de okuyup geçtik.
O kadar çok namus cinayetine tanık olduk ki.
O kadar çok töre adına yaşam son buldu ki.
Kanıksadık.
Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Mazhar Bağlı, bu cinayetleri işleyen ve azmettirenler üzerinde 2005 yılında yaptığı araştırmada; cinayetleri işleyenlerin büyük çoğunluğunun pişmanlık duymadıklarını açıkladı.
Biz kendi gözlemlerimize dayanarak bu türden cinayetleri işleyenlerin toplum içinde “prestij” sahibi olduklarını, “helal olsun, aferin!” gibi sözlerle onurlandırıldıklarını biliyoruz.
Zira o bir katil değil, çoğu kez aile meclisinin kararını uygulayan biridir.
“kirlenen namusu temizleyen” bir kahramandır.(!)
Yine 14 Nisan tarihli gazete haberlerinden öğreniyoruz ki; Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, valiliklerden töre ve namus cinayetleri konusunda ayrıntılı raporlar hazırlamalarını talep etmiş.
Bu güne dek, başta kadın kurumları olmak üzere, pek çok sivil toplum örgütünün hazırladığı ve kamuoyu ile paylaştıkları raporlar, akademisyenlerin yaptığı ve sonuçlarını raporlaştırdığı araştırmalara bir yenisi daha eklenecek.
Hepsi bu.
Bu tür cinayetlere kaynaklık yapan, sosyal ve ekonomik yapı değişmedikçe, bu temelden yükselen zihniyet egemenliğini korudukça ne yapılabilir ki?
Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı da bu konuda bir çalışma yapmıştı.
Vardıkları sonuç; bu tür cinayetlerin mağdurlarının çoğunun Kürtler olduğuydu.
Peki neydi bunun nedeni?
Kürt illerinde, devletin bilinçli olarak ayakta tuttuğu, zaman zaman “koruculuk sistemi” gibi kurumlarla da desteklediği geri ekonomik ve sosyal şartlar bunun kaynağı olabilir mi?
Göç etmek zorunda bırakılan ve ağırlıkla Marmara Bölgesi’ne yerleşen Kürtlerin bu cinayetlerde başı çekmesinde devletin rolü yok mu?
Savaş alanına çevrilen, şiddetin doğallaştırıldığı bir ülkede, geri bıraktırılmış,geri-gerici değerler içinde tutulmaya çaba harcanmış bir coğrafyada bu tür cinayetler anormal mi?
Ya bulunduğu kentte, şiddetin-törenin- geleneklerin kıskacında ölüyor-öldürüyor
Ya da örneğin, Şanlıurfa’da, Siirt’te bulunduğu sosyal yapıdan aniden koparak-koparılarak, göç ettiği yerde bambaşka bir sosyal yapı içinde bocalarken ölüyor-öldürüyor.
Ayakta tutulmaya çalışılan feodal değerler ile gelişen çarpık kapitalist şehirleşmenin değerleri arasına sıkışan toplum bu çalkantının-çatışmanın faturasını kadına ödetiyor.
Bu tür cinayetlere kaynaklık eden sosyal ve ekonomik yapı değişmedikçe, bu yapıyı ayakta tutmak için bilinçli bir politika sürdüren devlet politikaları değişmedikçe namus ve töre cinayetlerindeki dudak uçuklandıran oranlarda değişmeyecektir.
Nitekim son araştırmalar tehlikeli bir artışa işaret etmektedir.
26 Nisan 08



Yorumlar (1 gönderildi):
CENNET KADINLARIN AYAKLARININ ALTIN DA YA...
HEPSİ PALAVRA...
Yorum yaz