Anasayfa | Türkçe | 'Bacca Bir Barış Şehididir!..'

'Bacca Bir Barış Şehididir!..'

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Yalçın BİÇÛK (Türkçe Küçük’ün Kürdçe karşılığı) hazeretleri; ‘Atmasyon; yaratıcılığın ilk adımıdır’ biçiminde bir söz etmişti. Benim de aklımda kalmıştı. Doğrusu hak da vermiştim. O, haybeden atıyor, satıyor, ordan oraya zıplıyordu. Eh, madem O’nu başımıza ‘Hoca’ yapmıştı hazret, o zaman biz de Biçûk Hoca’mıza bakarak atmaya başladık.

Mesela bu BİÇÛK sözünün mücidi sevgili Abdullah Keskin’dir. Ben Küçük’e ‘Hocam’ dediğimde Abdullah kızardı bana; ‘Ya hoca, seni anlayamıyorum. Senin gibi biri de ona “Hocam” derse valla yandık. Bence onun adı Biçûk’tur.

Doğru bulup sevinmiştim. Ama ben o zaman ne hazrete, ne de bu ‘Hocamız’a böyle şeyler söyleyebiliyordum. Çünkü Abdullah ne benim trajedimi ne de içerden kazın ayağını görebiliyordu. Görmesine de imkan yoktu. Ve sanırım bir yazısında bunu yazdı da. Yanılıyor olabilirim. Yanlışım varsa, Abdullah kusura bakmasın ve düzeltsin. Yoksa da ben artık BİÇÛK diyorum.

Biz kendimize KÜRD dedik.
Türkler bize, KÜRT diyor.
Biz Apoculara da bir fark koyduk. Onlara da KRÜT dedik. Neden mi? Bakın KRÜT’ü tersinden okuyun; ne olur? TÜRK!.. İşte atma böyle olmalı. Ve çuk diye yerine oturmalıdır. Ben de az atmıyorum ha… Bazen karavana da gitse kesin bazı atışlarım 12’den vuruyor. Eh eski Karabinacılardan kim kaldı. İlk kullandığım silah Walter, Karabina ve Simirnof ve bir ara da M-16 taşıdım. Ama tövbe haram olsun ne M-16’yı ne M-14’ü kullanadım. Bir sopa gibi elimde dolaştım. İlk SPG (Silahlı Propaganda Grupları’nda. Benden ne asker, ne gerilla olur.Onun için de ne TSK ne de HPG ve ARKG benden hayır gördü.

*
Konumuz bu değil.
Biz esas meseleye gelelim. Yani NEO meselesi? Nedir bu NEO? Ne olacak Neo Latince’de yeni demek. Biçûk KÜÇÜK demektir. Yani mavra bestem gibi :

Gelibolu sardır.
Çavişim bêîmandır
Qerevanem de jî azdır.
Söyleyin Emina’ya demde yatmesin
Bizim koyin fesatleri çoxtir.

Xwede mezin e, keçi bizin e
Av sar e, yılan mar e

(Daha bitmedi. Üzerinde çalışıyorum.)
Beste ve güftesi bana aittir. Bunu Şivan’a söyledim. ‚Bana ver bunu söyleyeyim’ dedi. Ama ben vermedim. O’na güven olmaz. Bak „Canê canê were meydanê’nin Delil Doğan’ın olduğunu hala söylemedi. Niye beste ve güftemi vereyim ki. Sonra hani bana sözü:

„Mamosta min bestek nûh çêkiri ye. Bi Xwedê go pir bên bi ser min de, ezê wê bêjim.
Merak ettim. Ve sordum. ‚Hele çend rêstike ji min re bêje’

Navê sitranê BİJÎ’ye…
Ez dibêm;
Bijî bijî, ti nebê bijî wê erîş bê te jî!...

Ve çok hoşuma gitmişti. Acaba diyorum Şivan „bijî bijî“ dedi de onlar „dîjî dijî“ mi anladılar? Bilmiyorum. Ama bence artık Şivan’a ne onlar, ne öbürleri ne de ben inanıyorum.

Öcalan ve Öcalancılar için çok şey dedim. Bir kısmı tuttu. Bir kısmı tutmadı. Onlar da az değil bu atma konusunda haa.. Yiğidi öldür ama hakkını ver, diyorlar. Aslında bence madem yigid doğru söylüyor; o’nu öldürmeden hakkını verelim. Hakkını teslim edelim. Benim onlara için ne dediğim belli. Ve onaların ise belli değil. Bir tek Öcalan bir Av-Gör’lerde, benim için;

‘O zaten bizdeyken de DELİ’ydi. Almanya’da kalıyor. Almanlar onu kullanabilir anlamında AJAN’dır, demeye getirdi. Bir de Ferda ÇETİN için “ciğersiz” dedi. Oysa serseri -eski yardımcıma bak sen!..’ ya insan ciğersiz yaşar mı? Doğru ben Apocu ve eski Kürd ciğeri attım. Şimdi Fransız ciğeriyle yaşıyorum. Ve ciğerim var. Ama cesaret ve mertlik ciğerle değil, beyinle ve yürekle olur. Yoksa sen de Rêber’in gibi cigerin veya midenin düşündüğüne mi inanıyorsun.Olabilir ama bence bu hiç de bilimsel değil.

Yine konuyu dağttık.
Neo yeni demektir. Her şeyin bir yenisi oluştu. Hani ‘yeni gelince eskisi hükümsüzdür’derler ya. Bakın şu habere;

Ne Amerika'nın Neo-Con'ları, ne Avrupa ve Türkiye'nin Neo-Liberalleri, ne de en üç kısımlardaki Neo-Naziler... Onlar demode oluyor. Şimdi Neo-Mao'lar geliyor. Dünyanın sağcılarını da solcularını da şaşırtacak şeyler söyleyen Neo-Mao'lar söylemleriyle en çok da Mao'nun kemiklerini sızlatıyor. İşte dünyayı tersine döndürecek yeni trend.

Bu haber daha yeni, daha taze. Bugünkü Hürriyet’de var. Ben okuyucumuzun söylemini alayım. Ve Abdullah Öcalan ve onun müritlerinin yeni adını artık yazayım.

NEO KEMALİST KRÜTLER!...

Bu yeni stratejinin startını Öcalan havadayken verdi. "Benim anam da TRÜK’tür" dediğinde ben şifreyi aldım. Çünkü KURDÎ’lik yükselişteyken herkes –bir moda gibi- Benim anneannem, benim sütannnem veya teyzem KÜRD’dür diyordu. Bu moda şifreyi ta rahmetli Özal da söyledi. Devir değişti, plak ters döndü. Artık herkes kendini Trük’e ve TÜRK’e yakın göstermeye başladı.

"Aşağı yukarı biz de Kürdüz" demişti bir Adanalı bana.
Ben de "Nasıl yani, bu aşağı yukarıyı anlayamadım. Anan mı baban mı?" diye sormuştum.
"Babam" dediğinde sevinmiş, "anam" dediğinde üzülmüştüm. Ve ona yekten "Ben aşağı-yukarı Kürdün her çeşidini sevmem. Benden uzak dur." Çünkü Adanalı, yanımdaki bayanın ona tercümanlık yapması için yalakalık yapıyordu. Kürdçe konuşuyorduk ve Kürd olduğumuzu anladı hınzır. Bize takkiye yapıyordu.

Öcalan da "Anam da Trük’tür" bir starttı, başlangıçtı. Bir kaç görüşte Musfafa Kemal’e değindi. Onu aklama seansına soktu. Benzerliklerini sıraladı. Şimdi de sırada Kemalizm’i Kürd probleminde çözüm formülü bölümüne getirdi.

Burda biraz duralım.
Derin ve sakin düşünelim. Neler yapmamız gerekir?
Bence,
1-Silbaştan TC Devleti tarihini MİT teşkilatıyla irdeleyelim.
2-İtittihat ve Teraki ve Kemalist kliğin durumu nedir?
3- Kürdler bu iki saf arasında nerdeydi?
4- Bizim tez ve açılımımız ne olmalıdır?

Yani Kuzey Kürdistani Güçler hangi proje ve konseptte buluşmalıdır. Benim önerilerim bunlar. Ve bu son  11 Nisan Av-Görleriinde ne var?

Urfa Mı Kazanacak Amed Mi?

‚Urfa kazanacak’ da bir şifredir. Yani Amed’i siz Kürd ve Kürdistanlık, Urfa’yı Öcalancılık ve Neo-Kemalistlik baz alın ve bu soruya yanıt bulun.

Açık değil mi?
‚Urfa kazanacak. Amed batacak!’ olmaz mı?
Zaten Amed ve Ankara çatışması vardı. Ama Öcalan bu ‘Urfa kazanacak’la Ankara’yı arkaladı. Korumaya aldı. İş Kürdler arasındaki bir düzeye geldi. Amed kaybedecek. Urfa kazanacak ve daha sonra Urfa, Ankara’nın Krütlük peyki olacak.

Kesin Urfa Kazanacak.
Ama şu  kesin.
-Andımız..
-İstiklal Marşı
-Gençliğe Hitaba Kürdçe okunacak.

Başka da bir şey yok. Ve bunun adı da ‚Bakın size demedim mi Urfa kazanacak’ olacak.
O zaman bu geniş ve tatlı söylemlerden sonra; Av-Görlere geçebiliriz.


"Radyodan dinledim’

Bu 11 Nisan 08 metininde üç sefer geçiyor. Ve bilgi kaynağını örtme söylemidir. Bu nasıl bir radyo ya.. Herşeyi söylüyor. Ya bize de frekansını söylesin, ya da bizi çocuk yerine koymasın. Siz hiç insanın boynundaki atkıyı gösteren radyo gördünüz mü? Böyle bir icat çıktı mı?

"İngilizler toplumda her türlü yönlendirmeyi de yapıyorlar, Marks da Londra'da yaşıyordu, onu orada tuttular. Marks fikirlerini orada oluşturdu, oradan dünyaya yaydı. Ben, Marks'ın fikirlerini onlar yarattı demek istemiyorum ama Marks, Kraliçe Elizabeth'in eli altındaydı. Lenin'i de kuşatıp etrafını daraltmışlardı. Lenin Almanların nezaretinde, onların treniyle taşınarak St.Petersburg'a götürüldü. Ben Lenin ajandır demek istemiyorum ama bunların bilinmesi, değerlendirilmesi lazım."

Mustafa Kemal’i ikiye biçti. Zaten zaten bunu İlhan Selçuk gibi ‚anti-Emperyalist’ ayakla dünden yapıyorlardı. Onlar bile yıllar önce; Atatürk sizin, Mustafa Kemal bizimdir, diyorlardı. Atatürk diktatördü. Ama Mustafa Kemel, kalpağıyla bir ‚halk Kahramanı, bir halkçı liderdi’

Öcalan bunların bayraklarını ellerinden aldı.
O en yeni Neo-Kemalsittir.
Ama bununla da yetinmiyor. Marks’dan Lenin’den başlayarak daha bir çok insanı şunun/bunu/onun ajanı yapacak. Peki neden ? Çünkü artık sıkıştı. Bulunduğu yeri ve tarafı net ortaya çıkarmadan o bunu söyleyip, bu kartı da ellerinden almalıdır.
Bakın İRA’nın ikinci adamı da İngiliz Ajanı çıktı. Ho She Minh bile Fransa’nın adamıydı. Ben bunu çok önceden bunu biliyordum. Yani benim MİT bağlantımı, Ali Yıldırım ve Kesire ile evliliğim Ergenekon üyeliğimi söylüyorlar. Ne olmuş yani, ‘Velevki oldum’ ne olacak? Sonuç ortada. Ben kazanmadım mı? Bugün arkamda milyonlar yok mu? Var. Ve fırsat verilirse, Türkiye için de projelerim var.

Hata bir zaman Almanya’dan gelen bizim bir saygın heyet vardı. Onlardan Maşallah...’a sordum.
-Almanya’da durumlar nasıl?
-Başkanım berbat. Kapitalist çark tıkanmış, ortam berbat. Ekonomi sıfır. İnsanlar ahlaki açmaz içinde…
-Öyle mi?
-Sen ne düşünüyorsun?
-Başkanım bence sizin görüşleriniz ve perspektifleriniz Almanları da etkiliyor. Şiddetle size ihtiyaçları var.
-Yani diyorsun oraya gelsem biraz el atsam, güç versem bir etkimiz olur mu?
-Kesin başkanım. Altı ayda ekonomiyi düzeltirsiniz.
-Öyle mi? Durum o kadar vahim mi? Bir düşüneyim…


"Düşündüm ve gitmedim. Bana ne Almanya’dan. Benim birinci vatanım Türkiye’dir dedim" diyecekti.

‘Sezgin Tanrıkulu başbakanla tartışmış, görüşmeyi terk etmek zorunda kalmış. Aslında kendisini kandırmasına gerek yok,’

DTP sorunları ortaya koyamıyor, teşhir edemiyor. Ah ben orda olacaktım anlamında hayıflanıyor. Ve burda da anlatmak istediği; Ben orda olmadan olmaz. O zaman bir an once beni oraya taşısınlar.

Hele de Sezgin Tanrıkulu’na ise;

‘Otursun oturduğu yerde. Ne diye bu şeyler üzerine konuşuyor. Ben burdayken ne demek oluyor ? Benimle görüşün diyorum. Onlar gitmiş Sezgin gibi biriyle konuşuyor. Bu olacak şey mi ? Ya Sezgin senin çocukluğunu bilirim. Ben çözmeden sen ne oluyorsun, demeye getiriyor.

Hatta değil, şu veya bu oranında bir meselenin konuşulmasını, bir çocuk bile çok sevilecek olursa ; o kıskanır. Kızar. Köpürür.

Ya ben dururken, çocuk sevmek ne demek.
Bu kadar mı düşkün oldunuz !.. Ben çocuk yaptım mı ? Benim çocuğum var mı ? Ben. Ben ben…Yine ben…

Bu haset onu nereye götürür bilemiyoruz.
Belki bazı şeyleri onun üzerinden söyletiyorlar. Ama o’da çok havasına giriyor. Kandini rolüne kaptırıyor.

Çünkü ben şuna inanıyorum.
Ona bir çerçeve veriliyor. Alt başlıklar çizilmiş. Ama molaz yığınıyla bu duvarı örmek, bu davarı gütmek görevi için adına ihtiyaç vardır.

Yıllar önce;

Ömer Çetin/Abdullah Öcalan ve Şamdin Sakık’ın ifadelerini ve savunmalarını yana yana getirdiğimde; ana karinaları aynıydı ve mesele anlaşılıyordu. Hele de Demokratik Cumhuriyet kitapçığında Leisye Lipson’un Demokrasi adlı kitabından alıntılar için hayret etmiştim. Çünkü Öcalan hayatta -bire bir alıntı- yapmaz. Sonra o kitap nasıl İmralı’ya önüne uçuruldu?

Yorumlar (7 gönderildi):

Talat TEPE .. 15 Apr, 2008 12:57:49
avatar
Sevgili Şükrü Hocam,Hayatta olman beni çok mutlu ediyor. Ölümle yüzleştiğin anı hiç ama hiç unutamıyorum. Bu evrende yaşamı en çok hak edenlerden birisin. "Yaşamak için direnmek gerekir" söyleminin tek canlı tanığı sensin ve senden başkasını da bilmiyorum. Herkesten çok yaşamayı hak ediyorsun. Kürdler için değer mi bilmem ama Kürdistan için verdiğin mücadelenin boşa gitmediğine emin olabilirsin. Senin gibi insanlarda olmasaydı acaba, hiç ülkelerini görmemiş ve Kürdleri gerçekte tanımayan çocuklarıma kimi örnek gösterebilirdim. Sen ve senin gibiler yüreğime su serpiyor. VAROL
welat25 .. 15 Apr, 2008 06:12:15
avatar
Sivan Perwer su an dinledigim kasetinde soyle diyor :
"Hevale min, sehide welat Delil Dogan. Dema te digot Cane Cane were meydane, Dile min pir xwes e bi ve dilane. Bele helbesta te, ve gave ez bi tembura te dixwinim. Tu ne li ba me yi, le ev helbesta biranina te tine ziman. Bira gele me bibihize. Soresgere bi biryar u gernase heja heval Delil Dogan, ve helbesta ku ez peskes dikim bi xwe ani bu ziman"
Scharro .. 15 Apr, 2008 06:30:12
avatar
Sayın Gülmüş helal olsun size beni yine güldürebildiniz. Sizi boşuna zevkle okumuyorum, eleştirilerim dahil. Ben sayın Öcalan’ın son yazılarını okuduğumda, çok düşündüm bu vatandaş ne demek istiyor diye; yani siz kalkacaksınız dünya sol hareketinden en değerli analisti (Karm Marx) ve dünya tarihinden en büyük sol Pragmatisti olan Lenini ajanlıkla suçlayacaksınız! kusura bakmayın o zaman adama demezler mi; gözüm sen neredesin ve neye hizmet ediyorsun?

Benim çıkarabildiğim sonuç, sayın Öcalan diyor ki, bende iş bitti ve ben bir esirim. Yani benim söylediğim hiçbir şey benim inisyatifimde degil! Fakat bu açıklamaların Kürdlere hiçbir faydasi yok, çünkü sosyal demokratlar bütün dünyada Lenin ve Karl Marx ölçü olarak alıyor, bunu bizim hevaller bütün dış-faliyetlerde görecekler!
Saygilarimla Scharro
ESKI BIR GERILLA .. 15 Apr, 2008 08:33:40
avatar
Selam hocam nasılsınız? Vallahi sabah kahvaltıdan önce Nasname’ye girmeden edemiyorum, muptelası oldum...Gerçekleri söyleyen insanları dünyanın her tarafında olduğu gibi ülkemizdeki sevmez. Yalakalar yaşamlarını surdürebilmek için, gerçeklerle yüzleşemezler. Bu dalkavuk guru ciddiye alma ve inan ki, emeklerin boşa gitmeyecektir. Mardin’den eski bir gerilla..
TU HER BIJI..
Benzo .. 15 Apr, 2008 09:36:30
avatar
Merhaba Hoca
Lesslie Lipson'un demokratik cumhuriyet kitabı henüz Öcalan hiçbir avukat ile görüştürülmeden evvel eline tutuşturulduğunu en iyi o ilk iki görüşmeyi yapan avukatlar bilir. Çünkü ya ilk yada ikinci görüşmenin sonucunda bu avukatlardan biri yada bazilari benimde kaldığım cezaevine gelmiş ve o zaman orada yöneticilik yapan, şimdilerde Almanya’da olan Ferhan Güllü ve Sadrettin Aydınlık'ın kulağına üfürmüş, bu insanlarda hemen bu kitabı temin ettirip önümüze ders kitabı olarak koymuşlardı....bilesin diye...
adar .. 16 Apr, 2008 12:54:06
avatar
Bu son avukat görüşmesini okuduğumda Şükrü Hocanında özellikle belirttiği "radyodan duydum" sözleri beni en fazla düşündüren ve Öcalan'ı bana göre ele veren anahtar kavramlardı. Bunu aklı selim, kendi özgür iradesiyle düşünen yada mantığın en basit kurallarını uygulayabilen her insan bu sözlerin ne anlama geldiğini yani neyi örtmeye çabaladığını en berrak şekilde çözümler. Ama ne yazık ki insanlarımız bu tarz düşünme metodlarından yoksun bırakılmıştır. İnsanlarımız eğer Öcalanın ağzından çıkan bir laf varsa buna şeksiz itaat edilmesi (-ki bu ancak peygamberlere ait bir statüdür) gerektiğine şartlandırılmıştır. Dünyadaki herkes ajan şeksiz-şüphesiz saf u pak olan Apo'dur
adar .. 16 Apr, 2008 01:18:42
avatar
Karasu Tanrıkulu'nun bu ziyaretini aşağıda web adresini verdiğim linkte zehir zemberek sözlere eleştiriyor. http://www.gundemonline.com/haber.asp?HaberId=50250 Ve bir yerde "onların ayağına niye gittiniz" diye eleştirirken kendi serokinin onlarla görüşmek için nasıl yalvarım yakardığını unutuyor, Tanrıkulu'nun eğitimle ilgili isteklerini yerlere vuruken Aysel hanımın son SkyTürk Tv deki "seçmeli başlangıç için seçmeli ders yeterli olabilir" sözlerini görmezden geliyor. Yani diyorki birşey isteyecek olan benim , bunun azlığına da çokluğuna da ancak ben karar veririm, bunun dışında da kimseyi tanımam. DTP'liler derlerki; yerel dinamiklerle (HAKPAR, KADEP, TEVKURD vb.) güçbirliğine gitmem ama marjinal sol (sdp, emep, ödp vb) ile tüm kürdleri marjinalize ederim. Bunların hepsini radyodan duydum, radyom web sitelerini de okur :)

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin