Anasayfa | Türkçe | Devrimci İtiraflar : Bir Kadının Sesine Vuruldum!..

Devrimci İtiraflar : Bir Kadının Sesine Vuruldum!..

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Enver Karzgöz ve Kızı

Bu gidişim ve bu yolculuğumun asıl sebebi de bir Enver’dir. Bu Enver’in soyadı Karagöz’dür. Bilmem. Tanımam. Ve hayatımda belki bikez karşılaştım. O da yüzyüze geldik. Merhabalaştık. Buna konuştuk da denemez. Çünkü Enver Karagöz’ün sesini Ata Enver gibi katletmişlerdi. Yazık. Durumunu öğrendiğimde üzüldüm. Lanet okudum işkencecilere. Ve şu bağlantıyı kurmuştum. ‘Enver’i Sesi, Mazlum’un Parmağı’

Gökçe-Karagöz

Yolculuk; bir böbrek taşı gibidir bende. Yola çıktığım an; derin acılar sarar her yanımı. Hazret Yahya Kemal Beyatlı’ya sormuşlar;
-Ankara nasıl mirim?
-Dönüşü, demiş.

Bana sorsalar; -cennet- dahi olsa;
-Yolculuk nasıldı pirim?
-Evime geldiğim andır, derim.

İki gündür yollarda, yolculuklardayım. O zaman sizlere ‘Yolcu yolunda / Solcu solunda’ diyerek bu iki günlük gezi izlenimlerimi yazayım. Çünkü günlük yazılar yazıyorum. Bir çok sevmeyenim kadar, bir o kadar da sevenim var ve merak ederler. Sevenlerimi de, sevmeyenlerimi de habersiz bırakmak olmaz.

*
Geçen günkü yazımda Enver Ata’dan bahsetmiştim. Ve onunla ortaokul’dan arkadaş olduğumu belirtmiştim. Aynı saflarda rüzgara karşı türkü söylemek, zindan acıdaşı ve aynı trajedinin de ikizi olmuştuk. Ve ne yazık ki o benden önce, en güzel çağında en çağdışı ve en anti-demokratik bir tarzda yaşamına son verilmişti.

Bu gidişim ve bu yolculuğumun asıl sebebi de bir Enver’dir. Bu Enver’in soyadı Karagöz’dür. Bilmem. Tanımam. Ve hayatımda belki bikez karşılaştım. O da yüzyüze geldik, merhabalaştık, buna konuştuk da denemez. Çünkü Enver Karagöz’ün sesini Ata Enver gibi katletmişlerdi. Yazık. Durumunu öğrendiğimde üzüldüm. Lanet okudum işkencecilere. Ve şu bağlantıyı kurmuştum.
‘Enver’i Sesi, Mazlum’un Parmağı’
İşkenceciler Diyarbakır Zindanında özellikler Mazlum Doğan’ın parmaklarına vuruyorlardu. Hatta bir defesında aynı işkencelere uğrarken:
-Hoca ya, şu şahadet parmaklarıma neden çok yükleniyorlar? Demişti. Ben de yine işi şakaya vurmuş.
-Senin şahedetlik işini bilmem ama, bence bu parmakların neler yapacağından korkuyorlar. Ve belli ki, onlardan çok korkuyorlar.

Bu espirinin altındaki gerçek şuydu. Mazlum daha bir noluydayken, harıl harıl savunma hazırlıyor, ‘Polis ve Sorgulamada Devrimci Tavır’ kitapçığını yazmıştı. Bizim teorisyenimiz olduğunu da biliyorlardı. Bu nedenle önce parmaklarını hedefliyorlardı. İşte bu nedenle ‘Enver’in Sesi ve Mazlum'un parmağı' dedim. Bence Enver’in de sesinden korkuyorlardı. İyi bir ajitatör, bir hatip ve insanı sesiyle kendine çekiyor, olabilir. İnsan bazen sesi güzel olanı sever, hatta aşık olur.

Mesela bir itiraf!.
Bir kadın sevdim.
En hoşuma giden tarafı sesiydi. Aşk bu. Herkes bir başka şeyi ve yeri sever.

*
Mesela ben şiir severim.
Şiir okurum.
Hele de davudi sesimle meydan şiirlerini. En çok da Ahmed Arif’den, Enver Gökçe’den. Arifin 33 Kurşunu’nu yarım saat kadar dramatize ederek okurum. O benim alanım. Grup Botan Amatör Topluluğunda’ki okuyuşum hala dillerdedir. Ve iltifat değildir. ‘Bu şiiri Arif yazdı. Ama Şükrü hakkıyla okur’ derlerdi.

Mesela bir de yiğid şairim Enver Gökçe’den aklımda kaldığı kadarıyla,

‘Yani
Bizsiz üzüm köz
Kömür göz
Elagöz-KARAGÖZ-

Yani bizsiz
Anne dizi
Kardeş dizi
Yar dizi
Güzel değildir.
Dost dost, ille kavga’

Gökçe kavga şairiydi. Hesapsız ve kitapsızdı. O nedenle bir başına, Panzerler Üstümüze Gelirken’lere karşı durdu. Nihayetinde ; hesapsızlar/kitapsızlar yanlız ölür. Bakımevlerinde, elkapılarında. Filler gibi öldükleri yere gömülürler. Ama dimdik. Ama onurlu ve alınları pak.

Peki o zaman Enver’in adaşı Enver öyle miydi?
Bir bütünlüklü yaşamını bilmem. O konuda konuşma hakkını kendimde görmem. Lakin en son Dr. Rodi Demirkapı’nın taziyesinde bulunduğu an, benim yerime, şeklen bana benzediği için Apocular tarafından alınıp götürülür ve sorgulanırkenki tavrı bana çok koydu. Onun adına üzüldüm. Böyle bir demokrat, böyle güzel bir insan son finalini oynarken benzeri için sorgulanırken, böyle sessiz kalmamalıydı. Bari beni haberdar etseydi. O zaman imdadına yetişirdim.
Bana Alman polsi haber verdi. Sonradan onların içinden sevenlerim iletti. Aslında Selahattin’den önce sen vurulacaktın. Ama hastalığından dolayı, tali plana düştün’ demişlerdi. Demek Köln’deki Kürd Kitap Fuarında kadını başıma salmaları ve teşhis girişminin nedeni buydu.
İnanın güldüm ve -harbiden- sevindim. Gayet demokratik bir cezalandırma yöntemi(!) Eh baksanıza bu sefer ‘Hoca’ya kadın,Selahattin’e adam’ politikası. Harika ya.. Adaletin batsın salahana demokrasisi!...

*
İşte bunun şerefine bir türkü çığırtlılır.


Uzun Uzun kavaklar
Açsın yeşil yapraklar
Haydi gülüm yandan yandan
Biz korkmayız, O'ndan bundan

Ve Uzun kavaklar, Uzun kulaklar tafra atıp, hindi gibi şişinip ortalıkta dolanmasın. Başkaları üzerinden de bana haber yollamasın. Yiğidse yazsın. Yazsın da yeri yoksa burda Uzun kavağını yellendireyim.

*
Gittim.
Ordaydım.
Tek başımaydım.

Huşu içinde dinlendim ölüm yıldönümünü Karagöz Enver’in.
Yılani bakışlar, sahte gülüşler.
Kerhen merhabalar.
Timsah gözyaşları seansları
Bir tek candan olan, eşi ve kızı,ve yakınlarıydı.
Bunlara yakuti duygular diyorum. Ve siyasetten arındığı oranda sevgi özgürleşir. Çünkü siyasetin kitabında sevgiye yer yoktur. Siyasette sevgi; Enver Karagöz’ün boğazına doldurulan tuz ruhudur.
*
Çıkıp gittim.
Tek geldip, tek gidiyordum.
Bir enik hırladı. Ama ben Enikçe dilini bilmem ki? Her hırlayanı dinlemem ki... Ne demişler;
‘Bir köpek bir insanı ısırırsa; bunun bir haber değeri yoktur.
Ama bir insan, bir köpeği ısırırsa, bu bal gibi haberdir.’

Köpeğin görevi; sahibinin sesi olmak ve O isteyince hırlamaktır.

*
Sert Mi Geldim?

Bizm mahallenin efendisi ve avaneleri;
-İyi de hoca eleştiri falan yapmıyor. Küfrediyor. Onun yönetimindeki Nasname, Nasname değil, Küfürneme’dir.
Bir anlık kabul edelim.
Ve şöyle düşünelim. Yanıtım şudur:

Türkiye’nin gelmiş ve daha yeri  doldurulamamış şairi Can Yücel değil mi?  Hata çoğu ehli kalem erbabı. CAN BABA diyor mu?

Cezmi Ersöz aktarmıştı bir kalabalık toplantıda.

Can Baba ile, kadınlarla ilgili bir etkinliğe gitmeye karar verdik.
Gittik.
Kadınlar en ön sırada bize yer verdiler. Mersim en kıvamlı demindeyken; sunucu bayan;
"Sayın izleyiciler Can Baba’mız da aramızda. O’nu alkışlarla sahneye davet ediyoruz.
Buyursunlar Can Baba..." Alkışlar. Şakşaklar, makşaklar...Can Baba sahneye gitti. Herkes pür dikkat, Kadın sordu.
-Kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Ben kadınlar hakkında düşünmem. Kadını SİKERİM!...

Innı nınnnn... Ve şok oldu herkes. Kadın anında bayıldı.’

Dikkat edin ama. Bilinçli yazdım. Sİ KE RİM!.. diyor, Can Babaları. Tek bir itiraz eden oldu mu? Hala da bu küfürbazlığına bir ciddi eleştiri var mı?
Ha Cen Baba, Ha Süleyman Baba... Farkları var mı?
Biri siyaseten. Bire şiirce bugüne kadar Türk ve Kürd halkının a... s. mi?
Hele de Camal Süreya’nın Dersim sürgünü olduğunu öğrendiğindeki tavrını bileniniz var mı?
Onu da söyleyeyim.
Can Babaları; ortabacağını tutarak, o içkili şom ağzını şapurdatarak; Kürt ha.. Al sana Kürt!..
Eh canım bu da babasının oğlu. Babası da bir dönemim Milli Eğtim Bakanı Hasan Ali Yücel değil miydi?

Gelelim bu satırların yazarına.
Öcalan mı çok küfür ve haret ediyor yoksa Hoca mı?
Bunu da siz düşünün. Ama bu satırların yazarına kimse terbiye dersi vermesin.

İkincisi,

varsayalım ki:
Tamam. Kabul. Bu bir mazeret. Ve şık değil, diyelim.
-Peki hiç yazı yazmayan ve parmaları tutmayan Öcalan karşıtı Fuat Çavgun’un ne suçu var?
Selahattin Çelik teorik, ideolojik ve saf politik bir dil kullanıyor. Onu neden evinde katletmek istediler. Yüzlerce Öcalan muhalif katledildi. Dövüldü. Terörize edildi. Bu Köln tüccar/memur Aydıncıklar bir gün karşı çıktılar mı? Meslekdaşları, arkadaşları her daha düne adar aynı masaları paylaştıları Selahattin için kıllarını kıpırdattılar mı?

Demek sorun bizim uslubumuzla alakalı bir durum değil.
Bu memur ve mecbur zihniyet hep böyle.

Beyler devrimci olmak ayrı, memur olmak ayrıdır.
Aydın olmak ile aydıncık olmak ayrıdır.
Hele de dava adamı ve ideal sahibi olmak çok çok ayrıdır.

Farkımız çok. Sizden ne böyle bir şey bekliyor, ne de umuyoruz ama; haltınız ve kabahatınız kadar, sessiz olun. Bir iki düble içinde korku duvarınızı aşmanızın anlamı yok. En fazla bir gün sonra ayıkırsınız. Pişman olursunuz! Daha çok çirkefleşmeyin. Bizim hedefimiz bellli, yolumuz belli.

Ha bize mahellemizin beyi ve çocukları itirafçı mı diyor?

Kabul.
Sizin gibi devrimci olacağımıza itirafçı olmaya dünden razıyım.
Gerçeklerim ve inandıklarım için itiraflarıma devam edeceğim.
Ve sizin o kumdan çıkar şatonuzu yıkacağım.

Yarın da size yeni bir iki itirafım var.
Bekleyin. İtirafçı devrimcilik dönemi de başladı.
Haberiniz yok mu?
Tewloo, gûlê were kîwara!...

14 Nisan 08

Yorumlar (1 gönderildi):

xort ciwanbû .. 14 Apr, 2008 05:12:12
avatar
Ez we ji nivîsên we nasdikim mamosteyê hêja,rû bi rû me hev nedîtiye.Yekemîn car, hîn ez 18 salî bûm min pirtûka we ya bi navê "korkum gölgem gibi" xwand û pishtî wê,di nasnameyê de dîsa ez pêrgî we bûm.
Gava ez we dixwînim ,ez tim ji xwe dipirsim; Heger Kurd organîzmayek be, mamoste kîjan organe ji wê organîzmê?

Ezê nebêjim hûn mejî nin, ji ber ku
ev yek dikane bibe pesn û dikane bibe haqaret jî bo we!
Ez bêjim dest-ling? Na!Organîzma me seqete!
Chav-guh-difn-ten-ziman? Nabe!
Dil? Ez ji xwe ne ewle me!
Gurchik? Ne bawerim.
Dibe ku îronîk be, lê ez dibêjim hebe-nebe hûn dikanin kezeb (ciger) bin, ji bo organîzma kurd.Hûn xwîna gemarî ya di bedenê digere, dixwasin paqij bikin.Eh, xwîn têra xwe gemarî bûye,û hûn bi xwe jî, wek organîzmê hinekî eshiyanin.Tevî waha jî hûn organekî xurt û xwedî fonksioneka mezinin di wê organîzma me, ya ku li hember mirinê liberxwedide!
Daxwasa berdewamiya xebata we...

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin