Barroso “Türk Demokrasisi”ni Kurtarabilecek mi?
Bu yazıyı okumadan önce okuyucuyu uyarmam gerekiyor. Eğer hala AB ve ABD’ye emperyalist diyorsanız bu yazı size göre değil. Eğer hala AB ve ABD deyince aklınıza “ajan ve komplo” geliyorsa yine okumayın. Bunun da faydası olmaz.
Bir defa soğuk savaşın bittiğine, 18 senedir dünyaya yeni bir şekil verildiğine inanmamız gerekiyor. İyi veya kötü, severiz veya sevmeyiz o ayrı konu.
Soğuk savaş sonrası ortaya atılan “Yeni Dünya Düzeni” teorisi ile dünyanın kutupları değişti, kimi düşmanlar dost, kimi dostlar düşman oldu.
Size küçük bir örnek vereyim.
68 kuşağının da , 78 kuşağının da solcularının temel sloganı “kahrolsun emperyalizm” idi.
Peki şimdi ne oldu?
Şimdi bu slogan MHP gibi ırkçının, CHP gibi Kemalistin, Perinçek gibi ulusalcının sloganı oldu.
Bir zamanlar darbeleri ABD yapardı, şimdi ABD askeri darbelerin önüne geçmeye çalışıyor. Eğer hatırlarsanız bir zamanlar Clinton Ankara’ya gelmiş “daha fazla demokrasi” çağrısı yapmıştı. Soğuk savaş bitmese böyle bir şey yapabilir miydi?
Kesinlikle hayır. Bir darbe daha yapardı. Öyle ya ülkesinin çıkarı neyi gerektiriyorsa o olmalıydı.
Bu “Yeni Dünya Düzeni” nin Avrupa’ya yansımasını da görüyorsunuz. Avrupa için düne kadar “tehlike” olan ülkeler AB ve NATO üyesi oldular. Şimdi can ciğer ortaktır birbirine.
Uluslararası politika çok değişti çok.
Yirmi yıl önceki Balkanları hatırlayın, yirmi yıl önceki Türkiye’yi ve yirmi yıl önceki Ortadoğu’yu.
Bunu artık iyice kafamıza koymalıyız: AB veya ABD desteği olmayan bir askeri darbe başarılı olmaz. AB veya ABD desteği olsa 12 eylül’den sonra en az üç darbe daha olurdu. Peki şimdiki asker-bürokrat yarım darbelerini nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Basında pek çok defa söylenen şey doğrudur. Bunlar darbecilik oynamaktır, demokrasiden, açık toplum olmaktan korkan yarasaların darbe girişimleridir ve açık askeri darbelerden rant kazananların çabasıdır ve çabadan öteye de geçmez.
Barroso’ya gelince...
Müthiş bir adam. Onu Avrupa Komisyonu Başkanı olduğu zaman dinledim. Önce Portekizce, sonra bir İngiliz gibi İngilizce ve sonra bir Fransız gibi Fransızca konuştu ki adam beni hayretler içinde bıraktı.
Bu müthiş adam tam darbe ve anayasa tartışılırken Türkiye ziyaretini tesadüfe yormayın. AK Parti’yi ve Türkiye’deki mevcut reform eğilimini destek için geldi, batının Türkiye üzerine kurulmuş dilekleri açıklamaya geldi.
Peki bir faydası olacak mı?
Çok zor.
Çünkü demokrasiyi içselleştirememiş bir ülkeyi, hukukun hala askerler tarafından, bir takım karanlık güçler tarafından yönlendirildiği ülkeye Barroso ne yapsın?
Kendi iç demokratik dinamik ve birikimlerini bir değirmen gibi öğüten bir sistem dışarıdan müdahalelerle kurtulmaz. Kendi kültürel değerlerini, kendi zenginliğini hala tehlike olarak algılayan bir zihniyetten gelişmiş bir demokrasi kültürü beklemek ne yazık ki mümkün görünmüyor.
Nedir bu zenginlikler?
Çok çeşitli diller ve etnik köken zenginliğidir. Hiç bir ülkede bu kadar Kürd, hiç bir ülkede bu kadar çingen, hiç bir ülkede bu kadar Çerkes ve Gürcü yoktur. Hiç bir ülkede bu kadar çağa uygun, İslam’ı özel bir hayat biçimi olarak, bir kültür olarak benimsemiş bir ülke yoktur. Bir takım askeri darbelerle tırpanlansa da, karanlık güçlerce kan ve şiddete bulansa da Türkiye’de hala demokrasi için cepheden savaşan bir insan yığını vardır.
Bunu Avrupa da biliyor. Çok çok zor görünse de Türkiye’nin demokraside bir adım daha ileri gitmesini istiyor. Ortadoğu ve Balkanlar, İslam ile Hıristiyan kültürü arasında sıkışmış bir Türkiye değil, doğal kimliğinin üzerine kurulmuş bir ülke istiyor.
Eğer aklınızda hala tıpkı ulusalcılar, ırkçılar, Kemalistler gibi “ülke Yahudilere satıldı”, “emperyalistler sömürüye geldi” diye bir düşünce varsa bu yazıyı boşuna okudunuz.
Metin Delikan
12 nisan 08
AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONU BAŞKANI JOSE MANUEL BARROSO - Sayın Başkan Yardımcısı, Sayın Başbakan, saygıdeğer milletvekilleri, saygıdeğer misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; bugün burada sizlere hitaben bu Mecliste konuşma yapıyor olmak benim için çok büyük bir onur vesilesi.
Meclisinizin ülkeniz için bir tarihi temsil ettiğini ve tarihte de çok önemli bir rolü olduğunu biliyorum. Büyük Mustafa Kemal Atatürk, Türk halkına meşru bir şekilde geleceklerini tartışma imkânı tanımak adına bu Meclisi kurdu ve Türkiye'yi modern bir cumhuriyete dönüştürmek amacıyla bu Meclisi kurdu ve sürekli değişen dünyamızda, görüyoruz ki bu yüzyılın giderek artan zorlukları karşısında, işte bu sorumluluk -ki, sizin sorumluluğunuzdur bu sorumluk- daha da artmış vaziyette.
Bu vesileyle ben de Avrupa Birliği Komisyonu adına ve aynı zamanda kendi adıma sizlere saygılarımı sunmak istiyorum. Böylesine büyük bir ülkeye ve ortak geleceğimize dair güvenimi dile getirmek istiyorum.
Kırk sene önce Türkiye'yi ziyareti sırasında Fransız Cumhurbaşkanı General Degol şöyle demişti: "İşte burası Türkiye. Boğazların hâkimi ve pek çok kapının muhafızı. Ki bu kapılardan, dünyanın bu bölgesinden barış geçer ve aynı zamanda bu kapılardan savaş da geçebilir ve bütün bunların neticesinde de bu kapıların muhafızı, ellerinde çok büyük ve olumlu neticelere yol açacak fırsatları tutmaktadır ama aynı zamanda dünyadaki en kötü ihtimallere de maruz kalan bir yerdir." İşte General Degol, Türkiye'nin, o dönemde, ne kadar önemli bir konumda olduğunu ve Avrupa için değerini anlamıştı. Yani, Boğazların muhafızı ve kendi geleceğinin de muhafızı olarak, Türkiye, Avrupa'yı geleceği olarak seçmiştir.
Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin tarihi, esasında, hem çok eskiye hem de çok uzun süreli, daimî bir birbirine bağlılık ilişkisine dayanmaktadır. Bu stratejik ilişkiler, ticaret ve kültürel, karşılıklı ilişkileri içermektedir. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki politikalarda çok önemli bir rol oynamıştır.
Hiç şüphe yoktur ki, bu kıta içerisinde imparatorluğun rolü kendini sanat dünyasında bile göstermiştir. Mesela, 1563 yılındaki meşhur Venedikli ressam Paolo Veronese "Cana'nın Düğün Festivali" resminde, o dönemin Avrupalı liderlerini masanın etrafında resmederken Kanuni Sultan Süleyman, çok doğal bir şekilde İmparator V. Charles'la beraber ve Fransa'daki Birinci François'yla beraber diğer konukların arasında oturmaktadır.
Türkiye'nin etkisi yüzyıllar içerisinde inişler çıkışlar kaydedip dalgalanmıştır ama her zaman Avrupa'nın jeopolitik sahnesindeki yerini muhafaza etmiştir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye, Avrupa'daki iş birliğinin inşa edilmesinde yer almıştır. Türkiye, Avrupa Konseyinin kurucu üyesidir. NATO'nun üyesi olarak ise Türkiye, Avrupa Atlantik savunma sistemi içerisinde bir mihenk taşıdır. 1963 yılında Avrupa Topluluğuyla ortaklık anlaşması imzalanmıştır ve bunu, 1995 yılında gümrük birliği takip etmiştir. On sene sonra 3 Ekim 2005 yılında, Avrupa Birliği ve Türkiye, katılım müzakerelerine başlamıştır. Ama, her müzakerede olduğu gibi neticenin önceden garanti edilmesi mümkün değildir. Bir başka deyişle, ilişkimiz, Avrupa Birliğinin, Avrupa Topluluğunun kurulduğu dönemden bu yana, sürekli olarak, istikrarlı bir şekilde derinleşmeye devam etmektedir ve şu anda da katılım müzakereleriyle devam etmektedir. 2005 yılından bu yana müzakereler çok başarılı bir şekilde gelişme kaydetmiştir.
Türkiye'nin Avrupa Birliği mevzuatını kabul etme ve adapte etme yolunda gösterdiği çabalardan çok etkilendiğimi söylemem lazım. Pek çok alanda, altı fasılda müzakereler açılmıştır ve resmî müzakerelere geçilmiştir ve eminim ki daha fazla faslın açılmasıyla beraber, bu yıl içerisinde de çok ciddi gelişmeler kaydedilecektir.
Oldukça kuvvetli ortak menfaatlerimiz müzakere sürecini belirlemektedir ve özel bir vurguya sahiptir. Bizler beraberce, daha güvenli bir dünyaya katkı sağlıyoruz. Kendi açımızdan bakacak olursak Türkiye'nin bir dizi faaliyette, Avrupa Birliği misyonlarında, Bosna-Hersek'te, Kosova'da ve Kongo'da, katılımı ve vermiş olduğu desteği büyük bir takdirle karşılıyoruz. Aynı zamanda, Türk ordusunun göstermiş olduğu profesyonellik ve yetkinliğin de çok önemli bir varlık olduğuna inanıyoruz.
Türkiye, Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya'daki bağlantılarıyla çok derin bir bilgi kaynağına da sahiptir ve bunları bize sunmaktadır ve Türkiye'nin bu bağlantıları, bir kere daha, Türkiye'nin Avrupa için ne kadar kilit bir rolde olduğunu göstermektedir ve soğuk savaşın sona ermesi, ilişkilerimizin önemli unsurlarında bir değişikliğe yol açmamıştır. Tam tersine, Demirperde'nin düşmesiyle beraber, çok daha yeni ve daha karmaşık problemlerin ortaya çıkmasıyla sizin ülkeniz, şu anda, tam merkezde yer alan bir oyuncu konumuna gelmiştir.
Özellikle pek çok başlık içerisinde bakacak olursak, uluslararası ilişkilerde yıllardan beri, Balkanlar gibi, Orta Doğu'daki kriz gibi, İran, Irak enerji krizi ve genel anlamda Müslüman dünyayla diyalog açısından, Türkiye gerçekten de istikrar ve demokrasi adına çok önemli bir rol oynamaktadır. Dünyanın en istikrarsız bölgesinde böylesine önemli bir rolü oynamaktadır.
Türkiye, laik, demokratik bir cumhuriyet olduğunu göstererek Avrupa'ya gayet iyi entegre olmuş, baskın bir şekilde nüfusu Müslüman olan bir ülke olarak özellikle dünya üzerindeki kökten dinci eğilimlere çok güçlü bir alternatif sunmaktadır ve görüyoruz ki, medeniyetlerle dinler arasındaki diyalogun geliştirilmesi açısından çok önemli bir değer taşımaktadır Türkiye.
Ekonomik karşılıklı ilişkilerimize ve birbirimize bağlı olma durumumuza bakacak olursak, görüyoruz ki Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde ekonomi bir başka önemli noktadadır. Avrupa Birliği şu aşamada Türkiye'nin en önemli ticaret partnerlerinden bir tanesidir.
Ticarete bakacak olursak, Avrupa Birliğindeki ticaret Türkiye'nin ticaret hacminin yüzde 50'sini temsil ederken, Avrupa Birliğinin de Türkiye yedinci ticaret partneridir, Kanada ve Hindistan'ın önünde gitmektedir. Ticaret ilişkilerimiz geçtiğimiz beş yıl içerisinde çok ciddi bir miktarda artış kaydetmiştir ve yapılan bu kadar etkileyici reformlar da Türkiye'nin dönüşümüne katkıda bulunarak yabancı yatırımcılar için Türkiye'yi çok cazip hâle getirmektedir. Bugün itibarıyla, Türkiye'ye gelmekte olan, dışarıdan Türkiye'ye gelmekte olan, yatırımların yüzde 80'i Avrupa'dan gelmektedir ve bütün bunlarda görüyoruz ki, binlerce iş imkânı, Avrupa'da, Türkiye'de karşılıklı ilişkilerimizin büyümesiyle beraber artmaktadır.
Hanımefendiler, beyefendiler, saygıdeğer milletvekilleri; Avrupa Birliği ulus devletlerden oluşmuş bir topluluktur ve bu topluluk, bir dizi politika alanındaki egemenlik haklarını bir araya getirmiştir, bir havuzda toplamıştır ve bunun amacı da ayrı ayrı olduklarından çok daha etkin, çok daha etkili ve başarılı bir şekilde beraber hareket edebilmek içindir. Bir başka deyişle, Avrupa Birliği üye ülkelerin gücünü azaltmamaktadır, tam tersi Avrupa Birliği içerisinde olabilmek, bizim, hepimizin, üye ülkeler olarak, dünya üzerindeki etkimizi ve gücümüzü artırmaktadır ve sizin de gördüğünüz gibi Avrupa projesinde bizler kendi ülkelerimizi severek ve ülkelerimize hizmet ederek ve millî duygularımızı muhafaza ederek ama aynı zamanda Avrupa Birliğinin gururlu vatandaşları olarak ortak amacımıza hizmet ediyoruz. Dolayısıyla milliyetçi duygular bir ülkeye ve millete ait olmakla, bir sürece, bir projeye, barış, demokrasi ve özgürlük sürecine ait olup Avrupa Birliğinin parçası arasında olmak birbiriyle tamamen uyumludur, birbiriyle çelişmez.
Görüyoruz ki, Avrupa Birliğinin dünya üzerindeki güvenilirliği, etkinliği ve ağırlığı, işte bu ortak kurallar ve disiplinlere saygı duymaktan geçmektedir. Bunların arasında, demokratik değerler, hukukun üstünlüğü, insan haklarını görmekteyiz, ki bu değerler üzerine zaten ortak projemiz kurulmuştur. Ortak politikalarımız ve içerisinde standartlar vardır ve de şirketlerimize adil bir çalışma, faaliyet alanı sağlamaktadır. Sosyal standartlar, çevrenin korunması, sağlık hizmetleri, organize suça ve teröre karşı ortak mücadele gibi alanlarda da gelişmeler kaydetmekteyiz. Dolayısıyla Avrupa Birliğine katılacak olan herhangi bir ülkenin üyelik için uygun olabilmesi amacıyla bütün kriterleri yerine getirebilmesi gerekmektedir. Türkiye ve bütün diğer aday ülkeler için de geçerli olan şey şudur: Adaylığa giden bir kısa yol yoktur. Komisyonun rolü de oldukça detaylı ve sıkı bir şekilde, ama adil bir şekilde, başvuran ülkelerin kaydettikleri gelişmeyi ve kriterlere uyum açısından
kaydettikleri gelişmeleri yakından takip etmek ve değerlendirmektir, Komisyonun rolü budur. Aynı zamanda bu süreç içerisinde aday ülkelere gerekli reformları yaparlarken yardımcı olmak ve hazırlıklarında destek vermektir. Bu, herhangi bir şekilde bir aday ülkenin iç meselelerine müdahale değildir, bu, ortak bir çalışmadır. Beraber yapmak zorunda olduğumuz, yerine getirmek zorunda olduğumuz bir ortak çalışmadır, eğer ortak amaçlarımıza ulaşmak istiyorsak.
Türkiye çok etkileyici değişiklikleri hâlihazırda gerçekleştirmiştir. Örnek verecek olursak: Ölüm cezasının kaldırılması ya da demokrasinin sivil-askerî ilişkiler içerisinde gücünün artıyor olması, devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması, Türkçe dışındaki dillerde yayın ve eğitim hakkı, aynı zamanda uluslararası insan hakları konvansiyonlarının iç hukuk üzerindeki üstünlüğü, işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans politikası, toplumsal cinsiyet eşitliği yani kadın-erkek arasındaki eşitliğin güçlendirilmesi, Anayasa'da bunun yer alması ve Medeni Kanun'daki gelişmeler bunlar arasında örnek olarak sayılabilir.
Son dönemde de Türk Parlamentosu, uzun dönemdir beklenmekte olan, Müslüman olmayan dinî cemiyetlerin ihtiyaçlarına cevap verecek, zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak Vakıflar Kanunu'nun üzerinde çalışmalar yürüttü. Yine de daha fazla, pek çok alanda gelişme kaydedilmesi gerekmektedir, İfade özgürlüğü gibi, demokrasinin sivil-askerî ilişkilerde daha da fazla demokratik prensiplerin vurgulanması gibi, kültürel haklar, sendika hakları, kadınların ve çocukların hakları gibi. İşte, bütün bunlar bizim ortak değerlerimizdir ve esasında katılım sürecinin tamamlanması için anahtar önem taşımaktadır.
İfade özgürlüğünü ele alacak olursak, bir demokrasinin var olabilmesi için temel bir haktır. Ama aynı zamanda da günümüzün problemlerinin çözümü açısından da vazgeçilmez bir özelliği vardır. Tıpkı Avrupa Birliğinde olduğu gibi Türkiye de bir dizi güvenlik tehdidiyle, terörizm de dâhil olmak üzere, karşı karşıyadır.
Türkiye ve Avrupa Birliği küreselleşme ve iklim değişikliğinin sıkıntılarını yaşamaktadır ve görüyoruz ki, alışkanlıklarımız sarsılmakta ve kültürel kimliklerimiz sorgulanmakta ve bütün bu zorluklarla karşı karşıya kalmaktayız. Ama, hepimizin dünya üzerindeki sorumluluğumuzu düşünürken, ortak geleceğimizi ve geçmişimizi düşünürken bütün bu prensipleri aklımızda bulundurmamız gerekmektedir. Doğru cevapları bulurken hayal gücü ve yeni fikirlere ihtiyaç vardır ve bütün bunlar da açık ve dürüst tartışma imkânıyla gerçekleşebilir ve kurumlar ve vatandaşlar arasındaki kuvvetli güvenden geçmektedir.
Bu bağlamda, herhangi bir toplum içerisinde şiddet içermeyen görüşlerin yargı konusu yapılması ve bu sebepten dolayı hüküm giyiliyor olması sağlıklı neticeler doğurmayacaktır. İşte bu sebepten dolayı, Ceza Kanunu içerisindeki 301'inci maddenin Avrupa standartlarıyla aynı düzeye getiriliyor olması önemlidir ve bu anlamda da Parlamentoda yakında bir çalışma başlayacağını öğrenmiş olmaktan büyük bir memnuniyet duymaktayım. İfade özgürlüğü, demokrasilerin tam anlamıyla çalışabilmesi adına da çok çok önemlidir. Gerçek, çok partili bir sistem içerisinde çok önemlidir. Aynı şekilde, insanlar kendi görüşlerini dile getirdikleri için hüküm giyecek olurlarsa demokrasi tehdit altına girer, çatışma ortamı, şüphe ve karşılıklı hoşgörüsüzlük ortamı ortaya çıkar, ki bu da siyasi partilerin kendi aralarındaki barışçıl tartışmalarını demokratik tartışma mekanından uzaklaştırıp riskli bir ortama taşır.
Türk toplumu içerisindeki şu anda laikliğe dair devam etmekte olan tartışmaların öneminin farkındayım. Farklı dönemlerde Avrupa Birliği tarihi içerisinde farklı ülkeler de, üye ülkeler de benzer tartışmaları yaşadılar. Her biri kendine uygun çözümü, kendi iç meselelerine uygun çözümü buldu. Ümit ediyorum Türkiye de aynı şeyi yapacaktır. Bu sebepten dolayı, bu konuya dair Avrupa Birliği Komisyonunun taraf almasını, herhangi bir standart empoze etmesini lütfen beklemeyiniz. Aynı şey, baş örtüsüyle, türbanla ilgili olarak da gelişmektedir. Avrupa Birliğinin böyle bir standardı yoktur, çünkü inanıyoruz ki bu, her kişinin, her kadının kendi alması gereken karardır ve kendi görüşüne, inancına göre alması gereken bir karardır.
Avrupa Birliği Komisyonu olarak en son gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmekteyiz ve Avrupa Birliği müzakere süreci bağlamında bunu yapmak bizim yükümlülüğümüzdür zaten. Türkiye'nin bütün enerjisini bu uzun dönemdir beklenen reformlara harcadığını görmek istiyoruz ve bu amacından sapmadığını görmek istiyoruz. Türkiye'nin kendi gelişmesi ve modernizasyonu açısından bu konunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu reform gündemi, esasında Türk vatandaşları için son derece önemlidir ve bu da katılım sürecini de, katılım müzakeresini de olumlu yönde etkileyecektir. Görüyoruz ki şu anda en önemli konu, en büyük zorluk bu yakalanmış olan ivmenin devam ettirilmesidir. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakanla yapmış olduğumuz görüşmelerde büyük bir memnuniyetle müşahede ettim ki reformlar hâlen öncelik olma niteliğini taşımaktadır. Avrupa Komisyonu, bu çerçevede, gelecekte kaydedilecek gelişmelere desteğini vermektedir ve dört gözle bu gelişmeleri beklemektedir. İşte genel anlamda bir ulusal diyalog çerçevesinde toplumun genelinin dâhil edileceği bir reform süreci çok önemlidir. İşte bu aşamada, sizler Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak tarihî bir sorumluluğa sahipsiniz. Her şeyin ötesinde önemli olan, müzakerelerin hızını belirleyecek olan, öncelikle ve her şeyin ötesinde Türkiye'nin kendi içinde kat edeceği gelişmeler olacaktır ve görüyoruz ki genişleme politikasında da temel prensip her zaman bu olmuştur. Genel anlamda Avrupa Birliği üye
ülkelerinin siyasi realitelerine, gerçeklerine baktığımızda, gereksiz gecikmeleri bertaraf etmemizin çok önemli olduğunu görüyoruz.
Şimdi de Güneydoğu meselesine dönmek istiyorum. Komisyon olarak bizler, Türkiye'deki terörist tehdidin tam anlamıyla farkındayız. Yıllar içerisinde terörist saldırılar pek çok can kaybına, yaralanmaya, halk arasında mutsuzluğa, umutsuzluğa; siviller arasında, aileler arasında, asker, jandarma ve polis arasında çok olumsuz duygulara sebebiyet verdi. Bütün duygularımız ve düşüncelerimizle, hayatını kaybedenlerin ailelerine ve terör kurbanlarına onları çok iyi anladığımızı söylemek istiyoruz. Türkiye'yle beraber, teröre karşı mücadelesinde yan yana duruyoruz. PKK/Kongra-Gel, herhangi bir şüphe olmaksızın bir terör örgütüdür ve Avrupa Birliğinin terör örgütleri listesinde yer almaktadır ve bu konuda herhangi bir yanlış anlaşılma yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bizler teröre karşı ortak mücadelemize devam etmeliyiz ve artan bir şekilde devam edeceğiz.
Bunu söyledikten sonra, Güneydoğu'daki problemlerin çözümünün kapsamlı bir strateji çerçevesinde gerçekleşebileceğine inandığımızı da söylemek istiyorum. Bu çabaların sosyoekonomik gelişmelerle bölge içerisinde desteklenmesi gerektiğini ve Kürt menşeli Türk vatandaşlarının kültürel ve siyasi haklarının da temin edilerek desteklenebileceğini söylemek istiyorum. Biliyorum ki Hükûmet, bu anlamda, bir plan üzerinde çalışmaktadır ve bu konunun detaylarını en kısa zamanda duyabileceğimizi ümit ediyorum.
Şimdi Kıbrıs konusuna gelecek olursak: Görüyoruz ki Kıbrıs'ta tarihî bir fırsat yakalanmıştır ve tarihî bir siyasi yükümlülükle karşı karşıyayız. Berlin sonrasında Lefkoşa'daki duvar, Avrupa'yı bölen son duvardır. Kıbrıs'taki meselenin çözülmesi, Türkiye'nin katılımına da elle tutulur katkılar sağlayacaktır ve Avrupa toprakları üzerinde kırk yıldır devam eden bu çatışmanın Ada'nın bütünleşmesiyle beraber doğuracağı sonuçlar, ortak menfaatimize hizmet edecektir. Böyle bir bölünmüşlük, Avrupa Birliği açısından kabul edilebilir değildir. Bu fırsatta ortaya çıkan yeni fırsatların Kıbrıs'ta iyi neticeler vereceğine inanıyorum ve Türkiye'nin de bu anlamda, tam olarak konuya kendini adamış bir şekilde çözüm çabalarını destekleyip kapsamlı bir çözüme ulaşma konusunda Birleşmiş Milletlerin şemsiyesi altındaki çözümlere destek vereceğine dair inancım tamdır. Lokmacı Kapısı'nın açılması, bu anlamda, Lefkoşa'da çok olumlu bir adımdır. İnanıyorum ki Türkiye, bütün ağırlığını koyarak, bütün vatandaşların haklarına saygı gösterilen bir çözüme ulaşılmasını sağlayacaktır ve bu yıl içerisinde karşımıza çıkan bu fırsatı kaçırmamamız gerektiğine inanıyorum, çünkü bu fırsat bir daha karşımıza çıkmayabilir. Aynı şekilde, genel anlamda gelişmeler kaydedilmesi açısından da sizlerin de somut adımlar atmasını candan teşvik ediyorum. Bu çerçevede, Ankara Anlaşması çerçevesinde Anlaşma'dan kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getiriliyor olmasının da ilave protokolün tam anlamıyla uygulanabilmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bugün, şu anda, Türkiye'nin katılım süreci önündeki dışarıdan karşınızda duran en temel engellerden bir tanesi budur ve sizin de bildiğiniz gibi, bu problem çerçevesinde açılan fasıllar kapanamamakta, yeni pek çok fasıl açılamamaktadır.
Hanımefendiler, beyefendiler, sayın milletvekilleri; Avrupa Birliği düzeyinde, bildiğiniz gibi, Avrupa entegrasyonu her zaman sonu gelmeyen bir genişleme süreci içerisindedir, her zaman bu genişleme süreçleri ateşli tartışmalara sahne olmaktadır. Ve bu çerçevede, geçmişteki genişleme süreçlerine bakacak olursak Birleşik Krallık 2 kere reddedildikten sonra 1973'te üye olmuştur. İspanya'nın katılımı ve benim ülkem olan Portekiz'in katılımı da aynı zamanda 1986 yılında pek çok üye ülkenin yürüttüğü olumsuz kampanyalardan sonra gerçekleşebilmiştir. İşte bu sebepten dolayı, Türkiye'nin de bir istisna olduğunu düşünmemek lazım. Esasında "Avrupa Birliği" dediğimiz yapı yirmi yedi üye ülkeden oluşmuş bir yapıdır ve -her birinin kendi içinde ulusal parlamentoları vardır, kendi ülkelerinde hükûmette olan partiler, muhalefette olan partiler vardır ve düzenli olarak bu ülkelerde seçimler yapılmaktadır- pek çok kurumdan oluşmuştur: Konsey, Avrupa Parlamentosu ve Komisyondan oluşmuştur. Bu sebepten dolayı, lütfen, Türkiye'nin katılım sürecine dair farklı sesler duyduğunuzda şaşırmayınız. Şimdi dürüst olalım lütfen, tartışmalar bu sürecin sonuna kadar devam edecektir, hatta bu sürecin sonrasında da devam edecektir ve bu da demokratik tartışmanın ayrılmaz bir parçasıdır ve normal bir parçasıdır. Türkiye'nin bundan hiçbir şekilde korkmaması gerekmektedir. Tam tersine, bizler demokratik ve açık tartışmalara karşı dirençli olmalıyız ve içinde yer almalıyız.
Esas önemli olan nedir? Karşımızdaki veriler şudur: Türkiye ve Avrupa Birliği katılım müzakere sürecinin içerisindedir. Şu anda Avrupa Birliğinin yirmi yedi ülkesi bulunmaktadır ve Türkiye'nin katılım müzakeresinin başlatılması kararı, 2005 yılında Avrupa Birliğinde üye olan ve demokratik olarak seçilmiş olan hükûmetlerin oy birliğiyle karar verilmiş bir konudur ve dediğim gibi, Avrupa Birliği üye ülkelerinin demokratik olarak seçilmiş hükûmetlerinin oy birliğiyle almış olduğu bir kararla Türkiye'yle katılım müzakereleri başlatılmıştır.
Şimdi, 2008 yılında durduğumuz noktayı on beş sene önceki durduğumuz noktayla karşılaştıracak olursak ilişkilerimiz arasında çok büyük bir adım atıldığını görüyoruz. Dolayısıyla, Türkiye'nin, her şeyin ötesinde reformlara odaklanması gerekmektedir ve müzakere sürecinde en iyi garantiyi bu yolla alacaktır. Her şeyin ötesinde, bu reformlar Türk vatandaşları için gereklidir.
Hiç şüphe yoktur ki -size karşı çok dürüst ve içten konuşmak istiyorum bu anlamda- karşılıklı ihmallerden dolayı bu projenin karşısına en büyük düşman olarak ön yargılar ve ihmaller çıkmaktadır. Görüyoruz ki müzakere süreci başladığından bu yana üzerinde durulması gereken en önemli mesele bu
mekanizmanın kendi içerisindeki teknik özelliklerini fark etmek ve mekanizmanın kendi içerisinde yürüyen bir özelliği olduğunu unutmamak gerekmektedir.
Üye ülkeler bu kararı oy birliğiyle aldılar ve katılım müzakeresi kendi içerisinde devam etmektedir. Dolayısıyla, üye ülkelerin her aşamada -bir karar alacaklarsa- oy birliğiyle kararlarını almaları gerekmektedir ve Türkiye reformları tam anlamıyla yerine getirdiği zaman bütün üye ülkelerin onaylamasıyla ve Türkiye'nin onaylayıp imzalamasıyla beraber üyelik anlaşması yürürlüğe girecektir.
Hem Avrupa Birliğinde hem de Türkiye'deki insanların yakınlaşması ve birbirini daha iyi tanıması çok çok önemlidir. Bunun için de gerçekten de sivil toplum içerisinde iş camiası, sendikalar, kültür organizasyonları, üniversiteler, düşünce kuruluşları, STK'lar arasında çok yakın ve içten bir diyaloğun gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Bu süreç içerisinde başka zor zamanlar da olacaktır, önemli kararların alınması gereken anlar da olacaktır ama yine de ben Türkiye'nin ve Avrupa Birliğinin her zaman ortak menfaatlerine odaklanmış olarak kalacağına inanıyorum.
Elli sene önce, vizyonu ve liderlik yeteneği olan kişiler bir araya geldiler ve yüzyıllardır devam eden savaş, nefret ve Avrupa milletleri ve halkları arasındaki ön yargıların üstesinden gelmek için bu birliği kurdular ve çok kutuplu 21'inci yüzyılda, artık, dünyanın daha karmaşık ve daha rekabetçi bir hâle geldiği ve her geçen gün bunun daha da arttığı bir ülkede, işte bu vizyon bizi, Türkiye'yi ve Avrupa Birliğini, barış ve dayanışma içerisinde -hem Türkiye'yi hem Avrupa Birliğini- bir araya getirecek ve beraberce geleceğin zorluklarına karşı güvenle ayakta tutacaktır.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Barroso.
cafesiyaset.com



Yorumlar (2 gönderildi):
Helbet rastiyeke ashkereye, ku îro sistema kapîtalîst cihana me bi rêvedibe ( li ser halan ji sosyalistan chêtir û xweshtir) û em vê rastiyê gereke qebûlbikin,bipejirînin û fêrî wê bibin.
Duyemîn rastî ewe, ku îro kurd, gerek xwe bi yên xurt û xwedî hêz bigre,yanî xwe bi USA û hevkarên wê bigre.Bo kurdên bakur ev yek bi yekgirtineke an jî yekîtîyeke tevî hêzên bashûrê welatê me mumkûne.Yên ku vê yekê wek fantaziyekê ji min re binavbikin, ezê ji wan re bêjim ku fantaziya we ya komareka demokratîk di tixûbên tirkiyê de, fantaziyeka bêhtir bê bingehe.
Baweriya min ya kesane ewe, ku rizgariya kurdan bi demokratiyeke li tirkiyê chare nabe. Ji ber ku demokratî bo tirkiyê naskirina mafên kurdan û qebûlkirina wan, wek neteweke xwedî mafe. Û ev yek bi xwe, jiholêrabûna bingehên tirkiyê ye.
Yanî chiye?
Yanî ewe, ku tirkiyeyeka demokratîk ne tirkiye ye , tishtekî dine.Na xwe em kurd li cem birayên xwe yên parcheyên din ji xwe re li charenûsa xwe bigerin,ji ber ku hêvîya tirkiyeka demokratik fantaziyeka ji ya sosyalistên utopîk jî wêdetir e.
Dunya nufusu bugun yuzde 80-90 azinliklar ve özgur olmiyan halklarda olusmaktadir.Dunya azinliklarin ve ezilen uluslarin sorunlaru emperyalist dunya kendi cikarlari dogrultusunda kulanmaktadir.Azinliklar ve ezilen sömurge uluslar kurtulmadikca yeryuzunde barisin olusmasi mumkun degil. Emperyalism kendisine bagli ezinliklara ve ezilen uluslara saygi göstermiyor ama karsi tarafta uluslar ve azinliklar sorunlari icin dunyayi ayaga kaldiriyor. Emperyalist dunya aydini bile "iki yuzlu moral" diye kendi sitemini elestirirken zavali Kürd "aydinin" dusunme tarzini anlamaktan zorluk cektigimi haklisiniz..Örnek mi ; Avrupa göbeginde BASK halki espanol sömurgecilerin zulum ve baskisinda inlerken Emperyalist-kapitalist sistem BASK halkinin özgurluge olan tutkusu hakinda bir kelime dahi konusmazken ama dunyanin diger kitasindaki Tibet halkinin hakli davasi icin kendi cikarlari dogrultusunda kulaniyor.
Bu örnelerele onlarca Bask halki gibi örnek verilebilinir. Bana cahil ve emperyalist-kapitalist kultur bilincinde olmiyan kapitalizmin sahisa verilen rahatlik ve haklar göz boyalamasinda kendini kaybettigini hatirlatiyor. Militan aydin kisi Sadamlarin ve turk fasist sömurgecilerin yuntemlerini ve dunya gelismis kapitalist rahatligin kiyaslamaz. Kiyasliyan zavali yeterli aydin olmiyan göcmen ve kurd yamalak tipi Pinosetlerin ve Sadamlarin rejimlerini hatirladikca emperyalist-kapitalist dunyaya övup tapinmakta oldugunu gören kapitalist sitemin aydin militani sadece bu zavali kurd tipi ve göcmenlerin Sadamlarin ,Pinoset ve barbar turk fasist sitemin emperyalist-kapitalist rahatligini kiyaslamasina ve dusunme tarzina gulmek ister. Sadamlari ,Pinosetleri ve Turk barbar sitemini kurd e karsi silahlöandiran Kim ? herhalde babam degil. Dunya emperyalizmi biliyordu ve bu duruma geleceginide biliyordu cunku ancak konfilikt ve celiskiler yaratarak kendi cikarlari dogrultusunda kulanabilir.
F.Acikgöz
Yorum yaz