Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Genelkurmay Başkanı'na açık mektup Genelkurmay Başkanı'na açık mektup ================================================================================ NasnameNEWS/Aktarım on 08 Feb, 2010 05:12:00 -------------------------xxx----------------------- BENİM DE SABRIMIN SINIRI VAR BAŞBUĞ PAŞAM! Başbuğ Paşam geçen gün “Allah Allah diye taarruz eden ordu camiye bomba atar mı?” diye masayı yumruklayarak beni tehdit ettin. Daha önceden de “Orduya asimetrik psikolojik savaş planı uygulamakla” suçlamıştın beni. Olmuyor, hata yapıyorsun bu davranışın bir Genelkurmay Başkanı’na yakışmıyor paşam. Ben ordu camiye bomba atacaktı demedim. Ordunun içerisindeki bir gurup cuntacıdan söz ettim. Neden beni anlamak isteniyorsun paşam? Yapılan anketlerde orduya olan güven % 90’dan % 60’a düşmüş durumda neden görmek istemiyorsun? Bana meydan okudukça, benimle inatlaştıkça ve gerçeklerle yüzleşmedikçe, kaybeden sen oluyorsun, benim ordum oluyor farkında değil misin paşam? Benim paramla aldığın silahı oğlumun eline verip de beni tehdit etmeye hakkın yok kendine gel paşam. Senin olduğu gibi benimde sabrımın bir sınırı var unutma paşam. Müslümanlar için caminin ne kadar kutsal bir mekan olduğunu, hatta “Allah’ın evidir” vurgusunu yaparak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin İslam dinine karşı ne kadar saygılı olduğunu beyan ediyorsun. Kahramanmaraş’ın kurtuluş harekatını başlatanın Sütçü İmam, Gaziantep’in kurtuluş harekatını başlatanın da Karayılan olduğunu biliyorsundur sanırım. İki kahramanın mesleğinin de İmam olduğundan bilginiz var mı paşam? Cephede düşmanla çarpışırken Mehmetçiğe namazda İmamlık yaptıklarını da duydunuz mu paşam? İki kahramanın da annelerinin, bacılarının kara çarşaflı olduğundan haberdar mısın? Şimdi sana sormak istiyorum, bırakalım imamlık yapmayı, İmam Hatip Okulu mezunu bir tek Subay değil, Astsubayımız var mı ordumuzda paşam? Çarşafı bir kenara bıraktım eşi başörtülü olan bir Subayımız varsa söyleyin de utanayım paşam. Seni ağlama duvarında ibadet ederken gördüm. Ancak Cuma namazına giden bir tek subayımızın ismini açıkla da yüzüm kızarsın paşam. “Bu ülke için çocuğunu dağda şehit veren başörtülü Anneyi, sakallı Babayı ordu evinde misafir ediyoruz” de, de ki mahcup olayım paşam. YAŞ mağduru emekli yüzbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları’nın “Biz Allah dedik ordudan atıldık” feryadını duymuyor musun? Bu mudur benim ordumun İslam’a olan bakış açısı paşam? Müslümanlar için cami gibi namus da kutsaldır paşam. Kahramanmaraş’ın Uzunduk Çarşısı’nda bir abide üzerinde şu yazılar vardır “31 Ekim 1919 da Sütçü İmam, Türk namusunu burada silahıyla korudu” Sende bilirsin ki Kahramanmaraş’ta kurtuluş harekatının başlama sebebi hamamdan evine dönen iki Müslüman kadına Fransız askerlerinin sözle taciz etmesiyle başlatılmıştır. Bu millet, öyle bir millettir ki paşam anasının, bacısının, komşusunun daha açıkçası bu milletin namusuna yan gözle bakana, hakaret edene, küfredene gerekli dersi verir. Şimdi sen bana diyorsun ki, “Allah, Allah diye taarruz eden ordu camiye bomba atar mı? Ben de sana soruyorum, Allah, Allah diyen bir ordunun mensupları, bu Müslüman millet’in bazılarının namusuna dil uzatır, küfür ve hakaret eder mi paşam? Dinleyin, dinleyin de bazı ordu mensuplarının neler yaptıklarını öğrendikten sonra camiye bomba atıp atmayacaklarına öyle karar verin. Artık “boru, kağıt parçası, kuru imza” sözlerine inanmıyorum. Bilmiş olasın ki tehditlerine gülüp geçiyorum haberin olsun paşam. Daha dün gibi hatırlıyorum 28 Şubat sürecini. Hazırlanan andıçları, verilen brifingleri, yürütülen tankları ve altın tepsi içinde sunulan başbakanlığı mıh gibi aklımda tutuyorum. Çevik Bir Paşa’nın dönemin içişleri bakanı Sayın Meral Akşener Hanımefendi için söylediği “O kadına söyle ayağını denk alsın, yoksa iktidarı devraldığımızda onu İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazığa oturturuz” sözlerini düşündükçe insanlığımdan utanıyorum. Bu konuda sen ne düşünüyorsun paşam? Müslüman bir hanımefendiyi yağlı kazığa oturtmayı düşünen bir paşa hangi ordunun paşasıydı? Bu paşa senin tabirinle Allah, Allah diyen ordunun paşası değil miydi? “İktidarı devraldığımızda” diye tehdit ediyor. Gerçekten de İktidar devralınmadı mı? Post modern darbe yaptık diyen o paşa değil miydi? Şimdi sen kalkmış ordu camiye bomba atmaz diye beni lanetliyorsun. Elbette ordu camiye bomba atmaz ama ordu içerisinde bomba attırtacak bazı beyin özürlüler olabilir paşam. Dönemin Başbakanı Sayın Necmettin Erbakan’a küfreden Osman Özbek Paşa da bu ordunun içerisinden çıkmadı mı paşam? Bana ahlak, fazilet, İslam ve insanlık dersi veriyorsun. Kendi Bakanını yağlı kazığa oturtmak isteyen, kendi Başbakanına küfreden kin, nefret ve intikam taşıyan ceberut bir zihniyetin camiye bomba atmayacağına nasıl emin olabiliyorsun paşam? Darbecilik bir hastalıktır. Birilerine olan kinin ve nefretin dışa vurumudur. İktidar hırsının zirveye çıktığı an, aklın ve mantığın bulunmadığı bir ruh halidir. Ben bu sapkın ruh halini 27 Mayıs Darbesi’nde gördüm. İktidarın alaşağı edilmesine üzüldüm. İdam sehpasında sallandırılan insanlar için ağladım. Ancak yaşanan edep dışı bir olay beni kahretti, düşmanlığın bu denli çılgınlığına, bu denli ahlaksızlığına isyan ettim paşam. İdam sehpası kurulmuş, Rahmetlik Menderes’e kefen giydirilmiş, idama götürülüyor. İşte o hasta ruhlular bununla yetinmiyor, Rahmetli Menderesi aşağılamak, egolarını tatmin etmek için prostat muayenesine tabi tutuyorlar. Bir ülke’nin Başbakan’ına bu zulmü uygulayanlar bu ordunun içerisinden çıkmadı mı paşa? 12 Eylül Darbesi sonrası henüz 17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşını büyütülerek idam sehpasına gönderen, 14 Ocak 1989 tarihinde Cizre’nin Yeşilyurt Köyü’nde vatandaşına insan dışkısı yedirtenler bu ordunun içerisinden çıkmadı mı paşam? Sen hala bana nutuk atıp, masal anlatıyorsun. “Allah, Allah diyen bir ordu camiye bomba atar mı?” diye. Atar paşam atar, bu hasta ruhlu cuntacılar bu ordunun içerisinde olduğu müddetçe hem de bal gibide atar. Yaşanan bu rezaletlerden sonra, ordun adına bu millet'ten özür dilemeyi düşünüyor musun paşam? “Arkadaşlar çok çalışsın bizim olmayan bu devlet mutlaka bizim olacaktır. Biz Türkiye’de İslam ile bağlantılı görülen ama bu dini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız” Bu sözleri söyleyen, mahkemeye intikal eden “Balyoz darbe planının” en tepesindeki orgeneral Çetin Doğan. İslam dinini tamamen değiştirmek isteyen bir paşanın camiye bomba attırtmasından daha doğal ne olabilir? Bunu inkar etmenin bir anlamı var mı paşam? Taraf Gazetesi Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı “Allah, Allah diyen bu ordunun üst düzey mensupları “Hırka-i Şerif” semt ismini bile irtica sembolü olarak görecek bir İslam düşmanlığına sahip değil mi? İşte resmi konuşmalarda her şey çok açık İlker Paşa, inkar etmeyin” diyor. Hırka-i Şerif semtini irtica sembolü olarak gören bir zihniyetin camiyi irticanın odağı olarak görmesinin yadırganacak neresi var paşam? (...). Öğrenmek istiyorum, ordu içinde çeteleşen bazı cuntacıların camiye bomba atmaz sözlerinizde samimi misin paşam? Şunu bilmeni isterim ki, orduyu yıpratmak için asimetrik savaş planı uygulayan ben değilim. Jitem’i ben kurmadım. Dört Mehmetçiğin eline bomba vererek parçalanmasına sebep olan teğmen ben değilim. Gömdüğü bombaların patlaması sonucu altı Mehmetçiğin şehit olmasının ardında “Önemli değil boş ver” diyen Paşa ben değilim. Ordunun deposunda çaldığı silahlarla evini cephane yapan, Başbakanı öldürmek için suikast planları hazırlayan da ben değilim. Faili meçhul cinayetler işlediği nedeniyle cezaevinde tutuklu bulunan ve hala yargılanan Albay da ben değilim. Yüksekova çetesi içerisinde uyuşturucu kaçakçılığı yapan Binbaşı da ben değilim. Danıştay saldırısını yapan Alparslan Arslan’la hiçbir bağlantım yok. Ne Darbe planı hazırladım, ne de darbe yaptım. Ordumu yıpratmamak için bazı önemli konulardan da bahsetmek istemiyorum beni anlıyor musun paşam. Olmuyor paşam olmuyor, gerçeklerle yüzleşmeden olmuyor. Senin her savunmanın, her karşı duruşun sonrası yeni darbe planları çıkıyor ortaya. Bu konu seni de aşacağa benziyor, elini çabuk tut paşam, temizle benim ordumun içindeki bu darbeci cuntacıları. İnatlaşma benimle, tehdit etme beni. Emin ol ki zerre kadar korkum yok senden. Masaya vurduğun yumruk, salladığın parmak umurumda bile değil. Söylediklerine de inanmıyorum. (...) Sedat Uzunyol