Anasayfa | Türkçe | Sevgili Gandi...-H. Gökhan Özgün-

Sevgili Gandi...-H. Gökhan Özgün-

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Kürtçeyi yıllarca yasakladık. Çok büyük bir kötülük. Kürtlere yapılmış çok büyük bir kötülük. Ama çok büyük bir iyilik de bu aynı zamanda. Kürtçeye yapılmış çok büyük bir iyilik.

Kürtçe bilmem. Fakat sanırım Kürtler yüz yıl evvel yazılmış bir Kürtçe metni kavrayabiliyorlardır. Ya da en azından dedelerinin konuştuğunu, yazdığını, anlayabiliyorlardır. Biz anlayamıyoruz. Çünkü bizim dilimiz Türkçe. Ve Türkçe, bildiğiniz gibi 'özgür' bir dil.
Dünya yüzünde anadilinde 100 yıl geriye gidemeyen Türkçe'den başka bir dilin varlığını en azından ben bilmiyorum. Kürtçeyi yasaklamasaydık, Türkçe gibi 'özgür' bıraksaydık, belki şimdi nurtopu gibi bir Öz Kürtçemiz de olurdu. Bu Kürtçe, Arapça pisliğinden arınmış olurdu. Hatta kimbilir belki de, özel arzu üzerine Fars kökenli Kürtçe kelimelerden bile temizlenirdi.
Kürtçeyi ta başında azat etseydik, şimdi sadece Türkçe kelimelerden oluşan ve/fakat Kürt grameriyle konuşulan bir resmi Kürtçeyle karşı karşıya kalabilirdik. Bu da ittihatperver Kürtlerden oluşan bir Kürt Dil Kurumu'nun eseri olurdu elbet.
Kürtler 'anadillerinde' 'özgürce' eğitim görüyor olurlardı. Ama ne gam, dedelerinin konuştuğunu ve yazdığını anlamazlardı.
Türkçe özgür bırakıldı. Ve kaçıp uzaklaşırken ensesinden vurularak infaz edildi. Kürtçe yasaklanıp dağlarda saklandı. Ve belki de bir ölçüde kendini korudu.
Kürtçenin özgürlüğüne karşı gelen Türkleri bu garabetin ortasında en azından anlamak sanki mümkün. Sanki için için şöyle bir şey diyorlar. Kardeşim biz kendi dilimizi, dedemizin ninemizin dilini konuşabiliyor muyuz ki, siz Kürtler konuşasınız? Alın işte ortada Türkçe diye, 'hiçbir medeniyete ait olmayan' bir barbar dili var. Hep birlikte tepe tepe kullanalım. Mazlum mazlumdan, kör topaldan kıyak beklemesin.
İngilizce de terrakiperverler tarafından bütün Latince nüanslardan ve kelimelerden temizlenseydi, o da bir barbar dili olurdu. Bilinen İngilizce'nin yüzde 50'si yok olurdu. En derin anlamları, en ince tasvirleri kaybolurdu. Latince gibi hukuk yazmış bir dilin müdahalesine açık olduğu için şimdi İngilizce var.
Ve biraz da bu açıklık sayesinde birkaç yüzyıl içinde belki de bütün dünya İngilizce konuşuyor olacak. Antiemperyalistler neredesiniz? Çocuklarınızı hangi İngilizce tedrisatlı okula verme yarışı peşindesiniz?
Gazetemizde geçen gün yayımlanan andıçların dalgasıyla ta buralara vurdu kafam. Çok şaşırdım önce. Şöyle düşündüm. Adamlar dünyaya açık, zamanı yakalamaya çalışan neredeyse herkesi ve her kurumu fişlemişler. Aralarında okuduğum lise, ders vermiş olduğum üniversite ve daha neler neler var.
Adamlar sanki şehirli, metropoliten her şeyi fişlemişler. Adamlar İstanbul'u fişlemişler. Adamlar İstanbulluluğu fişlemişler. Adamlar İstanbul'un dünyaya titrek dokunuşunu fişlemişler.
Sadece insanları ve kurumları değil, bu adamlar, hayasızca 'hayatları' da fişlemişler. Benim orada henüz ismim yok. Çünkü ehemmiyetsizim. Ama bütün hayatım, kurum kurum fişlenmiş durumda. Hepsi orada. Hepsi ortada.
Ertuğrul Özkök, hayatta en inançla savunduğum ideoloji, hayat tarzımdır, buyuruyor. Benim hayat tarzım fişlenmiş bulunuyor sayın Ertuğrul Özkök.
10 yaşımdan beri fişlenmiş. 46 senenin 36 senesi fişlenmiş. Şimdi benim ideolojim ne olsun istersiniz, sayın Özkök?
Bu andıçlara dediğim gibi önce çok şaşırdım.
Sonra tabii ki şaşırmama şaşırdım. Bu memlekette bu hep olur. Önce şaşırırsın. Sonra şaşırdığına şaşırırsın. Çünkü o şaşırdığından daha vahimi de vardır. Ve nal gibi ortalık yerde durmaktadır.
Bir medeniyetin dilini, kelimelerini, anlamlarını, referansalarını, nüanslarını fişleyen, onları tecrit ve yok eden bir zihniyet, niye her istediği şeyi fişlemesin? Bundan daha tabii ne olabilir? Dili fişleyen, insani olan her şeyi fişleyebilir.
Bu zihniyet tarihte hiç olmadığı kadar çırılçıplak kalmasına rağmen hiçbir hicap duymazken, hatta daha da edepsizleşirken, pişkinlikten pişkinliğe gark olurken, belki de siyasetin bir anlamı yok.
Bir anlamı olamaz.
Artık zaten siyasi hayaller kuruyorum. Türkiye'deki bütün türbanlılar bir meydanda toplanıyor ve türbanlarını hep birlikte aynı anda çıkarıp atıyor.
Ve bu ülkeye demokrasi gelene kadar bir daha örtünmemeye ant içiyorlar.
Ve saçlarını savurarak, olanca güçleriyle haykırarak, soruyorlar.
İşte türban gitti. Hadi söyleyin, kavga bitti mi? Bitmedi, di mi? Daha yeni başlıyor. Bre hayasızlar söyleyin. Asıl mesele ne? Gerçek derdiniz ne? Söyleyin. Çekinmeyin. Rahat olun. Biz bizeyiz. Avrupa bizi duymuyor. Çok sevdiğiniz milli alacakaranlıktayız.
Çünkü bu savaşı, vicdani zemin kazanan kazanacak. Bir taraf öylesine pişkin ki, bu zemini kazanmak için 'dünya tarihine geçecek' bir vicdani hamle lazım.
Bu çok pişkin birilerini, çok çok sakin, ama çok çok büyük tek bir hamleyle bütün dünyaya rezil etmek lazım.
Türkiye'ye bir Gandi lazım. Artık, buna inanıyorum.

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin