Ali’den Türk Basını Servisi
ALİ BAYRAMOĞLU 2009 DA Kİ GÖNDEMİ ŞİMDİDEN İLAN ETTİ…. Başbuğ Karar Kuvvetleri Komutanı olduğu yıl 25 Eylül 2006'da Kara Harp Okulu'nda yaptığı, bugünün anlam ve önemine uygun konuşmayı hatırlar mısınız? Konuşmada iki hususun altını çizmişti Başbuğ. Bunlardan ilki “Türkiye'de karşı devrim hareketlerinin 1950'de başladığını ifade etmesi”ydi. İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal, Çetin Yetkin gibi isimlerin temel tezi olan, devrim, Kemalizm, rejim ile çok partili hayatı karşı karşıya getiren, otoriter anlayışın en kaba biçimini ifade eden bu tavrın Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından “dolaylı bir yolla” olsa da dile getirilmesi son derece dikkat çekiciydi... İkinci ...
Derleyen: Ali SÖNMEZ
ŞEYH BEN, KERAMET EGESELİN….ŞEYH MUHAFAZAKAR, KERAMET ABDURRAHMAN BEYİN…
Egesel. İddianamesinde, Bitlis milletvekili Selâhattin İnan'ı şöyle suçluyordu: "Selâhattin İnan, aslında şeyhtir. Ama şeyhliğini, işine geldiğinde bazen açıklar, bazen açıklamaz. Bunu biliyorum. Şeyh diye geçinir lâkin, şeyhlikle bağdaşır tarafı yoktur. Bunu da biliyorum. Memleketinde şeyh diye zekât toplar; hayır işlerine harcayacağına üstüne oturur, biliyorum bunu... Halkı sömürür, topraklarını alır, bunu da biliyorum. Aslında milletvekilliği yoluyla hizmet etmek gibi bir düşüncesi yoktur. Amacı, şeyhliğini takviye etmek, daha çok sömürme imkânlarını elde etmektir. Bu zat, sorgusunda, 'Ben Salâhiyet Kanunu'na oy vermedim. Çünkü o sırada tedavi için Almanya'ya gitmiştim, hastaydım' diyor. Evet doğrudur, Almanya'ya gitti ama hastalık için değil... Niçin gittiğini ben bilirim. Onun kafasının içi bizim malumumuz. Gerçi burada bulunmadı ama, burada olsaydı Salâhiyet Kanunu'na mutlaka rey verecekti. Bu itibarla, o da ötekiler gibi, anayasayı cebren ihlâl etmiştir. İdamını talep ederim..."
Sıra, Şeyh Selâhattin'in müdafaasına geldi. Kendisine has lehçeyle yazılı olarak hazırladığı savunmasını okumaya başladı: "...Reis Beyefendi, anlayamadığım bir mesele var. Dikkat buyurursanız, ben şeyhim; bunu sayın savcı biliyor. Şeyhliğimi bazen açıklarım, bazen açıklamam; bunu da sayın savcı biliyor. Zekât toplayıp, üstüne oturmuşum, zulüm etmişim, nüfuzumu takviye etmekten başka düşüncem yokmuş... Kafamın içindeki her şeyi sayın savcı biliyor. 'Almanya'ya tedaviye gitmedi, ben niçin gittiğini bilirim' diyor. Meclis'te olsaydım Salâhiyet Kanunu'na rey vereceğimden emin. Reis Beyefendi, ben şeyhim, fakat o benim bilmediklerimi de biliyor. Şeyhliği bana bırakıyor, kerameti kendisi alıyor. Ben nasıl çıkayım bu işin içinden?"(NAZLI ILICAK)
1 MAYIS NİYE KUTALANMALI, NİYE KUTLANMAMALI CEVAB BİR ADIM ÖTEDE
Türküyü, ister beğenin ister beğenmeyin, tersten söylemek durumundayız dostlarım: Ancak bu böyle gider, sömürü devam eder, yepyeni bir hayat gelmez bizde ve hiçbir yerde... Yepyeni bir güneş doğmaz dağların doruklarından, mutlu bir hayat filizlenmez kavganın ufuklarından... Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlamıyor, devrimin şanlı dalgası da dünyamızı kaplamıyor...
Zarar yok. Madalyonu gene ön yüzüne çevirelim, ya da bardağın dolu yarısını görelim: 1 Mayıs mutlaka ve mutlaka bayram olmalı ve mutlaka ve mutlaka tatil olmalıdır. Bu, çalışanların analarının ak sütü gibi helaldir onlara.
Meğer ki o gün Taksim'de gene bir Ergenekon üyesi ya da ayakçısı sağa sola ateş etmeye... Aman dikkat.(ENGİN ARDIÇ)
GÜLÜMSETEN MAHALLE BASKISI
Bunun bir örneğine tanık olmuştum. 1980'lerde Turgut Özal "24 Ocak Programı"nı açıkladığında, ünlü bir solcu iktisat profesörü ile Milliyet'te yayınlanan bir söyleşi yapmıştım. Bu profesör Özal'ı ve açıklanan programı doğru bulduğunu söylemiş ve övmüştü.
Ertesi gün bu profesörle Beyoğlu'nda Jorj'un "Kulis" adlı barında buluştuk. Yanımıza ünlü bir ressam geldi ve profesörü solcu olmasına rağmen Özal'ı övdüğü için, medeni cesaretinden ötürü kutladı.
Biraz sonra yazarlar ve reklamcılardan oluşan bir sol eğilimli grup bara girdi. Doğru bizim masaya geldiler ve profesörü, Özal'ı övdüğü için yerden yere vurmaya başladılar.
Biraz önce profesörü kutlayan ressam bunları dinledikten sonra, profesöre döndü:
- Sana Özal'ı övmek yakışır mıydı, diye çıkıştı.(MEHMET BARLAS)
ANDIÇLANMAK İSTEMİSENİZ BUYRUN YOLUNU ÖĞRENİN
Andıçların sonu gelmiyor. Andıççılar sürekli üretim halinde. Haftanın şarkısı gibi, haftanın, ayın, üç ayın listelerini yapıyorlar.
Liste başları ise garanti değil.
Bazen muhafazakar bir şirket başa geçiyor, bazen laik ama tutucu bir başyazar.
Kimse kendini andıçlanamazlar listesinde göremiyor çünkü herkes andıçlanmaya müsait.
Andıç listesine girmemenin tek garantisi var, 1940'ların Türkiye'sini hayal etmek, öyle düşünmek ve öyle yaşamak.
Bütün geçmişi, malvarlığı, dostları, keyifleri bu ülkede olan işadamı da, AK Parti'ye karşı yargı darbesini destekleyen başyazar da kendini andıçlanmış bulabiliyor.
Neden?
Çünkü hâlâ oturmuş bir hukuk sistemimiz, kendini devletten bile bağımsız gören bir yargı kurumumuz yok.(ERGUN BABAHAN)
EKMEK TEKNESİNİN HASAN KAÇANINDAN BİR NEFİS HİKAYE
Yeri gelmişken bir hikaye anlatayım;
Osmanlı’da ‘Kalenderiye’ olarak bilinen bir tarikat vardı...
Bu tarikatin kimi dervişleri ‘çarh-darb’ (dört vuruş) ederlerdi...
‘Çarh-darb’ın manası, zahiri süsten vazgeçmekti...
Onun için saçlarını, sakallarını, bıyıklarını, kaşlarını kökünden traş ederlerdi...
Bir gün, bir ‘Kalenderi’ dervişi berberde traş olur iken, o yörenin varlıklı beylerinden birinin oğlu atıyla dörtnala berberin önüne gelir...
Atından atlar, hızla içeri girer...
Bakar ki berberin koltuğu dolu...
Koltukta kafası kazınmakta olan derviş’in kafasına bir şaplak patlatır...
‘Kalk bakalım kabak, benim işim acele!’
Derviş ses etmeden kalkar...
‘Bey oğlu’ koltuğa oturur...
Berber özenle traş eder, işini bitirir...
Delikanlı koltuktan iner, dervişin kafasına bir şaplak atar gene...
‘Hadi geç bakalım kabak!’
Sonra kapının önündeki atına atlar...
İşte o anda at parlar...
Çılgın gibi koşmaya başlar...
‘Bey oğlu’ dengesini kaybeder, düşer, bu arada ayağı üzengiye takılı kalır...
At koştukça bey oğlu yerlerde sürünmekte kafası oraya buraya vurmaktadır...
En nihayet atı tutarlar, dizginlerler, amma gelin görün ki ‘Bey oğlu’nun kafası paramparça olmuş cansız yatmaktadır...
Korkunç manzarayı gören berber durumu anlamış gibi sorar...
‘Erenler bi ‘kabak’ lafına biraz fazla olmadı mı?’
Koltuktaki derviş çaresiz ellerini açar...
‘Vallahi ben razı oldum amma kabağın sahibi razı olmadı’
Hadi diyelim ki iktidara geldiler... Olur a! DİYOR AHMET KEKEÇ….MALUM SORUYU SORUYOR NE YAPACAKLAR
Muhafazakar yönetimlerin akim bıraktığı hangi işi tamamlayacaklar?
Seçim sistemini değiştirebilecekler mi? Yeni bir siyasi partiler kanunu hazırlayabilecekler mi?
Piyasa ekonomisine ayak uydurabilecekler mi?
Ellerinde bir ‘yargı reformu taslakları’ var mı? Yoksa Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay uygulamalarıyla mı yetinecekler?
Peki, Türkiye vizyonları nedir?
Bize nasıl bir gelecek vaadediyorlar?
Kendi ifadeleriyle ‘cunta anayasası’ndan ve bu anayasanın yan ürünü olan YÖK’ten kurtulmak konusunda net düşünce ve tutumları nedir?
Kürt sorununu nasıl çözecekler?
Daha da önemlisi, devletle halkı barıştıracak, devleti yeniden ‘vatandaşın devleti’ kılacak ne tür projeleri var? Kuvvetler ayrılığı ilkesini nasıl ikame edecekler? ‘Din ve vicdan özgürlüğü’nü nasıl sağlayacaklar?
Bir dönem ‘üretim solculuğu’ diyorlardı, üretimi nasıl arttıracaklar? Somut bir önerileri, bir planları, bir kalkınma reçeteleri var mı?
Çok canlar yakan ve ‘kerinçli-kerinçsiz’ şahıslara nümayiş imkanı tanıyan 301. maddeyi ıslah edebilecekler mi?
Nobel almış tek Türk yazarı Orhan Pamuk’un ülkeye dönmesini sağlayabilecekler mi?
Bıraksın Baykal, ‘Uyarmıştık, dinlemediler’ diye sahiplik perdesinden konuşmayı, bize Başbakan olduğunda yapacaklarını anlatsın.
ANAYASA MAHKEMESİ BARROSO’YU DA KAPATIR MI….AHMETTAŞGETİRENDEN
Barroso, The Economist'te çıkan "Demokrasi laiklikten önce gelir" cümlesine Türkiye'den nasıl tepkiler verildiğini görmemiş anlaşılan. -Sonra "Nasıl ki bir dini zorla dayatamazsanız, aynı şekilde sekülerlik ya da laiklik de, zorla, askeri yoldan olsun ya da mahkemeler yoluyla olsun, dayatılamaz. Laikliğin yeni bir din olamayacağını biliyoruz." gibi çok çok köşeli bir laf daha ediyor.
Bu sözü, söyleyenin ağzına Türkiye'de biber sürülür. Parti başkanıysa, iktidarda bile olsa partisi kapatılmak istenir. Belki birileri de Barroso'nun ağzına biber sürecektir. İşin şakası bir yana, Ak Parti'ye açılan dava, Türkiye'de "Din yerine ikame edilmek istenen laiklik" formülünün uluslar arası planda didik didik edilmesi sonucunu doğuracak gibi Sonuç: -Ak Parti kapansın. -Barroso kapansın. -AB kapansın. -Dünya kapansın! İyi gidiyoruz iyi... Var mı bize yan bakan?
UĞUR MUMCU KURTLAR VADİSİNE DÜŞERSE….NUH GÖNÜLTAŞTAN
Rahmetli Gazeteci Uğur Mumcu Kurtlar Vadisi'nde kendi katili İskender Büyük ile öldürülmeden önce röportaj yapıyor. Söz uçar, yazı kalır. O yüzden bu diyaloğu sütunuma alıyorum. İlk söz İskender Büyük'ün.
-Ne yaptınız kitabınızı bitirebildiniz mi?
-Az kaldı, ama bazı konularda eksiklerim var.
- Siz iyi bir araştırmacısınız eminim tamamlarsınız.
- Sağolun!
Yazılarınızı her gün gazeteden takip etmeye çalışıyorum. Ülke meselelerine getirdiğiniz çözüm önerileri takdire şayan. Özellikle laik tutumunuzu tebrik ediyorum.
- Eksik olmayın... Ancak Sayın İskender Büyük hangi karanlık dehlizin içine girsem karşıma siz çıkıyorsunuz
. - Mesela...
- Mesela Öcalan'ın Siyasal Bilgiler'de okumasına katkıda bulunduğunuz?
- Gerçek dışı...
-Sizin ya da size yakın çevrelerin Öcalan'ın sosyalist çizgiyi benimsemesi?
-Gerçek dışı...
-Yine Öcalan'ın sizden ya da size yakın çevrelerden 12 Eylül'ün gerçekleşeceğini öğrenip Suriye'ye kaçmasını sağladığınız?
- O zamanki komuta kademesinin bile ihtilalin ne zaman yapılacağından haberi yoktu, bizim mi varmış?
-İhtilalin oluşması için şartları hazırlamak üzere Çorum, Malatya, Maraş olaylarını tertip ettiğiniz?
-Konya'yı da ekleyin bari, orda biz yok muymuşuz?
- Var mısınız?
-Konya'da ben yoktum. Konya'da bana ihtiyaç da yoktu. Zaten hazır bir kitle vardı. Benim anlamadığım şehir ismi sayarak ben nerde mücrim oluyorum?
- Gladyo'ya ne diyorsunuz?
- Zamanında lüzumlu bir örgüttü...
-60 İhtilali'nde ilk mesaj neydi,
- NATO'ya CENTO'ya bağlıyız. Hem diyeceksiniz ki bağlıyız, hem de gereğini yapmayacaksınız, olur mu öyle şey?
- Gladyo örgütlenmesi içinde yer aldınız mı?
- Siz bu konuda benimle ilgili hangi bilgilere ulaştınız?
-Terör örgütü oluşturmak için şartlar oluşturmak, buna karşılık terör örgütüne taban tabana zıt dini söylemi olan örgüt kurmak...
- Mizancıları da mı biz kurmuşuz?
- Evet.
-Biz kurmadık ama kim kurduysa iyi yapmış. Ben de olsam aynı şeyi yapardım. Sinek mi var, ilacı var, sıkarsınız ölür.
-Bataklık oldukça sinek de olur.
- Bu ülkede hep bataklık olması gerektiğine mi inanıyorsunuz.
-Benim inancım şu: Bir devlet varsa bu devletin bataklık alanları da olacak, gerektiğinde düşmanını içine gömmek için.
- Yazık değil mi insanımıza?
- Bu ülkede yaşamanın bi bedeli var, herkes bir bedel ödemek zorunda. Siz bu bilgilerle yatağınızda rahat uyuyor musuz?
-Hayır!
-E tabii ki sizin kitabınız çok satacak, ama bir ömür arkanıza bakarak yaşayacaksınız. Bu kadar bedel de benim gibi bir adama siz bataklık yaratıyorsunuz demek için bence az bile.
-Sizce gladyo bitti mi?
Düşmanı kalmadı ama NATO bitti mi?
- Siz NATO'ya taraftar mısınız?
- Siz hâlâ Altıncı Filo karşı mısınız?
- İnsanlar ülkeler stratejiler ve bununla birlikte çağ değişir. Bu ülkede gladyodan büyük tehlikeler var, siz suni bir gündem yaratarak bu tehlikelerin üstünü kapatıyorsunuz. Nedir o tehlikeler?
-Milletin kendisi!
- Düşman milletse siz kimsiniz?
- Bu sürüyü güdecek çoban. Hiçbir çoban koyuna sormaz nereye gideceğini. Arada bir uçurumdan düşen olur, kurdun kaptığı olur. O da sürünün selameti için lazımdır. Boş ver bu milleti devleti... Eşin nasıl, çocukların nasıl? - Kızmıyorlar mı sana bunları yazıp bizi tehlikeye atıyorsun diye...
Uğur'un anısına imzalasaydın
301. madde değişiklik teklifini imzalamayan Mumcu'ya tepki mesajları gönderildiği belirtildi. Mesajlarda “Merhum eşin bu maddeden çok çekmişti' deniliyor
FİLİM KARESİNDEN , HAYAT GERÇEĞİNE…
ÇUVALDIZ OKTAY EKŞİYE BATARSA NE OLUR….YOKSA YENİ Mİ ANLAMAIŞ OLDU FİŞLEMENİN VE İTİBARDAN DÜŞÜRMENİN LAİKÇESİNİN BU OLDUĞUNU..
Mart 2006'da hazırlanan 73 sayfalık raporda sivil toplum örgütleri, akademisyenler, işadamları ve gazetecilerin fişlendiği tespit edildi. Genelkurmay tarafından yalanlanmayan ve aralarında Rahmi Koç, Bülent Eczacıbaşı, Sezen Aksu, Oktay Ekşi, Ali Bulaç ve Can Paker gibi toplumun farklı kesimlerindeki kişilerin bulunduğu andıç, içinde geçen isimleri kızdırdı. Yapılan işi 'saçmadan daha aşağı' bulduğunu söyleyen Hürriyet Gazetesi başyazarı Oktay Ekşi, belgeyi hazırlayanların diğer çalışmalarından da şüphe duyduğunu belirtiyor. Andıçta 'Sabetaycı' olarak geçen TESEV Başkanı Can Paker de belgenin cahilce hazırlanan ve ciddiyetten uzak bir ürün olduğunu kaydetti. Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal de dünkü yazısında yeni andıç olayının 'Türkiye'de asker sorunu nedir?' sorusuna ışık tuttuğunu savundu.
Ortaya bir buçuk karışık provokatör!
Yeşilçam'ın vurdulu kırdılı filmlerinde kadrolu kötü adam olarak istihdam edilen figüranları andıran 'Son Provokatör' tam seksen güvenlik görevlisine takılmadan Akdeniz Üniversitesi kampusuna girdi ve “solcu gençlere” ateş etti!
“Gayrı Nizami Saksı”da yetiştirilmiş…
“Her tür provokasyon yapılır” levhası asmış gibi duran saldırganda…
Darp, tehdit, uyuşturucu ve silah bulundurmaktan beş suç kaydı; yani “her yol” var…
Buna mukabil, bambaşka bir görüntü verecek şekilde tasarlanmış:
Sakallı; alnında Zülfikar dövmesi; MHP teşkilatının düzenlediği değişik programlarda “senaryoya uygun düşecek şekilde” fotoğraf vermişliği de cabası…
“Ortaya bir buçuk karışık provokatör” demem bundan
………………………………………………
Akdeniz Üniversitesi yerleşkesinde toplanıp yürüyüş yapan solcu öğrenciler, “sakallı provokatör”ün basında yer alan ateş eden fotoğrafını kesip yapıştırdıkları pankartlarına “Ülkeyi yobaz ve gericilere bırakmayacağız” diye yazmışlardı…
İŞTE BENİM BU OLAYA YAPTIĞIM YORUMU TAMER KORKMAZ ÇOK DAHA GÜZEL YAPMIŞ.
ADAM ALNINA ZÜLFÜKAR DÖVMESİ YAPMIŞ. MHP DE GÖRÜLMÜŞ BİRAZDA ÇEMBER SAKAL TAKMIŞ. ÜÇ EĞİLİMİ UHDESİNDE BARINDIRAN BU PROVAKATÖRE SOLCU GENÇLİK EĞER Kİ GERİCİLERE HAYIR DİYE BİR SONUÇ ÇIKARIYORSA VAH Kİ HALİMİZE VAH
GÜZEL BİR SORU SORMUŞ TAMER BEY….
İpekçi Suikastı'nın kadrosunda yer alan “Sağcı” Yalçın Özbey ile Sabancı Suikastı'nın tetikçilerinden “Solcu” Mustafa Duyar'ı Almanya'da bir süre aynı evin sakini yapan kimin gizli eliydi, acep?
Ya da “Sağcı” Abdullah Çatlı'nın 1982'de Paris'te cezaevine düştüğünde yardım istemek için ilk aradığı kişinin 12 Mart öncesinin önde gelen sol liderlerinden Sarp Kuray oluşu bir tür kamera şakası mıydı?
Ağustos ayında Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ordunun başına geçecek…
ALİ BAYRAMOĞLU 2009 DA Kİ GÖNDEMİ ŞİMDİDEN İLAN ETTİ….
Başbuğ Karar Kuvvetleri Komutanı olduğu yıl 25 Eylül 2006'da Kara Harp Okulu'nda yaptığı, bugünün anlam ve önemine uygun konuşmayı hatırlar mısınız?
Konuşmada iki hususun altını çizmişti Başbuğ.
Bunlardan ilki “Türkiye'de karşı devrim hareketlerinin 1950'de başladığını ifade etmesi”ydi.
İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal, Çetin Yetkin gibi isimlerin temel tezi olan, devrim, Kemalizm, rejim ile çok partili hayatı karşı karşıya getiren, otoriter anlayışın en kaba biçimini ifade eden bu tavrın Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından “dolaylı bir yolla” olsa da dile getirilmesi son derece dikkat çekiciydi...
İkinci önemli nokta Başbuğ'un; askerin ve devletin temel politik hedefini, karşı devrimle topyekûn mücadele olarak tanımlamasıydı.
Sorun budur…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz