Tayyip Kürdler’e Uyar mı?
Geçenlerde Nasname Editörü Ş.Gülmüş Şamil Tayyar’ın yazısını okuyunca ve buraya asınca “Şamil Tayyar Bize Uyar” diye yorum atmıştı. Bununla çıkışlarının bu sayfaya asmaya değer olduğunu anlatmaya çalışmıştı.
Ben de Tayyip’i “çözümleyeyim” diyorum.
Siirt’te şiir okuyunca hakkında dava açıldı. Oysa sözkonusu şiir on binlerce evde vardı ama Kemalist devlet ona racon kesti. Çünkü Kemalist gelenekten değildi.
Ben şahsen şiir okuyan biri hakkında biri hakkında dava açılmasını çok ahlaksız buldum.
Bu yüzden Tayyip’i düşünce suçlusu olarak kabul ettim.
Siyasi yasaklara girdi. Onu Kemalist rejimin kurbanı saydım. Dolayısıyla acaba Kürd sorununda kendisini ezmeye çalışan Kemalist mantıkla hesaplaşabilir mi diye hep bekledim. Hala bekliyorum.
Seçimler geldi, Kürd seçmenin ezici oyunu aldı. Buna ne sevinebildim, ne de üzülebildim.
Çünkü Kürd sorunu konusunda açık ve net değildi. Ama Kemalist rejimin barbarlığı ile yüzleşme cesareti gösterir diye bekledim, hala gerekeni yapmış değil.
Bütün iyimserliğimi kullanmaya çalışıp bekliyorum ve diyorum ki bir TOKİ inşaatının uzaktan görünüşünü Hıristiyan Haçı’na benzetip gazete manşetine taşıyan ve bunu “laikliğe aykırı” diye AK Parti’ye yamamaya çalışanlar oldukça kendi can derdine düşmüş olarak kabul ettim.
Genel Kurmay’la gizli açık kapıştı, AB projesine yüzünü döndü. Bu bende gelecek için bir değişimin izlenimi verdi. Her zaman kötülerin iyisi olarak baktım.
Ama seçim meydanlarında “tek millet, tek devlet, tek dil” nutukları içimi kararttı. Başımıza yeni bir ırkçı bela mı geldi diye hep kara kara düşündüm.
Almanya’da “asimilasyon insanlık suçudur” diye mikrofonlara bağırırken ben “eyvah” dedim. Yine TC nin Kürdlere bela edilecek gündüz insan gece hırt politikacısı geldi diye üzüldüm.
Ama geçenlerde Hollandalı Türk uzmanı Bruinessen “siz Tayyip’i yanlış anladınız, aslında asimilasyonda Kürdleri kastetmişti ve yeni politika sinyalleri veriyordu” demesine hiç inanmadım, inanamadım.
Şimdi hiç kimsenin yazmadığı bir şeye gelelim. Bir Kürd olarak Türk dilini onlara öğretecek değilim ama sık sık kullandığı ve CHP yi kastederek “bir dikili ağaçları yok” demesine hep gülerim.
Neden mi?
“Bir dikili ağacı yok” terimi yoksulluğu anlatır. Yani gözle görülür varlığı olmayanlar için kullanılır. Ama onun demek istediği aslında “ülkenin inşasında çakılmış çivisi yok” terimidir.
Yani aslında CHP’yi alçaltacak yerde yüceltiyor, yoksul bir parti olarak anlatıyor. Yıllardır söyler ama biri ona yanlış terim kullanıyorsun demez. Ben her zaman AK Parti’nin henüz olgunlaşmamış, ham bir meyva olarak gördüm.
Ama hakkını vermek lazım. AK Parti Kemalist rejimin en “ilerici” hükümetidir dersem kızmayın. Aynen öyledir. Son beş yılda ABD ve AB sayesinde epey bir değişim getirdi. Yani ülkenin demokratikleşmesi için atılacak yüz adımdam otuzunu attı.
Amerika dönüşü “benim 75 Kürd orijinli milletvekilim var” diyerek bir ilke imza attı ve benden “bravo” aldı.
Hrant Dink katledildiği zaman “bunlar ırkçı kafatasçılardır” dediği zaman kocaman bir aferin aldı. Antalya’da sinagog, kilise ve camiyi yanyana koyunca notunu epey yükseltti. Ama Mardin’deki kiliselerin tamiri bile yasak olan ülkede yaşadığını bilemedi.
Bu kadar yazdıklarımdan sonra hangi sonuca varmalı?
Kapkara sistem partileriyle karşılaştırdığımız zaman AK Parti’nin hala yarısı AK, yarısı karadır. Ama Kürd sorunu açısından baktığımız zaman AK Parti hala karadır. Bunu dün Diyarbakırlılarla yaptığı görüşmede de gördük.
Genel Kurmay ve Kemalist rejimle boğuştuğu için AK Parti’ye zaman verelim mi? Bence vermekten başka çaremiz yok. Çünkü AK Parti’yi devre dışı bırakmak isteyen rejim hiç acımadan ortadan kaldırmak niyetinde.
Yapar mı, yapar. Nasıl yapar?
Abdullatif Şener’i satın aldıkları gibi 340 milletvekilinden yüz tanesine birer milyon dağıttılar mı bitti parti. Şimdiye kadar yapmadılar mı?
Çok yaptılar.
Dava sonuçlanır, AK Parti kapatılır, milletvekilleri bu bahaneyle paracıklarını alır köşelerine dağılırlar. Bunun için Veli Küçük ve Doğu Perinçek’in paraları bile yeter.
Bu sayfada hala duran Sayın Demircan’ın “oh oldu mu diyelim?” yazısından esinlenerek “oh oldu demeyelim” diyorum. Çünkü “alavere dalavere Kürt Memmet nöbete” olur ve sonuçta karanlık güçler ve kaosçular çok çok kârlı çıkar ve Kürdler ayakaltı olur.
Hele İmralı’daki Urfalı’nın Urfalı Başsavcı ile aynı dili kullanarak AK Parti’yi hedef aldığı yazıları okudukça insanın tüyleri diken diken oluyor ve “komplo”yu daha iyi anlıyor.
Buna rağmen AK Parti için daha iyi şeyler söylemeye dilim varmıyor.
Biz işkencede iken bazı arkadaşlarımız “çözülürsem ve itiraf edersem artık dokunmazlar” hatasına düştüler. Oysa çözülmeyenler iki sopa, iki elektrik seansı fazla yediler. Bu hatayı yapanlar ise çok şey kaybettiler.
AK Parti Kürd sorununda daha açık ve net olsa Genel Kurmay’dan daha az mı tehdit yiyecekti? Hayır. En fazla iki elektrik seansı.
Ama Kürdleri bir ömür boyu kazanabilirdi. Olmadı.
Siirt göçmeni Abdullah da, Potemyalı Tayyip de hala net değil. Hala gönlümüzü kazanmış değil.
Bize hala uymuyor Tayyip.
Bedran-09 Nisan 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz