En İyi PKK'li Ölü PKK'lidir(!)
Bizrbirine zıt ve taban tabana aykırı iki insan mı tanımak istiyorsunuz? O zaman yaşayanlardan en iyi APOCU Mustafa Karasu ve en iyi PKK'li olarak ölen Mazlum Doğan'ı karşılaştırsak.. Daha doğrusu bu mümkün değil ama, birinin şimdi, diğerinin dünden kalan birer belgesini sunalım. Nasname
Karasu’ya Yakından Bakınca
İnsanların ne doğuştan, kandan ve ilahi bir kuvvet tarafından; ne iyi ne de kötü olduklarına inandım. Biraz matığımın yardımı, biraz yaşam pratiğim ve daha sonra pozitif bilim bilgilerimle, insanın aile, çevre ile şekillendiğini, 0-7 yaşa arasında karektersiktik özelliklerinini kazandığına inandım.
Ki bu konuda A. Makernko’nun ve diğer eğitbilimcilerin katkısı çoktur.
Dün, Abdullah Öcalan ve Yalçın Küçük gündemime düştü.
Kısaca da olsa yine onlardan bahsettim.
Tabi onlar sözkonusu olunca, bir nevi onların yavruları durumunda olan; Karasu, Kaytan vb. ister istemez sıraya giriyor.
Dünkü Özgür Politika Gazetesi’ninde Mustafa Karasu’nun ‘Kürt Halk Önderi'ni anlamak!’ yazısını okudum. Ve sinirimden güldüm. Kendimi düşündüm. ‘Acaba, benim bu derece karşıtlığıma, köke inmeme ve damardan vermeme Karasu -inadım inat- yanıt mı veriyor’ diye düşündüm.
Ben onu 1980’lerin Şubat aylarında, Diyarbakır 1 noluda tanıdım.
Gayet uyumlu, sakin ve özverli bir arkadaştı. İlk başlarda baya anlaşırdık. Onun bana sevgi saygısı vardı benim de ona. Ve aramızda ciddi bir tartışmanın çıktığına tanık olmadım. Kuşkusuz onunla iplerimizin koptuğu, yollarımızın ve yüreklerimizin kırıldığı tarihleri ve eylemleri gayet iyi biliyorum.
Ama benim tanıdığım Karasu bu kadar yalancı olamaz ya!...
Yani şu yazıdaki gerçekleri, yüzüme karşı söylemesini ve savunmasını ne çok isterdim.
Hayatında Mazlum ve Pir bir gün olsun Apo’dan Apoculuktan bahsetmediler alenen.
Bir defasında Mazlum’a sormuştum.
-Mazlum sence bizde de Türk Solu’nda olduğu gibi bir bölünme olur mu?
-Ne bakımdan?
-Ya cezaevleri, direnişler ve gider ayak dışarda silahlı bir mücadeleye doğru gidiyoruz. Böyle dönemler aynı zamanda ayrışmanın da dönemleridir.
-Sanmam.
-Neden bu kadar emin konuşuyorsun?
-Bizde olmaz. Çünkü karizmatik bir Apo gerçeğimiz var.
Uzun tartışmalarımız olurdu.
Ama kitle önünde bunu konuşmazdık.
En son formülasyonu;
‘Ben Apocuyum ama Apo’nun kendisi de bir PKK’lidir’
Ben en son böyle yolculadım onu. Artık yaşasaydı; Apocu mu olurdu, yoksa PKK’li mi? O bilinmez. Ve çok sert gitti. Newroz’da eylem koydu ve Mazlumken, bir kahraman olarak gitti.
Pir’e gelince. Onunla en son ana kadar; Filistin’de ve Diyarbakır Zindanında beraber olduk. Apo tarafından tam bir yıkıma uğramıştı. Tek kelimeyle ‘Kullanıldık!’ diyordu. Ben bunu Almanca Cepheler Arasında, Türkçe Mem kitabımda ve bazı yazılarımda anlattım. İkisindinde en iyi tanığı son mahkeme savunmalarıdır.
Apo leyhine tek bir sözcük yok.
Ama gelin bakın ki;Karasu yalan atıyor. Ölenleri bile ona sadakatle bağlıyor.
Ona yakından bakıyorum. Yan resmi var. Gözbebeklerini göremiyorum. Ama hayret edilecek bir şey keşfediyorum.
Şimşanlılamış, Osman’a benzemiş.
Saçlarını boyatmış. Tam bir Urfalı olmuş.
Vay be... O zaman Karasu tümden gitti.
Oldu olacak biraz da sürme çeksin. Her bıji gibi yüz ve kulak kıllarını da aldırmış. Sanki Herbiji terbiyesinden ve tezgahından geçmiş.
Alın okuyun. Okuyun da gerçek Apocu tanıyın. Bundan sonra da bana kimse ‘Hoca sen de eskiden Apocuydun haaa’ demesin. Ya bu işin eskisi yenisi yok. Olan oluyor bu bir asalet meselesi. Benim kimyam Urfalılıkla uyuşmaz.
Şükrü Gülmüş
İbretlik bir yazı:
Kürt Halk Önderi'ni anlamak!
Mustafa KARASU (Gerçek Apocu)
Kürt halkı 15 Şubat'ta komployu lanetleyerek Kürt Halk Önderi'ne bağlılığını herkese gösterdi. Amara Yürüyüşü'yle bunu pekiştirdi. Kürt halkının özgürlük mücadelesine düşman olanlar ya da yeminli PKK düşmanları, Kürt halkının Önderliğine bu bağlılığını gördükçe, amiyane deyimle çıldırıyorlar. Özellikle Kürt kadınının Kürt Halk Önderi'ne bağlılığını gördükçe kahroluyorlar. Bu halk ve Kürt kadını, bu Önderliğe neden bağlı diyerek bu gerçeği anlamaya çalışacaklarına, bu bağlılığa öfkeleniyorlar.
Kürt Halk Önderi'ne bağlılık ve gösterilen saygı, yalnız bugün değil, en baştan beri vardır. Tabii ki bu Kürt Halk Önderi'nin Kürt halkına kazandırdıkları ve Kürt toplumunda yaşattığı değişim, bugünkü saygı ve bağlılığın temelidir. Kürt Halk Önderi bu mücadeleye ilk başladığı günden itibaren arkadaşları tarafından saygı gören bir kişilik olmuştur. Devrimci mücadeleyi sürdürmek isteyen bu grubun her üyesi, bu Önderliğe çok büyük bağlılık göstermiştir. Çünkü her zaman herkesten daha fazla çalışmış ve herkesten daha sonuç alıcı olmuştur.
İlk oluşan gruba 'Apocular' denilmesi, grup içinde oynadığı rolle ilgilidir. Grubun başta ideolojik ve teorik sorunları olmak üzere, tüm örgütsel sorunlarını bu Önderlik çözüme kavuşturmuştur. Maddi ve manevi imkanların sağlanmasında da bu Önderliğin payı belirleyici olmuştur. Kendisiyle beraber yaşayan herkes bırakalım birkaç gün içinde, birkaç saat içinde tarzına, çalışmasına ve kişiliğine saygı duymuştur.
Kemal Pir, nasıl Apocu olduğunu anlatırken, Kürt Halk Önderliği'nin bu güçlü yanını çarpıcı biçimde ifade etmiştir. 'Kalıcı ev bulamadığı için bir arkadaşının tavsiyesiyle Haki ile birlikte kaldığımız eve gelmişti. Bir hafta içinde çalışma tarzıyla ve işleri yürütme becerisiyle evin sahibi oldu, bir ay içinde de tüm düşüncelerini bize kabul ettirdi' demiştir. Kemal gibi çok inisiyatifli ve özgür duruş sembolü olan bir devrimci, Kürt Halk Önderi'nin devrimci duruşu ve yaşamıyla nasıl bir saygınlık ve bağlılık yarattığını her fırsatta dile getirme ihtiyacı duymuştur. Kemal Pir, 14 Temmuz direnişinde, şahadete giderken bile Kürt Halk Önderi'nin bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğine olan inancını vurgulamıştır.
Mazlum Doğan, mahkemelerde örgütlü güç ve siyasi bir parti olduklarını ortaya koymak için PKK'liliğine vurgu yaparken, arkadaşlarıyla tartışır ve onları eğitirken her zaman Apocu olduğuna vurgu yapardı. Apocu olmayı, ilkelilik, devrimci tarzın yöntemi ve üslubu olarak görmüştür. Önderliği tanıyan tüm şehitlerin Önderliğe bağlılık temelinde son nefeslerine kadar mücadele etmesi de Önderliğin bu güçlü etkisiyle ilgilidir.
Önderliğin yoldaşlarıyla, Kürt halkıyla, Kürt kadınıyla ve tüm Kürt gençliğiyle bağı ve bağlılığı kelimenin tam anlamıyla bir aşk bağlılığıdır. Çünkü Önderlik, saçından tırnağına kadar, tüm hücrelerine dek onları yaşayarak yaşamaktadır. Bu Önderlik her saniyesiyle Kürt toplumu için yaşamış, onların demokrasi ve özgürlük sorunları dışında bir yaşamı ve kaygısı olmamıştır.
Kürt halkına düşman olanların en fazla da Kürt Halk Önderliği'ne düşman olması, bu Önderliğin bu halkla bağını ve halk için ne ifade ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Türk devleti de zaten Kürt sorununu 'Apo icadı' olarak görmektedir. Bu nedenle şovenist, milliyetçi güçler, Kürt Halk Önderi'ne çok düşmandırlar. Kürt halkının mücadelesinin bu noktaya gelmesinden onu sorumlu tutmaktadırlar. Bunda da yerden göğe kadar haklıdırlar. Gerçekten de iğneyle kuyu kazar gibi bu mücadeleyi geliştirmiştir.
Bu Önderlik hiçbir sorunu kendine engel görmemiştir. Hatta ortaya çıkan her sorunu mücadelesini geliştirme gerekçesi haline getirmiştir. Mücadeleyi de, sorunları çöze çöze geliştirmiştir. Bu nedenle bu Önderliğe sorunlardan korkan ve kaçan değil de, sorunların üzerine giden ve sorunları gelişme gerekçesi haline getiren Önderlik tanımlaması yapmak doğrudur.
Bugün hele PKK en ağır saldırılar ve sorunlara rağmen ayakta ve gelişme gösteriyorsa, bunun nedeni Kürt Halk Önderliği'nin yarattığı tarz, yöntem ve üslubun yetersiz de olsa uygulanmaya çalışılmasıdır.
Kürt Halk Önderi 10 yıldır cezaevindedir. Biz yakındığına ve şikayet ettiğine hiç tanık olmadık. Sadece gerektiğinde eleştirmektedir. Kimsenin yakınmaya ve şikayet etmeye hakkı yoktur, sorunları çözüp gelişme yaratmalıdır, anlayışını hakim kılmaya çalışmaktadır. Önderlik gerçeğinin en temel özelliği budur.
Kürt kadını, bu Önderliği çok seviyor. Çünkü erkekliğini öldüren erkeğin ancak özgür insan olabileceğini söylüyor. Çünkü cins olarak erkeği esas olarak köle eden de erkek egemenlikçi zihniyettir. Özgürlüğün, erkeğin kendi içindeki erkeği öldürmesiyle, kadının ise erkekten ruhsal, kültürel kopuşu sağlayarak kendisi olmasıyla sağlanacağına inanmıştır. Erkekle, sömürücü ve egemenlikli sistemlerin birbirini beslediğini ve tamamladığını; erkeğin devletin prototipi olduğunu belirterek, özgürlük ve demokrasinin, kadının özgürlüğü ve demokratik toplumdaki başat rolüyle gerçekleşeceğini vurgulayarak kadına yakın durmuştur. Bu nedenle analarımız Kürt Halk Önderliği'ni çocuklarından daha çok seviyorlar. Kürt kadınları, Önderliği eşlerinden çok seviyorlar. Genç Kürt kızları, özgür ve iradeli yaşamını Önderlik felsefesinde gördükleri için, esas olarak Önderliklerine aşkla, hatta aşktan daha üstün bağlılıkla bağlanıyorlar. Tüm bu yaklaşımları da zindanda, dört duvar arasında ve avukatları dışında hiç kimseyi görmeyen bir insana gösteriyorlar.
Bu bağlılık, Önderliği sevmeyen ve anlamayan herkesi kıskandırıyor. Hatta bu Önderlik karşısında ne kadar küçük olduklarını görerek aşağılık kompleksiyle daha da fazla düşmanlık içine giriyorlar.
Kürt halkı, Önderliğine bağlı, çünkü onun ihtiyacı olan her şeye cevap olmaya çalışıyor. Kürt kadını Önderliğine bağlı, çünkü yaşadığı tüm sorunların çözümünü Önderlik yaklaşımında görüyor. Kürt genci bağlı, çünkü kendisini ifade etmeyi, kendini anlamlandırmayı, gelecek umutlarını ve özlemlerini bu Önderlikte görüyor. Bırakalım Kürt toplumunu, hangi insan Önderliği anlarsa bu duygular içine girer. Bu nedenle tüm insanlık, Önderliği anladığında kendine kurtuluş getireceğine inandığı bir peygambere inandığı gibi bağlanarak Kürtler gibi onun özgürlük ve demokrasi felsefesinde buluşacaktır.
Bu Önderlik kendisini aşmış ve insanlığın tüm değerlerini kendinde sentezlemiş bir insan olarak hiçbir konuda yarım ve doyumsuz değildir. Sadece ve sadece toplumun ve insanlığın özgürlük ve demokrasi sorunlarını yaşamaktadır. Bu yönüyle çağdaş derviştir, bilgedir.
15 Şubat ve Amara Yürüyüşü'nün anlamı üzerinde tüm Kürt halkı yoğunlaşmalı. 15 Şubat'taki halkın tutumuna ve Amara Yürüyüşü'ne gerçek anlamını vererek özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltmelidir. Önderliğe bağlılık ve Önderlik eksenli özgürlük ve demokrasi mücadelesi, Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamının yoludur. Önderliğe bağlılık ve onun çizgisinde mücadele Kürt halkının özgürlüğünün şifresi olarak görülmelidir.
15 Şubat ve Amara Yürüyüşü'nden tüm sosyal bilimciler, siyasetle uğraşanlar dersler çıkarmalıdır. Kürt Halk Önderi'ni araştırıp, anlamak aslında birçok önemli sorunun çözümünü bulmak ve insanları mutlu edecek demokratik ve özgür yaşamı pratikleştirmektir.
Bir daha vurgulamalıyız ki Kürt Halk Önderi yalnız Kürt halkının değil, başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm insanlığın özgürlük ve demokrasi Önderliğidir.
Peygamberler şehri Amara'dan yükselen güneşin tüm insanlığı aydınlatıp özgürleştirmeye olan inancımızı bir daha tekrarlıyoruz.
Bu yazı 7 - 13 Nisan 2008 tarihli YedinciGün gazetesinde yayınlanmıştır.
----------------------------------
MAZLUM DOĞAN'IN SAVUNMASI
(Mahkeme Tutanaklarindan PKK Davasi)
“Kürdistan Bagımsızlık ve özgürlük mücadelesi mahkeme tutanaklarindan tarihe mal edilmistir.”
Durusma hakimi tarafindan sanik Mazlum Dogan çagrildi.
SANIK MAZLUM DOĞAN SORGUSUNDA:
DURUSMA HAKIMI - PKK örgütünün mensubu oldugun, örgütün kurulmasi, sevk ve idaresinde görev aldigin, örgütün basin-yayin islerini yürüttügün, örgüt mensubu Ali Dursun'un Diyarbakir Numune Hastanesinden Agustos 1978 tarihinde kaçirilmasi olayina Istirak ettigin, Ibrahim Senel adina sahte hüviyet kullandigin iddia ediliyor.
MAZLUM DOGAN -Bir iddianame isteyeyim. Derli toplu anlatabilmem için bana bir iddianame verirseniz, ona göre konussam daha iyi olacak.
DURUSMA HAKIMI - Tabi. (Saniga iddianame verildi.)
MAZLUM DOGAN - Ben ifademi iki bölümde vermek istiyorum. Birincisi, gerçekten de Iddia edildigi gibi parti üyesiyim. Bu nedenle partiye yönelik suçlamalar ayni zamanda partinin diger üyeleri ...
DURUSMA HAKIMI - Simdi bak. Ilk defa parti mensubu oldugunu, ne zaman partiye girdigini, neden girdigini izah ettikten sonra suçlamalara, yani ne diyeceksen söyle ilk defa yerini bilelim. Ona göre cevap ver.
MAZLUM DOGAN - Benim ifademin, kisisel ifademin iyi anlasilabilmesi için öncelikle partinin kurulusu, amaçlari vesaire hakkinda bazi bilgiler vermem gerekecek. Bu bilgiler dogrultusunda benim ifadem gerçek yerine oturtulabilir.
Simdi iddianamedeki bazi seyler üzerinde pek durmayacagim. Daha önce eger ifade vermis olsaydim, Diyarbakir grubu ile beraber, üzerinde durma geregini hissedebilirdim. Ancak, benden önce ifade veren bazi arkadaslar bu noktalarda konustuklari için yeniden konusmaya gerek görmüyorum.
DURUSMA HAKIMI - Kisaca degin. Çok kisaca. Bir kaç cümle ile.
MAZLUM DOGAN - Evet. o noktalara katildigimi ifade edecegim veya ...
DURUSMA HAKIMI- Hangi noktalara katiliyorsun, hangilerine katilmiyorsun? Çok kisa degin.
MAZLUM DOGAN - Evet. Simdi, genel olarak hareket Türkiye kamuoyunda, resmi basin tarafindan, yayin organlari tarafindan Apocular diye tanitilmaktadir. Halk arasinda, bizim disimizdaki çesitli Türkiye'deki sol gruplar ve Kürdistan'daki burjuva milliyetçi hareketler tarafindan böyle adlandirilmaktadir. Oysa bir siyasal organizasyonun bir kisinin adiyla lanse edilmesi dogru bir sey degildir. Aslinda gerçekte de böyle degil. Adi üzerinde bir partidir ve adi da Partiya Karkeren Kürdistan'dir. Daha çok Apocular diye lanse edilmesi Kürt burjuva milliyetçileri tarafindan yapilmistir. Bu, kastin yani sira bir de Kürdistan halkinin köylü anlayisindan kaynaklaniyor. Halk, örnegin CHP'yi Ecevit'le özdeslestirir, AP'yi Demirel'le özdeslestirir vs. gibi. Bizde de böyle olmustur. Hareketin Önderlerinden, yol göstericilerinden Abdullah arkadasin adi dolayisiyla burjuva milliyetçilerinin ve devletin resmi yayin organi da dahil, çesitli yayin organlarinin da tesvikiyle veya katkisiyla hareket, halk arasinda Apocular olarak yayginlastirilmis ve tanitilmistir. Gerçekte Apocular degil, adi üzerinde, bir siyasal partidir.
UKO’culuk yaftasi da böyledir. Bu da Türkiye’deki sol hareketler, hareket ortaya çiktigi zaman, kendilerince milliyetçi bir hareket olarak görmüsler, degerlendirmisler, bu nedenle ulusalci yani milliyetçi terimini kullanmislardir ve daha sonra bu halk arasinda giderek UKO'culuk biçiminde yayginlastirildi ve özellikle ülkenin Kuzey kesiminde böyle bir isimle hareket tanitilmaya çalisildi. Aslinda UKO'culukla hareketin bir Iliskisi yoktur. Devletin resmi yayin organlarinda, -ben daha disarida iken, yakalanmadan- Elazig'daki tutuklamalar nedeniyle UKO'cular terimi kullanilmisti. Aslinda ben bunu söyle yorumluyorum; hareket bir parti degil de, bir siyasal organizasyon veya siyasal hareket degil de, bir çete ya da ordu gibi lanse edilmek isteniyor. Bu nedenle bu isim kullaniliyor. Bir yakistirma, bir suçlamadir. Gerçekte böyle bir sey yoktur. Bu konuya arkadaslar deginmislerdir. Ben ikinci defa tekrar ettim. Aslinda pek geregi yoktu. Yalniz, Örgütün kurulmasi sorununa deginmem gerekecek. Hem benim ifademin daha net ve açik olarak anlasilabilmesi için gereklidir, hem de diger bazi tutuklularin ifadeleri için gereklidir. Sunu kesinlikle söyleyeyim, ben hukuku bir üst yapi kurumu olarak, egemen siniflarin kanun biçimindeki müeyyidelerinin ortaya konulusu olarak anliyorum. Bir yaptirim gücü varsa, ancak o an için geçerli olabilir. Hukuki bazi kanunlar veya kurallar o an için geçerli olabilir. Yani yaptirim gücü oldugu için geçerli olabilir. Bunun tarihsel geçerliligi ancak üretim güçlerinin gelismesine engel degilse söz konusudur. Fakat bu kurallar üretim güçlerinin gelismesine ket vuruyorsa, engelliyorsa tarihsel bir geçerliligi yoktur. Ben de gerek benim, gerekse bu parti davasiyla yargilanan diger kisiler hakkinda verilen kararlarin su anki geçerligini degil, tarihsel geçerliligini dikkate alarak, yani ben tarih karsisinda kendimi sorumlu hissederek ifade verecegim.
Iddianamede, Ankara Demokratik Yüksek Ögrenim Derneginin içinde yer alan Abdullah Öcalan ve diger kisilerin dernek içerisinde tartismalara giristikleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafindan Kürtlerin sömürüldügünü iddia ettikleri. Savcinin belirlemesinde Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgesi diyor. Biz ise Orta-Kuzey-Bati Kürdistan tabirini kullaniyoruz -Türk sömürge ve isgalinin devam ettigi söylenmis. Daha sonra da Kürt irkinin, iste Kürtlerin oldugu, ulus niteligini kazanmis bulundugu, Türkiye bakimindan bir sömürü düzeninin kuruldugu ve Türk askerlerinin bölgede istilaci oldugu filan iddia ediyor. Dogru bazi seyler, ama bir kismi dogru degil. Evet, Türk ordusunun Kürdistan üzerinde Isgalinin oldugu, Kürdistan'in sömürge oldugu, Kürdistan'in yeralti ve yerüstü servetlerinin talan edildigi, toplumsal yapisinin dagitilmak istendigi, dil ve kültürünün baski altinda oldugu, gelisme sansi tanimadigi üretici güçlerin engellendigi vs. biçimde tartismalar yapilmis, yogunlastirilmis. Ama irk-mirk meselesi Marksizm’le pek bagdasmaz. Bu nedenle Kürtlerin irki sorunu gibi seylerin gündeme getirildigini pek sanmiyorum ve böyle bir sey yapildigina da inanmiyorum. Dogru degildir. Ayrica söyle bir sey var; ben bir parti üyesi olarak, yalniz ben degil baskalari da elbette Partinin Programindan, Partinin Tüzügünden haberdardir. Yani ben bir partinin tüzügünü, programini okumadan bu partinin üyesi olacak kadar geri kafali degilim, hiç kimse de degil. Burada bir parti tüzügü var, gerçekte benim okudugum Parti Tüzügü ile bunun arasinda çok fark var. Parti hakkinda belirlemeler falan sürdürülürken de özellikle bizim hakkimizda ceza istendigi kisminda bazi seyler söyleniyor. Partinin amacindan bahsi edilirken; "bu hareketin veya bu partinin amaci Kürt halkinin Türk, Arap, Fars sömürgecileri tarafindan toplumsal yapisi dagitilmis ve Isgal edilmis oldugu fikrinden hareket ederek. Türkiye'de Türk askerlerinin ve sömürgecilerin isgali altinda oldugu kabul edilen bölgede, parti sistemine dayali devrim mücadelesiyle bagimsiz, birlesik bir Kürdistan Devletinin kurulmasi amaci yatmaktadir. Parti Programinda belirtildigi sekilde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altindaki topraklardan bir kismini silahli sekilde mücadele sürdürülerek devlet Idaresinden ayirmak ve Marksist-Leninist temele dayali bir Kürdistan Devleti kurmak için mücadeleyi amaç edinmistir" deniyor. Simdi, buradaki fikirde de yine dogrularla yanlislar içice; Parti gerçekten de Kürdistan'in Türk, Fars ve Arap sömürgecileri tarafindan parçalandigi. Isgal edildigi, sömürgelestirildigini falan söylüyor ve Kürdistan'in somut konumundan hareketle o yönde asgari ve azami devrim programi koymus bulunuyor; fakat partinin Kürt halkinin toplumsal yapisinin tümüyle dagitilmis oldugunu belirten bir ideolojik belirlemesi yok. Zaten bir halkin toplumsal yapisi tümüyle dagitilmissa, ondan bahsedilemez. Ama, partinin Ideolojik belirlemelerinde su var; böyle bir imkân var deniyor. Yani, Türkiye Devletinin hedefi "Misak-î Milli" sinirlan içerisinde bir tek Türk ulusu yaratmaktir, bu amaçla çelisen diger azinlik milliyetlerin ve milletlerin imha, asimilasyonla eritilmesi söz konusu deniyor. Burada birde su var; Marksist-Leninist temele dayali devrim mücadelesinden bahsediliyor. Partinin ideolojik görüsleri, rehber edindigi teori, Marksizm-Leninizm'dir, bu dogrudur. Yani Marksist-Leninist ilkeler temelinde ideolojisi sekillenmektedir. Bu temelde politikasini sürdürmektedir. Ama partinin hedeflerini iki kisimda mütalaa etmek gerekir. Zaten Parti Programinda bu belirtilmistir. Benim dikkatimi çeken sey, bu konuda Parti Progr***** atifta bulunulmamasidir. Atifta bulunabilirdi, yani Parti Programi alinabilirdi. Parti Programinda benim hatirladigim kadariyla söyle bir cümle var; "En yüce amacimiz, sosyalizm ve komünizmdir" der; yani sinifsiz bir tolum yaratmaktir, diyor. Bu asgari degil, azami programidir; nihai hedefidir; Ama partinin hali hazirdaki programi, Burjuva Demokratik Devrim programidir. Asgari program budur, yani bagimsiz, demokratik bir ülkenin, bir halk diktatörlügünün yaratilmasi programindir. Devrim, Marksist-Leninist temelde degil, ulusal, demokratik ve halkçi temelde gelisen bir devrim olacaktir. Devrimin milli yani zaten Parti programinda belirtiliyor, yabanci tahakkümüne karsi olan yanidir; demokratik yani da ülke içerisindeki ortaçag kalintilarinin ortadan kaldirilmasi, köylünün topraga kavusturulmasi, kadinlar üzerindeki baskinin ortadan kaldirilmasi, kadinlarin özgürlestirilmesi vesairedir. Yani, devrim içerik olarak zengindir, öz olarak burjuva demokratik bir devrimdir, fakat "burjuva sinifi, Kürdistan'daki burjuva sinifi tarihsel konumu geregi, ülkenin konumu geregi böyle bir devrimi gerçeklestirebilecek bir sinif degildir. Bu nedenle, özü itibariyla bir burjuva demokratik devrim olan Kürdistan'in bagimsizligi ve demokrasisi kavgasina proletarya ve tabii proletarya adina da onun partisi PKK önderlik edecektir, deniyor. Buradaki bu belirleme, Marksist-Leninist temele dayali devrim belirlemesi dogru degildir; devrim temel olarak millidir, demokratiktir ve halkçidir; yani, halk olarak tabir ettigimiz isçiler, köylüler, sehir esnafi, küçük-burjuvazi, aydinlar ve diger yurtsever kesimleri kapsamakta, bunlara dayanarak yürütülmektedir. Politika, ekonominin yogunlasmis ifadesidir. Politikaya bir ideoloji yol gösterebilir veya bir politika Ideolojik bir düsünce sistemiyle bir fikirler sistematigiyle formüle edilebilir: ama politikanin yükseldigi temel, esas da kendisi gibi bir üst yapi kurumu olan ideoloji degildir, ideoloji ya bir politikaya yol gösterebilir, ya da o politikanin formüle edilisi, onun anlatilisi, onun kitlelere götürülüsü, sistemlestirilmesi biçiminde tezahür edebilir.
Tabii devrim ulusal, demokratik ve halkçi karakterde olacagina göre, bu devrimin yol açacagi iktidar biçimi de mutlaka ve mutlaka ulusal, demokratik bir halk diktatörlügü veya bir halk devleti olmak durumundadir. Devlet, Marksist-Leninist devlet olmaz. Devlet, ulusal demokratik bir devlet olur. Bu nedenle, burada "Bagimsiz, Birlesik, Demokratik, Kürdistan" deniyor, daha baska bölümlerde de Marksist-Leninist temele dayali bir Kürt devleti diyor. Sunu belirteyim PKK'nin programinda Marksist-Leninist temele dayali bir Kürt devleti degil, benim ifade ettigim gibi. Bagimsiz, demokratik, birlesik bir ülke olusturulmasi vardir ve bu devlet milli olacaktir, demokratik olacaktir, halkin kendi kendisini yönettigi bir yönetim biçimi olacaktir. Programda böyle formüle ediliyor, iddianamede partinin bütün propaganda faaliyetleri silahli propaganda gibi gösterilmek isteniyor. Her türlü eylem, özellikle silahli eylemler de propaganda faaliyetinin bir parçasi olarak gösterilmek isteniyor. Ve partinin silahli propagandayi kendisine yol edindiginden bahsediliyor. Burada aynen söyle bir sey var: "Bölücülük faaliyeti gösteren bir takim örgütlerin farkli görüsleri karsisinda Kürdistan Isçi Partisi kendisine yol olarak demokratik burjuvanin yasa açiklarindan yararlanma imkâni olsa bile, burjuva demokratik yasalarin kisitlandigi, hakim siniflarin baski dönemlerinde çalismalarin tümden kalkacagi hesaba katilarak, halkin kendi içinden çikan ve öz gücüne dayanan bir örgütlenme modeline gereksinme duydugu, halklari kurtaran gücün her seyden önce, kendi öz güçlerine olan güven, sonra dünya ileri ve demokratik halklarinin destegine bel baglayacagi kanisindaki Marksist-Leninist görüs benimsenmis olup, bu fikirler dogrultusunda örgütlenip, faaliyetler sürdürülmesi planlanmistir.
Ayrica, -Bu "ayrica"dan sonraki kisim önemli- propaganda ile birlikte siddet eylemlerinin sürdürülmesi, siddet eylemlerinin esasen propagandanin bir bölümü olarak kabul edilmesinin gerektigi savunulmustur." Burada da dogru ve yanlis hem yan yana, hem içice. Burada, ilk okudugum kisimda partinin, devletin koydugu yasalardan yararlanarak, legal bazi faaliyetleri yürütebilecegi; ama esas olarak örgütlenmesinin ve faaliyetinin gizli olarak yürütülmesi gerektigi biçimde bir belirleme var. Bu dogrudur. Partiyle, yani PKK ile Kürdistan'daki diger burjuva milliyetçi örgütler arasindaki temel ayirimlardan biridir, dogru bir belirlemedir. Ancak, propagandayla birlikte siddet eylemlerinin yürütülmesi ve esasen siddet eylemlerinin daima propagandanin bir parçasi olarak kabul edildigi biçiminde bir belirleme var ve bu Kürdistan isçi Partisi'nin amacini gerçeklestirmek için "Program Tüzügü" basligi altinda da bu kanitlanmaya çalisiliyor. Ve bu kanitlanma için de belge olarak Yildirim ve benimle yakalanan bir belge gösteriliyor. Bu konuda biraz konusmak istiyorum.
Simdi, burada Iki seyi birbirinden ayirt etmek gerekir. Kanun ya da tüzük var olan somut durumda düzeni muhafaza etmek için, düzene konan kurallardir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapar? Düzeni korumak, sürdürmek için belli kurallar koyar ve bunlari yaptirimlarla, ordusuyla, polisiyle destekler. Tüzük de, herhangi bir siyasal organizasyon, herhangi bir kurum, organ tarafindan onun islerlik kurallarini belirler. Program ise bunlardan farklidir. Program, hali hazirdaki islerlik kurallarini belirlemez. Program, bugünkü somut kosullardan gelecekte yapilmasi gerekeni ortaya koyar, onu belirler. Diyelim ki, PKK programi bugün Kürdistan'in içinde bulundugu durumu tespit ediyor. Bu tespitten kalkarak, ileride yapmak istediklerini koyuyor. Bu nedenle program tüzügü olmaz, bir örgütün tüzügü olabilir, bir örgütün programi olabilir; ama programin kendisinin tüzügü olmaz. Bu mümkün degil. Birincisi, terim olarak bile yanlis, ikincisi, silahli propaganda diger ülkelerin deneylerine dayanarak söyleyebilirim, yapilan bir eylemin, yapilan bir isin propagandasinin yapilmasi degildir. Örnegin, ne yapilmis diyelim, Partimiz Önderliginde Batman'da, Ceylanpinar'da, Kars'ta surada burada bir toprak isgali, bir grev, bir miting, bir toplanti ya da bir gösteri yapilmis, bunun propagandasinin Elazig'da yahut Ankara'da yapilmasi, silahli propaganda degildir. Veya ona benzer bir sekilde bir ajanin, bir gericinin veya bir çeteye karsi, hareketin silahli bir eylem koymasi ve bu eylemin propagandasinin ülke içinde veya disinda, ya da surada burada yapilmasi, silahli propaganda degildir. Silahli propaganda, silahin bizatihi kendisinin propaganda amaciyla kullanilmasidir. Parti iddianamede bir çete olarak lanse edilmek isteniyor, ya da bir ordu olarak gösterilmek isteniyor. Aslinda siyasal bir organizasyondur. Siyasal organizasyonlar, iktidar kavgasi veren araçlardir, iktidar araçlaridir. PKK'nin de iktidara yönelik bir hedefi var, bir çalismasi var. Bu iktidarin mücadelesinde pek çok örgüt -mücadele denince burada siz özellikle bazi sempatizanlari falan sikistiriyorsunuz mücadele, silahli mücadele biçiminde veya öyle gösterilmek veya indirgenmek isteniyor; aslinda öyle degildir. Pek çok parti vardir, bunlarin her biri iktidara gelmek, hükümete gelmek çabasi ve kavgasi içerisindedir, ama hükümete gelebilmenin, Iktidara gelebilmenin de degisik yollari, araçlari vardir.
Parti, ille kan dökülmesine taraftar degildir. Biz vampir degiliz ki, bizde insaniz. Ama eger Iktidar kavgasi mutlaka zoru kullanmayi gerektiriyorsa, önüne iktidar olmayi görev koyan bir örgüt, bir organizasyon bundan kaçinamaz, bu noktadan bakmak zorundadir.
Yani insan öldürmeyelim, insanlari sevelim. Insanlara saygiliyiz, hümanistiz demek, gerektiginde savasmaya engel degildir. Pek çok ülkede -Ister bugün sosyalist olsun, ister kapitalist olsun- hepsinin polisi vardir, ordusu vardir, devleti vardir ve bu polisler, bu ordular niye olusturulmustur? Gerektiginde savasmak için olusturulmustur. Yani siyasal mücadelede araç olarak zorda kullanilabilir fakat siyasal mücadele yalnizca silahli zora indirgenemez. Çesitli yollar vardir. Grevi de, gösterisi de, mitingi de, örgütlenmesi de, propagandasi da. Ajitasyonu da siyasi örgütlenmenin araçlaridir.
DURUSMA HAKIMI - PKK'nin benimsedigi usul ne?
MAZLUM DOGAN - PKK. Su ya da bu belirli biçimi kullanma ya da kullanmama gibi anlayis içerisinde degildir. PKK önüne görevler koymustur, hedefler koymustur.
DURUSMA HAKIMI - Nedir bu görevlerin hedefi?
MAZLUM DOGAN - Müsaade ediniz ben anlatacagim.
Mutlaka hedeflere varabilmek için uygun araçlar gerekiyor. Örnegin, ben eger önüme Avrupa kitasindan Amerika'ya geçme görevini koymus isem, herhalde at, merkep ya da bilmem baska araç kullanamam; ya gemiyi kullanmak zorundayim, ya da uçagi. Yani hedefe uygun araç gereklidir. Partimiz, önüne yüce görevler koymustur. Bunlar, azami olarak sinifsiz toplum yaratmak, yani siniflari ortadan kaldirmak, her türlü sömürü ve zulme son vermek göreviyle, asgari olarak ülkenin bagimsizlik ve demokrasiye ulastirilma görevidir.
Elbette, kullanacagi uygun araçlar olacaktir ve bu hedeflerle çelisen araçlari kullanmasi mümkün degildir. Yani makyavelist araçlar benimseyemez. Bu partinin yüce amaçlariyla çelisir. Çünkü yüce amaçlar, büyük hedefler, kendisine uygun araçlari gerektirir, yüce amaçlara varabilmek için çirkin araçlar kullanilamaz. Ben daha sonra partiye, yine bazi suçlamalar kisminda deginecegim. Simdi, bu görevler de her partinin, her organizasyonun içinde bulundugu tarihi kosullar ve ülkenin kosullari tarafindan belirleniyor. Yani parti ülkenin kosullarini dikkate alarak uygun araçlari ve yöntemleri seçebilir. Bu araçlar içerisinde basin vardir, yayin vardir, eline geçebilirse, olusturabilirse bir radyo vardir, isçilerin ve köylülerin örgütlendirilmesi vardir. Bu araçlar içerisinde -tabii önemlidir- silahli zor kullanmak, bir silahli zor örgütü olusturma da vardir. Yani bayagi bir askeri örgütlenme yaratmak da vardir. Kisacasi, parti bir çete gibi gösterilmek isteniyor. Böyle bir sey söz konusu degildir. Ama partinin hedefleri arasinda bir cephe yaratmak, bu cepheye bagli bir ordu örgütlemek vardir; bu dogrudur. Bunlardan haberdarim, özellikle bu partinin ideolojik görüslerini bilen bir kisi olarak. Evet, bir noktaya daha deginmek istiyorum, genel seylere ek olarak. O da, daha önce buraya gidip geliyorduk. Ben diger grupla beraber gelip gittim.
Biz, 168. maddenin temel alinarak diger 30'a yakin madde sayiliyor. Elimizde bir kanun kitabi falan olmadigi için bu maddelerin ne anlama geldigini bilmiyorum, sahsen ben bilmiyorum. Hatta biraz tuhaf kaçacak ama sik sik geçiyor, bazi terimler falan geçiyor. Biz hukuk falan okumadigimiz için kavrayamiyoruz. Öyle bir "aparat" terimi geçiyor. Polislerin kullandigi bir terim mi, hukuki bir terim midir, biz bilemiyoruz. Bu aparattan ne anlasiliyor, birbirimize sorup duruyoruz. Bunun gibi baska terimler de geçiyor. Ama bildigimiz kadariyla 30'a yakin madde var. Bu maddeler sayilip gidiyor, biz de ne istenildigini bilmiyoruz.
Fakat bizim incelemelerimizde daha önce gelmisti, 168. 125. maddelerin ne anlama geldigini oradan çikarabiliyoruz. 168. madde bildigim kadariyla çesitli amaçlarla çete kurmak oluyor ve bu amaçla siyasal amaçli çeteler oluyor. 125. madde de vardir, bizim ilk kâgitlarimiz geldigi dönemde, bunu da o zaman bir yasa kitabi vardi, orada bakmistik; "Devletin hâkimiyeti altindaki topraklardan bir kismini devletin yöresinden ayirmak, bir baska sebeple ilhak etmek amaciyla veya bagimsiz bir devlet kurmak amaciyla veya baska amaçla; yani devletin hâkimiyeti altindaki topraklardan bir kismini devletten koparma eylemi yapmak ve bunun suçunun cezasi idamdir." Benim kanaatime göre. Ister 168, ister 450, ister 170 veya baska maddeler olsun -bunlarin hangi anlama geldigini bilmiyorum da- bizim hakkimizda uygulanan madde 125. maddedir ve bize göre hüküm buna göre verilebilir diye düsünüyor idik ve bunu burada söyleyecektik. Fakat yani bilmiyorduk 125. maddeye göre yargilanma ihtimalimiz de var. Ama bunu bilmememize ragmen bizim hakkimizdaki hüküm 125'e göre verilecek kanaatinde idik. Yani 168. su, bu, ordu falan gibi gösterme aslinda gerçekle bagdasmayan hukuki gerekçedir. Çünkü bizim yargilanmamiz hukuki seyden çok benim kanaatime göre, siyasal yani agir basan bir yargilamadir, siyasal bir yargilamadir. Zaten bildigim kadariyla 125. madde de siyasal suçlari, yani siyasal nitelikli bir suçu içermektedir. Siradan bir adli, siradan bir polisiye vakayi ilgilendiren bir madde degildir, öyle olmasini gerektirir. Hukuk konusunda pek fazla bilgim olmadigi için elimde usul yasasi ya da kanuni yayinlar olmadigi için ben bu konuda daha fazla bilgi sahibi degilim. Bir seye daha dokunmak istiyorum, aslinda sizin de isteyebileceginiz, diger saniklarin da pek çogunun aydinliga kavusturabilecekleri. Tarihsel olarak da pek çok gerçegi açiga çikarabilecek bir ifadenin verilmesi mümkün olabilirdi. Eger elimize söz konusu istihbarat dokümanlari-istenmistir- geçebilseydi, ifadelerimizi yazili olarak verme imkânimiz olsaydi, yasa kitaplari elimizde olabilseydi genis açiklamalarda bulunabilecektik. Ama ben burada elime sirf iddianameyi alarak hemen -elektronik beyin degilim, süper zeki bir insan da degilim, normal bir insanim- bütün bildigimi, tüm duydugumu mahkemeyi de aydinlatacak tarzda anlatabilecek durumda degilim. Bu nedenle ancak partiye yönelik genel seyler hakkinda bu kadar genel bir toparlama yapabildim, ama su var, partiye yönelik bazi suçlamalar var. Iddialari yine de cevaplayacagim. Bunlarin içerisinde partinin halka karsi zorbalik yaptigi, zor kullandigi biçiminde bir sey var. Eger halktan isçiler, köylüler, aydinlar, gençler ve diger yurtseverler anlasiliyorsa bu dogru degildir; ama çesitli feodal güçler, gericiler, ajanlar falan anlasiliyorsa dogrudur. Bunlara karsi hareket, kendisini korumak için zor uygulamistir. Yalniz ben açik yüreklilikle sunu da tespit edeyim; hareketin safinda olan veya ona destek saglayan, onunla beraber kavga eden insanlarin hepsinin siyasal bilinç düzeyi, ideolojik bilinç düzeyi, meseleleri kavramalari bir degildir, bu mümkün degildir. Yani insanlar ayni kaliptan çikmaz. Bu insanlardan bir kismi parti adina ya da hareket adina çesitli kisilere karsi kaba da davranabilir, zor da kullanmis olabilir veya belli baskilar da yapmis olabilir: ama bu, partinin çizgisini, ideolojisini yansitmaz. Böyle bir sey yoktur. Yani parti kendisini halkin içinden çikmis kabul ediyor. Ve onun kavgasini veriyor. Bu isçi sinifinin örgütü, isçi sinifi temeline dayaniyor ve sinif olarak isçi sinifi temeline dayandigi halde kitlesel temel olarak kendisine genis halk kitlelerini, emekçi kitleleri almis. Gene emekçi kitlelerine dayanan, ondan güç alan bir siyasi organizasyonun onlara karsi baskici, onlara karsi zorbaci olmasi kendi kendisini tüketmesidir.
Bunun isiginda bazi iddialara dokunmak istiyorum. Ben sunu da tespit edeyim:
Bizim sorgulamamiz esnasinda yanimizda bir de kiz arkadas vardi. Burada hareketle iliskisinin olmadigini söyledi. Aslinda bir sempatizanimizin esidir. Ben kendisini o zamana kadar gerçekten tanimiyordum. Fakat sorgulamamiz esnasinda, dönüste ben istihkâm cezaevindeydim, o 1 No'lu cezaevine götürülmüstü. Daha sonra ben 1 No'luya geldigimde kendisiyle görüstüm ve bana aynen sunu söyledi: Dedi ki, "Orada bana zorla iki kâgit Imzalatildi." imzalamasaydin, dedim. "Bana tecavüz ettiler, bana cop soktular, ben de imzalamak zorunda kaldim.’’ dedi. Ben bunu bugüne kadar hiçbir yerde söylemedim, kimseye açiklamadim; ama gerçek de bu. Yani, sudur: iskence, baski, zor aslinda devletin öteden beri resmilesmis politikasidir. Siz bile burada sorgulama yaparken savcidaki ifadeyi veya hakimdeki ifadeden bahsederken, "bu baski altinda olmayan ifadenizdir" diye belirtiyorsunuz. Yani poliste iskence yapildigini, baski yapildigini zimnen de olsa kabullenmis oluyorsunuz.
Partinin bazi sempatizanlari, bazi taraftarlari kendileri yoksul, emekçi kökenli olabilirler, sirf sinif kökenleriyle hareket edebilirler. Bu nedenle bazilarina karsi hos olmayan, kaba davranislarda bulunmus olabilirler, yanlis davranista bulunmus olabilirler; fakat bunlar partinin politikasi, partinin ideolojisinin gerektirdigi seyler degildir, olmamistir. Bu kisiler parti tarafindan cezalandirilir; hafif bir sekilde kinanir veya uyarilir. Ben devleti örnek olarak bunun için verdim. Simdi kendimle ilgili bazi seylere deginecegim. Benimle ilgili bazi suçlamalar var, isterseniz bunlara cevap vereyim, isterseniz bastan baslayayim, bayagi yasam hikayem biçiminde anlatayim.
1974-75 senesinde ben üniversite sinavinda Hacettepe'yi tutturmustum puan olarak. Hacettepe'ye kaydimi yaptirdim. Daha Önce de ben sol egilimliydim, çesitli sol yayinlar, gazeteler, dergiler, kitaplara kadar okuyordum. Marksizm'e, Leninizm'e sempati duyuyordum. Yüksekokula geldikten sonra o siralar baslangiçta ADYÖD vardi. Bir iki defa ADYÖD'e, bir iki sefer DGB'ye ve TSIP'e gittim; ama orada pek fazla kisiyle tanismadim, tanimiyordum. Daha sonra ADYÖD kapatildi. Bu arada Hacettepe Dernegi v.b derneklere gidip gelmeye basladim. Buralarda devlet konusunda, demokrasi konusunda, fasizm konusunda, parti örgütlenmesi konusunda, mücadele konusunda çesitli kisilerle konusur, tartisirdim.
Benim gibi konusup tartisanlardan biri de Sahin Dönmez'di ve Sahin Dönmez'le biz ayni siniftaydik Hacettepe'de, hazirliktan beri beraberdik. Sahin Dönmez 1975'ten sonra, herhalde ortalarindan itibaren sik sik uluslarin kaderlerini tayin hakkindan bahsetmeye basladi. O siralar Sahin Dönmez disinda da aslinda bu konu konusuluyordu. Özellikle TKIP tarafindan, "TKIP davasinda isçi köylü sorunu" falan diye brosürler falan vardi. Baskalarinin milli mesele hakkinda fikirleri olmamakla, uluslarin kaderini tayin konusunda bilgi sahibi olmamakla suçluyorlardi. Ben onu falan da okudum. Zaten aslinda bende bir açgözlülük var. Ben ne kadar kitap, ne kadar dergi, gazete falan çikiyorsa hepsini alip okumak istiyordum. Bir kismini okuyabildim, bir kismini okuyamadim. Bu ayri bir sorun; ama hepsini siraliyordum.
Bu konuda o zaman benim gibi Ankara'da ögrenci olan kiz kardesim vardi. Ayni zamanda da okula devam ediyordu, maasini da aliyordu. Sikistiriyordum, para buldukça aliyordum. Arastiriyordum, okuyordum.
Kendi arastirma, incelemelerimde, zaten kendim Türkiye'nin baska illerinde okumustum. Daha önce Eskisehir'de Balikesir'de falan okumustum. Ben devrimci sempatizan oldugum siralar, devlet konusunda, demokrasi konusunda buldugum her türlü kitabi milli mesele konusu dahil okuyordum. Marksizmin-Leninizmin bütün temel konularla ilgili görüslerini kavramaya çalisiyordum. Bu arada Sahin'le milli mesele, uluslarin kaderini tayin hakki konusunda konusuyorduk. Sahin'in net, kesin ve dogru görüsleri henüz gelismis degildi. Bilmiyordu dogru dürüst; ama sagdan, soldan ögrendigi kadariyla konusuyordu. Sonradan çikardigim kadariyla veya anlasiliyor ki, demek ki bu konuyla ugrasan veya bu konuda konusan baska insanlarla ya temas halindedir ya da onlarla belirli bir tartisma içerisinde falan bulunmakta bu nedenle bunlari sik sik gündeme getirmektedir. Beraber oturdugumuzda, çay içtigimizde, yemekhaneye falan gittigimizde sürekli konusmalarimizda milli meseleyi ön plana çikarir, bu konuda görüs beyan etmemizi isterdi. Bizim bu konuda arastirma yapmamizi isterdi. Tabii o siralarda baska kisiler tarafindan da konusuluyor, tartisiliyor, arastiriliyor, üzerinde duruluyordu. Ben milli mesele konusunda kitap arastirmaya, bulduklarimi okumaya basladim. O dönemlerde henüz "uluslarin kaderini tayin hakki" Lenin'indir bu eser, Stalin. Marks'in milli mesele vs. gibi eserler piyasaya çikmamisti. Baskalarindan arastirdik, aradik, taradik. Bulamadim ben pek fakat diger çesitli siyasi gruplarin veya dergilerin, çevrelerin bu konudaki görüslerini de ögrenmeye çalistim. Buldugum kitaplari okumaya çalistim. 1976 yilina dogru artik milli mesele hakkinda ben de birkaç kitap okumus, bazi seyler biliyordum: ama elbette daha sonraki kadar gelismis, net kesin görüslerim henüz yoktu. Yalniz bu arada Sahin'le yine ara sira konusmalarimiz devam ediyordu. Sahin disinda baska kisiler vardi. Onlar daha sonra bu harekette falan yer almadilar. Onlar da milli mesele konusunda falan görüs beyan ediyor, ileri sürüyorlardi, fikirler belirtiyorlardi.
Ben DDKD kurulus toplantisinin yapildigi zaman DDKD'ye gittim. DDKD'yi ve DDKD'lileri sevmezdim. DDKD ve DDKD'lileri burjuva milliyetçisi olarak görüyordum ve kesinlikle daha bastan beri ben onlara karsiydim. Oraya gittim. Oradaki konusmalarim falan begenmedim. Ben kendimi enternasyonalist çizgide bir Marksist ve Leninist görüyor veya öyle olmaya çalisiyordum. Onlari da milliyetçi olarak görüyordum, bu nedenle kendilerine pek bir yakinlik duymuyor, onlarla pek fazla konusmuyordum bile. Çünkü kendilerinin zaten Marksizm hakkinda pek görüsleri yoktu.
Bir ara baska bir arkadas beni Haki ile tanistirdi. SBF yurdumuydu yahut Hukuk bahçesi miydi iyi hatirlayamiyorum. Haki bana milli mesele hakkindaki görüslerini de dahil çesitli konularda görüslerini söyledi. Bu arada DDKD'yi de benden daha sert, daha kiyasiya elestirdi ve burjuva milliyetçisi olduklarini, çalisma yöntemlerini, anlayislarini, ideolojilerini elestirdi, bu benim hosuma gitti. Daha sonraki dönemlerde de yine bu kisiyi bulmak onunla konusmak istedim; ama sik sik kendisiyle karsilasamadim, konusamadim. Ama kendisine karsi bir hayranligim söz konusu idi ve giderek bu hayranlik, onlarla beraber hareket etmeye, ideolojilerini benimsemeye kadar gitti. Yalniz, kisinin kendisine hayranliktan çok, anlattigi düsünceler benim de düsüncelerime denk geliyor, uygun geliyordu. Ben bu kisilerin bir grup mu, bir hareket mi veya sey mi oldugunu bilmiyordum; ancak kendileri tarafindan tasvip edilmek, kendileri tarafindan görevlendirilmek falan istiyordum, bayagi da heyecanli idim bu konuda, iste memlekete geldigimde, kardesim de dahil, pek çok kisiye, o arkadastan, Haki'den ve yine Haki'nin arkadaslarindan daha sonra benim de arkadaslarim oldu Cemil gibi Turan gibi; ögrendiklerimi hemen anlattim, iste Ortadogu'da bir ekonomik, siyasal ve sosyal huzursuzluk söz konusudur. Ortadogu, dünyada ekonomik bakimdan çok büyük öneme sahiptir. Bugün dünya ekonomisine sahip olabilmek için Ortadogu petrolüne sahip olmak gerekmektedir. Çaglar boyunca Ortadogu hep siyasal bakimdan çok önemli bir merkez olmustur. Dünyaya hakim olmak isteyenler, iste ilk çagdaki emperyalist devletler olsun daha sonraki feodal dönemde olsun hatta kapitalist dönemde olsun Ortadogu'ya sahip olmak istemislerdir. Ortadogu bugün kapitalizmle sosyalizm arasindaki çekismenin odagini olusturuyor. Ortadogu'da Kürdistan çok stratejik bir yerde yer alir. Kürdistan'in jeopolitik önemini iyi kavramak gerekir, iste eger Ortadogu'da emperyalizm kovulmak isteniyorsa, Ortadogu emperyalist-kapitalist bloktan koparilmak isteniyorsa, mutlaka Ortadogu'nun gericiligin yogunlastigi merkez olan Kürdistan'da devrim yapmak gerekiyor. Bu da Kürdistan devrimi, Kürdistan devriminin önderligini burjuvaziye, burjuva milliyetçilerine birakmamak, proletarya önderligindeki bir devrimle mümkün olabilir. Kürdistan'da bagimsiz bir proletarya partisi olusturmak, proletarya önderliginde isçileri, köylüleri, esnafi ve diger yurtsever sinif tabakalari örgütlemek gerekiyor. Iste bu konuda Kürt aydinlarina, Kürt gençlerine görev düser. Bize görev düsüyor, biz bu konuda faaliyet yürütelim falan benzeri konularda o dönemde arkadaslar tarafindan savunulan bize de anlatilan görüsleri ben de çevreme anlatmaya çalistim. Hatta 1976 yili Haziran ayi falandi her halde o dönemde. Suruç'ta bir Suruçlu bir genç öldürülmüstü, adini hatirlamiyorum Hacettepe'de bizim okulun ögrencisiydi, bu kisinin cenaze törenine bazi arkadaslar gelmis katilmislardi Ankara'dan, Hayri ve Kemal de bunlarin içindeydi, bunlar yakalanmislardi Suruç'ta, Diyarbakir'da cezaevine getirilmislerdi. Ben bu arkadaslarla henüz fazla siki iliskim olmadigi halde Karakoçan'dan çiktim bunlari ziyarete geldim. Herhalde hatirladigim kadariyla bilmiyorum 1200 mü ne para harçlik verdim. Yani oldukça yakinlik duyuyordum ve beraber faaliyet yürütmek istiyordum. Daha sonra, diyelim bir genç tanidiysam, ya da bir Insan tanidiysam herhangi bir bölgeye gitmek, ona hareketin görüslerini anlatmak istiyordum. 1976 sonlarimiydi, 1977 baslarimiydi kesin hatirlamiyorum, ama o dönemde ben okulu birakmak, artik tümüyle kendimi hareketin ideolojisi dogrultusunda faaliyet yürütmeye vermek istedim, ona adamak istedim. Böyle bir örgütlenme veya bir görevlendirme falan söz konusu degildi. Yalniz bu arkadaslar henüz kendi görüslerini kavramadigim için bana pek o siralar güven duymuyor, bu tür görevler falan vermiyorlardi. Örnegin bir görüsler falan konusulacaksa ideolojik olarak kendileri konusurlardi, ben de yanlarina oturup dinliyordum. Benim bu istegim kabul edildi. Ben kendim dedim iste gidecegim, yani para mara falan istemiyordum, zaten yoktu da, o sira çok ilginç yöntemlerle biz para buluyorduk, örnegin ben aileme basvuruyor, diyordum ki, bir takim elbise alacagim diye dayatiyordum veriyordu. 1000, 800, 900, 600 lira para; ben onu götürüyordum ya Haki'ye veriyordum ya Cemil'e veriyordum ya kitap aliyordum ya da diyelim benim Ankara'da ya da Istanbul'da bir yerde tanidigim bir arkadasim var Diyarbakirlidir, duyuyorum iste ailesinden falan adresini arastiriyordum, yanina geliyordum; yahu iste sen nesin, ne düsünüyorsun, ona hareketin görüslerini anlatarak taraftar bulmaya çalisiyorduk. Yani tek tek kisilerle bile ugrasiyorduk. Bir adami ben bilmem Batman'da taniyorsam, onun pesinden gidip mümkünse onu kazanmak, onun vasitasiyla orada bir çevre edinmek çabasi içerisine giriyordum. Batman o dönemde oldugu gibi simdi de büyük bir isçi kentidir. Batman'da genis bir kitle temeli olusturabilmek, her siyasi organizasyonu özellikle, ben isçi sinifini temsil etme iddiasindayim diyenlerin arzusudur, amacidir. Bir ara benden önce Haki arkadas Batman'a gelmis; fakat Kürtçe bilmedigi için ve Batman'daki burjuva milliyetçileri tarafindan da bu Türk’tür burada ne ariyor, iste bu hem Türk’tür hem Kürtçülük yapiyor biçimindeki suçlama ile karsi karsiya kaldigi için Batman’i terk etmek zorunda kalmisti. Daha dogrusu Batman'i terk etmeden önce bana Kürtçe bilen bir arkadas falan yok mu yanima gelsin biçiminde bir arzu belirtmisti. Ben bunu duydum, çirpindim illa Haki'nin yanima gidecegim, beni birakin gideyim falan diye; fakat Haki kendisi Batman'i terk etti. Ben Haki'ye söyledim iste beni gönder dedim, yalniz o da henüz yeni oldugum, tecrübesiz oldugum için hem agir olabilecek bir görevin altina, bir sorumlulugun altina girip ezilmemden korkuyor, hem de sevkimi, heyecanimi kirmak istemiyordu, "sen bilirsin" dedi. Ben 76 sonlarina dogruydu valizimi topladim, ailemden kopardigim parayi da alarak o zaman pek fazla sayilmazdi her halde 500 lira paraydi, Güney illerine geldim. Duyuyordum Ceylanpinar'da ne olacak, iste fasizm konusunda bir seminer verecek, ben arabaya atliyorum Ceylanpinar'a gidiyordum, kahvede oturuyordum birinin yaninda iste yahut TOB-DER'de oturuyordum. Bazi kisilerle bireysel ahbaplik, dostluk kurarak, mümkünse evinde yatmaya çalisiyordum. Ertesi gün seminere katiliyor, bildigim görüsleri savunuyordum. Böyle turist gibi geziyordum.1977'ye dogru artik ben Batman'da kalmaya, basladim. Sik sik Batman'a gidiyordum, bir hafta kaliyordum, 3 gün kaliyordum, 5 gün kaliyordum.
DURUSMA HAKIMI - Nerede kaliyordunuz kimde kaliyordunuz?
MAZLUM DOGAN - Bazen disarida kaldigim da oldu. Yani yaz aylarina dogru. Nisan ayina dogru yatacak ev bulamiyordum, yemek de bulamiyordum; ne yapiyordum, disarida yatiyordum. Ama diyelim ben TÖB-DER'e gidip oturuyorum, ya da Lis-Der var gidip oturuyordum, aksama dogru oluyor bir genç, bir delikanli "agabey bu gece bizim eve gidelim" diyorsa, hiç firsati kaçirmiyor, direkt onlarin evine gidiyordum. Ertesi gün davetsiz olarak gittigimde oluyordu. Yani zar zor idare ederek kalmaya, propaganda yapmaya çalisiyordum. Diyelim ki, bir genç beraber oturuyoruz, beraber çay, sigara içiyoruz, ben ona hemen herhangi bir konu falan açarak hareketin görüslerini götürmeye, onun tasvibini almaya çalisiyordum. Bu konuda Batman grubundan bir kisim insan buradadir, bunlar tanik olmuslardir, benim disarida yattigimi da bir kismi bilir, aç kaldigimi, perisan kaldigimi da bilir.
Kisacasi aslinda halkin misafirperverligi söz konusuydu, gençlerin, bu tür davetlerini falan hiç kaçirmiyorduk. Hatta bir kismi diyelim elbiselerimiz kirli, bu evde kaliyoruz, sabahleyin bize temiz giyecek elbise, gömlek de veriyorlardi, gömlegimizi falan da degistiriyorduk. Bu yalniz benim için degil, baska arkadaslar için de söz konusu yani, biz belli olusmus bir fon veya bir merkezden veya bir seyden gelen bir para ile ya da suyla, buyla geçinmiyorduk. Bir köye, bir kasabaya, suraya, buraya bir yere oturuyorsak bu kimisi hemserilikten olabilir, uzaktan bir tanidiktan olabilir, bir merhabadan olabilir, biriyle diyelim bir yerden bir yere otobüsle yolculuk ediyor, kendisini sahsen taniyorsak veya konusuyorsak, nereli oldugunu ögreniyorsak daha sonra pesini birakmaz gider onu arar bulur, onun vasitasiyla orada is yapmaya, bazi kisileri tanimaya, hareketin ideolojisini, görüslerini götürmeye çalisirdik. 1978'in sonlarina kadar bu böyle sürdü.
DURUSMA HAKIMI- Batman'da mi kaldiniz?
MAZLUM DOGAN - Hayir benim faaliyetlerim 1978 ortalarina kadar, Agustos'una kadar, Temmuz'una kadar hep böyle bu tarzda sürdü.
Burada bazi saniklara propaganda ile ilgili seyler sorulurken, hangi eylemlerin propagandasini yaptin? Onlar da su su eylemin propagandasini yaptim diyorlar. Ben sahsen hiç, eylem propagandasi yapmadim, hiç yapmadim. Ben, Marksizm'in, Leninizm'in propagandasini yaptim. Ben Kürdistan devriminin propagandasini yaptim. Ben, Marksizm'in devlet hakkindaki, Marksizm'in demokrasi hakkindaki, Marksizm'in örgütlenme hakkindaki, Marksizm'in ulus hakkindaki, Marksizm'in ulusal kurtulus mücadelesi hakkindaki, Marksizm'in askerlik hakkindaki konular üzerinde konustum, bu tür konular üzerinde tartistim. Ben iste surada su eylemin, burada bu eylemin propagandasini yapmadim; ama eylem propagandasini hiç mi yapmadim? Yaptim. Örnegin, bir yerde, bir köyde oturduysam diyelim ki, Süleymanlarla Ilgili 1978'den sonra, Süleymanlilarla bir çatisma var, böyle bir asiretçi feodal çete ile. Bir köye gidip oturdum, ne yapiyorum; Süleymanlarin gerici niteliginden, onlarin ajan niteliginden, onlarin halka baski uyguladigindan, hareketin buna karsi mücadele ettiginden, bunun dogru oldugundan bahsediyordum, benim gibi baskalari da bahsediyor.
Burada propaganda yaptik diyenlerin pek çoguna, hangi eylemlerin propagandasini yaptin diye soruluyor? Onlar da sunun propagandasini yaptik dediler. Aslinda onlar da benim gibi, devletin, demokrasinin, Kürdistan'in içerisinde bulundugu durumu, ekonomik, sosyal, siyasal durumu hakkinda kendi bildikleri kadar, dogru veya yanlis olusmuslardir yani, tek propaganda seyi, mutlaka su eylemin propagandasini yapmak biçiminde somutlastirilamaz. Hele ben sahsen daha çok ülkenin içerisinde bulundugu durum ve nasil kurtulabilecegi, nasil bir mücadele anlayisinin gerektigi, hangi tür araçlarin kullanilmasi gerektigi hakkinda konustum, daha çok da konustugum aydin kisilerdi, benim söyleyeceklerimi kavrayabilecek, ya da arastirabilecek, ögrenebilecek kisilerdi.
Bu su anlama gelmez. Hiç köylülerle, hiç isçilerle, hiç siradan insanlarla konusmadim. Onlarla da konustum. Gerektiginde beni seven, köyüne davet etmek isteyen bir genç olduysa hiç firsati kaçirmadim, köylerine kadar da gittim yani, kitlelerle nasil iliski kurulabilirse, bunun yeri neresiyse, ister kahve, ister dernek, ister sendika, ister köy, ister yol, sokak olsun bunu kaçirmadim, bundan yararlandim, propaganda islevini bireysel olarak kendi basima sürdürdüm, takildigim konular olduysa hareket adina belirtemeyecegim görüsler olduysa ya geçistirdim, ya da benim gibi hareketin propagandasini yapan baska insanlarla karsilastigimda onlara sordum, bu konuda ne diyeyim? Örnegin, diyelim örgütlenme konusunda, neyi savunayim, hangi görüsü ifade edeyim üzerinde konustum, tartistim, onlarda aldigim bilgileri tasidim, kitlelere kadar götürme mücadelesi verdim.
Bu tür faaliyetim 1978'in Haziran'ina kadar midir Mayis sonu mudur iyi bilemem oralara kadar sürdü yani, genel olarak ben çesitli yerlerde sözlü propaganda yaptim.
Diyarbakir'da bir olayda benim adim verilmis, ben ilk defa karsilastim. Ali Dursun'un kaçirilmasi olayinda, bu dogru degil, kesinlikle dogru degil. Zaten



Yorumlar (4 gönderildi):
mustafayı okurken biraz sanki yeni tövbe almış şeyhini övme sendromu yaşayan bir mürit gördüm. kendine ait fikri olmayan şeyhinin her fikrine hayran, bakışalarına mazhar olmak için kırk takla atan bir muntesip tabiri caizse...
ama mazlum doğan.. eğmek bökmek yok. delikanlıca ne yaşamışsa neye inanıyorsa onları düşmanın yüzüne dahi söyleyen kişi..
fikilerimiz bir olmasa da mazlumu kendime çok yakın hissettim. samimi delikanlı ve cefakar...davasına samimiyetle iananmış. şeyh kovalayan değil bildiğini yaşana biri...
kürdistanın eksiği galiba mazlumun ruhunun kaybolmasıdır. mustafa karasu gibi şeyh hayranlarının çoğalmasıdır...
o soruna katılmak istemedim. özürümü belirtir. gönül birliğiyle siznleyim. bencede karasu mustafa kemal kadar yalanci birisi
Yorum yaz