Anasayfa | Türkçe | Kerkük Sorunu: Kemalist Rejimin Dibe Vurumudur!

Kerkük Sorunu: Kemalist Rejimin Dibe Vurumudur!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Öyle mi?

Güney Kürdistan'da tekrar sorunun gelip tıkandığı yer Kerkük! Kerkük şehri üzerine oturduğu zengin petrol yatakları ile adeta bir dünya sorunu olmaya adaydır. Kerkük Sorunu Güney'in tüm ulusal kazanımlarına rağmen, Kürdistan'ı aralarında paylaşan sömürgeci devletlerin ortak direncinden kaynaklanan nedenlerden dolayı adeta 1974'lere çekilmektedir. Sorunun önemi ve ulusal sorunların barışçıl çözümüne ilişkin çabaların yetmediği Kürd ili Kerkük konusuna dikkatleri çekmek ve Kürdlere dayatılan olası modelleri Nasname okuyucuları ile paylaşmanın yanı sıra, okuyucularımızın soruna ilişkin görüş ve önerilerine başvurmak açısından yazarlarımızdan Sayın Süleyman Akkoyun'un 15 Ocak 2007 tarihinde konuya ilişkin yayımlanmış olan makalesini güncelleştiriyoruz. Nasname Yayın Koordinatörü

  
 
  
Kerkük Sorunu: Kemalist Rejimin Dibe Vurumudur!

Türkiye egemenlerinin bu son günlerde en üst düzeyde Kürdistan sorununa kilitlenmiş oldukları gözden kaçmıyor. Halkımızın Güney Kürdistan'daki ulusal kazanımlarını içlerine sindiremeyen bu güruh, Kürd adına kazanılmış ne varsa Türkiye için parçalanma riski taşıdığına ilişkin fobiden dolayı olacak ki, çok pervasızlaşmışlardır. Bu ahlaksızlıklarına da Kürdlerin saflarında Baas diktatörlüğüne karşı savaşmış Türkmen azınlığını bahane etmektedirler. Kerkük sorununun çözümüne ilişkin kriz üreterek, Kürd halkı ve önderlerine karşı aşağılayıcı söylemlerde bulunmayı fütursuzca sürdürmektedirler. 
 
Bilindiği gibi Kerkük şehri hem Kürdler hem de düşmanları açısından bir çok nedenden dolayı önem kazanıyor. Bu nedenlerin en önemlisinin de kuşkusuz Kerkük'ün büyük bir petrol rezervini barındırıyor olmasındandır. Bundan dolayıdır ki Kerkük; Güney Kürdistan'ın diğer şehirlerinden çok daha fazla Araplaştırma uygulamasının hedefi olmuştur. 1975 tarihine kadar Kerkük şehrinin yüzde sekseni Kürdlerden ve geri kalanın da Arap, Türkmen ve Asurîlerden oluştuğu bilinmektedir. 11 Mart 1974 Antlaşması'nın yaşam bulmamasının da altında yatan temel nedenlerden biri yine Kerkük şehrinin statüsüyle ilgiliydi. Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Kerkük'ün sorun olmaya devam etmesi kuşkusuz öneminden kaynaklanmaktadır. 1975'ten sonra Eylül Ayaklanması'nın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, Baas rejimi kendisini daha rahat hissetmeye başladı ve ırkçı şovenist uygulamalarına hız vererek sadece Kerkük'ün demografik yapısını değiştirmekle kalmadı, bunu tüm Kürdistan'a da yaydı. Kürdistan'ın demografik yapısına müdahale anlamında, özellikle Kemalist rejim; nüfus bileşimini kendi lehine bozma metodunu çok yoğun bir biçimde uyguladı ve halen de uygulamaya devam ediyor. 
 
Tarihi olarak Kerkük'te Arap ve Asurîlerin yanı sıra Türkmen azınlığın varlığı gerçeği yadsınamaz. Ancak 1963 yılından sonra Baas rejiminin Kürdlerin yanı sıra Asurî ve Türkmen halklarına karşı uyguladığı imha politikalarına karşı söz konusu halklar Kürdlerin safında savaşırken, Türkiye neredeydi? 2003 yılına kadar Baas rejimiyle dayanışma içerisinde olan Türkiye, Irak'ta Türkmenlerin varlığını yeni mi keşfetti? Burada amaç, Türkmen azınlığının haklarını savunmak değildir. Ancak, Kürd halkının kazanımlarına korsanca saldırabilmenin zeminini aramaktır. Halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımlarına tahammülsüzlüğün bir sonucu olarak ırkçı bir refleks ile güç kirliliğinin devamında direterek yanıt olmaya çalışan Türkiye'nin, Kerkük'te yaşayan Türkmenleri basamak yaparak, Kürdlerin devletleşme sürecine engel olamayacağı gibi Türk ve Kürd halklarının birlikte yaşayabilme koşullarını da riske eder. 
 
1915-1923 sürecini baz alırsak Kürdistan üzerinde hak iddia edenler, daha büyük pay koparabilmek için birbirleriyle yoğun ve açık bir çatışmaya girmişlerdi. özellikle; İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin kendilerine sunduğu katkı ve telkinlerinin bir sonucu olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye rejimleri Kürdistan'ın bölünmesi ve paylaşılması konusunda anlaşmağa varmak zorunda bırakılmışlardı. Daha sonraları oluşturulan Sadabad Paktı (1937) ile Bağdat Paktı (1956) da, halkımızın gelişen ulusal kurtuluş mücadelesini her dört devletin işbirliğiyle boğmayı amaçlayan birliklerdi. 
 
Aralarındaki kısmi çelişkileri geçici de olsa dondurmayı göze alan sömürgeci rejimler, Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelelerine karşı işbirliği mekanizmasını bir emniyet supabı olarak günümüze dek yaşama geçirdikleri tarihi bir olgudur. Kürdistan'ı sömürgeleştiren dört devlet arasındaki statükonun devamına ilişkin işbirliğinin, Kürd halkına çok pahalıya mal olduğu gerçeği görmemezlikten gelinemez.
 
24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması'nın en önemli yönlerinden biri kuşkusuz Kürd ulusu ve Kürdistan üzerinde yürütülmüş bir emperyalist bölüşüm antlaşması olmasıdır. ‘‘Böl-Yönet'' emperyalizmin politikası olmasına rağmen,‘‘Böl-Yönet-Yok et'' politikası emperyalizmin değil, onların bölgedeki yerli işbirlikçilerinin politikasıdır ve günümüze dek Kürd halkına karşı uygulanmaktadır. 
 
Ancak, Körfez Savaşı ile gündemleşen ABD'nin Ortadoğu'ya müdahalesi ve ardından da Irak'ın işgali Türkiye, İran ve Suriye'nin Kürdistan'ın sömürge statükosunun devamına ilişkin “ İşbirliği” denklemeni alt-üst etmenin yanı sıra, söz konusu devletlerin de kimyasını bozmuş ve sömürgeci aktörlerden birini devre dışı bırakmıştır. Bundan dolayıdır ki, militarist Türk rejimi, İran ile geçmişten kaynaklanan Kürdistan odaklı işbirliğini sürdürerek, Kerkük'ün federe Kürdistan'a katılmasını önlemek ve dolayısıyla Güney Kürdistan'da bağımsız bir Kürd devletinin kurulmasının önünü almak için uluslararası hukuk açısından hiçbir geçerliliği olmayan Türkmen kartına oynayarak, yeni bir politika oluşturmak istemektedir. 
 
AB uyum yasalarının tetiklemesiyle Recep Tayip Erdoğan'ın, Diyarbakır'da yaptığı Kürd sorununun tanımı ve çözümüyle ilgili söylemi, Erdoğan'ı Kürd ve Kürdistan fobi'istlerinin kural tanımayan saldırılarının hedefi haline getirdi. Bu şoven ırkçı cepheye Kürd özgürlük mücadelesi adına yola çıktıklarını iddia edenlerin de eşlik etmesi, militaristlerin elini güçlendirdiği gibi Erdoğan'ı da çok zora soktu ve geri adım atmasına da zemin hazırladı. Bunu çok iyi değerlendiren militarist güçler çetelerini de aktifleştirerek, AB uyum yasaları kapsamında gelişen demokratik değişim ve dönüşümlerin yanı sıra, AKP ile kan uyuşmazlığı gibi nedenlerden kaynaklanan prestij yitiminin rövanşını Şemdinli'de aldı. 
 
Şemdinli provokasyonu ile psikolojik üstünlüğü ele geçiren statükocu güçler, tüm ırkçı refleksleri canlandırarak, Türkiye ile AB ilişkilerini Kıbrıs sorunu kapsamında geçici olarak da olsa dondurmayı başardılar. Cumhurbaşkanlığı ve ardından da genel seçim kaygısı, AKP hükümetinin milliyetçilik kulvarına kaymasına neden teşkil ettiği gibi statükocu güçlere karşı mücadelede havlu atmasına da yol açtı. Erdoğan ve partisi AKP, Türkiye'nin demokratikleştirilmesi ve uluslararası demokratik topluma entegre edilmesi misyonunu  ihmal etmesi durumunda, partinin ideolojik olarak çözüleceğini öngörmek ve bunun doğuracağı olası risklerine de katlanmak durumunda olmalıdır.  
 
Türkiye Batı Trakya, Bulgaristan ve Kerkük'te yaşayan Türklerin azınlık haklarını ileri sürerek emperyal amaçlarını dışa vurabiliyor ve 1974 yılında işgal ettiği Kuzey Kıbrıs için savunduğu statükoyu, 40 milyonu aşkın Kürd ulusuna çok görüyorsa, burada bir tezat var demektir.  
 
ABD'nin Irak'ı işgali, Ortadoğu'daki mevcut statükoya bir müdahaledir. ülkemizin Güney'inde Kürdistan Federal Devleti'ni yaratmıştır. Güney Kürdistan'daki bu kazanım, özellikle Kuzey Kürdlerini Türkiye'ye entegrasyonu amaçlayan Genelkurmay-İmralı konseptinin yaşam bulma zeminini ortadan kaldırmıştır. Bu müdahalenin bir sonucu olarak da, Kürdistan'ı parçalayarak aralarında paylaşan sömürgeci devletlerin kimyası bozulmuştur. Ortadoğu'da İsrail'den sonra ABD'nin stratejik dayanağı Kürdlerdir. Yaşanılan sürecin önemini vurgulamak açısından, özellikle yukarıya aktardığım tespitleri daha önce yazdığım bir kaç makalede dile getirdim. 
 
ABD yönetiminin bugün açıkladığı yeni Irak stratejisi bizi doğrular niteliktedir. ''Baker-Hamilton raporu''undan medet umanları hayal kırıklığına uğratmıştır. Başkan Bush'un yeni Irak stratejisinin doğal bir sonucu olarak daha uzun bir süre Kürdlere dayanmak zorunda kalacaklarını öngörmek gerekir. 
 
Tüm tarafların bunu böyle kavraması ve bu temelde güçler arasındaki çelişki ve dengeleri iyi değerlendirerek, ulusal politikalar geliştirmeleri gerektiğine ilişkin projelerin yaşamsal bir önem arz ettiğini tekrar ifade etmekte yarar görüyorum. 
 
Günümüzde değişen dünya koşulları ile uyumlu politika yapma beceri ve birikimini yakalayabilmiş Kürdleri, eskiden olduğu gibi kullanma veya birbirleriyle çatıştırma olanağının  minimal risk barındıran düzeye çekilmiş olduğu kanısını taşıyor veya böyle olmasını temenni ediyorum. 
 
Türkiye egemenlerinin kriz üreterek, Kerkük referandumunu ertelemeye ve Irak'ta sürecin bölünme yönünde ilerlemesini geçici bir süre erteleme çabaları, Irak'taki sorunların çözümüne katkı sunmayacağı gibi çelişki ve çatışmaların daha bir sertleşmesini tetikler. Türkiye egemenleri, ABD'ye rağmen Güney Kürdistan'ı işgal edemeyeceğini bilmek durumunda olduğu gibi böyle bir çılgınlık yapması halinde de, Irak'ın durumuna düşebileceğini ve bunun Türkiye gibi devşirilen bir ulus-devlete çok ağır bedelleri olacağını bilmek durumundadırlar. 

Kerkük; Arap, Asuri, Türkmen ve başka azınlıkların yaşadığı çok kültürlü bir Kürd ili ve Kürdistan'ın “kalbidir” ve öyle kalacaktır. Bundan geri adım atmak, Kürd halkı açısından kabullenemez. 
 
Bundan sonra Ortadoğu'daki politikaların belirlemesinde, Kürdler piyon değil! Belirleyici aktörlerden olacaktır. Kürd halkı ile sürdürülmek istenen ilişki veya çelişkilerin tüm tarafları, buna göre hesap yapmak zorundadır.

15 Ocak 2007

Yorumlar (7 gönderildi):

yorumcu .. 12 Jan, 2009 05:27:07
avatar
süleyman arkadaş kerkük sorunu nun kemalizm ile ne ilgisi var biliyorum.çünkü kemalizm 1922 de bitmiştir.yani başlamadan bitti.hemde ingilizler bitirdi.kemzlizm itaat terakiden geldi,gücünü almanyadan alıyordu.mustafa kemal son iattatçıydı.ancak 1922 den sonra devre dışı kaldı.sadece önderleştirildi yüceltildi,yani uyutma politikası.bu gün ise kürtler bir araya gelmeyip tam bağımsız bir devlet kurmadıkça,şuanda ki haliyle orta doğu politikasında söz sahibi olmaları imkansız.ancak önderleri daha paralı ve zengin hatta yüceltme ile satın alacaklardır.kerkükte oynana rol de ne türkiyedeki halkın nede ırakta ki halkın bir ilgisi yok.tamamen abd rol oynamakta,yani emperyalist sömürü ve çıkarlar.şuanda orta doğuda tek söz sahibi olan abd dir.diğer devlet adamları onun evrakçıları ve sözcüleridir.yani şimdi abd türkiye devletine diyecek sen kerkük refrandumuna karışma diyecek türkiye de itirazmı edecek.türkiyede kemalist rejim sadece okul kitaplarında vezaman zaman medya kullanmakta ancak kemalizmin bir etkisi olmamakta tamamen nötrolize olmuştur.
selami .. 21 May, 2009 07:30:26
avatar
Türkiye'nin meselenin çözümü konusunda en büyük engel olduğunu söyleyen Osman: " Kürd tarafının da bu meselenin çözümü konusunda eksiklikleri vardı ancak çözüm için elinden geleni esirgemedi. ªunu bilmek gerekiyor ki ideoloji, şovenizm ve Arapçılık zihniyetinin sorunların varlığında etkisi vardı" dedi.

"Nuceyfi ve Türkiye ajandası"
Dış güçlerin müdahaleleri konusunda Osman somut bir örnek getirerek diyor ki: "Esil Nuceyfi, bütün anlaşmaları ihlal ederek ve Kürdlerin oylarını göz önünde bulundurmadan Musul'da Vali oldu. Eğer devlet başkanı olsam onu vali yapmam. Kürdler karşı çıkmasına rağmen ABD'liler ona destek veriyor. Neden? Çünkü bu kişi Türkiye kuvvetlerine bağlı. Bu sorunda bazı şoven tarafların rolü vardır. Türkiye'nin buradaki rolü diğerlerinden daha fazladır. Buradan şu anlam çıkıyor: Türkiye'nin ABD üzerinde etkisi fazladır. Ancak eğer Hewler ile Bağdat arasında anlaşma olursa sorunlar kalmaz. Sorunlar ne kadar erken çözülse bizim bunda kazancımız da o kadar fazla olur" dedi.

Abdülrrahman Ali-Bekir Ahmed / hewlerpost.com
dengizik .. 21 May, 2009 07:36:47
avatar
yorumcu arkadaş sen Kürdlerin bir devlet kuracağına inanıyor musun hem de tam bağımsız bir devletten bahsediyorsun devlet geleneğinin en köklü milletlerinden birisi olan Türkler bile tam bağımsız değilken makulü bulmaya çalışın aklı selim olun Türkler biraz toprak verse alın kurun devletinizi diye onu da beceremez birbirinize girersiniz sonuçta gene olacak olan Türklerle yaşamaya devam.
Muzaffer Saglam .. 22 May, 2009 12:53:50
avatar
Bilindigi gb. Kerkuk zaten gerek tarihsel ve gerekse'de cografi olarak Kurdistan'in bir parcasidir, bir ili konumundadir. Bunun aksisini soylemek'de hem bilime ve hem de siyaset ve gerceklige ihanet'den baska bir anlam tasimaz.
Ta Osmanlilar donemin'de Kerkuk'de ki farkli halklar icin yapilmis olan nufus istatistiklerine gore'de yerlesim nufusun cogunlugunu zaten Kurdlerin olusturdugunu gostermistir.
Yine Osmanlilar donemin'den sonra'da yani T.C devleti'nin olusumun'dan sonra'da Kerkuk'un nufusunun cogunlugunu yine Kurdlerin olusturdugunu gostermistir, kanitlamistir.

Diktator Saddam donemin'de Kerkuk yerlesim bolgesinde'ki nufus cogunlugunu'nun buyuk bolumunu olusturan Kurdler ve Turkmenler Irak'in degisik birimlerine ve yerlesim bolgelerine surgune gonderilmislerdir. Buna karsi'da Saddam diktatorlugu tarafin'dan da o surgun edilenlerin yerine'de bu bolgeye Araplar getirilip yerlestirilmislerdir.

Zaten Turkmenlerin'de Kurdistan'in bu bolgesine gelisleri Osmanlilar donemine denk dusmektedir. O yillar'da Osmanlilarin degisik zamanlar'da yapmis olduklari cesitli bicimde'ki saldirilari ve isgalleri sonucu Kurdistan'in bu guney bolgesi ve de Irak'in butunlugu'de bir donem Osmanlilarin egemenligi durumuna girmistir. Turk medyasi'nin ise Kerkuk'de ki Turkmen nufusunun toplam sayisi hakkin'da cok abartili bir sekilde yapmis oldugu bir yigin yalan-dolan haberleri, tesbitleri vardir. Iste bunun en basit bir ornegi'de diyorlar'ki yok efendim ''Kerkuk'de 3 milyon civarin'da Turkmen nufusu varmis''. Oysaki Turkmenlerin Irak'in genelinde'ki toplam nufusunun sayisi asagi-yukari 300 bin civarindadir. Eger akli selim bir Turkmene Kerkuk'de ki toplam Turkmen nufus sayimini hakkin'da sorarsaniz bunun gercekligini su bicim'de yanitlar, yani Irak'da genel Turkmen sayisi 300 civarindadir derler.
Turklerin bunda'ki siyasi amaci'da zaten bellidir, onlarin bu siyasi amaci'nin temelin'de zaten gosteriyor'ki burada'ki petrol kaynaklari'nin kendilerinin kontrolune verilmesidir ve bunu'da kendileri icin bir ekonomik cikar kaynagi olarak ellerin'de bulundurmak istiyorlar.

Oysa'ki Turkler 24 Temmuz 1923 yilin'da Isvicre'nin Lozan kentinde Avrupa'nin degisik farkli ulkeleri ve de baska kitalar'da ki daha farkli ulkeler ile ortaklasa olarak birlikte hazirlamis olduklari ve imzalayipda birlikte kabul etmis olduklari bu anlasma ile guney Kurdistan'in bolgesini ve de irak'in tumunun denetimini de Ingiltereye birakmislardir. Turkiye'nin bu yapmis oldugu antlasma ile de kendisinin imzasi vardir. Eger Turkler gercek'den buranin, yani Kerkuk'un ve Musul'un kendiklerinin bir sehri olarak gostermek istiyorlar ise, o zaman peki size sormazlar mi, '' neden o zaman siz Lozan antlasmasi ile buranin denetimini Ingiltere ye biraktiniz '', diye sormazlar mi?.

Ben o zaman'da bunun bir benzerini'de yani; Turklerin bu Kerkuk hakkin'da ki istem ve taleplerinin bir benzerini demek istiyorum;
Bilindigi gb. Kuzey Kurdistan bolgesin'de degisik zamanlar'da ve de yillarda bizim Kurdlerin buyuk bir bolumu zorunlu bir sekil'de kimisi Turk metropollerine ve kimisi'de ozellikle'de cogunlugu orta anadoluya surgune gonderilmislerdir. Orta Anadolu'da gocer olarak bulunan Kurdlerin sayisi takriben 2,5 3 milyon civarindadir. O zaman Turklerin bu istemlerine gore'de bizim bu surgun Orta Anadolu Kurdleri'nin de en dogal bir istem ve de hakki vardir, yani surgun olduklari bu topraklarin'da o zaman Kurd topragina dahil edilmesidir, bunun kabul edilmesidir.
Serdar Cömert .. 24 May, 2009 02:03:05
avatar
Güzel kardeşim kerkük ün neye göre kürt şehri olduğunu söylüyorsun..Herkesin elinde bi kanıt bi belge var kimi diyor kerkük türk şehridir kimi diyor kerkük kürt şehridir kimide diyor arap şehridir..Ya bir kere kürtlerin bir devleti varmıydıki şehri olcak. Devletin olmassa şehirlerin nasıl olcak. Mesela diyarbakır bir kürt şehri değildir. Nasıl iSTANbul bir türk şehri değilse diyarbakırda kürt şehri değildir. Bu iki ilde Türkiye Cumhuriyetinin şehridir. Doyaısıyla 2 şehirde Türkiye halklarının şehridir. Orası senin burası benim böle şey olurmu yaa. Btün şehirler bizim..HEPİMİZİN. Kerküke gelince orasıda hangi devletin eğemenliği altındaysa oranındır. Oranın halklarınındır. Hiç kimse ırk isimleri koymasın .Eskiden osmanlı şehriydi osmanlı halkınında şimdide oranın halklarının.
Anti->namert .. 24 May, 2009 06:04:53
avatar
çirkin ya da ..... Serdar!

Kerkuk; $ehrin mezarliginda en fazla kimin mezar ta$i varsa O halka aittir.

Petrol var diye hazmedemiyorsunuz degil mi?

Mesela niye Musul ile ilgilenmiyorsunuz?

Bak ilk ismini(Serdar ismi Hintler,Pakistanlilar, Tacikler, Farslar,Kurdler arasinda cok yaygindir) bile Hind -Avrupalilardan borç almi$ uyanik!

Siz Sulun Osmanlarin gunduz geçtigi yollardan biz gece geçtik!

Ha eger bir irk ismi koymamak gerekiyorsa once bugun Turkiye denilen cografyaya için 1 yy. once (1909 senesi)varolmayan isimden ba$layalim olur mu?

Anladin mi tirki bê idrak?
kemal botan .. 24 May, 2009 01:21:06
avatar
saddam canavarının redetmediği bişeyi türkolar redediyor tarihi bırakın bir kenara
1958 sayımın da KERKUK NUFUSUNUN 184000 KÜRT
193000 ARAP TÜRK SÜRYANİ KELDANİ YEZİDİ YAHUDİ VS. BU IRAKIN RESMİ NUFUS SAYIMININ SONUCU benim anlamdığım
kerkuk un kürtlerin elinden çıkmasının sağlamak için çabalayan uveyşoğlunun kazaqnımı ne zaten ısa zaman sonra ölecek
(kerkuk referandumu süreci aksaması için neden yoktu
ama üveyşoğlunun emirleriyle oremar saldırısı hani destanlaştırdıkları gerçekleştirildikten sonra mecburi olarak ertelendi)ve benim hakım üveyşgiller sülalesi ve müridlerinin yıllardır kuzeydeki oluşumu engellemek bozguna uğratmak için son nefes çalıştıklarını görememesi kimin kabahati?hani meydanlarda bağıran sözde aydın siyasetçi ve liderlermi?o korkaklar bunun hesabını ödeyecekler

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

Puanlama
0