Apolyon - 30 Şubat Görüşme Notları Orjinal
Josephin her ne kadar Napoleon’u kadınlardan soğutup para ve savaş tutkunu yapmışsa da bunun benim ve Kesire ile uzaktan ilgisi olamaz. Napeleon’un "nedir taht. kadifeyle kaplanmış yaldızlı bir parça tahta. devletim ben. burada halkın temsilcisi yalnızca ben'im. hata yapmış olsam bile, beni halkın içinde eleştirmemeliydiniz. insanlar kirli çamaşırlarını evde yıkarlar. fransanın bana olan ihtiyacı, benim fransaya olan ihtiyacımdan daha fazla." “Korsikalıyım ama kendimi fransız hissediyorum" açılımlarının aslında benim Sümer Rahip Devletinden Demokratik Cumhuriyet’e kitabımdan esinlenerek söylediğini not edin.
Sağlığımla ilgilili sorunlar devam ediyor, Midemde Napoleon'un midesindeki yanma gibi bir ekşime var. Test sonuçlarından haber var mı ?
Ne diyor doktorlar?
Arsenik miymiş?
Kaç ml buldular?
KEMALİZME OBJEKTİF BAKIYORUM
Siz 21. yüzyılın imgesel motifi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten bihabersiniz. Kemalizmi yanlış anlıyorsunuz. Kürdlerin kurtuluşu Kemalizmdedir. Kemalizm zararsız Kürdlerin Türkleşme Özgürlüğünün kayıtsız savunucusudur. Kemalizm isyan eden Kürdler haricinde bütün kürdleri sımsıkı kucaklar, kucağından hiç indirmez. Atatürkçülüğü yüceltemiyorsunuz! "Ben Kemalizm'i bir olgu olarak ele alıyorum. Kemalizm'e objektif bakıyorum. Yani bilimsel olarak inceliyorum.
Benim Ergenekon’la ilişkimin olduğunu söylüyorlar. Öyle bir şey yok. Onların Kuva-i milliye dediği şeyin aslında benimle hiçbir ilgisi yok. Benim Kuva-i Milliye dediğim şey 1920’lerin dayanışma ruhudur. Şimdi Kuva-i Demokrasi diyorum.
"EKOLOJİK DEMOKRATİK MEDENİYETLER UZLAŞMASI"
Çözüm burnunuzun dibinde!
Daha fazla kardeş kanı dökülmemesi ve kirli savaşın sona ermesi için "Ekolojik Demokratik Medeniyetler Uzlaşması"nın hayata geçmesi gerekiyor. Avustralya'daki yerli Aborjin'ler ile temasa geçmelisiniz. Çözümü uzaklarda aramayın.
Ben daha önce de söyledim. Napoleon’nun Josephin'e olan aşkının sonucunu yakın tarihten biliyoruz. Ferhat neyse oda odur. Joesphin Napoleon’nun gözünün yaşına bile bakmadan aldatmıştır. Napolyon hiçbir zaman ne yaptığını bilen biri olmadı. osmanlı padişahının ordusunda paşa olmayı istedi.
Napoleon da istanbul'a bu amaçla gelmek için aday olur ama bu isteği fransız ihtilali olunca gerçekleşmemiştir. Fransız devriminin önderliğini yeğlemiş ve yeniden saray özlemlerine geri dönmüştür. Waterloo’da yenildikten sonra Elbe adasında şişman bir sürgün olarak öldü. Aradaki tek fark Napoleon’nun cüce göbekli, Ferhat’ın ise kel ve göbekli olmasıdır. Josephin her ne kadar Napoleon’u kadınlardan soğutup para ve savaş tutkunu yapmışsa da bunun benim ve Kesire ile uzaktan ilgisi olamaz. Napeleon’un "nedir taht. kadifeyle kaplanmış yaldızlı bir parça tahta. devletim ben. burada halkın temsilcisi yalnızca ben'im. hata yapmış olsam bile, beni halkın içinde eleştirmemeliydiniz. insanlar kirli çamaşırlarını evde yıkarlar. fransanın bana olan ihtiyacı, benim fransaya olan ihtiyacımdan daha fazla." “Korsikalıyım ama kendimi fransız hissediyorum" açılımlarının aslında benim Sümer Rahip Devletinden Demokratik Cumhuriyet’e kitabımdan esinlenerek söylediğini not edin.
BEN ULUS-DEVLET SISTEMATIĞINI ÇÖZDÜM
Fernand Braudel’i okudum. Bu konuda da eleştiriler var. Braudel'in dilinin ve anlatımının ağırlığının yanısıra fransızcadan türkçeye çeviren çevirmenin türkçe bilmiyor olmasının sorumlusu ben değilim. Ben okudum anladım. Braudel’in sadece Egemen olanın tarihini yazmış olması, ezilenler, hor görülenler, boyun eğdirilenler, kadınlar, çocuklar, fiziksel ve zihinsel engelliler, kanun kaçakları, entellektüeller ve avrupadaki en büyük azınlık olan çingeneleri umursamamış, siyasi duruşunu merkez sağ'a konumlandırmış ve "seçkinci" bir tarihçi/düşünür olması benim onu anlamamı engelleyemez. Opus magnum'u Akdeniz'i ikinci dünya savaşı sırasında tutulduğu Almanya'nın kuzey buz denizindeki Lübeck şehri civarında bir esir kampında elinde kaynak bulunmaksızın tamamlayabilmiş olması hayret verici değildir. Keza ben de “Sümer Rahip Devletinden Demokratik Cumhiryete” kitabımı yazarken kaynak olarak Sadece TRT1 radyosundan ve ilham kaynağım olan Atatürkün Nutuk’undan yararlandım.
Immanuel Wallerstain’a gelince türkçeye çevirilmiş bilimsel arastirmalari ve makaleleri yerine daha cok popüler ve spekülatif kitaplarını okumuş olmamı da eleştirenler var bunada biraz değinmek istiyorum. Wallerstain’in bir yahudi olması, 1951-1953 yılları arasında ABD ordusunda görev alması, 1950'li yıllarıda tamamladığı yüksek lisans tezi "Mccarthycilik ve ABD Dış Politikası" üzerine olması, ve kendisine yakıştırılan Neomarksist sıfatı ile ilgisiz hiçbir zaman Marksistlik iddiasında bulunmamış, burjuvazi ve ekonomisinin yarattığı tarihi anlatıyor olması ve Kapitalizmden çıkış olmadığını iddia etmesi benim onu anlamış olmamı engeleyemez. Bunları halk anlayamaz. O nedenle daha önceki görüşmelerde sadece adlarını vermekle yetindim.
ÖMA "ÖZGÜR MÜRİTLER AKADEMİSİ"
Daha çok çalışmalısınız. Edirne ve Yozgat'ta ÖMA "Özgür Müritler Akademisi" çalışması tıkanmış sürecin önünü açar. Yüzlerce, binlerce özgür mürit yetiştirmelisiniz. Beş yüz kişi tutuklanırsa, beş yüz kişi daha yerine gelebilmelidir. Hatta gidenlerin yeri daha fazlasıyla doldurulmalıdır. Ancak bu şekilde mücadelelerini yürütebilirler. Öyle yapamadık, anlamadık gibi şeylerle karşıma çıkılmasın.
Arseniğe maruz kalanlarda, idrar arsenik analizinde kabul edilen en yüksek sınır 200ml'dir. Esorbe olan arsenik bileşenleri özel enzimlerin sulfidril gruplarını bloke eder. Böylelikle hücre içi oksidasyon ve metabolizma bozulur, etkilenir. Kemik iliği etkilenir. Doku dejenerasyonu oluşur.Kroniketkilenmede cilt kanseri gelişir. Beni yok etmek istiyorlar, ama ben uçakta sözverdiğim için yaşamalıyım ve hizmetlerime devam etmeliyim.
Nasnamenin yarınki manşetini atmadan önce, Şükrünün Türk Asker Analarından özür dileyen bir düzenleme yapılabilir.
Kadınlara özel selamlarımı iletin.
Ugandadaki halkımıza selamlar,



Yorumlar (9 gönderildi):
Editörûn notu: Sevgili okuyucu başlık gayet açık ve nettir, Tartışma konusu yapılacak kadar önemli olan husus ne bizim gazeteceliğimiz, ne de neyi nasıl anladığımızdır. Eğer ortada ayıp ile iştigal eden birileri varsa oda Kürd halkını enayi yerine koymaya çalışarak, bu saçmalıkları okuyup anlamadan ve sorgulamadan müritlikte ısrar edenlerdir.
Kendisinin hangi yönlerinin hangi ölçülerde söz konusu bu liderlere benzediği bir yana, benzemeyen bir yönü çok açık: Asla kendisini riske atmamak. Bu liderlerin her biri yaşamlarının bir çok anında çok ciddi riskler aldılar. Napolyon Prusya’lılarla yapılan savaşta ordusu bozguna uğramak üzereyken kılıcını çekip köprünün ortasında bir asker gibi kılıç kılıca savaştı. Askerlerinde moral üstünlüğü yaratarak, Avusturya’yı yenilgiye uğrattı.
Stalin; Çarlk döneminde Bolşevik Partisi parasızlıktan kıvranırken, Rus Merkez Bankası’nı soydu. Öcalan ise MİT’in parasını yemekle övünüyor.
Hitler; 1933’te Munih’te Biurahane baskınına bizzat silahlı olarak katılarak partisinin yükselişini hazırladı.
Görülüyor ki, bu üç liderin ortak bir özellikleri vardır: Risk almak! bu liderlerin ortak bir özelliğidir.
Soruyorum: Öcalan yaşamının hangi döneminde, hangi kişisel risk almıştır?
Şam’dan son kullanılma tarihi geçtikten sonra, kovulduğunda niye dağa, gerillanın başına geçmedi? Eğer insanda vicdan diye bir şey varsa, bu korkaklığı nasıl örtbas eder!..
Sayiyorum diğerlerini:
Mao; mücadele döneminde, eşini ve iki çocuğunu mücadelede kaybetti. ”Uzun Yürüyüş” döneminde çıplak ayakla partizanlarının yanı başından hiç ayrılmadı.
Stalin; 2.Dünya savaşı sırasında oğlunu Alman’lara karşı savaşa gönderdi ve oğlu Alman’lara esir düştü.
Marx’ın bir çocuğu, Londra’da mülteciyken açlıktan öldü. Marx; Prusya İçişleri Bakanı olan kayınbiraderinin yardim talebini kabul etmedi.
Sayiyorum: Gandi bizzat kendisi açlık grevine girdi. Uzun Yürüyüş sırasında çıplak ayakla yürüdü. Saddam Bağdat’ın ortasında Kralı vurmadı mı? Arafat; Israil’ler içinde bulunduğu binayı bombalarken, Ramallah’tan kıbırdadı mı?
Sayiyorum. Castro; dağda fiilen savastı ve Havana’ya elde silah ile girdi. Che Guevara’yı anlatmama gerek var mı?
Selahaddin-i Eyyubi bir kılıç ustasıydı; sayısız savaşa elde kılıç katılmıştır. (Bu arada merak ettiğim Öcalan’ın Selahaddin-i Eyyubi lafını hiç ama hiç ağzına almaması. Halbuki, Avrupa’da Hz.Muhammed’den sonra, en iyi tanınan ikinci Müslüman liderdir.)
Sayiyrom: Barzani; ayağında Gislavet lastik ayakkab ile yıllarca savaşmadı mı?
Barzani ve Talabani kendi peşmergelerinin bizzat başında değil miydi?
Peki Abdo kime benziyor? Bana sorarsanız: İdi Amin (Yemek düşkünü, Abdo gibi en iyi parçayı kapardı ve komplocu)İkinci türevi ise, Zimbabwe Devlet Baskanı Mugabe (Ülkesinde Milli Piyango çekilişini bile, hile yaparak kendine kazandıran "Sosyalist lider"
En son Ingiltere tahtının Varisi Lady Diana’nin oğlu, Harry (21 yaşında) 3 aylık bir süre için Afganistan’da savaşa gönderilmisti. El-Kayda’nın, onu özel olarak hedef almasi üzerine, Ingiltere’ye geri cağrıldı. Çocuk bu karara karşı isyan etti! "benim arkadaşlarım ölürken, burda olmam yakışıksızdır. Ben kahraman olamam"dedi.
Ayni günlerde Türk ordusu, G.Kürdistan’a karşı operasyona baslamıştı ve Osman Öcalan da ikinci evliliğinin düğününü yapıyordu.
Asalet meselesi; baska bir sey degil.
Abdo, bir Megaloman Şarlatandır. Öcalan’cılığın temel felsefesi Şarlatanlıktır.
Bu gerçek, er ya da geç Kürd Milleti’nin tamamı tarafından anlaşılacaktır. ER ya da GEÇ ama Mutlaka!
bizim bölgede çok sevilen ve sayılan biridir. Şeyh Fahri’den dolayı, herkes çocuklarını ve akrabalarını da sever ve sayardı. Ancak, bazıları bunu çok aşırı bir şekilde yan,, müritçe yaparlardı.
Şeyh Fahri’nin bir de Şeyh Eşref isminde bir oğlu vardı. Şeyh Eşref çok rakı içerdi ve bunu da hiç ama hiç gizlemezdi. Babam şeyhti ama, ben değilim derdi. Elini ayağını öpmeye çalışan mürütlerine kızardı, etmeyin yapmayın derdi. Ama nafile!...
Bakın ben rakı içiyorum, artık bu müritlik ayaklarını bırakın derdi, ama kim dinler. Fakat, aldığı cevap çok ilginçti. ( Kemal Sunal feyzo filminde ağam benimle eğleni derdi ya) aynen bunun müritleri de Şeyh bizimle dalga geçiyor, zemzem suyu içiyor, ama bizi denemek için sakadan rakıdır diyor, derlermiş. Yani kendilerince, şeyhimiz bizim bağlılığımızı ülçüyor derlermiş.
Her nedense, Kürdlerde bağlılık çok ilginç ve ahmakça oluyor. Yani, kraldan çok kralcı mantığı, tam da Kürdler için söylenmiş desek, yerindedir.
A.Öcalan bir gürüşme notunda aynen şöyle diyor. Ben delirsem, Kürdler; başkan erdi derler!.. Iste bu cümle gerçektende Kürdlerin içine girdikleri trjik-komik ru hallerini çok açık bir şekilde ifade ediyor.
Öcalan açık bir şekilde Kemalist olduğunu ve bağımsız bir Kürdistan istemediğini deklere etmiş olmasına ve Şêx Saîd’i, açıkça İngiltere’nin işbirlikçisi olarak gürüdügnü söylemesine rağmen, hala müritleri şeyhimizin bir bildiği vardır diyerek, halkımızın değerlerini, Zübeyde’nin oğlu Kemal’e kurban ediyorlar. Yazık!..
Keza mahkeme ifadelerine bakıldığı zaman görülecek ki, Şeyh; Suriye’nin yanı sıra, bir çok ülke istihbaratı tarafından kullanıldığını ve halen de kullanılmak istenildiğini buyurmaktadır! Türk egemenlerine de, buyrun bundan böyle, siz; beni kullanın dediği artık bir sır değildir.
Şeyhin sözü, bugünlerde moda oldu. Kim ki, T.C nin kucağına oturmak istiyorsa, bahane belli: - imkan verin hizmet edeyim- ama, kimse sormuyor bu hizmet nedir, nasıl hizmet edeceksin, kime hizmet edeceksin?
Şeyten sonra, Şemdin! Şimdi de, osman birader bu imkandan yararlanmak istiyor. Bence, bu imkan da verilmiş. Yani, birisi size hizmet etmek için imkan isterse, siz ne yapardınız? Geri mi tepersiniz? Sanmiyorum.
Velhasil u kelam!... bu örnekleri uzatabiliriz. Ama, sonuç değişmez.
Şeyhimiz rakı değil, ava zemzeme içiyor. Başkan böyle diyorsa, mutlaka bir bildiği vardır der, müritliğin doğası gereği işin içinden çıkarız.
Bu sahtekarlık örneğini, namuslu Kürd evlatlarına Allah u taala nasip etmesin!
AMİN !...
Imralı’da olup bitenleri aslında herkes iyi biliyor, ama nedense kul köle kişilik ne yazık ki, biz Kürdlerde bir kötü özellik haline gelmistir. Görmek istemiyoruz. Eskiden hangi Kürd örgütü demokrasi veya barıştan bahsettiğinde hain ve işbirlikçi damgası yerdi. Hatta otonomi ya da federasyondan bahsetmek, halkı satmak anlamına gelirdi . şimdi Ada’lar Şeyhi…..diyor ki, hizmete hazırım. Ne hizmeti kime hizmet? O zaman binlerce insanı sen kendi komutanda nasıl harcarsın……?
Söz konusu “ kardeşlik” ise, biz; kavga etmeden de bir şeyler yapabilirdik. Ya da arada erir biterdik. Kısacası, Nasname tüm ipleri pazara çıkarmalı, sadece dikkat etmesi gereken yön Ulusal Stratejidir. Onun dışında, şeyhlerin veya müritlerinin kirli çamaşırlarını ortaya çıkmadan Kürdistan diye bir hayalimiz bile olamaz. Şeyh hazretleri artık hayallerimizi bile ortadan kaldırma mücadelesi veriyor. Baksanıza hergün yeni bir vahiy yolluyor. Bu vahiyler de olmayan tek bir şey var: o da, Kürdistan.
Artık bizden olmayan bireylere tapmayalım!... Tanrı bile bize karşı ise,(haşa) Onu da; bir kenara bırakabilmeliyiz.
Tabularını yıkamayan halkların özgürlük diye bir sorunları olamaz!
Teşekkürler Nasname
Bak hele densizin ettiği kelama! Şehitlerimizin ve ulusumuza en büyük hakaret bu adamın varlığıdır, başka bir şey değildir. Tövbe ve sünne haşa, bize postal yalamak ve Kemalist olmayı Allah nasip etmesin!
Varsa kaderde böyle bir şey, ölmeyi yeğlemek daha büyük bir erdemdir. Arkadaşlar; biz Kürd ve Kürdistan için varız, Öcalan’ın ideolojik saçmalıkları ve sol/sosyalizm ile ilgisi bulunmayan çarpıtmaların için akıtacak tek damla kanımız ve tek kurşunumuz olmamalıdır. Ne olur ”ulu önder” sen git de, 5 yıldızlı otelinde bir an önce hayatını sonlandırmaya bak ki, biz de kendi başımızın çaresine bakalım.
Saygılarımla…
(bence sadece burdaki mqantıksızlık bu zatın kimliğini ele verir. napolyon nasıl senden etkilensin. başka hiç bir tezatlığa gerek yok. 1800 lerde yaşamış napolyon zatin sümer rahib devleti katabından etkileniyor. çok defa okudum. belki bu napolyon şimdiki sarkozinin göbek adıdır falan..ama hayır nopolyonun kendisinden etkilendiğini söylüyor.burda ki kafa karışıklığı dahi bazı şeylerin yanlış gitttiğinin farkına varması için birilerine alarm olsun.
madem nasname mizahı sevmiyor bizde bir daha yapmayız. bence bu metin ancak o mizahla ortaya konulabilirdi. ama demek vakitsiz öten horuz gibi vakitsiz mizah yazıları da yayımndan kaldırılıyor...
Kürtleri PKK den uzak tutmak
ve bunun için buyuk paralar aliyorsuz;;
Bilin ki TC, USA, Iran, Irak, Suriye ve AB bas edemiyor pkk ile çunku arkada agar bir felsefe var.
Boyle yazmam bile mutlaka sizlere bir gurur yapiyor çunku sizler ile muhatap oldum için.
Ama bir kere ve son defa soruyorum :
Hedefiniz nedir ? merak ettim?
Kürtler için ne geteribilir sizin gibi insanlar ?
Yorum yaz