Globalleşen Dünyada Birey Özgürleşmesi ve Kendileşmesi
Harun VARLIK Özgür birey; ilkeli, kurallı, kendine ve başkalarına karşı duyarlı, değişik düşünceleri tahlil etmesini bilen aydın kişidir. Dünyayı, yaşadığı coğrafyayı ve toplumu yerel ve dar kalıplarla değil, evrensel değerlendiren ve analiz edebilen kişidir. Özgür birey, geçmişinden ders çıkaran ve geleceğe, geçmişini bir laboratuar gibi...
amde kılan insandır. Özgür birey, bencillikten Uzak, öğrendiklerini ve tecrübelerini değerli bir sermaye gibi sürekli göz önünde bulunduran ve başkalarının faydasına sunan insandır.
Özgür insan, ırkı ve mezhebi (ideolojisi) ile, mesleğiyle övünen değil, beyni ,kişiliği ve ölçü sahibi oluşuyla, dar sınırlar içerisinde değil,dünya vatandaşlığına talip cesaret ve özgüvene sahip oluşuyla insandır. Daha öz bir değişle," kendi beğendiği kıyafetleri ve uygun bulduğu elbiseleri sırtına geçiren insandır. Başkalarının sipariş ettiği paltoya uygunmudur değil midir diye düşünmeden omuzuna atan, özgür bireyliğini başından beri kaybetmiş demektir."
Neden bu konuyu gündeme getirdim diye garipsenebilir, ancak her başarının ve her olumlu gelişmenin özgür düşünce ve özgür bir irade ile mümkün olabileceğine inanıyorum. Toplumumuzun şu son gelinen noktasına baktığımızda, meselenin ne kadarda önemli olduğu gözlerden kaçmıyacaktır. Olaylara bencil ve yerel olarak değil, evrensel bir yaklaşımla yaklaşıldığında, çıkmazların, yokuşların ve inişlerin asıl nedeninin, olaylara başkalarının menfaatleri ve gözlükleri ile bakmanın neticesinde oluştuğunu görmemek mümkün değildir. Birey, kendi iradesini başkalarının terkisine koyduğu zaman birey diye bir şey kalmaz, sadece figüran ve rüzgarın sağa sola savurduğu çerçöp niteliğine bürünmüşlük oluşur. Daha basit bir ifadeyle, aklını ve ruhunu başkalarına teslim eden birine, akıl ve kimlik sahibi demek bizi büyük yanlışlara yönlendirecektir.
Ben herkesin görüşüne saygı duymakla beraber, kendi düşüncemide öz irademle ve özgürce söyleyebilme hakkına sahib olduğuma inanıyorum. Hak kimden gelirse gelsin onu kabul etme , yanlışı da, onun yoğunluğu ölçüsünde eleştirme ve yanlışlığını açıklayabilme cesaretini gösterebilmeliyim.
Otuz seneden beridirki yaşadığımız coğrafyada şiddet bir türlü bilmek nedir bilmiyor. Sanırım herkesin ittifak ettiği nokta da, bizim coğrafyada yaşayan hiç bir aile kalmadıki bedel ödemedi. Duygusal yaklaşımdan kaçınarak herkes özgür iradesi ve düşüncesiyle şöyle bir değerlendirsin, biz ne kadar başarı yakaldık ve başarının neresindeyiz. Hareket ve örgütlerin dünya gerçeklerine ne kadar açık olduklarını ve dünyaya ayak uydurduklarını hesaplayalım. Her merhale kendisinden sonra gelecek olan merhaleyi takip etmediği taktirde treni kaçıracağı ve bir daha kontrolü sağlıyamayacağı gerçeğini kabul etmek zorundayız. Yaşadığımız coğrafyada hala şiddeti ön plana çıkarıp siyasal açılımın önüne set çekiyorsak, demektirki özgürlügümüzü ipotek altına koymuşuz.
Gelişen olaylar beni hep düşündürmüştür. Sahip olduğumuz geçmiş bilgilerimizi, zamanı değil diye hep erteledik, açıkçası konuşmaktan çekindik. İnsanların at gözlükleri ile olaylara baktıkları ortamlarda bazen can alıcı doğruların bile hiç bir kıymeti yoktur. Hatta karşı propaganda diye, senden güclü olan insanların hakaret ve eziyetlerine bile maruz kalma ihtimali bile çok yüksek. Ancak bu gün kulak deveyi geçti. Biz konuşmadıkça ve seviyeli tartışmadıkça eminimki daha çok başkalarının üniforması ile yaşayacağız. Bazı haberler midemizi bulandirsada konuşabilmeyli ve tartışabilmeliyiz.Son iki yazımda yargıtay başsavcısını işlediğim için hakaretvari söylemlere maruz kaldım. Olsun, yalnız keşke olaylar tüm çıplaklığı ile görünebilse. Biraz düşünmemizi sağlıyacak bir kaç örnek vereceğim.
Hirant dink katledildiğinde kendini mazlumun yanında görenler aslında olayı tam anlamıyla bilmiyorlardı. Zira Hirant Dink’i hedef tahtasına oturtan yine bizim Urfalı başyar-gıç Abdurrahman olduğunu kaç kişi biliyor. Bizim demokrat ve devrimcilerimiz heppimiz Hırant´iz naralarını atarken yine yine Hirant ölüsünü bile rahat bırakmadan oğlunun cezasını onayan yine başyar-gıç Abdurrahman.İlhan Selçuk’la ilgili olanı ise, biraz eskilere gitmek isteyen arkadaşlar şunu göreceklerki 9 Mart cuntasının baş mimaridir. 9 mart cuntasının en hazin olayı nedir? Onuda söyleyeleim. Deniz Gezmiş ve Mahirlerin darağacında sallanmalarıdır. Bu gün yine Aynı İlhan ve aynı bilinen senaryo. Şükrü hocanın değimiyle;Al burdan yak!..
Sıra Doğu perinçek’de. At izini it izine karıştıran adam. Uluslararası ajanlığı tescil edilmiş bir şahıs. Dün Bekaada Öclan’la "ya istiklal ya ölüm " pozlarını verirken bu, gün Ulusculuk için bağıra bağıra ağzında tükürük kalmamıştır.İddianamede geçen silah olaylarıda doğrudur. Belki sayı olarak abartılı olabilir ancak, Faşist generaller ile örgüt arasında bir piyon ve aracı olduğu artık su götürmez bir gerçektir. ister kabul edelim ister etmiyelim. Kabul etmediğimiz için gerçek gerçekliğinden çıkmaz. Zira başta da söylediğimiz gibi bir mücadeleyi yönlendirmek ve başarıya ulaşmasını engellemek için o hareketi veya o örgüttü bulunduğu merhaleden ilerike merhaleye geçmesini engellemek için gerkirse kendi silahını bile paylaşırsın. Bunlar hayal mahsulü değil. At gözlüklerini çıkarıp, özgürce düsünen insanlara bu kaç anektod yeter sanırım.
Onun için "falankesin iradesi benim iradem" coğrafyamızda el öpmemekle başlatılan bir mücadelenin insanlari için "el öpme yarislari düskünlügü" "EDI BESE"
26.03.2088



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz