Babasının Kızı Konuşuyor.
Mahir Kaynak'ın kızı Deniz Ülke Arıboğan şimdi Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü. Babası Kürd sorununu en iyi bilen MİT görevlilerinden. Kızı da ondan aşağı değil.
Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, AK Parti'nin kapatılması istemi ve Ergenekon çetesi ile ilgili yaptığı açıklamalarda; Türkiye'de devlet içi bir savaş olduğunu ve bununda Kürt devletinin kurulmasına adım adım yürüdüğünü iddia etti.
AK Parti'nin kapatılması ve Ergenekon davası gibi görünen devlet içi çatışmanın aslında olayların sadece görünen yüzü olduğunu ve olayın özünü sakladığı inancında olduğunu savunan Prof.Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde çok temel bir problemle karşı karşıya kalacağını ifade etti. İktidar partisinin kapatılması ve Ergenekon davası'nın Kürt sorununu çok ciddi biçimde Türkiye'nin gündemine getireceğini düşündüğünü söyleyen Prof. Dr. Arıboğan, "Bunu söylememin en önemli sebeplerinden bir tanesi Leyla Zana'nın en son yaptığı açıklama; 'Abdullah Öcalan'ın 2010 yılında bizlerle beraber olacak' demesi, oradaki insanlara" dedi.
Genel görümüme bakıldığı zaman Türkiye'de, bir devleti oluşturan bütün bacakların tümünün kırıldığının görüldüğünü, yargı sisteminin iflas etmiş durumda olduğunu ifade eden Prof.Dr. Arıboğan, yasama, yürütme ve yargının en önemli bacaklarından bir tanesi olan yargının şuan şaibe altında siyasallaştırılmış durumda olduğunu ileri sürdü. Meclis idaresinin üzerinde kapatma gölgesi bulunduğunu vurgulayan Arıboğan, bunun dışında AK Parti'nin yürütmesi açısından Başbakan ve onunla birlikte AKP'nin en kuvvetli kadrolarının tavsiye edilmesinin söz konusu olduğunu kaydetti. Liderlik potansiyeli olan kişilerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte tasfiye edilmek istenen 71 kişilik listenin içinde olduğunu anımsatan Prof. Dr. Arıboğan, "Hem yasama hem yürütmede kriz vardır. Devletin hukuk sistemi iflas ettiğinde, devletin meclisi, hükümeti iflas ettiğinde ordusunun ne vaziyette olduğuna bakmak gerekir. Devletin ordusu üzerindeki şaibelerde hem bu Ergenekon davası hem de Kuzey Irak operasyonu sonrası yapılan spekülasyonlarla oldukça zedelenmiştir. Ordu'yu kıpırdayamaz hale getirmiş durumdalar. Baktığınız zaman ekonomik bir kriz kapıda görünüyor. Artı bu ülkenin en önemli yapıştırıcılarından biri olan Müslümanlık denilen konu tamamen irtica veya şeriatla örtüştürülmüş durumdadır. Kısaca bu devleti, bu toplumu bir arada tutan bütün bacakların üzerine çok direk bir saldırı var şu anda ve devlet çökmek üzere. Aslında böyle bir çöküşten ya kaos ya askeri darbenin ortaya çıkması beklenir. Her iki durumda da ortaya çıkacak görüntü çok nettir. Türkiye'de askeri bir yönetim gelirse, istikrarlı ya da çok demokratik bir yönetim sağlasalar bile uluslar arası kamuoyu nezdinde bunun bir askeri yönetim olacağıdır ve bir Kürt devletinin kurulmasını anormal şekilde kolaylaştıracaktır." şeklinde konuştu.
"İKİ YIL SÜRMEZ KÜRT DEVLETİ ORTAYA ÇIKAR"
Sistemin böyle gitmesi ve devletin kendi içinde çatışmaya devam etmesi halinde iki yıl sürmez bir Kürt devletinin ortaya çıkacağını iddia eden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, bu gidişin kesinlikle ne devletin içindeki temizlik ne de AK Parti'nin kapatılması olmadığının altını çizdi. Herkesin bunu laik, antilaik çatışması olarak algıladığını ancak bu durumu herkesin görüp ve masanın başına oturması gerektiğini söyledi. Hiç kimsenin sonucun ne olacağını görmediğine işaret eden Prof. Dr. Arıboğan, oluşturulan kaos ortamında Kürt devletinin kurulmasını kolaylaştıracağını belirtti.
Askerin gücünün önemli ölçüde zayıflatıldığını iddia eden Prof. Dr. Arıboğan, sözlerine şöyle devam etti: "Zaten asker şuanda kıpırdayamaz durumda. Türkiye çok direk bir saldırı altındadır. Türkiye zannediyor ki bir temizlik yapılıyor. Laik çatışması var Türkiye'de, böyle bir şey yok. Türkiye'de çok ciddi bir uluslararası operasyon var. Adım adım Kürt devletine doğru gidiliyor. Eğer masaya oturmasalar, bu böyle olacaktır. Herkesin bunu görmesi lazım. Bir devletin bacakları sağlam değilse o bölgeye gideceğiniz zaman hukukla mücadele edemezsiniz. Yürütmeniz, karizmatik liderleriniz tavsiye edilmiş durumda."
Yaşanan bu olaylara karşı halkın nasıl tepki göstereceğinin ise bilinmediğini anlatan Prof. Dr. Arıboğan, AK Parti'nin kapatılması ile çok zayıf bir hükümet oluşturulacağını da sözlerine ekledi.
"TÜRKİYE EKONOMİK KRİZİ KALDIRACAK ALTYAPIYA SAHİP DEĞİL"
Olası bir ekonomik krizi durdurabilecek Türkiye'nin güçlü bir alt yapısı olmadığını da açıklayan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, ekonomik krizle birlikte Güneydoğu'da çok şiddetli tepkiler ortaya çıkabileceğine işaret etti. Güneydoğu'da sadece PKK'nın değil Barzani'nin de etkili olduğuna vurgu yapan Arıboğan, Barzani'nin uluslar arası meşrutiyet açısından çok önemli birisi olduğunu da kaydetti. Bu nedenle hemen tarafların masa başına oturması gerektiğini belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Türkiye'nin yüzeysel şeylerle uğraşmayı bir tarafa bırakmasını önerdi. Bu konuların gündemden kaldırılması ve devlette birliğin oluşturulmasının şart olduğunu bildiren Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, asker üzerinden siyaset yapılmasının bir tarafa bırakılması gerektiğini ifade etti.
"TSK'NİN ÜZERİNDEN SİYASET YAPILMASI KABUL EDİLEMEZ"
Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Ordu'nun üzerinden siyaset yapılması kabul edilemez bir şeydir. Devletin en güçlü kurumlarından bir tanesi Kuzey Irak'ta bir operasyon yaptı ve başarıyla dönen orduya şu söylendi; 'Sen ABD'nin komutası altındasın, çekil dedi sende çekildin' denildi. Türkiye bu üslupla tartıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başarılı operasyonunu başarısız göstermeye çalıştılar. Türk askerine bir şiar darbesi vurdular. Barzani bu psikolojik ivmeden faydalanacak. Zaferi iyi savaşarak kazanamayacaklarını gördüler. Genelkurmay Başkanı'da bunu hakaret olarak algıladı ve cevap verdi. Türkiye yapılamaz denilen şartlarda ve yapılamaz denilen operasyonu yaptı. Türk Silahlı Kuvvetleri muzaffer bir şekilde döndü. TSK şuan ikilem içinde kaldı. Dışarıda mı savaşsın içerde mi. Siyaset TSK ve dini referanslar üzerinden yapılmamalı. Müslümanlığı şeriat ya da irtica haline getirilmemeli. İslam'ın, siyasi çerçeve içerisinde kullanılmasının sağlıksız olduğunu düşünüyorum. Bu toplumun en büyük yapıştırıcılarından biridir. Hiçbir siyasi partinin Türkiye'de İslami sahiplenmeye hakkı yoktur. Çok tehlikeli bir gidiş olduğunu düşünüyorum ve konunun tamamen Kürk sorununa bağlanacağını ve Kuzey Irak'tan Nevruz hadiseleri ile şiddetli bir dalga geleceğini düşünüyorum. Türkiye'nin karşısına dev gibi bir sorun çıkacak. Uluslar arası kanallarda Türkiye'ye müdahale edilebilir. Birleşmiş Milletler kanalı ile gelip oraya bir kanal çizerler ve 'senin askerin oraya gidemez' der. Masaya oturmazsak zaten birileri kendi masalarını kurmuş durumdalar."
26 Mart 2008, Çarşamba



Yorumlar (4 gönderildi):
Açıkçası entellektüel kimliği olan ve bu statüde olan birinin böyle bir faşizan yaklaşımda bulunması; beni hem şaşırttı, hem de şaşırtmadı. Beni şaşırttı; çünkü,hem bulunduğu konumu itibariyle, hem de babasının olaylara yakın ilgisi ve bilgisi bakımından biraz daha elit yaklaşmasını beklerdim. Beni şaşırtmadı; Çünkü kendini Türk olarak hisseden entellektüelinden,en cahiline kadar, söz konusu ülke içi entrikalar, iç hesaplaşmalar vs. söz konusu olduğu zaman mutlaka toplumsal kutuplaşmalar oluyor. Ama ne yazık ki en ufak bir KÜRT meselesi söz konusu olduğu zaman herkes ama herkes cephesini değiştirip, tek vücut olarak Kürt' e yöneliyor.Sanırım hocamız da bunca kirliliğin içinde, yine her zaman ki gibi faturayı birilerine çıkarma, bir kurban bulma arayışına girmeden bu iş için denek hazır zaten deyip, bütün meseleyi KÜRT lere bağlayarak toplumsal bir konsensüs oluşturmaya çalışıyor. Çünkü bir asırdır hep aynı entrikalar, oyunlar oynandı. ama artık tutmayacak, poligon sahası olmaktan bıktık artık.Şunu da eklemekte yarar görüyorum. Tarih süreci içinde her durumda Türklerin yanında olan bu halk; bunlara ne yaptı da bu kadar kin besleniyor.Bunu anlamış değilim nerden geliyor bu nefret tohumu bilen biri varsa lütfen açıklasın.Ayrıca KÜRTler Mezopotamya da medeniyetin doruk noktasında yaşarken, Türkler orta Asya da göçebe ve vurkaçlarla hayatlarını idame ediyorlardı.Kürtler onlara sonuna kadar kapılarını açıp onları Anadolu ya kabul etmişlerdir. vs.vs. hangi safhaya bakarsanız bakın Kürt halkı kuzu olmuş ve her dem başa gelen çobanın arkasından gitmişlerdir.Ama çoban ne yapmış? Her zaman kurtlara peşkeş çekmiş, sofralarını zenginleştirmiş. bari diyoruz 21 YY da yapmayın. insanlık bilgide yarışırken size tabi olmuş bir halka bunu yapmayın.Bu ne demek biliyor musunuz? Siz birinin evine sığınacaksınız, sığındığınız evin sahibi sizi kabul edecek ve ağırlayacak, sonra siz ondan çok şey öğreneceksiniz, sonra kalkıp evi sahipleneceksiniz, yetmez yeni kurallar koyacaksınız, yetmez zulmedeceksiniz,yetmez konuşmalarını (dillerini,kültürünü) yasaklayacaksınız, yetmez her durumda kendisinin haklı olduğunu kabul ettireceksiniz ve söyleteceksiniz, yetmez canınız sıkıldıkça eve nifak sokup birilerini öldüreceksiniz, yetmez "ya yeter insaf artık dediğiniz" an da kendi sonunuz oluyor hatta bu durumda konuk komşuya sizin ne kadar kötü niyetli olduğunuzu reklam edecek ve bütün komşularınız da sizi gerçekten kötü olarak bilecek ve öyle davranacak, ve en sonunda siz istediğiniz kadar yaranmaya çalışın AMA sizin varlığınız bile hazmedilmez olmuştur.sizin varlığınız bile artık tehlike olmuştur onlar için ve en iyisi sizin yok oluşunuzdur.İşte sevgili okuyucularım bir halkın YY ki dramı böyle. Böyle bir davranış biçimini siz hangi katagoriye koyarsınız bilmiyorum.Ama Avustralyanın en vahşi yerlilerinde bile böyle bir anlayışa denk gelmedim.O yüzdendir ki kim ne yaparsa yapsın KÜRT'ün varlığı bile suç.Kendilerinden farklı olarnların, Farklılığını kabul etmeyenler ve etmesini bilemeyenler, başkalarının da kendi farklılıklarını kabul etmesini asla beklemesinler.Çünkü bu tiyatronun son perdesidir. Artık ne sikeç kaldı ne de oyun.Oyuncular dinlenmek ister, oynamak değil, rol değiştire değiştire karektersizliğe hayır diyor ve oyunu bırakıyor oyuncu.son perde kapanmıştır...selam ve muhabbetle.
yazık değil mi ege yani ionianın türklerin elinde olmasi. yazık değilmi güzel ilikya ve kostanttinin türklerin elinde olmasi. her tarafı çöplüğe dönüştürdünüz, torakları,nehirleri o kadar kirletinizki doğa bile bu yaptıklarınızı affetmeyerek alabildiğince felaket üzertine felaket yaşatırıyor.
tarih boytunca halklara da aynısını yaptınız. esaret altına aldığınız halkların güzel kızlarını haremlere kapatınız,çocuklarını devşirerek tekrar aynı halka ve kardeşlerine karşi savaştirdınız. bir çoğunu iğdiş ederek saraylarda iç oğlan oşlarak emellerinişze alet ettiniz.
tarihte ne kadar pislik varsa, ne kadar tahribat varsa bu türklerin eseri.
kürtleri dışladılar, şehirleşip medeni dünya ile buluşmayı engelediniz. kürtlere kötülük yapmaya çalışırken, iyilkik yaptınız, kendi doğalıklarında mevcudiyetlerini ve kültür dillerini korudular. bunuda hazım edemediniz; aydın kürt grupları ortaya çıkmaya başlayınca bu sefer bunları taksimde asalım dediniz, böyle olmaz,onların içie ajan gruplar sızdıralım. kürtler kapalı ve bu türden yaklaşılardan uzak oldukları için aydın kürtler içine ajanlarınızı sızdıramadınız. apo diye bir canavar çıkardınız,hem kürt çocukları kurşuna dizdi, hem saf ve temiz ulusalci yiğit kürt çocukları kamçı ve işgkence tezgahlarınızdan geçirip sindirmek istedi. kürdistanın en ulaılmaz alanlara türklerin ajanlarını koydu, kürt halkı parçaladığı kadar parçaladı. sonra ey kürtler benimle ancak varsınız. bensiz hiçsiniz. daha önce yoktunuz ben sizi var ettim dedi. ve yeni insan teorisi geliştirdi. aynen türk devleti gibi insanlar iğdiş etti, yaraladı,sindirdi, kendisi yeni bir galaksi oluştu apo bu galaksinin yıldızı, mürtitleri yıldızları olu verdi. ve hertkesi apo tanrısına secade etmesini istediler.
apo için oruç,apo için matem, apo için kendini yakarak kurban etme bir adet haline geldi. ve siz türkler içimize sızdırdığınız erkenegoncu apoyla parçaladınız,,, şimdi pao size yetmiyor. dünya değişti ve yeni 1695 ve gümrü anlaşmasi yani tellan ve istila ettiğiniz topraklardan ilk kopuşunuz. yıl2008 kürdistan ın bağımsızlığa gittiği süreç.. ayni korkular paçalarınızıu sarmiş, birbirinize düşmeyin topyekün şu kürtler üzerine gidelim diyorsunuz. inancınız olsun başaramasınız. korkular gerçek olacaktır.
Apo gibi işbrlikçilerin türemesi olasıdır. Doğrusu bizim haykırdıklarımızı birçok insan farkındadır. Ancak nerde ne zaman nasıl dile getireceğini bilemiyor. Çünkü sizinde söylediğiniz gibi öyle bir nifak tohumu soktularki içimize biz bile kendimize inanmaya ya da inanmamaya başladık. Kafamızda binlerce komplo teorileri gelişmeye başlamıştır. Bakınız Ünlü Kürt sanatçısı Şıvan Perver bunu nasıl açıklıyor. Kürdistan'ı dört kapısı olan ve her kapısında bir Zebaninin olduğunu, bu Zebanilerin fitne ve entriklarından dolayı, Kürt liderlerinin birbirine girdiğini ve birbirinin etini yediği bir ülkeye benzetmektedir.
İşte sevgili dostlar belki akşama kadar konuşsak bu birkaç cümlenin anlattığını anlatamayız. Sevgili dostlarıma iki büyük filozofun bir veciz sözünü vererek konuşmama son verecem. J.J. Rouseau der ki " Eğer bir toplum köle olmaya zorlanmışsa ve başka alternatifi yoksa, varsın kölelik etsin. Ama bilincini hep canlı tutsun, böyle bir halka ne mutlu; ANCAK FIRSATINI BULDUĞU AN, EĞER BU KÖLELİKTEN KURTULMAK İÇİN ÇABALAMIYORSA, HAYKIRMIYORSA, DİRENMİYORSA,..., O HALK KADAR APTAL BİR HALK YOKTUR." der.
Yine iranlı Beheşti der ki " Bir toplumda üç sınıf vardır. bir sınıf vardır ki bu çok bilinçsiz ve ne yaptığını bilmeyen bir sınıftır. Kim güçlüyse ve nereye sürerse oraya koşar. Bu sınıftan bir şey beklenemez. İkinci bir sınıf vardır ki, bilinçlidir, herşeyin farkındadır. Ancak bulunduğu makamı, rahatlığı, rantı vs. kaybetme korkusundan sesini sesini çıkarmamaktadır. O da bilinçsizler gibi nereye sürülürse oraya gider. Bu sınıf o toplumun yüzkarasıdır ve iğrençtir. İnsanlık namına birşey beklenemez onlardan. Yarın siz güçlenirseniz sizinle olacaktır. Bundan şüphe yok. Üçüncü bir sınıf vardır ki; BUNLAR BİLİNÇLİ. AMA GİZEMLİ, AMA ORGANİZELİ, AMA HERYERDE, AMA SER VERİR SIR VERMEYEN BİR YAPIDADIR, SADECE BİR ANI BEKLEMEKTEDİR. O AN GELDİĞİ VAKİT ZALİMİN, EZİCİNİN ENSESİNE ÖYLE BİR YUMRUK VURUR Kİ, HÜKÜMRAN GÜÇ YUMRUĞUN NEREDEN GELDİĞİNİ BİLMEDEN YERLE BİR OLACAKTIR." der. İşte sevgili okuycular, perver dostlarım. Anlatmak istediğimi anlamışsınızdır sanırım. Kaygılarımızı içimize gömerek bilinçli ve huzurlu yarınlar için selam ve muhabbetle.
Yorum yaz