Anasayfa | Türkçe | M. Nazım Güler: Kürt Sorunu ve Yerel Seçimler

M. Nazım Güler: Kürt Sorunu ve Yerel Seçimler

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kızıltepe'den Bir Görüş

DTP ise, gerçekte Kürtlerin partisi yerine, "Türkiye Partisi" olma saçmalığından sıyrılamayıp, mecliste ve meydanlarda Kürt sorununda, çözümü dayatmak yerine Apo'nun sağlığı gibi dar bir çemberde kendini hapsedip, meydanlarda Kürtlerin enerjisini, boşa harcamaktadır. DTP, ne kadar, biz "Türkiye patisiyiz" deseler de, hep "terör yanlısı bir Kürt partisi" olarak görüldüler ve bununla suçlandılar… Oysa gerçek böyle de değildir. DTP, Kürt sorununu bahane edip, Kürt oylarıyla, meclise gelerek çözüm üreten değil, çözüm yollarını tıkayan bir parti rolü oynamıştır hep.

 

Yerel seçimler, var olan bir ekonomik krizin eşliğinde gündemimize oturmuştur. Aday adayları ortaya çıkmaya başlıyor. Gündeme damgasını vuran sadece emrivaki gelen bu ekonomik kriz midir? Hayır.

Belki, tüm krizlerin anası ve temeli sayılan Kürt sorununun çözümsüz kalmasıdır. Bu yerel seçimde, tüm partilerin gündemini teşkil edecek olan, Kürt sorununa yaklaşım ve çözüm önerilerini ortaya koyma arayışı olacağa benziyor.

Kürt sorununun, artık bir terör sorunu olmadığı; asıl terör kaynağının, “Ergenekon” adı verilen gayri meşru “derin devlet” yapılanmasıyla ilintili gerçeği ortaya çıkınca, artık, her şeyin suni olarak içerden üretildiği savı yüksek sesle dillendirilmeye başlamıştır. Bütün örtbas etme çabalarına rağmen, artık asker annelerinin ve ailelerinin, “oğlum şehit değil; vatan sağ olmasın” vb. gayri ihtiyari isyan çığlıkları, basına ve görsel yayınlara yansımaya başlamıştır. Suni kirli bir savaşın var olduğunun bilincine varmıştır herkes. Her parti, doğrudan veya zımnen de olsa, ciddi veya formalite de olsa, kendince kimi çözüm önerilerini, bir zorunluluk olarak, seçim programlarında gündeme sokmaya hazırlanmaktadırlar. Belki, bu süreçteki suçluluklarını bastırmak adına, bunları taktik gereği olarak da yapacaklardır. Dayatıcı nedenler; uluslar arası ve bölgesel konjoktür ile Ergenekon davasında ortaya çıkan bu alandaki kirli ilişkiler sonucu, halkların tepkisel duyarlılığıdır.

Tabii ki, bu sorunun, yerel seçimlere girdiğimiz bir aşamada, siyasi partilerce seslendirilmesi, halklarda ve aydınlarda; partilerin ciddiyetsizliğini ve bu konuyu, sorumsuzca kullanacakları kuşkusunu da beraberinde getiriyor. Neden daha önce değil de, şimdi; tam da yerel seçimlerde, kendilerine siyasi rant malzemesi yaparcasına gündemlerine taşıdılar? Bu onların ciddi olamadıklarını ve soruna çözüm üretmeden, kaşıyacakları kuşkusunu veriyor. Halklar, yine çözümsüzlüğün sancısını çekecekler..

MHP, BBP vb. ırkçı partileri kale almadan ortada mevcut üç seçenek AKP, CHP ve DTP üzerinde duralım:

AKP, Diyarbakır'da söylediklerini, Şemdinli'de kısa sürede unutması; iki dönemdir, çözüm üretemeyip, derin güçlerin tezgâhına gelip, askere teslim olması; sorunu terörize edip, çözmeyi de askere havale etmesiyle tıkanmıştır. Sözde 75 “Kürt” milletvekilleriyle, sorun karşısında, üç maymunu oynadılar; bu milletvekilleri, Kürt sorununu duymadılar, görmediler, dolayısıyla konuşamadılar...

İki dönemlik bu iktidarlarında, önlerine gelen bu büyük şansı, bir çırpıda teptiler; bu konuda çözüm adresi olamayacaklarını tescil ettiler. Başbakanın, “Ya sev, ya terk et” söylemi, son noktayı koymuş oldu. Bu çaresizlik, kendilerine oy veren dindar Kürtlerin de irkilmesine neden oldu. Verilen oyların “emanet oylar” olduğu, artık rahatça söylenebilir. AKP, Kürt gerçeğini, görse de, çözüm üretemeyecek kapasitede olduğunu, rüştünü tamamlayamadığını, askerin tezgâhına gelerek ispat etti. Kürt sorununda kumanda, askerin elinde ve asker de, Kürt sorunundan nefret ediyor. Tabii, Kürtlerin tepkisel nefreti AKP'ye yönelecektir.

CHP, Kürt sorununun varlık sorun ve kaynağı olduğu saklanamaz bir gerçektir. Bunun ispatı, bu partinin Kürt illerinde tabela partisi olması gerçeğiyle de izah edilebilir. Ortaya attığı, Kürt sorununa çözüm paketi vb. uyduruk girişimlerini, Kürtler, ciddiye almayacaktır. Bu parti, tezkere konusunda MHP kadar ısrarcı; askeri operasyonlarda, en histerik ve en imhacı bir mantık sergilediler. Demokratik ve barışçıl bir çözümü, akıllarından bile geçirmediler. Onlar yine tabelalarıyla baş başa kalacaklardır.

Kürtlerin elinde sadece bir DTP bırakılıyor… PKK' nin ve dolayısıyla DTP' in sorgulanıp, eleştirilerek, alternatif arayışlarını gündeme getirdikleri bir dönemde, “derin” ve askeri güçlerce, dayatılan “Tezkere” ve tırmandırılan operasyonlarla, Kürt halkını gererek, onları tekrar, PKK ve DTP' in kucağına itmiş oldular. Asker, mecliste ( Kürtleri temsil ediyor diye )DTP milletvekilleri var diye, meclise gelmiyorlarmış... Demek oluyor ki, asker bile, T.Erdoğan'ın; “Kürtleri biz temsil ediyoruz; mecliste 75 milletvekilimiz Kürt' tür” demesini ciddiye almamıştır… Askerin bu tavrı, DTP'ye karşıymış görünse de aslında, onları, Kürtlerin tek temsilcisiymiş gibi öne çıkarmaya yönelik bir taktik sayılmalıdır.

DTP ise, gerçekte Kürtlerin partisi yerine, “Türkiye Partisi” olma saçmalığından sıyrılamayıp, mecliste ve meydanlarda Kürt sorununda, çözümü dayatmak yerine Apo'nun sağlığı gibi dar bir çemberde kendini hapsedip, meydanlarda Kürtlerin enerjisini, boşa harcamaktadır. DTP, ne kadar, biz “Türkiye patisiyiz” deseler de, hep “terör yanlısı bir Kürt partisi” olarak görüldüler ve bununla suçlandılar…

Oysa gerçek böyle de değildir. DTP, Kürt sorununu bahane edip, Kürt oylarıyla, meclise gelerek çözüm üreten değil, çözüm yollarını tıkayan bir parti rolü oynamıştır hep.

Bir kere Kürdî bir parti olsaydı, kendi dışındaki, Kürt partileri, örgütleri, dini cemaat ve şahsiyetleriyle ittifak yollarını arardı; alt yapıları olmayan, kitlesiz Türk solu veya SODEP, SHP gibi düzenden daha ırkçı sözde “sosyal demokrat” partilerle ittifak arayışı hatalarına düşmezlerdi. Onlar hala, “çatı Parti” adı altında, saçma bir arayışı gündeme getirirlerken, bu çatıya Kürt parti vb. örgütsel güçleri almazlarken, Türk düzen partileri ve sözde sol güçlerini düşünüyorlar. Bu demektir ki, Kürt halkının enerjisini bir başka çıkmaz yolda tüketmeye devam edeceklerdir.

DTP, Türkiye egemen güçlerinden, kendileri için, eşit hak, eşit örgütleme vb. haklarını dayatıp isterken; öbür yanda, kendi dışındaki Kürt parti ve oluşumlara, bölgede söz hakkını bile tanımak istememektedirler.

DTP'nin önünde, Kürt halkının ve aydınlarının onlardan beklediği yaklaşım; kendi dışındaki Kürt oluşumlarıyla, meşru zeminde; HAK-PAR, KADEK, MESOP, TEVKURD, DDH/TDŞ; illegalitede olsalar bile önemli kadro birikimleri olan, TEVGER, PSK, KKP, PRK-Rizgari, PŞK-Kawa, PDK- Bakur ve birkaç yurtsever Kürt İslamî parti, örgüt vb. ile ya çatı, cephe vb tipte örgütlenmesi veya güç birlikleri şeklinde seçime girmeleridir. çünkü bu parti ve oluşumların içinde sayısız, siyasetçi aydın ve örgütçü kadrosal yetenekler vardır. Bunlar, ne zamana kadar etkisiz durabilirler ki; kendilerini çürümeye bırakamayacaklardır.

Bu tür bir girişim yapılmazsa, PKK ve DTP dışındaki tüm oluşumlar bir araya gelip, kendi (veya bağımsız) adaylarını çıkararak veya Kürtleri, seçimi boykota çağırarak, DTP' yi cezalandırarak terbiye etme yolunu seçebilirler.. Bu da, onların demokratik hakları sayılacaktır.

Şimdi bu kurt kapanından, bu çıkmazdan Kürt halkı, kendisini nasıl sıyıracak ve nasıl kendini özgürce ifade edebilecektir. önlerinde büyük bir sınav vardır.

Kürt halkı, gerçekten kendi adaylarını, (tabandan gelen bir demokratik yöntemle) seçip, nasıl tespit edebilecektir?! Yine, İmralı yetkisi, Kandil etkisi ve merkezden atama ile belirlenecek (demokratik olmayan) yöntemlerle mi adaylar atanacaktır?! Bu mantık yine yürür mü veya kabul görür mü?

Kürtler, taban olarak, yani halk olarak, ne zaman demokrasiye uygun yöntemlerle, kendi yerel dengesel gerçekliğine uygun adaylarını, özgür iradesiyle belirleme aşamasına geçebileceklerdir.
Demokrasi herkese lazım; demokratik eğitim ve demokrasiyi özümseme ise şarttır.

 - 11.12.2008

Kaynak: http://www.mnazim.com/

Yorumlar (5 gönderildi):

kenan .. 15 Mar, 2009 01:46:46
avatar
ben birsey fark ettim..kac gündürlü abd nin secimlerden sonra acacagi kürt sorunu paketi tartisiliyor.vurgulanan temel bir nokta varki bu tartismalarda,irak kürtlerinin artik türkiye ile iyi ilskiler icnde oldugu vurgulaniyor..Aponun son ayetinde "biz kürt federe devletine sekter yaklastik "yaklasimi bende su izlenimi uyandirdi.devlet irak kürtlerine sicka yaklasim icine girince Apo da öyle bir yaklasim icine girdi..

bilmem anlatabildimmi?
yorumcu .. 15 Mar, 2009 04:12:46
avatar
abd + ingiliz ve alman politikası istediği dtp elindeki yerel seçilmişleri zayıflatmak ve yani kısacası pkk yı tasviye etmek.bunun içinde ıraktaki bölgesel kürt yönetimi ile türkiye yi yakınlaştırma politikası.ancak sayın barzanide geçen günkü açıklamasında türkiye ile iki aydır bir sorun yaşamadıkları.peki diyelimki pkk tasviye oldu.tabii bununla beraber kazanılan tüm haklarda elden gidecektir.yani kısacası kanal şeş olacaktır.yani türkçe kanallar neyse onun kürtçe versiyonu,yani artık geçmişte neyse o.peki bu kadar can kaybı bunun hesabını kim verecek.ahmet türk mecliste kürtçe konuştu ne oldu.başka bir dil ancak bay busch mecliste başka bir dil yani konuşmakta.ancak kürtçe olunca yasak.şimdi barzani konumuna gelelim,ben daha unutmadım saddamın zülmünden kaçanlara türkiye ne verebildiğini,onlara nasıl insancamı veya düşmancamı davrandiğını halen o sahneler gözümün önünde ancak birde bosnadan ve bulgaristandan gelenler le kıyaslayın.insanlara havadan ekmek ve yerde de asker dipçiği verildi.ne tez unutuldu bunlar.barzani çok hatta binkere düşünmelidir.dtp seçim işine gelince pkk olmasaydı dtp olurmuydu onu düşünmeden geçemiyorum.diğer partilere gelince eğer devlet ve sistemin hizmetinde değil iseler,pkk ya terörist örgüt değilde kürt özgürlük mücadelesini destekliyorlarsa neden olmasın.ancak ak partide yetmiş beş kürt milletvekili gibi olmasın.önderliğe gelince bunu öyle hemen bir tarafa atamazsınız.arkasında çok büyük bir halk gücü var.zaten onuda yaşatan budur.nelson mandela neyse öcalan nı da öyle görmek gerek.kandil ise binlerce şehit vermiş haydi şehit deme kayıp ne için kürt ve kürtler için.ben diyorumki benim için belediye başkanı olmuş veya olmamış,bu hiçte önemli değil ancak dtp güçlü oy alır ve doğuda sistem partisini tabela partisi yaparsa,kürt sorunu çözümünda yeni bir strateji kaçınılmazdır.dtp türkiye partisi olmak zorunda çünkü bugün türkiyede demokratik tek partidir.elbette samsundaki demokrat insanıda kucaklaması gerek.barzanide artık kuzey ırak bölgesi olarak kürtleri düşünmemeli artık kürtleri tek bir bölge ve tek devlet olarak düşünmelidir.hiç bir düşünce diyemez kürtler devlet olamaz diye kürtler mutlaka devlet olacaklardır.çünkü orta doğu tarihini okuduğumuzda,hiç beklenilmeyen kavimler ve güçsüz beyliklerden devlet ve halklar çıkmıştır.yeterki kürtler bu bölgede tek yumruk olsunlar.gelecek kürtlerin olacaktır.bağımsızlık yolunda nasnameye de başarılar diliyorum.( bernard lewis).ikibin yıllık orta doğu tarihi adlı kitabın çok yararlı olacağı görüşündeyim.
Ibo Serhat .. 16 Mar, 2009 11:19:56
avatar
Kürd gençlik perspektifleri
Abdullah Öcalan'ı önder olarak kabul eden Apocu örgütlerin açıklamalarında Önderlik çizgisi veya felsefesi gibi kavramlar geçmekte. Merak ettim saygı duydum bu kavramların arkasındaki gerçeği araştırdım. Kürdlüge düşmanlık temelinde şekillenmiş gerici düzenleri ve yaşam tarzlarını şiddetle red eden ve bağımsız özgür Kürd milliyetinin yer aldığı daha güzel, daha adil ve daha özgür bir ülkeyi amaçlayan bir yaşam biçimini amaçlamaktadır. Ama bu Apocu çizgi ve felsefenin pratikte uygulanmadığını sadece sözde kaldığını ve aslında çoğunlukla gerici düzenden kalma olumsuzlukların hortlatıldığını öğrendim. Apocularin kendileri PKKde söylenen birçok sözün lafta kaldığını, ideolojik düzeyde kaldığını pratik olamadığını yada yapılanın dogmatik ve dar olduğunu belirtiyorlar.

PKK öncülüğünde gelişen Kürd ulusal direnişinde binlerce Kürd şehit olmuş. Büyük fedakarlıklar ve kahramanlıklara saygı duydum araştırdım ve ne yazık ki bunlara gereken karşılık henüz yeterince verilmemiştir. Çok açık ki ellerinde sorumluluk bulunduranlar Kürdistan halkına, şehitlerine ve fedailerine hala gereken karşılığı verememişlerse başarısızlığın ve çözümsüzlüğün sorumluluğunu üstlenmek zorundalar.

Örneğin, Abdullah Öcalan son görüşme notlarında 16 yıl boşuna uğraştıklarını itiraf ediyor ama gereken sorumluluğunu üstlenmiyor tam tersine kendisini dayatmaya devam ediyor. Duran Kalkan Murat Karayılangiller yıllardır hep ayni söylemleri tekrarlayıp duruyor. Yıllardır örgütlenelim deniliyor hayret ediyorum bunlara. Yıllar önce Apoculara bir öneri yaptık madem Kürd halkına ve halkın ulusal davasına ihanet etmişsiniz en azından halkın öz savunma sistemini geliştirin veya Kürd gençliğini fedaileştirelim. Ama hala öz savunma sistemi geliştirilmemiş.

Tarih özgürlüğünden taviz vermeyip direnişi süreklileştiren halkların varlıklarını koruduğunu direnmeyen yenik düşüp köleliğe boyun eğenlerin ise zamanla eriyip gittiğini öğretiyor. Ama Abdullah Öcalan Kürdlere direnişten her şeyden vaz geçmeyi ve köleliğe boyun eğmeyi dayatıyor. Kendisi İmralı'da devletin hizmetine girmiş tüm Kürdleri devrimci amaçlardan ve değerlerden uzaklaştırmaya ve Kürdleri Türk devletinin hizmetine sokmak istiyor. Yüce devrimci değerlere ihanet bir teori ve yaşam biçimi düzeyine getirilmiş ve halka dayatılmak isteniyor. Düşman Türk devleti hakkini arayacak yeni nesillere savaşla bir şey elde edilemeyeceğini gösterip, Kürd gençliğini radikal mücadeleden kopararak teslim almayı amaçlıyor. Tepkisiz, kendi hakkini savunmada aciz bir kuşak, köle bir halk yaratmak istenmektedir. Radikal mücadeleden vazgeçiremediği gençleri de Apocular aracılığıyla dağda hal edip kontrol altına alıyor ve bu süreci uzatabildikleri kadar uzatıyorlar.

Düşmanıyla özünde ayni düşünceye ve yaşam biçimine sahip olanın devrim yapabilmesi ve halkının durumunu iyileştirmesi beklenemez. Bir yok etme hareketi ile bir direniş hareketi arasında yaşanan çarpışma, dinden ahlaka, sosyal ilişkilerden felsefeye kadar her alanda yaşanmak durumundadır, yoksa gerçek bir gelişme sağlanamaz, eski köleci sistemin yeni bir sahte kılıf altında devam etmesine yol açar. Kürd halk gerçekliği ile devletleşmiş Türk barbarizmi arasında yaşanan savaş ayni zamanda iki farklı düşünce sisteminin, yaşam anlayışının, farklı din, ahlak, felsefe anlayışlarının çarpışmasıdır aslında. Veya öyle olmak zorundadır çünkü her türlü devrimci gelişme ancak her alandaki savaşların kazanılmasıyla olabilir ve kazanmak mümkündür tarihte birçok örnekler var.

Türkiye de ve Kürdistan'da temel meselelerin anlaşılmasında ve çözülmesinde yaşanan tıkanıklık ve çözümsüzlüğün baş sorumlusu Türk ve Kürd aydınlarıdır. Türkiye ve Kürdistan'da aydınlar görevlerini yeterince yerine getirmemektedirler.
Tek ırk tek devlet tek vatan dışında kimseye yaşam hakki tanımayan bir terör devletine karşı aydınlar halka özgü olan kimliğin ve kültürün korunmasında savunulmasında ve geliştirilmesinde halka öncülük etmeli ve halka zorla dayatılan sahte kimliği ezberletilen Kemalist dünya görüşünü ve yaşam biçimini tanımamalı şiddetli biçimde ret etmelidirler.

Ulusal inkarcılığa ve ulusal yok oluşa karşı koymanın tek yolu Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin başariyla verilmesidir. Ulusal birliğin güçlendirilmesi temelinde ulusal direnişin geliştirilmesi hem zorunlu hem de tarihsel bir görevdir. Ulusal birliğimizi temsil edecek ulusal dayanışmamızı ve direnişimizi geliştirip hızlandıracak bir ulusal kongre gereklidir.
Temel görev Kürdistan Devrimini derinleştirip zafere taşımak ve bağımsızlığı sağlamaktır. Başarılı olabilmek için yetkili ve görevliler görevlerini doğru yapmalı yetkilerini doğru kullanmalı.

Kürdistan'daki kabul edilemez duruma ve bu durumun sorumlusu olan güçlere karşı sergilenecek direniş, güçlü ve radikal bir direniş olmak durumundadır. Çok açık ki, ezilen halklar ve devrimci güçler kendilerini yok etmek isteyen düşman güçlere Karaşi çok acımasız olmalı, gösterilmesi gereken şiddeti sonuna kadar göstermelidir. İmha edilmek istenen bir kişi, halk veya millet, şiddetin en acımasızını göstermek zorundadır. Tepeden tırnağa kirli ve suçlu düzenden adalet bekleyen, düzene entegre olup sorunu çözebileceğini savunan, çözümün ulusal kurtuluşta, Kürd ulusunun ve Kürdistan'in bağımsızlığında olduğunu görmeyen tüm görüşler yanlıştır. Tüm halkların olduğu gibi Kürd halkının bağımsızlık isteği de kutsaldır ve sahip çıkılmalı destek verilmelidir. Bize yapılan tüm haksızlıklara karşı savaşabileceğimize ve kazanabileceğimize inanmalıyız, ülke içinde veya dışında bu inançla her türlü savaş hakkimizi kullanmalıyız. Olanakların ve desteğin azlığından yakınıp direnişten vazgeçmeyi ve pasifiz mi öğütleyerek bilincimizi karartmaya çalışanlar, en lanetli kişi, örgüt ve anlayışlardır. Her Kürd imkan ve yeteneklerine göre Kürd özgürlük hareketinin yanında vahşi Kemalist düşmana karşı durmalıdır.

Saygılarımla
İbrahim Serhat
Dilşad .. 18 Mar, 2009 06:00:07
avatar
Bu yazının herkesi düşünmeğe itecek objektiflikte ve olgunlukta olduğuna inanmaktayım.Umarım, tüm okumuş ( ve dindar) Kürdi insanlar, bundan kendilerine bir ders çıkarırlar..
münevver .. 21 Mar, 2009 07:59:21
avatar
Kürt sorununun tekelden kurtulması için Kürt halkının farklı alternatifler geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Seçmenlerce DTP çözümde daha etkin olmaya zorlanmalıdır, sığ kalıplardan çıkması istenmelidir.
Gerçi bu noktada DTP'ye arkasını dönen bir meclisin olduğunu inkar etmemek lazım. Fakat bu durum Türk konjoktürü ve meclisin genel yapısıdır, değişeceğini bekleyerek siyaset yapmak gereksizdir.
Kürt toplumunu temsil edecek unsurlar, somut taleplerini ortaya koymalıdırlar. Ahmet Türk'ün meclis konuşmasında yaşanılan durum, ülkedeki hakim unsurun Kürt sorununa bakışta aynı noktada olduğunu kanıtlamıştır, TRT ŞEŞ'in de bir tür kendi Kürdünü oluşturma çabası olduğu açığa çıkmıştır.

Bu bağlamda M.Nazım Güler'in cümlelerinin her görüşten kimselerce samimiyetle okunarak daha özümsenmesini dilerim.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: