-Oğlum Abdurrahman sen ne yaptın? (Atatürk)
KUVVETLER AYRILIĞI VEYA İTTİHAT VE TERAKKİ ÇETESİNİN DEVAMI Harun VARLIK Türkiye’de kuvvetler ayrılığından bahsediliyor. Bence, bunlar kuvvetler ayrılığı değil, İttihat ve terakki çeteleşmesinin bir devamı olan Ergenekon çetelerinin kuvveti, dersek daha doğru olur. Yargı erki denilen; Yargıtay, Danıştay ve Anayasa mahkemelerinin bu gün sergiledikleri oyunlar, ittihat ve terakki ile beraber istiklal mahkemelerinin bir devamı niteliğini taşımaktadır.
Türkiye’de kuvvetler ayrılığından bahsediliyor.
Bence, bunlar kuvvetler ayrılığı değil, İttihat ve terakki çeteleşmesinin bir devamı olan Ergenekon çetelerinin kuvveti, dersek daha doğru olur.
Yargı erki denilen; Yargıtay, Danıştay ve Anayasa mahkemelerinin bu gün sergiledikleri oyunlar, ittihat ve terakki ile beraber istiklal mahkemelerinin bir devamı niteliğini taşımaktadır.
Bilindiği gibi istiklal mahkemeleri döneminde siyasi partilerin devleti iderede hiç bir fonksiyoları kalmamış olamkla beraber, kendi görüşüne ters düşenleri de kapatmışlardı.
O günün istiklal mahkemelerinin başında bulunan Ali Şaib, Kılıç Ali
Avni Doğan, Mazhar Müfit gibi insanlar, İnsanı değer ve düşüncelerden yoksun, halkın değer yargılarını görmezden gelen, insan kasabı ruh halini yaşayan kişilerden müteşekkil kişilerden oluşuyordu. Şeyh Said (rahmetullahı aleyh) gibi insanları ve suçu sadece Türkçe bilmediği için darağacına götürülen mazlum Kürd gençlerinin katilleri, malesef bu günde aynı sanaryoların sahneye konulmasında aynı görevi yapmakta terddüt etmiyorlar.
Türkiye cumhuriyeti zannnedildiği gibi hiçbir zaman demokretikleşmedi ve demokratikleşmeyede niyeti yoktur. Basından beri hile ve despotizmin en uç noktasında bulunmaktadır ve despotik yaşamını devam etmek niyetindedir. Bu durumda insanın en ağırına gidende şüphesiz kendi maşası olarak biz Kürdleri kullanmasıdır. Sanılmasınki bu günkü gündem olan cumhuriyet savcılığının kapatma davası sadece Türkleri ilgilendirmektedir, bilakis bu hadise daha çok Kürdleri vurmuştur.
Olay sadece ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, zaten sefalet içinde yüzen Kürd halkı ellerinde var olan son parça ekmekleride alınmıştır.Ellerindeki bir lira bir gecede elli kuruşa inmiştir. Dün Başsavcının, pardon yar-gıç ( dedesi (Şeyh saffet) Atatürk’e uşaklık edip tek millet için Şeyh Said gibilerinin katline çevaz verirken, bu gün torunu olan hain ve devşirme yar-gıç (yarın gıcı) Abdurrahman daha da ileri giderek bizzat Kılıç alilerin yerini almıştır.
Ben psikolog değilim ancak, eğitimci olmam hasebiyle kameralar karşısındaki davranışları tam bir uşak olduğu anlaşılıyor. İkide bir elini ceketinin dümelerine götürüp kapalı olup olmadığını kontrol etmesi, sürekli başkalarının karşında elpence divan durduğunu gösteriyor.Önceki yar-gıç, babası belli olmayan Vural Savaş, hiç olmassa konuşurken başı dik ve ağzından salyalar akıtırdı.Bu ise silik ruhlu ve kişiliksizleştirilmis. Bakın silik ve devşirme adam ne diyor. “Ben Cumhuriyet’in başsavcısıyım, rejimi korumak adına görevimi yaptım. Cumhuriyet, şeriat devleti tehditi altında. İddianamede tüm deliller var. Yetki ve sınırlarımı aşmadım. Asla geri adım atmam. „
Yargıç efendi sen kimsinki geri adım atasın.Sana ileri adımı attıran geri adım attırırmı sanırsın. Sen bir kulsun ve kulluğunu sonuna kadar yapmak zorundasın.Senin geri adımın Ergenekon Kapitalist TÜSİAD ve Doğan Holding kiralık kalemlerinin sonu demektir.
Gözüme takılan başka bir noktada, herne hikmetse Türk Basını tarafından başbelalarımızın ya anne tarafından yada baba tarafından Türk olduklarını yazmalarıdır.Yar-gıç`ın da sadece anne tarafından Kürtlügü dile getiriliyor.
1925 lerde ittihat ve tarikkı ve istiklal mahkemeleri vardı, bu günde onların yerini alan modern deyimle Yar-gıç lar topluluğu vardır.Zülüm sadece isim değiştirmiştir, başka değişen hiç bir şey yoktur. Yine Halk sefalet içinde yüzerken, Halkın kanını kırmızı şarap niyetine bardaklarına doldurup tokuşturan insanlara imkan ve mezelerin devamını sağlamaktalar. Ahmet Altan’ın ne güzel bir sözü var „Aslına bakarsanız yoksullar ile tuzu kurular karşı kurular karşı karşıya... Tuzu kurular (sol burjuvazi) ve onların müttefiki olan Ankara’nın egemenleri (yargıtay ve danıştay).... merkeze taşınan yoksulları gördükçe feryat ediyorlar: „
Bakalım bu laik zulüm ve despotizm nereye kadar hayatını devam ettirir? Unutulmasınki her yolun bir başlangıcı ve sonu vardır. Hiç bir yol sonsuz değildir. Rejimler ve devletlerde böyledir....
18.03.2008
03/19/2008 05:08 PM
Puanlama



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz