Anasayfa | Türkçe | Ergenekon’da ‘askerî derinlik’ ve yurtdışı bağlantılar

Ergenekon’da ‘askerî derinlik’ ve yurtdışı bağlantılar

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Yasemin Çongar

 

 

 

İki şart.

Biri derinlere, diğeri uzaklara işaret eden...

İkisi de muhtemel duvarları tarif eden...

Ergenekon soruşturmasının nerelere uzanabildiği takdirde gerçekten ilerleyebileceğini anlatan...

Soruşturma konusunda bilgili bir kaynak, dava henüz açılmadan önce, Ergenekon çetesinin bütün “numara”larının deşifre edilmesinin, bütün karanlık eylemlerinin gün yüzüne çıkmasının ve bu kirli, kanlı yapının devletin içinden sökülüp atılmasının olmazsa olmaz iki şartından söz etmişti bana.

Ergenekon’un çökertilebilmesi için, birincisi, örgütün askeriye içindeki uzantılarının, ikincisi de yurtdışı bağlantılarının üzerine tam olarak gidilmesi gerekiyordu; bu yapılamazsa, operasyon er geç duvara toslayabilirdi.

Emekli ve muvazzaf ordu mensupları arasında Ergenekon bağlantılı birçok ismin bulunması ve “bir numara”nın “üst rütbeli” olması mümkündü.

Ayrıca, Türkiye’de bu çete tarafından işlenmiş olması muhtemel bir dizi suçun aydınlatılabilmesi için, Ergenekoncuların dış ülkelerdeki faaliyetlerinin de soruşturulması gerekecekti.

Peki, bu yapılabilecek miydi?

Ergenekon’un –Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu’nun deyimiyle- “askerî derinliği”ne inilebilecek miydi?

Çetenin dış bağlantıları, Türkiye ile bazı ülkeler arasında diplomatik krize yol açmak pahasına kurcalanabilecek miydi?

* * *

Albay Rıdvan Özden 1995’te, Mardin’de İl Jandarma Alay Komutanı iken iki korumasıyla birlikte öldürüldü.

Çatışmada şehit düştüğü de söylendi; yolda giderken vurulduğu da.

Geçen on üç yıl, cinayetin üzerindeki sis perdesini kaldırmadı.

Albay Özden’in eşi Tomris Özden, askerî açıklamalardaki tutarsızlıklara işaret edip suç duyurusunda bulunmasına, otopsi talep etmesine rağmen mesafe kaydedemedi; davalar takipsizlikle sonuçlandı.

Ama şimdi öğreniyoruz ki, Özden cinayeti “faili meçhul” kalmayabilir.

Ergenekon savcılarının Tomris Özden’i dinlemesi bu umudu doğuruyor.

Tomris Özden’in ifadesi, kocasının ölümünde Ergenekon parmağı olabileceğini düşündürüyor.

2000 yılı öncesinde işlenmiş muhtemel bir suçun gölgesinin Ergenekoncuların üzerine düştüğünü ilk kez, bu ifadede görüyoruz.

Dahası, bu ifade Ergenekon-JİTEM bağlantısına ilişkin şüpheyi besliyor.

Ali Bayramoğlu’nun vurguladığı gibi, “Ergenekon’un ucu Susurluk’a her gün biraz daha fazla uzanıyor.”

Tomris Özden’in anlattıkları, Ergenekon şüphelisi Tuncay Güney’i, Ergenekon sanığı Ümit Oğuztan’ı, ayrıca Ergenekon sanıkları –ve eski JİTEM komutanları- Veli Küçük’le Arif Doğan’ı da ilgilendiriyor.

Diyor ki Özden:

“Bir PKK itirafçısı eşimin JİTEM tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Yanında askerlik yapan erlerden biri de çatışmada ölmediğini söyledi.”

Ve Ümit Oğuztan’la Tuncay Güney’in eşinin ölümüyle ilgili belgeleri 1996’da kendisinden “haber yapacağız” diye alıp haber yapmadıklarını; Tuncay Güney’in kendisinin yanında bu cinayetle ilgili olarak Veli Küçük’ü aradığını; Albay Arif Doğan’ın, 1989’da eşine “JİTEM’e katılması için ısrar ettiğini” de yine Özden’den öğreniyoruz.

Kim bilir belki de, eşinin ifadesine başvurarak Albay Rıdvan Özden’in nasıl öldüğünü ortaya çıkarmaya yönelen Ergenekon savcıları, Orgeneral Eşref Bitlis, Binbaşı Cem Ersever ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın ölümleri üzerindeki esrar perdesini ilmek ilmek söküp atmalarını sağlayacak bir ipucunu ellerinde tutuyorlar.

Ve belki de, ikinci Ergenekon iddianamesi, çetenin ordudaki uzantılarının üzerine ilk iddianameden daha fazla gidebilecek.

Belki de, bugüne kadar Ergenekon’un daha ziyade “Lobi” çalışması kapsamındaki “sivil” unsurları üzerinde yoğunlaşan dosya genişledikçe, çetenin “askerî derinliği” de anlaşılacak.

* * *

Ergenekon sanıklarından İsmail Yıldız, davanın pazartesi günkü duruşmasında Savcı Nihat Taşkın’ın “İki devlet arasında savaş nedeni olacak belgeler sizin ofisinizde ne arıyor” sorusuyla karşılaştı ve bu belgelerin kendisinden çıktığını reddetti.

Söz konusu belgelerin ne olduğunu bilmiyorum.

Ancak Yıldız’la Savcı Taşkın arasındaki diyalog bana, “Ergenekon’un çökertilmesi için yurtdışı bağlantılarının da üzerine gitmek şart” sözünü hatırlattı.

O sözün sahibi “diplomatik kriz” riskinden dem vurup bu şartın gerçekleşmesinin zorluğunu vurgulamıştı.

İlginçtir, Ergenekon soruşturması henüz Türkiye gündemine oturmamış ve Veli Küçük henüz gözaltına alınmamışken, Bakü’yü iyi bilen bir işadamından, Hrant Dink cinayeti konusunda benzer bir iddia dinlemiştim.

Bugün Ergenekon sanığı olan ama Dink cinayetiyle açıkça bağlantılandırılmamış bazı isimlerin Bakü’deki faaliyetini anlatan işadamı, “Ben Dink cinayetinin bu faaliyetin bir parçası olduğundan kuşkulanıyorum” diyebilmişti.

Şimdi Veli Küçük, Emin Gürses, Sami Hoştan gibi sanıkların örgütün yurtdışı faaliyetlerindeki rolü, Ergenekon davasının konusu.

Ama şunu da biliyorum.

Bakü’de, Moskova’da, Almanya’da birçok şehirde, Washington’da ve belki diğer yerlerdeki muhtemel Ergenekon varlığının üzerine henüz gidilemedi.

Yabancı ülkelerde yerleşik Ergenekoncular henüz sorgulanamadı.

Ergenekon belgelerinde yer alan “yurtdışındaki askerî ataşelerin örgüt tarafından kullanılması” kararının hayata geçirilip geçirilmediğinin cevabı verilmedi.

* * *

Ergenekon davasının anlamlı bir sonuca ulaşması için çetenin askerî ve dış bağlantılarının sonuna kadar soruşturulması şart.

Tomris Özden’in ifadesine başvurulması, Ergenekon savcılarının “askerî derinliği” deşmek yönünde kararlı bir adım attıklarının işareti.

Uzaklara uzanmak da benzer bir kararlılık gerektiriyor.

İş, yine siyasi iradenin gücüne kalıyor.

Taraf

Yorumlar (1 gönderildi):

gel .. 26 Nov, 2008 07:38:57
avatar
Ergun Poyraz'dan şok itham!
Ergenekon Terör Örgütü'nün tutuklu sanığı Ergün Poyraz, Mustafa Kemal Atatürk'ü Ergenekon Örgütü'nün 1 numarası olmakla itham etti…
Evet... anlaşılan JİTEM'in uzatmalı uzaktan kumandalı paralı yazar bozar adamı gerçekleri açıklamaya başlamış. Hadi hayırlısı.Demekki Ergenekon denen kökü dışarıda olan tek hedefi Dünya hakimiyetini elinde bulundurmaya çalışan eli kanlı vicdan mahrumu çetenin başını Zar zorda olsa açıklamış.Geri kalmışlığımızın sömürülmüşlüğümüzün,Cahil kalmışlığımızın tek sebebi de işte bu Bir nurmaradır.Hangi mesele olursa olsun işin başını kaçırırsak neticeye ulaşmak,Düşmanı tanımak işin için çıkmak huzura kavuşmak özgürlüğü elde etmek mümkün değildir.Şu andaki sıkıntıların kökünde Bir numara yatmaktadır.Onun gerçek hüviyetini, tanımadan tedbir almadan asla Tam manasıyla(Cevdet Akbay)ın ifadesiyle Tam Demokratik bir anayasya kavuşmak mümkün değildir.Bir numaranın vurduğu darbeleri çok iyi tahlil etmeliyiz;
Şimdi ise, en ziyade birbirine muhtaç ve birbirinden mazlum ve birbirinden fakir ve ecnebî tahakkümü altında ezilen anâsır(unsurlar) ve kabâil-i(kabile) İslâmiye içinde, fikr-i milliyetle(Irkçılık fikirleriyle) birbirine yabanî bakmak ve birbirini düşman telâkki etmek öyle bir felâkettir ki, tarif edilmez. Adeta bir sineğin ısırmaması için, müthiş yılanlara arka çevirip sineğin ısırmasına karşı mukabele etmek gibi bir divanelikle, büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa'nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda onlara ehemmiyet vermeyip, belki mânen onlara yardım edip, menfi(zararlı) unsuriyet(ırkçılık) fikriyle şark vilâyetlerindeki vatandaşlara(KÜRTLERE) veya cenup tarafındaki dindaşlara(ARAPLARA) adâvet(düşmanlık) besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehâlikiyle beraber, o cenup efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın. Cenuptan gelen Kur'ân nuru var; İslâmiyet ziyası gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur. İşte o dindaşlara adâvet ise, dolayısıyla İslâmiyete, Kur'ân'a dokunur. İslâmiyet ve Kur'ân'a karşı adâvet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adâvettir(düşmanlıktır) Hamiyet(Milliyetçilik) namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet edeyim diye iki hayatın temel taşlarını harap etmek, hamiyet(milliyetçilik) değil, hamâkattir.26.mk(abtallıktır)
İşte bir numara denilen bu gaddar insanlık düşmanı emperyalizmanın ou-yuncağı olanları iyi tanımalı ki,Faiili meçhuller bir bir ortaya çıksın,Siyasi cinayetler aydınlasın,Kendi katilini baş tacı yapan Merhum Seyyid Rızanın torunlarıda artık uyanmalı.Günlerce kan akan Munzur nehrinin ağlayan yüzü gülmelidir.Ve intibaha gelmiş olan milletinde:"Ya sev ya terk et" hamakatini telin edecek bir seviyeye gelmesi lazım ki "Kim sin kimin yerinden kimi kovuyorsun bu vatan benimdir her karışında ecdadımın kanı vardır"diye bilecek bir bilinçli standardı tuturması lazım.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin