Faruk Boran :Küçük Bir Anektod.
Masum masalların olduğuna inanmak isterdim kendi başıma. Kimseyle çalışmıyorum kendimden başka,işte bunu biliyorum. Kürtçe konuşmaya,okumaya daha fazla gayret etmeye başladım. Umutlu yanında bakıldığında çok güzel durum benim için, Herkesinki kadar olmasa da, siyasal çocukluğumdan bir vazgeçebilsem.? Şimdi kendinizı benim yerime koyun..? Benim nasıl bakmam lazım sizce oradan bakınca.? Ailem ve akraba çevrem dışında kullanmadığım bu dili nasıl kurtarmaya çalışırım.?
Yazmaya başladıkça insanın kendinin farkına varması,kendini tanıması daha da berrak bir durum alıyor.
Yıllarca kimseyle paylaşmadığım gel-gitlerimi dillendirmek istiyorum izninizle.
Yarı kürt,leninist karşımlı, marksist alışımlı,hiyerarşi karşıtı,otonomu otobüs sanan,duygu karışımı,karikatür bir şekilli bir insanım.
İstanbul da yaşıyorum.
Bunu belirtme ihtiyacını hissediyorum çünkü;insan yaşadığı kentin kokusunu alır biraz.
Artık beni gece yarıları,uykumu bölen,ter içinde yatağın içinde her iki yana çeviren,kurumuş boğma sigara dumanı eklemme yardımcı olan,tüm geçmişimle karşılaşmak istiyorum.
Teker,teker ama.hiç birinin sırasını sektirmeden.
Kavramlar la ,imgelerin yerleri değiştirmek istiyorum.kimse kusura bakmasın.
Kavramlardan çok çekti insan oğlu.ben çok çektim.
O koca delikanlılığım ve gençliğim böyle geçti.Pişman değilim.yanılgıralımla,korkularımla yüzleşmek istiyorum.
Biraz kendimiz yola çıkmak istedim.Kime ne kadar yakın,kime ne kadar uzak ve uzak olduğumu bilmek benim de hakkkım.
Bir tek Kürt olduğum için,tüm dokularım,soydaşlarımla uyum sağlayacakmı tek başına bu nedenden ötürü.?
Genetik ortaklığım kiminle ne kadar olduğunu bilmek bu çağda benimde hakkım.
Bir insanı sevmen için keşke Kürt olması yeterli olsa.?
Geçirdiğim süreçlerin kişiliğimin,duygusal etkilenlerim,ruhumda yarattığı karmaşık izleri,etkileri elbette,kimse benden dah iyi bilemez herkes gibi.
Aborjnlerin hayatlarında haberdar olmadığım zamana kadar,Türk devleti kadar barbar ve Kürtler kadar acı çeken halklar zümreler yok sanırdım.
Ama durum hiçte öyle değil.Kim hangi kusura bakıyorsa da baksın.
Benim burda veryansınlarım ve hakaretlerimle keşke sorusunun çözümüne bir milim uzanabilsem sorunu çözebiliyormuyuz peki?
Sanmıyorum.Çok umutsuz gelebilirim bir çoklarınız için.buda normal.
Ben sıkılmış bir günün geceninde kendimle konuşmak istedim diyelim buna.
Avusturalya adasında yaşayan,oranın gerçek çocukları olan Aborjinlerin yaşadıkları trajedi,
Kara aç Afrikalı çocukların gözleriyle gördüklerinin renkleri aynı benim gördüklerim.
Ama acılarının bende çok daha fazla olduklarını keşke bilmesem.
O zaman diyorum kendime;söyleceklerimin hepsini köklerimin ve algı dünyamın kapılarını açan bu edebi dili benim unutmaya hakkım varmı.?
Tek kelimeyle hayır.çünkü onlar bende malasef var.
O dille konuşmaya karar verdim artık.
Hani acı bir hüzünlü tad bırakan ezgilerimiz,destanlarımız.?
İşte ben o acının kapısını kapılarını zorlamaya karar verdim.O bana acılar hissetiren acıyı duymaktan çok sıkıldım.Ellerimle katline vacip çıkarıp atmak istiyorum artık.
Neden acı çekmekle kendimi var etmeye çalışıyorum ki.?
Nedir bu geçmişe olan yeminli bağlılığım.?
Bunları yapmak yerine artık biraz daha,yarının ne olacağını düşünmek isitıyorum.
Dün zaten yaşandı ve bitti yok.şimdi yeni bir günün ışıklarını altında yaşıyorum olacak.?
Şimdi bende hain mi sayılıyorum bunları söylerken.?
Olsun bende hain olmak için gereken tüm insani zaaf var zaten.?
Masum masalların olduğuna inanmak isterdim kendi başıma.
Kimseyle çalışmıyorum kendimden başka,işte bunu biliyorum.
Kürtçe konuşmaya,okumaya daha fazla gayret etmeye başladım.
Umutlu yanında bakıldığında çok güzel durum benim için,
Herkesinki kadar olmasa da, siyasal çocukluğumdan bir vazgeçebilsem.?
Şimdi kendinizı benim yerime koyun..?
Benim nasıl bakmam lazım sizce oradan bakınca.?
Ailem ve akraba çevrem dışında kullanmadığım bu dili nasıl kurtarmaya çalışırım.?
Bu kadar güçlü,esnek,edebi Ortadoğu hint-avrupa dil gurubunun güzel dilimizden çıkacaklarla yarına bir şey götürebliriz.
Kardeşlerimle Kürtçe konuşmanın bir adım öteye geçtim.kürtçe yazışıyoruz.(bir çoklarınıza göre çok normal gelebilir.benim için ilk.)
Artık kürtçe yazışmaya başladım.beni sıkan tuş arama telaşınada alıştım kısmen.
İnanın çokta zor değil.sadece bir yerinden başlamak gerekiyor..
Mümkün değil denildiğinde siyaset aklınıza gelmesin,o zaman daha doğal seyrediyor durum.
Ama şu;acı karşımı siyasal argümaların bizim Kürtlüğümüzle hiçmi hiç alakası yok.bunu söyemiş olayım kimse kızmasın.
İllada politika konuşmak zorunda hissetmemeye çalışın,politik hezeyanlar artık bu çağ ihtiyaçlarına denk düşmüyor.
Karar vermedik belki Kürt olmaya.
Bunun kar ve ziyan terazisinde hiçbir kıymeti yok inanın.
Neden bunları söylüyorum biliyormusunuz.?
düşünsenize bizden bir sonraki nesile hiçbir şey bırakamayacağız.
Örneğin oğlum boran için.
Her şeyin çok iyi biliyor.
Bana "okulda Kürt olduğumu söylemiyorum "diyor.
Her gün"ne mutlu Türküm diyene" diyor.
Garip olanda kendisininde bunu farkında olması.
Tıpkı benim gibi.
Büyük çatılı okulun birinde bu dili öğrendim türekçe dilini.
İnanın dilin hiç bir suçu yok,olmadı hiçbir zamanda.
Kapıları o gün kapattılar.o ana kadar duyduğum,tüm sesleri unutmamı istiyorlar benden-bizden.
Mümkün ise buyurun yapın.benide bu karmaşdan kurtarın.
İstemeyen namerttir.
Varsın birleri(!)dünyanın gözleri önünde yalan söylemeye devam etsin.
İfşa olmayan hiçbir şey kaldımı gerçekten.?
Herkesin inanacağı ortak bir düşümüz kaldımı gerçekten.?
Birşey yapıyormuşuz gibi saklanarak yaşamanın kimseye faydası yok.
Ehli siyasetçileri bu soruna Kürtçe bir el atsın.
Ama Kürtçe olsun bu söz.
Benim annem hiçbir zaman Türk olmadı bildiğim kadarıyla.olsa da hiçbir farketmez tabi de.
Ama benim annem ve babam öğrenebildiğim kadarıyla bin yediyüzlerden bu kürdistanda yaşamışız.
Hamidiye alaylarına katılmaların mükafatı olarakta, taze cumhuriyet çocukları yedi yıl bursada sürgüne gönderdi.
Ceza çekildikten sonra tekrar ata toprağında geri dönmüşler.
Kısa bir anektod geçmek istedim kulağınıza.
Edebiyat yapmıyorum(sakın ha,kötüye yormayın.)
sadece sohbet etmek istedim.
Rahatlamak için büyük ölçüde.
18.11.2008



Yorumlar (5 gönderildi):
Öncelikle Nasname Ailesi’ne katılımından duyduğum memnuniyeti ifade ederek başlayayım. Duyarlılığın için de ayrıca teşekkür ederim. Acizane delirmeye çabalıyoruz kendi çapımızda. İlgini çekerse buyur sen de gel. Ama önce delir! Pirimiz Şükrü Xoce ve şimdilik karar alma mekanizmamız iki kişilik. Sayıyı arttırma niyetinde değiliz zira sayı bir artsa ayrı fırka olmak için yürüyüş başlar. Sade üye olarak kalmak ve uzaktan uzağa sevmek şartımızı kabul edersen buyur..Selamlar dostum…
Kizma hemen arkadasim. Dedim bakayim faruk kardes su ilk satirlari okudugunda yine delirecekmi! Bak sen anektot yazmisin yukardaki iki satirin sonuclarindan, sana yansiyan yanlarindan bahsetmisin. Askida yazsan bunlari(yasadigini) yadsiyamazsin.
Nasname yazarlarinin siirlerini de okumak istemistin ya; al sana bir siir...
Giden gittikten sonra; kalan, olduğu yer ve zamana alışmaya çalışmaktan öte bir şey yapamadı. Bilinmez bir mekanda bilinmez bir yaşamı yaşamaya mahkum edilmiş olduğuna inandı hep. İçinde boşluğun yankılandığı bir beden taşımaktan yorulana dek uğraştı didindi. Neden? Sorusunun cevabını arayan bir amaçsız yolcuydu artık. Yaşamın anlamını aramak için yola çıkmış; aradığının ne olduğunu bile unutmuştu. Kendisinden kat be kat büyük bir kayayı her sabah önünde duran tepenin zirvesine çıkarmak için çabalamak ve zirveye ulaştıktan sonra yine olduğu yere geri getirmek zorunluluğuna! Anlam veremiyordu. Birileri bu uğraşıya YAŞAM diyordu oysa.
Bir çok acıyı tattı. Her tattığı acı da bir solukluk molalar verdi. Bedeninin parça parça ondan uzaklara fırlatılıp atılmasını duyarsız bir izleyici gibi seyretmekle kendini ödüllendirdi. Nereye gitse nerede zamanın akışını izlese aynı boşlukta yankılanan sesi hep duydu.
„Sevmek bir hiçlikte kaybolmaktir“
Sesini sesine ka ttığı anlarda sessizlikten gücü yettiğince kaçtı. Kendinden kaçtığını söyledi hep. Kendinden kaçmakla anlattıklarını kimsecikler anlamadı. Ne o kaçtığı şeyi tanımlayabildi, ne de onu dinleyenler kaçışını anlayabildi.
Giden gittikten sonra! Geçen her saniyenin hesabını tutan bir zaman tacirine dönüştü. Vermekle, almakla, vermekle, almakla, vermekle, almakla sonlanır sandı. Bir kum tanesi olup kum saatinden aşağılara düşüşün sonsuzluğunu özledi. Korkularıyla yüzleşme korkaklığının kendisi için bir ödül olduğunu sandı. Yüzleşecek bir şey kalmayınca korkularında boğulacağını bilmiyordu daha.
Ne anlamını aradığı yaşamı /yaşamını yaşayabildi; Ne de bir kum saatinin içinde küçücük bir kum tanesi olarak boşlukta yitebildi. O sonsuzluğa hapsedilmiş bir zerre olduğunu bilemeden ölümü; yaşamın sonlandığı o son anı, bir dilenci sabırsızlığında bekledi,bekledi,bekledi…
Beklediği şeyin sonsuz bir huzur olduğunu düşündü. Ne beyninde dönüp duranlar ne de her nefeste gelip karşısına dikilenler olacaktı orada! Bir ışık huzmesinin varlığı ve yokluğu kadar zamanda ne çok şey biriktirdiğine şaşırıp kaldı. Işığın olmadığı, maddenin zerrelere dönüştüğü sonsuzluk içinde bile kendisini bir bütün halinde o sonsuzlukta yüzüp duran bir suçlu olarak gördü rüyasında. Rüyasının gerçek olup olmadığını sorgulamaya koyulduğunda; Ardı sıra ağlayanları gördü. Artık „O“ da bir gidendi. Gittiği yerden dönmeyenlere katılmış olduğunu ancak sonsuzlukta geçirdiği uzun upuzun hiçlikte öğrenebildi.
Ama o ses onu hiç terketmedi; „Sevmek bir HİÇLİKTE KAYBOLMAKTIR“
„Ömrüm diyorum simdi; Ömrüm, üzgün bir cocuksun sen ve yalniz. Öyle kal! cünki bu dünyada sana encok mutsuzluk yakisiyor“
01.11.2008
Siirlerini okuyup, krndi ic dunyasinda karsiliklarini arayan/bulan bir okurun.
Selamlar
Harun
Daha önce yazmıştım ben bir köşede hep sizleri izledim aslında.
Ama bir akşam bir telefon konuşmasında bir kasabın sesini beklerken,büyümeyen bir ihtiyar çocukla tanıştım.deli olduğunu o zaman anladım.
Sonra acilen sıra numarası almadan yerimi almaya çalıştım divan da.
Lakin,ben aileye katıldıysam azıcık deli olduğumun göstergesidir bu.!
İlaçlarımı ihmal etmiyorum şükürgazımı alıyorlar sağolsunlar.
Ben sizin kadar delirmem ve yönetim mekanizmasında işlevli olmam için;
Daha çok ekmek lazım.bunun ne yazıkki farkındayım.
Bu anlamda çapımın bununla sınırlı olduğunuda biliyorum.
Ama olurda sınırı ihlal edersem,acil müdaheleden beni nasiplendirirseniz sevinirim.
Ama emin olduğum bir diğer gerçek varki.?
Ben hep delileri sevdim.inan çok hemde.
Delilerimi daha yazmadım ben daha.
Ama onlara eşlik edecek kadar delirmedim galiba
Teşekkür ediyorum selamına.
Ser herdu çavémın.
İyiki ki aranızdayım.
İyi ki,varsınız.
İyi ki hep birlikte varız ve buradayız...
saygılarımla
Selamlarimla
Yorum yaz