Anasayfa | Türkçe | İsmail Beşikçi : Özgür Birey Nasıl Belirir?

İsmail Beşikçi : Özgür Birey Nasıl Belirir?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Bu baskılara elbette karşı durulmalıdır. Kürt sorununun, özgürlük düşüncesinin felsefi yönlerini, sorunun felsefi antropolojiyle ilgili yönlerini irdelemek önemli olmalıdır. Berzan Boti Nasname sitesindeki yazılarıyla bunu yapıyor. Daha önce yayımlanan Kürt Sorunu: Politik ve Ruhsal Ortam yazısında bu yazılardan birine işaret etmiştim. Bu yazılara bakmakta yarar vardır.

PKK Lideri Abdullah Öcalan, 17 Eylül 2008 tarihli avukat görüşmesinde, “Ben özgür bireyim, devlet kurumuna karşıyım, çünkü devlet bir baskı aracıdır” diyor. “Benim devlet kurmakla işim yok” diyor. Görüşme notlarında devlet karşıtlığı ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Öcalan’ın bu görüşlerini sık sık dile getirdiği de biliniyor. İster köleci, ister feodal olsun, ister kapitalist, ister sosyalist/komünist olsun, devletler belirli bir baskıyı bünyelerinde taşırlar. Bu çok açık. Teorik olarak devletin egemen sınıfın baskı aracı olmasıyla, devletin, her gün, her an somut olarak yaşanan baskısı arasında fark vardır. Bu konunun irdelenmesi gerekir.

Özgür birey nasıl oluşur? Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’ne bakalım. İran İslam Cumhuriyeti’ne, Saddam Hüseyin dönemi Irak Cumhuriyeti’ne, Suriye Cumhuriyeti’ne bakalım. Bu cumhuriyetlerde, Kürtlere, Kürt toplumu olma özelliklerine çok yoğun baskılar var. 1988 Mart’ında, Halepçe’de, Kürtlere soykırım yapıldığı açık bir gerçektir. Halepçe’den önce, hangi gazın daha öldürücü, hangi gazın daha çok kitlesel ölümlere sebep olduğu konusunda deneyle yapılmıştır. Burada laboratuar yine Kürt köyleriydi, cezaevlerinde Kürtlerdi, sırf bu deneyler için kaçırılan Kürtlerdi. Devletin somut olarak Kürtlere nasıl baskı yaptığı ortadadır. Teorik olarak, devlet baskı aracıdır diyerek devlet kurumuna karşı çıkmak başka şeydir, somut olarak, insanlara, kitlelere her an baskı yapan, baskıyı tırmandıran, insanları, kitleleri korkutmaya, yıldırmaya çalışan devlete, içinde yaşadığımız devlete, bu devletin baskılarına karşı olmak başkadır.

Türkiye’de de Kürtlere karşı çok yoğun baskılar vardır. Devlet terörü durmadan tırmandırılmaktadır. 18 bin civarında “faili meçhul” denen cinayet vardır. Binlerce köyün yakılıp yıkılması söz konusudur. Temel geçim kaynaklarının tahribi, milyonlarca insanın, onbinlerce ailenin yerini-yurdunu terke zorlanması, ormanların yakılması, devlet terörünün her zaman yaşanan göstergeleridir. Devlet denildiği zaman bu iki baskının ayrı ayrı kategoriler olduğu dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Biri teorik bir baskıdır, “devlet egemen sınıfın baskı aracıdır” denir. Öbürü, her gün her an yaşanan somut, fiili bir baskıdır. Özgür birey nasıl belirir? İnsan bu somut baskılara karşı durarak özgürleşir. Somut baskılara karşı duran bireyin, bu tür baskılardan uzak kalacağı, azade kalacağı kendi yönetimin kurmanın yolunu-yordamını aramaya çalışması da sürecin farklı bir boyutudur. Güney Kürdistan’da, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni düşünelim. Saddam Hüseyin döneminde, Kürtlere yapılan baskılarla, Bölgesel Kürt yönetimi’nin baskısı aynı şey midir? Kürtleri her an kimyasal silahlarla tehdit eden, onlarcasını, bazan binlercesini kaçırıp işkencelerle katleden, toplu mezarlara dolduran bir baskı mekanizmasıyla, çarşıda-pazarda, yolda, kırsal alanda kendisinden yardım isteyene, güleryüzle davranan, yol sorana kendi halkının diliyle konuşan yönetimin baskısı aynı mıdır? Burada da polis, asker, gibi emniyet güçleri, karakol, mahkeme, cezaevi gibi baskı araçları şüphesiz vardır. Birincisi, ırkçı, sömürgeci, faşist yönetimden gelen bir baskıdır, ikincisi devlet olmanın doğal durumundan gelen. Yani kendi yönetiminden gelen bir baskıdır. Bu örneğin bilince çıkarılmasında ve irdelenmesinde yarar vardır.

Abdullah Öcalan ise, devlet kurumuna karşı olduğunu sık sık dile getiriyor ama, somut devlete, Kürtlere her gün her an baskı yapan devlete karşı olduğuna dair bir sözü yok. 24 Ekim 2008 tarihli görüşme notlarında, Öcalan, “Ben savunmalarımda Cumhuriyet ve Türkiye aleyhinde bir şey söylemedim” diyor. Aslında yukarıda kısaca belirtilen sistematik baskılardan dolayı devleti eleştirmesi gerekmez mi? Öte yandan Öcalan’ın Türk, Arap ve Fars devletleriyle bir sorunu yok. O sadece Kürtlerin bir devlete sahip olmasını istemiyor. Bu da zaten, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, İran, Irak, Suriye devletlerinin görüşüdür. Cezaevinde, devletin çok sıkı denetimi altında tutulan PKK liderinin, örgütünü yönetmesi, Kürtlerin önünü kesmeye çalışması yanlıştır. Bu, ahlaki bakımdan da yanlıştır. Abdullah Öcalan, örneğin Filistinlilere şöyle diyor mu? “Ne diye ayrı devlet peşinde koşuyorsunuz, Musevilerle kardeş kardeş yaşayın.” Veya Kuzey Kıprıs Türk Cumhuriyeti’ne, Kıprıs Türklerine şöyle diyor mu? “Devlet gericiliktir. Ne diye ayrı bir devlet olarak tanınmak istiyorsunuz, Rumlarla bir arada yaşayın…” Böyle demiyor. Bunu sadece Kürtlere söylüyor. “Devlet gericiliktir, sakın yanaşmayın” diyor. Ancak devletin fiili olarak yaşanan baskılarına hiç sözü yok.

Abdullah Öcalan, 24 Ekim 2008 tarihli avukat görüşmesinde, milliyetçiliğe karşı olduğunu da vurguluyor. “Ben her türlü milliyetçiliğe karşıyım. Türk, Kürt, Arap, Fars,Alman milliyetçiliği fark etmez. Hepsine karşıyım., her türlü milliyetçiliği lanetliyorum” diyor.

Kürtlerin, Türk, Arap, Fars, Alman milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliğini aynı kefeye koymaları bana çok şaşırtıcı gelmektedir. Kürtler için Türk milliyetçiliği, elbette olumsuzdur. Çünkü, diliyle, kültürüyle Kürtleri tarihten silmek istiyor, Kürtlerin kökünü kazımak istiyor. Kütler için Arap Milliyetçiliği elbette kötüdür. Çünkü, soykırıma varan operasyonlarla Kürtleri yok etmek istiyor. Kürtlerin bu saldırgan milliyetçiliklere, ırkçılıklara karşı kendini koruması, diline, kültürüne sahip çıkması neden kötü olsun? Hatta, bu saldırgan milliyetçiliklere, ırkçılıklara karşı direnme, kendi köküne yönelme gerekli değil midir? Kürt milliyetçiliği bundan başka nedir? Kürt milliyetçiliği ile, Kürt yurtseverliği kanımca aynı şeydir. “Bir Kürt dünyaya bedeldir” diyen, Türkleri, Arapları, Farsları Kürtleştirmeye çalışan, Kürtleşmeyenleri idari ve cezai yaptırmalarla yıldırmaya çalışan, cezaevlerine dolduran, imha operasyonları uygulayan Kürt otoriteleri mi var? Olmadığı biliniyor. O halde, Kürt milliyetçiliğini, Türk, Arap, Fars milliyetçilikleri ile aynı kefeye koymak yanlış değil midir? Kürtleri ve Kürdistan’ı müştereken baskı altında tutan devletlerin engellemek istedikleri esas süreç de Kürtlerdeki bu milliyetçi gelişmelerdir. Kürt diline, Kürt kültürüne neden sıkı yasaklar getiriliyor? Bu durum karşısında, Kürtlerin biraz milli duyguya sahip olmaları, milliyetçi olmaları gerekmez mi?

Kürtlerin önemli bir kısmı, özellikle de okur-yazar olanlar, “ben milliyetçi değilim, devrimciyim, enternasyonalistim” demektedir. Bir satır Kürtçe konuşamayan, ülkesinin adını bile söyleyemeyen bu insanların, “ben milliyetçi değilim, devrimciyim, enternasyonalistim” demeleri insani bir zaaf olmalı… Kendisi olmayan, kendinden kaçan, egemen ulusun dilini ve kültürünü yaşayanların devrimciliğinin, enternasyonalizminin kime hayrı dokunur? Kendisine hayrı olmayanların, devrimciliğe, enternasyonalizme nasıl bir hayrı, yararı dokunabilir? Ama, bu sözlerin, bu tutumun, Kürtleri müştereken baskı altında tutan devletlere yararı çok büyüktür.

Çatışmalarda, asker kaybı olduğu zaman, batı ve Orta Anadolu’da, şehirlerde, beldelerde Kürtler linç edilmeye kalkışılmaktadır. Çarşıda, pazarda, kahvehanelerde Kürtler baskı görmektedir. Çarşıda, pazarda, inşaatlarda Kütçe konuşan kişiler Türkleri tahrik etmiş olmakta, galeyana getirmektedir. Mevsimlik fındık işçileri Karadeniz yörelerinde çok ağır hakaretlerle aşağılamalarla karşılaşmaktadır. Yaşanan olaylar bu kadar açıkken, Kürt milliyetçiliği ile Türk milliyetçiliği nasıl aynı kefeye konabilir? Batı ve Orta Anadolu şehirlerinde, Kürtlere karşı böylesine linç saldırıları yaşanırken, Kürt şehirlerinde, yaşayan sivil bir Türk’e, bir Türk aileye Kürtlerin saldırdığı duyulmuş, görülmüş bir şey midir?

1960’ları, 1970’leri düşünelim. Resmi ideoloji Kürtleri ve Kürtçe’yi inkar ediyordu. Kürtlerden, Kürtçe’den söz edenler çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalıyordu. Bu konularda çok yoğun baskılar vardı. Bu durum karşısında bir Kürt’ün, “Kürdüm” dediğini, makul bir şekilde, Kürtlerden ve Kürtçe’den söz ettiğini düşünelim. İnsanın özgürleşmesi, aydınlanması böyle başlar. Özgür birey bu karşı duruş sürecinde belirir. Bir de bir araştırmacı, bir yazar düşünelim. Devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla karşılaşmamak için bu konulara hiç değinmiyor. Durmadan, “devlet egemen sınıfın baskı aracıdır” diyerek, Markslı, Engelsli, Leninli onlarca dipnotuyla yazılar yazıyor. Bu tutumdan, bu süreçten özgürleşme, aydınlanma falan çıkmaz. Bu tutum insanı özgürleştirmez. Özgürleşme, aydınlanma, somut baskıya karşı, düşün yasaklarına karşı durmakla gelişir.

PKK büyük bir harekettir. Ama istemleri çok küçüktür. PKK bireysel haklara değil, kollektif haklara vurgu yapabilmelidir. Eleştiri, özgür eleştiri çok önemli kurumlardır. Bu, sadece düşün hayatında değil, siyasal hayatta da vazgeçilmez bir kurum olmalıdır. Abdullah Öcalan, konuşmalarında, yazılarında, avukat görüşmelerinde, savunmalarında demokrasiden çok söz eden demokrasiyi isteyen bir liderdir. Eleştiri olmadan, özgür eleştiri olmadan demokrasi olur mu? Özgür eleştiri sadece bilimin değil, demokrasinin de temel koşuludur. PKK Abdullah Öcalan’ı eleştirebilmelidir. PKK’liler, sempatizanlar, Kürt halkı bu bilince ulaşabilmelidir. “Yanlışlarının da militanıyız” anlayışıyla bir yere varılamaz. Ciddi bir kazanım elde edilemez. Önemli olan, doğru olanı doğal olanı savunmaktır. Doğal olana ise, yani Kürt toplumu olma özelliklerine ise, çok ağır baskılar yapılmaktadır. Bu baskılara elbette karşı durulmalıdır. Kürt sorununun, özgürlük düşüncesinin felsefi yönlerini, sorunun felsefi antropolojiyle ilgili yönlerini irdelemek önemli olmalıdır. Berzan Boti Nasname sitesindeki yazılarıyla bunu yapıyor. Daha önce yayımlanan Kürt Sorunu: Politik ve Ruhsal Ortam yazısında bu yazılardan birine işaret etmiştim. Bu yazılara bakmakta yarar vardır.

Kaynak Rizgari online

Yorumlar (6 gönderildi):

munzur mahmutoglu .. 18 Nov, 2008 02:33:34
avatar
Dinle M.Kemal Ocalan!
Siyaset sosyolojisinin uc ayagi var.Sinifsal,dinsel,etnisite uzerine yapilir.Gecmiste soylediklerinin tumu yalanmis meger.Tabi senin tarihsel misyon gorevin farkliymis.Ilk asamda gelisen dogal kurt hareketin onunu kesmek kesmek,potansiyel uzerinde dnisikli saltanat kurmak,kendin yasatmak,arkaik duygularini tatmin etmeek kendini yasatmak,bagimsizlikci ruh tasiyan kadrolari dogramak,tavsiye etmek,turlu entrika ve komplolarla katletmek,bu yapiyi ve dimanimigi tc gudumune sokarak bir bastan bir basa cografyayi talan etmek,en kararli kurt yigitlrini vahsi tc olüm makinalarinin onune sererek kurda kusa yem etmek.Senin bu cirkin yuzun fark eden kadrolaria esi gorulmemis uydurma yalanlar toprak altina yollamak.Kurt nufusunu Dunya nin cesitli ulkeerine serpistirme,geride kalanlarida bir lokmaqya muhtac birakma,kurt sermayesini kacirma,tarim hayvanciligin kokune kurutma,onbinlere varan bir orduya vaan koy korucukarini yaratma yine binlerce varanitirafci-jitem katilleri yetistirme,Kurdstan topraklarini adeta tc orusunun tatbikat alanina cevirerek bolgeyi insansizlastirma.Onbinlere varan tutsak,60-bin yigit kefesiz,tabutsuz,mezarsiz, adina bir damla gozyasi dokulmeyen obinlercecan!! Kirli cumhuriyetin seflerine yaranmm icin olmadk yalan ve demogojik uydurma guncellesme yapmak icin buyuk cabana ragmen aih seni asla af etmeyecek.Keni halkina u denli buyk stratejik ihnetine rgmen hic kimseye yarnmayacaksin.Bee vicdansiz itirafci-isbirlikci demezlmi sana;genelkurma istibart merkezi golbasida 25-kaset itirafnmeyi,450 ayfa ekesi suclayan itirafname manifestou yapabilen boylsi ahlah yosunu ibretlik duskune kim guven duyabilir?Yok "ben Devlet istemiyorum,devltekarsiyim".Bunu soylemekle anarsitlere saygisizlik yapiyorsun."Ben her turlu milyetcilige kasiyim"diyorsu ama sunu unutuyorsun"Ben Ataturkun kultur milliyetciyim".Herkesin Kemalizmi elestirerek yerin didibinesokarken sen kemalizme ovguler dizerek onu yeniden gucellesirerek kurtleri sistem adepte etmek icn asiri isguzarlik yapyorsun .Halkin cai kaniyledindigi kurum ve degerlri ajanlastrdigin ekibinle birlikde halkile alay eiyorsu.Bu hal topyekun rehin alark trihsel inetin ve isbirlikc stratejin basariya nihayi hedefe varacagini hesapliyorsan yaniliyorsun.Tarih seni gelmis gecmis butun zmanlarin enbuyuk ihaneci ve isbirlikci oldugunu er veya gec tecillendirecek.
deniz .. 18 Nov, 2008 02:42:19
avatar
öcalan marksı aştığını,peygamberliğin çok çok ötesine geçtiğini,tanrılaşmaya yaklaştığını söyleyip müritlerinden kendisine sorgusuz sualsiz tapmalarını istiyor.tıpta bu durum akıl ve ruh hastalığını gösterir. kendisi ergenekonun memurudur. çevresinde bağımsız düşünenlerin çoğunu yoketmiş,bütün oluşumlara saldırmıştır.bir jitem elamanının sözleri nekadar ciddiye alınacaksa bununki de o kadar alınır. artık gerçekler örtülemiyor,takke düştü kel göründü.öcalanın devlete çalıştığını ve 10 binlerce masum temiz kürdün ölümüne yolaçtığını herkes biliyor. putları kıralım ,müritlikten vazgeçelim.
ekrem .. 19 Nov, 2008 12:52:14
avatar
devlet nedir.söyliyelim devlet baskı aracıdır-devlet bir sınıfın bir sınıf üzerindeki tahakümüdür.devlet azınlığın çoğunluk üzerindeki hegomonyasıdır.peki milliyetçiliği kim dayatır,halk mı devlete veya devletten halkamı.aslında milliyetçiliği halka lanse eden devlettir.yani devleti ele geçiren sınıf halka kendi düşünce ve felsefesini dayatır.nedeni sömürüdür.öcalanın devlet olmam veya olmayın demesi budur.türkiye cumhuriyeti devleti tamamen faşist ve militarist bir yapıdır.ismail hocanın dediği gibi sırf kürt halkına değil geçmişte rum ve ermeni halkına baskı ve imhayı dayatmış uygulamıştır.bu gün kürt halkına yarın alevi halkına yani baskıcı devlet sisitemi halkı korumak değil,devleti halktan koruması gerek bunun içinde hep düşman yaratması gerek.aslında öcalan açılımını yapmadığından biz hep türkiye devletinden medet veya af sığınma istiyor gibi algılıyoruz.bakın geçmişte devletler nasıl kurulmuştur.işte bir örneği sayın hoca vermekte ıraktaki kürt halkı eğer devlet olmak istiyorsa savaşması lazım,bedel ödemesi lazım,peki bunun için ne yapmalı savaşmalı bir tarafa karşı peki savaşan eleman bulmak için ne yapmalı katılan zaten gönüllü katılmış bir tarafta katılmayan olacak,senin fikrini beğenmiyen sana karşı olanlar olacak işte onlara karşı baskı uygulamak zorunda kalacaksın,nasıl bir baskı milliyetçilik girer devreye.biz bugün kürt hareketine karşı olan kürtlere baskı yapmasak nasıl savaşı kazanırız.acaba baskı olmayan veya devlet olmayan çeşitli görüş ve dillerde nasıl birlikte yaşanır.bana göre henüz insan oğlu bu uygarlığa gelmedi.ancak devlet kendini değil halkların çıkarını ve yaşamlarını önemsediği zaman baskı aracı olmaktan çıkar,ancak böyle bir devlette de kimse görev almaz.çünkü çıkarı olmaz.yani kapital olmaz.gönüllü kim çıkıp sisteme hizmet ederki.
hévi .. 19 Nov, 2008 01:39:29
avatar
ez weki te bı zımané te nızanım bersıva te bıdım. ez dı tırsım ku tu ji zımané mın fém neki. xwezıya caméreki bı zımané te dıréj dıréj tu agahdar bıkıra yi. merıv hédi hédi té dertéxé ku hé pır tıştén ecéb lı gel we hene. merıv té dertéxé ka mena gotına wi -mın mılletek nu anıye der - çıye. ango rast dıbéjé her weki m.kemal at. ewiji mılletek nu çékırıbu.
eger keké SIDQİ ZİLAN yan ji HALİS ACAR mesela DEWLETé jı me re şirove bıkın emé gellek bextewar bın.
berfolin .. 20 Nov, 2008 08:24:50
avatar
sayin besikci bir kez daha cok dogru konustu
bugun kurt ozgurluk mucadelesinde yer almis yuzlerce hatta binlerce yurtsever aponun ilkel milliyetciligi ile suclandi, aponun artik ozgur bi iradeyle konusup liderlik yapamayacagini soleyen her akli basinda aydinlarimiz hainlikle orgutten siyasetten tasfiye edilmis uzaklastirilmis hayatlari tehtid edilmis kimiside oldurulmustur.bugun siyasette temsil edilmemiz icin meclise gondeirlen hic bir sahis kurdistanda bagimsizlik isteyen bunun icin mucadele eden bi kesim dahi oldugunu soyleyemecek kadar aciz ve mevcut sistemin en azili savunuculari olmustur.ben bagizmsiz ozgur bi kurdistan var olmadan ozgur bir birey olamayacagimizi dusunuorum.bugun kurtlerele kardes olamayiz biz dun olmadik yarin hic olamayiz lutfen artik uyanalim.....bu halki daha fazla kirli siyasete alet olmamali
Yilmaz Dersimi .. 20 Nov, 2008 11:08:31
avatar
Nasnameyi surekli takip ediyorum ilgiyle okudugum ve kurd sorununda can alici noktalara iliskin degerlendirmelerin bir coguna katiliyorum. Aslinda dusunsel anlamda cokda ayri dustugumuz soylenmez. Gecenlerde Ismail Hocanin degerlednirme yazisina iliskinbir okuyucu ile karsilikli yazismalarimiz oldu nedense benim son yazimi yayinlamadiniz sebebini anlamis degilim. Benim yazilarimda hakaret ve rencide edici bir uslupte yoktu kriterlerinizi bu anlamda anlamis degilim. Bu konuda bir okur olarak sizden aciklama bekleme hakkimin oldugu dusuncesi ile basarilar.
Not.Ilgili yorumum teori ve pratik mahlasla yazan kisinin yorumuna iliskindir.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin