Anasayfa | Türkçe | 'Şemdinli'de Ergenekon bağlantısı

'Şemdinli'de Ergenekon bağlantısı

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Şemdinli'de 2005'teki bombalama eylemi ile Ergenekon arasında bağlantı ortaya çıktı. İddialara göre, bomba atmaktan yargılanan PKK itirafçısı Veysel Ateş, firari Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün ekibinde yer alıyordu.

 

 

 

 

Ateş'i, Ersöz'ün itirafçı yaptığı öğrenilirken, iki isim ilginç bir soruşturma dosyasında yan yana geçiyor. Ersöz ve Ateş, 2001'deki 'Silopi kayıpları' olayının sorumlusu olarak gösteriliyor. Soruşturma, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in gözaltında nasıl kaybolduğunu araştırmak için başlatılmış, ancak sonuçsuz kalmıştı. Tanış ve Deniz aileleri, şimdi 'yüzyılın davası'na müdahil olmak istiyor. Çocuklarının ölümünden dönemin Şırnak Jandarma Komutanı Ersöz ve ekibini sorumlu tutan aileler, "Ergenekon ve Silopi birbirinden bağımsız değil." diyor.

Kapatılan HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve ilçe yönetim kurulu üyesi Ebubekir Deniz, 25 Ocak 2001'de Silopi İlçe Jandarma Komutanlığı'na çağırıldıktan sonra bir daha haber alınamadı. Oğlunun kaybolmasından önce Şırnak İl Jandarma Komutanı Levent Ersöz tarafından tehdit edildiklerini iddia eden Serdar Tanış'ın babası Şuayip Tanış, Ersöz ve ekibinde bulunan isimler hakkında şikâyetçi oldu: "Olayın failleri Levent Ersöz ile ekibinde bulunan Taşkın Akgün, Selim Gül, Süleyman Can ve PKK itirafçısı Veysel Ateş'in adli makamlar önünde hesap vermesini istiyoruz." Silopi savcılığı tarafından 2001 yılında açılan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Tanış ve Deniz'in davası 2001 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşındı. AİHM'ye yapılan başvuruda Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Levent Ersöz, Silopi İlçe Jandarma Komutanı Süleyman Can, Alay Komutanlığı İstihbarat ve Sorgu Birimi'nde görevli Taşkın Akgün, jandarma istihbarat görevlileri Selim Gül ve Veysel Ateş hakkında kamu davası açılması talebinde bulunuldu. AİHM, 2 Ağustos 2005'te verdiği kararda Tanış ve Deniz'in kaybolmalarından kamu makamları sorumlu tutuldu. Türkiye'yi 172 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti. Tanış ve Deniz'in aileleri AİHM kararından sonra yeniden şikâyetçi oldu, ancak sonuç alamadı.

Ergenekon soruşturması kapsamında dönemin Alay Komutanı Levent Ersöz hakkında tutuklanma kararı çıkması üzerine Tanış ve Deniz'in aileleri yeniden harekete geçti. Silopi savcılığına verilen dilekçede Ergenekon olayı ve Silopi kayıplarının birbirinden bağımsız olmadığına dikkat çekilerek, "Levent Ersöz hakkında şu anda yakalama kararı vardır. Biz Ersöz'ün yakalandığında bu olayla ilgili ayrıca ifadesinin alınmasını ve faillerinin bir an önce ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Olayın failleri Levent Ersöz ve ekibinin bir an önce adli makamlar önünde hesap vermesini istiyoruz." ifadelerine yer verildi.

Ergenekon soruşturmasında hakkında tutuklama kararı bulunan Ersöz, halen Rusya'da. PKK itirafçısı Veysel Ateş ise Şemdinli'de 9 Kasım 2005'te bir kitabevine düzenlenen bombalı saldırıda gündeme gelmişti. Şemdinli iddianamesinde yer alan bilgiye göre, terör örgütünden kaçtıktan sonra Kuzey Irak'ta IKDP'ye sığınan Ateş, 2000'de Türkiye'ye iade edildikten sonra Ersöz'e bağlı Silopi Jandarma Komutanlığı'na teslim edildi. Burada sorgulanan Veysel Ateş, daha sonra Tuğgeneral Levent Ersöz tarafından itirafçı yapıldı.

Askerî mahkeme Şemdinli sanıklarını serbest bırakmıştı

Şemdinli'de 9 Kasım 2005'te Umut Kitapevi'nde meydana gelen bombalı saldırının ardından olayın faili oldukları iddiasıyla vatandaşlar tarafından yakalanan jandarma astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş, 18 Kasım'da tutuklandı. Olay yeri incelemesini polis bölgesi olmasına rağmen jandarma yaptı. Savcı ve milletvekilinin bulunduğu kalabalığın üzerine ateş açarak 1 kişiyi öldüren uzman çavuş Tanju Çavuş, 68 günlük tutukluluktan sonra serbest bırakıldı. Saldırıyla ilgili iddianameyi hazırlayan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya meslekten ihraç edildi. Olayla ilgili TBMM soruşturma komisyonuna verdiği ifadede 'Hırsız evin içinde' diyen Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun görevinden alındı. Ali Kaya, Özcan İldeniz ve Veysel Ateş, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 'çete kurmak, adam öldürmek, adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama' suçundan 39 yıl 5 ay 10'ar gün hapse mahkûm edildi. İtiraz üzerine dosya Yargıtay'a gönderildi. Yargıtay'ın kararı bozması üzerine dava askerî mahkemeye gitti. Askerî mahkeme, üç sanığı da 15 Aralık 2007'de tutuksuz yargılanmak üzere tahliye etti.

Levent Ersöz, 'oğlunu yaşatmam' diye tehdit etti

Oğlu Serdar Tanış'ın kaybolmasından Levent Ersöz'ü sorumlu tutan Şuayip Tanış, şunları söyledi: "O zaman HADEP yeni kurulmuştu. Oğlum burada ilçe teşkilatını açmaya çalışırken Levent Ersöz bizi sürekli tehdit etti. Beni Şırnak İl Jandarma Komutanlığı'na götürdüler. Levent Ersöz, 'Oğlun bu işten vazgeçsin, yoksa sizin için iyi olmaz.' dedi. Oğlum parti çalışmaları için Diyarbakır'a gittiğinde Levent Ersöz beni telefonla aradı. 'Oğlun Serdar, Şırnak topraklarına ayak basarsa yaşatmam.' dedi. Oğlum buraya geldiğinde Silopi İlçe Jandarma Karakolu'na çağırıldı. Gitti, bir daha da dönmedi. 5 gün boyunca inkâr ettiler, sonra 'Geldi ifadesini aldık sonra gönderdik.' dediler. Ama oğlum 7 yıldır yok. Levent Ersöz döneminde Şırnak bölgesinde 130 kişi kayboldu; ama kimse korkudan şikâyetçi olmadı. Onlar hep aynı ekip. Benim oğlumu ortadan kaybedenlerden Veysel Ateş sonra Şemdinli'de çıktı ortaya. Levent Ersöz Ergenekon'da ortaya çıktı tekrar. Veysel Ateş, Ersöz'ün adamıydı."

Nasnamenews

Yorumlar (1 gönderildi):

Cevdet Akbay .. 13 Nov, 2008 04:02:07
avatar
Daglica ve Aktutun de Ergenekon'un TSK icindeki gorevli apoletlilerin isidir...

"Dağlıca ve Aktütün’de derin-TSK ve derin-PKK Elele" baslikli yazimdan ilgili bolumu tekrar bilginize sunuyorum.

Dirik, Dağlıca başkınından yaklaşık bir yıl önce Dağlıca ve Çukurca'daki askeri birliklerin bulunduğu noktaları gösteren fotoğrafları Ergenekon saniklarindan Ayşe Asuman Özdemir'e göndermis. Üstelik fotoğraflarda askerlerin konuşlandığı tepeler, stratejik noktalar ve hareket biçimleri gibi hayatı bilgiler var. Birilerine brifing veriyormuş gibi bir durum seziliyor. Bütün bu bilgileri Ergenekon Soruşturması ile ilgili toplanan klasörlerden 354 nolu dosyada bulmak mümkün.

http://arsiv.sabah.com.tr/2008/08/07/haber,3D8E2E771F7941D5A0B61B173E46537B.html adresindeki klasörler arasından 354 nolu klasörü açıp “Onur,” “Dirik,” veya “Onur Dirik” kelimeleriyle arama yapıldığında Dağlıca baskınında sorumlusu Onur Dirik ile Ergenekon Çetesi arasındaki samimi ilişki ile karşılaşılır. Daha önce bahsedilen, fakat bazı kritik noktaları hakkettiği dikkati çekmeyen Dirik-Ergenekon ilişkisini biraz daha açarak Dağlıca Baskını’nın derin-TSK içindeki Onur Dirik gibi Ergenekon ile irtibatlı zevat ile Ergenekon Çetesi’nın taşeronluğunu yapan derin-PKK’nın ortak planı olduğunu göstereceğim. Dağlıca Baskını ile benzerliği göz önünde tutulursa, Aktütün Baskını’nın da aynı şekilde derin-TSK ve derin-PKK ürünü planlı bir oyun olduğu anlaşılacak.

Dirik, powerpoint dosyası olarak Ergenekon sanığı Ayşe Asuman Özdemir’e gönderdiği fotoğraflardan birinin üstünde oklarla “Çukurca (bir “Şirin ilçemiz”), “Arkadaşların(!) gözetleme yerleri,” “Hacki tepe, bölge emniyeti bakımından son derece önemlidir,” “Işıklı Üs Bölgesi ve bizim tabur” “Sol taraf (Güney) Irak sınırıdır” notları düşmüş. Fotoğraf ve üzerindeki notlarda, gizli bir planın hazırlığı yapılıyormuş gibi bir hava hissediliyor.

Dirik, “Arkadaşların” ibaresinden sonra parantez içinde ünlem işareti kullanmış; dil bilgisinde, parantez içinde kullanılan ünlem işareti ifadeye “Alay etme, hafife alma, küçümseme, inanmama, kinaye” anlamı katar. “Arkadaşlar”dan kasdı, Ergenekon Çetesi ile birlikte planladıkları kirli plandan bihaber askerler… Dirik’in, kendisine emanet edilen askerleri “Arkadaş” olarak değil belirli bir amaç için kullanılan kurbanlıklar olarak gördüğü anlaşılıyor. Baskın olacağını bildiği halde önlem almayarak askerleri bile bile ölüme gönderirken kendisi köydekibir düğünde eğlenmeye gitmiş; olaydan bir iki hafta sonra göbek atarak dans oynadığı görüntüleri internete düştü. Genelkurmay’daki patronları ihanetinden dolayı onu cezalandırmak yerine ödüllendirdiler. Taraf Gazetesi bu kirli ilişkileri kamuoyuyla paylaşınca gazeteye ateş püskürtüyorlar. Haksız da sayılmazlar; şimdiye kadar kirli oyunlarını gizleyerek, engelsiz olarak uyguluyorlardı. İşleri zor şimdi; kızgınlıkları, çılgına dönmeleri bundandır.

354 nolu klasörde başka bir fotoğraf… Üzerinde “Operasyonlar” yazılı… Dağda operasyon yapan askerlerin fotoğrafları ve Hakkari ili Çukurca ilçesindeki Tabur Komutanlığı civarı gösteriliyor. Ergenekoncu dostuna gönderdiği üçüncü bir fotoğrafa şu notları düşmüş: “Çukurca-adı üstünde ‘Çukur’ bir yer,” “Çukurca-Işıklı yolu sol taraf (güney) Irak sınırına 1 km mesafededir.” Fotoğrafın alt kısmında da uzun bir not düşülmüş:

“Bu yolun emniyetinden biz sorumluyuz. Arkadaşlar da mayınlamaktan sorumlu. Soldan Irak’tan giren dere yataklarından gelip mayını koyup gidiyorlar. Ya da daha fazla zahmete girmek istemiyorlarsa Çukurca’da sürüler ile yaylaya çıkan çoban görüntüsünde gelip araziyi dolaşırken yapıyorlar bu işi. Sabahleyin buralarda çoban ya da tarlasına gelen adam görmüyorsak o gece yolun mayınlanmış olabileceğini anlıyoruz. Yolun mayınlandığını bütün bölgenin halkı bilir.”

Dirik’in bu notunda dikkatimi çeken birkaç husus var. Burada kullandığı “Arkadaşlar”dan kasdı, “Soldan Irak’tan giren dere yataklarından gelip mayını koyup gidiyorlar” dediği PKK’lılar. Yukarıda askerler için kullandığı küçümseme anlamı veren ünlem işareti kullanmamasından iki mana çıkardım: ya derin-PKK’lıları arkadaş olarak görüyor (kendisi gibi Ergenekon Çetesi adına çalıştıklarından), ya da PKK kisvesiyle mayın döşeyen ve saldırı düzenleyenler aslında PKK’lılar değil, PKK’lı kılığına sokulan Ergenekoncu askerler!

Genç subayların 12 Eylül darbesi öncesi sokak çatışmalarını kızıştırdıkları, Ergenekoncu Şener Eruygur’un 2007’de düzenlediği Cumhuriyet Mitingleri’nde onbinlerce askerin sivil kıyafetle sokaklara döküldüğü gerçeği düşünüldüğünde bu iddianın gerçek olabileceği akla geliyor. Her halükarde, Dirik’in Dağlıca Baskını’nda masum olmadığı anlaşılıyor, hatta eylemi yapanlar gerçekten PKK’li ise, Dirik’in onlara baskın yapma zemini hazırladığı anlaşılıyor. Dirik gibi birilerinin içeriden yardımı olmadan PKK’nin kendi başına böyle bir eylemi gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor.

354 numaralı Ergenekon dosyasında Asuman Özdemir (asumanozdemir@gmail.com) ile Onur Dirik’in (onurdrk@yahoo.com) birbirlerine gönderdikleri mesajlara bakıldığında ikilinin çok samimi oldukları anlaşılıyor. Özdemir’in 11 Şubat 2007 pazar günü gönderdiği “Dağlıca böyle bir yer mi?” başlıklı mesajında şunları yazmış: “Sevgili Onur,/ Dağlıca böyle bir yer mi?/ :))) (gülme işareti, CA) / Sevgilerimle / Asuman / İstanbul’a dün akşam döndüm. 4-5 gün için evden çıktım, evin yolunu ancak buldüm. Bu arada adresini yaz yolla kargoyu göndereceğim..” Dirik 14 Subat 2007 Carsamba gunu ayni samimiyetle cevap veriyor: “Sevgili Asuman; / Hoşgeldin. Umarım iyi vakit geçirmişsindir. Sevgililer Günü’nü kutlarım. Benim adres gayet basit: Onur Dirik / Topçu Kurmay Yarbay / Çukurca/ Hakkari / Buralarda Onur Dirik dedin mi herkes tanır alimallah :))/ Görüşmek üzere. Selam ve sevgilerimle.” 30 Ocak 2007 Salı gecesi, internetteki “Belçikada Yaşayan Türkler (BYT)” grubunda daha önce birileri tarafından yazılan “Veli Küçük, Sen neymişsin be?” başlıklı mesaja verdiği cevaptan Dirik’in Veli Küçük’e de muhabbet beslediği anlaşılıyor.

31 Ocak 2007 tarihli mesajında Özdemir’e şunlayı yazmış: “… Dağlıca Olayı’na kilitlenmiş durumdayım. Nihayet ‘Alana’ girebilmeye başladık bir parça. Tahminime göre 10 gün içinde oradan gerçek zamanlı bilgi almaya başlayabileceğiz. Bu konu bizim için çok önemli. Gelecek Nisan-Mayıs aylarında vuku bulabilecek olaylarda normal şartlarda verilebilecek 5-10 arası zayiatın ihtimalini ya da sayısını önceden bilgi edinerek azaltmayı hedefliyoruz. (…) Zayiat vermenin ne olduğunu geçtiğimiz Ekim ayında bir kere daha yaşadık çünkü. Neyse bu arada sana Dağlıca denilen yerin birkaç resmini gönderiyorum. Herhalde daha önce göndermemiştim. Sevgi ve selamlarımla. Dağlıca.. Dağlıca.. Dağlıca.. Parola Dağlıca.. İşaret Dağlıca… Gece gündüz Dağlıca..”

Bu mesajdan şunları anlıyoruz: bir, Dirik, Dağlıca Olayı için görevlendirilmiş... İki, olay Nisan-Mayıs 2007 tarihi için planlanmış… Üç, olayın kendileri (Ergenekon) için çok önemli olduğu anlaşılıyor. Dört, olayda verilecek zaiyat (yani kaç askerin kurban verileceği) dahi planlanmış ve “Alan” dediği merkezden (Kandil’deki PKK veya İstanbul’daki Ergenekon merkezi) alacagı gerçek zamanlı bilgi alış verişi ile karara bağlanmış (“…Normal şartlarda verilebilecek 5-10 arası zayiatın ihtimalini ya da sayısını önceden bilgi edinerek…” ifadesinden anlıyoruz bunu). Beş, verilecek zaiyatla Türkiye’yi karıştırmayı amaçlamışlar (“Zayiat vermenin ne olduğunu geçtiğimiz Ekim ayında bir kere daha yaşadık” ifadesinden anlıyoruz).

Dirik’in, baskın olacağı istihbaratına rağmen önlem almayarak Ergenekon’dan aldığı görevi başarıyla yaptığı anlaşılıyor. Nisan-Mayıs ayı için planlanan “Dağlıca Baskını” çeşitli sebeplerle Ekim’e ertelendiği anlaşılıyor. Bu surecte neler yasandigina bakmakta fayda var: Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, AK Parti’ye Cumhurbaşkanı seçtirmemek için siyasi demeçler vererek ortamı gerdi; “Bay Kriz” sıfatıyla anılan, Ergenekoncu İlhan Selçuk’un sırdaşı Cumhurbaşkanı Necdet Sezer “İrtica” ve “Rejim tehlikede” vurgusunu sıklaştırdı; Ergenekoncu Şener Eruygur “Cumhuriyet Mitingleri” düzenledi; Cenaze merasimleri Ergenekon Çetesi’nin miting alanlarına dönüştü (görevini yapmayan Genelkurmay’ın alkışlanıp hükümetin yuhalanması, protestocuların Genelkurmay’a yakın olduğunu gösteriyor).

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin