İsmail Beşikçi :Kürt Sorunu: Politik ve Ruhsal Ortam
Özgür bireyin bu çift yanlı tutumunun kavranılmasında yarar vardır. Berzan Boti’nin nasname sitesindeki, “Özgür Birey-Devlet ve Devletleşme İlişkisi” başlıklı yazısı (15 Ekim 2008) bu bakımdan dikkate değer bir yazıdır. Berzan Boti bu yazısında, Abdullah Öcalan’ın, devlet-özgür birey konusundaki düşünsel yaklaşımlarını da eleştirmektedir.Bu konuyu ayrı bir yazıda incelemek gerekecektir.
Son yıllarda Kürt sorunu etrafında yoğun konuşmalar, tartışmalar yapılmaktadır. Bu konuşmalar, tartışmalar çoğu yerde ve çoğu zamanda devletin gözüyle yapılsa da Kürt sorununa ilgi artarak devam etmektedir. Bu konuşmaların, tartışmaların yapıldığı ortam nasıl bir ortamdır? Bu ortamın siyasal, toplumsal ve ruhsal özellikleri nedir? Kürt sorunu derken, sorunun nasıl bir ortamda tartışıldığı, Kürt sorununa çözüm derken, çözümün hangi ruhsal ortamda arandığı irdelenmesi gereken bir durumdur.
Ekim ayının aşlarında, 4 Ekim 2008’de, Şemdinli’de Bezele Karakolu’na bir saldırı oldu. Genelkurmay ve Genelkurmay’a bağlı olarak Türk basını 15 askerin şehit olduğunu duyurdu.
Bu sayı daha sonra 17’ye yükseltildi. PKK kaynakları ise bu sayının çok daha yüksek olduğunu vurgulamıştı. Türk basını haberlerinin devamında, “23 hain imha edildi” deniyordu. Türk basını bir hafta on gün süreyle şehitlerden söz etti. Çatışmalarda yaşamlarının yitiren askerler için ağıtlar yakılıyordu. Çatışan taraflardan biri için şehit deniyor, yaşamlarını yitirenler birer birer övgüye boğuluyor, PKK’li savaşçılar için ise “hain” deniyor, “23 hain geberdi” gibi, küçümseme, dışlama ve düşmanlık içeren bir terminoloji kullanılıyordu. Askerler için, “henüz bir aylık babaydı”, “terhisine üç hafta kalmıştı”, “üç ay sonra nişan töreni olacaktı” “yaşları 1-5 arasında değişen üç çocuk babasız kaldı” gibi, kamuoyunda, sempati yaratan, sempatiyi çoğaltan, duygu dolu değerlendirmeler yapılırken, PKK’liler için ise “geberdiler”, “cezalarını buldular”, “15 bin asker PKK’lı avında” gibi, kin dolu, düşmanlık dolu, dışlamayı hedef alan bir terminoloji egemendi.
Asker ailelerinin acıları, acıyı nasıl yaşadıkları, görüntülü bir şekilde ekrana getirilirken çatışmalarda yaşamlarını yitiren PKK’lilerin ailelerinin acıyı nasıl yaşadıkları, yasları, ağıtları kati surette ekrana getirilmez. Yazılı basında, gazetelerde, bunlara ilişkin bir fotoğrafa yer verilmez. Ama, Kürt televizyonları, örneğin ROJ TV, çatışmalarda yaşamlarını yitiren savaşçıların toprağa nasıl verildiklerini ayrıntılı bir şekilde göstermektedir. Cesetlerin önce, devletin elinden, morglardan alınması söz konusudur. Bunun için yoğun bir mücadele verildiği cenazelere sahip olabilmek için ısrarlı bir davranış içinde bulunulduğu biliniyor. Cenazelerin toprağa verilmesi ise, bazan binlerce, bazan onbinlerce insanın katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler bu törenlerde yer almaktadır. Bazı yerlerde binlerce, bazı yerlerde onbinlerce insan, kalabalık bir kitle, etrafları güvenlik güçleriyle çevrilmiş vaziyette, sloganlarını bağırarak, pankartlarını taşıyarak mezarlığa doğru yürümektedir. Bu insanların, bu kitlelerin duygularını, düşüncelerini bilmek, anlamak elbette önemli olmalıdır. Ama Türk basınında, Türk televizyonlarında , yazılı basında, bu törenlerle ilgili hiçbir yayın, haber, görüntü vs. yoktur. Buysa, dışlamanın, umursamamanın, önemsememenin göstergeleridir. Böyle bir sürecin insanların bilincine çarpmasının önlenmesi bakımından da bu umursamama gerekli olmaktadır. Köylerin boşaltılması, yakılması, yıkılması sırasında da böyle oluyordu. Bu olaylar sırasında da basında bir görüntü veya fotoğrafa yer verilmezdi. Kış koşullarında, kar,yağmur altında sürgüne giden, ailelerin, çocukların, kadınların sürgünü nasıl yaşadıkları Türk basınının ilgisini çeken bir konu değildi. Son yıllarda Türk basını, Türk yazarları sık sık entegrasyon konusuna değinmektedir. Duygulardaki ve düşüncelerdeki ayrışmanın böylesine yoğun bir şekilde yaşandığı bir ortamda, entegrasyon nasıl gerçekleştirilebilir?
Türk devlet ve hükümet yöneticileri Kürt tarafındaki bu durumu şüphesiz biliyorlar ve izliyorlar. O zaman bu umursamama, önemsememe politikasının sistematik bir politika olduğu da belirtilebilir.
Kürt sorunu böyle bir politik ve ruhsal ortamda konuşuluyor, daha önemlisi, Kürt sorununa çözüm, böyle bir ortamda aranıyor. Bu umursamama politikasının, PKK savaşçılarını, onların ailelerini, analarını, babalarını kardeşlerini hiçe saydığı açıktır. Bunların, sayı olarak milyonlarca insanı kapsadığı söylenebilir. Bu insanların, bu ailelerin duyguları düşünceleri yok sayılarak umursanmayarak, önemsenmeyerek, nasıl yol alınabilir. Böyle bir ortamda entegrasyonun nasıl düşünülebildiği dikkate değer bir konudur. Böyle bir ortamdan çözüm, demokratik bir çözüm çıkmaz. Bu ortam sadece, devletin, zorlayıcı baskı araçlarıyla sorunu bastırma ve etkisiz bırakma operasyonlarına yol verir, bu operasyonlar için zemin hazırlar.
Ekim ayı ortalarında Cengiz Çandar ve Oral Çalışlar, Diyarbakır’da, halkın duygularını, düşüncelerini öğrenmek için çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalar, 14 Ekim 2008 tarihli Radikal Gazetesi’nde, “Cengiz Çandar ve Oral Çalışlar’ın Sokak İzlenimler” başlığıyla verildi. O günlerde hükümet, “Diyarbakır’a 1400 özel harekatçı daha gönderilecek” şeklinde açıklamalar yapıyordu. Halk, kahvehanelerde, çarşıda, pazarda yapılan sohbetlerde, bu hükümet açıklamalarına karşı, gazetecilere, “Bize güvenlik gücü değil şefkat gücü lazım” diyerek tepki gösteriyordu. Radikal Gazetesi bu haberleri, “Diyarbakır şefkat bekliyor” diye duyuruyordu.
Çözümün konuşulacağı ortam bellidir. Sorun ancak böyle bir ortamda konuşulabilirse olumlu sonuçlar elde edilir. Bu, PKK’lilere de “bizim çocuklarımız” gözüyle bakan bir ortamdır. Bu, PKK’lilere düşman gözüyle bakmayan bir ruhsal ve siyasal ortamdır. Bu elbette, devletin yüksek katları tarafından, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı gibi birimler tarafından yapılacak açıklamalarla oluşacak bir ortamdır. Gençlerin neden dağa çıktıkları, anlaşılması, kavranılması gereken bir durumdur. Gençler, şehirlerdeki veya beldelerdeki rahatı bırakıp neden dağa çıkmak, dağda yaşamak gibi zor olan bir mücadele biçimini benimsiyorlar? Gençler, bu işin ucunda ölümün olabileceğini de şüphesiz biliyorlar. Buna rağmen neden böyle zor bir yaşama seve seve koşuyorlar? Pek çok olumsuzluğa rağmen bu zor koşullara neden katlanıyorlar? Dağa çıkanların duyguları, düşünceleri nelerdir? Bunlar, dikkatlerden uzak tutulmaması, ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gereken konulardır. Bu gençlere durmadan “terörist” demek soruna hiçbir açıklık getirmez. Devlet terörü, devlet terörünün hedefleri söz konusu edilmeden, sadece “terör” den söz etmek sağlıklı bir yol değildir.
Kürt tarafında milli duyguların, düşüncelerin nasıl oluştuğuna, yaygınlaştığına derinlik kazandığına dair bir olay anlatmak gereğini duyuyorum. Bana da yakın bir arkadaşım anlatmıştı. Olay bundan üç hafta kadar önce, yani 2008 yılının Ekim ayının başlarında geçiyor.
Eve boya-badana yapılacak. İşçiler gelmeden önce, evin hanımı, boya-badana yapılacak salona, odalara gazete seriyor. Gazeteler, Azadiya Welat gazeteleri. Kürtçe günlük gazete. İşçiler, Kürt işçiler… İşçiler ekip olarak geliyorlar. Kürt işçiler Azadiya Welat gazetelerini görünce, gazetelere basmamaya özen göstererek, yavaşça toplayıp katlıyorlar ve bir köşeye koyuyorlar. “Bu gazetelerde şehitlerimizin resimleri var, bu gazetelerin üzerine basamayız.”
Aslında bu aile de yurtsever bir aile. Kürtçe Azadiya Welat gazetesini kim izliyor? Fakat Kürt işçiler daha farklı, daha duygu dolu bir hassasiyet gösteriyorlar. Bunlar sıradan işçiler. Çatışmalar sırasında köylerinden, beldelerinden kopup gelmiş, bir gün iş bulup çalışan, iki gün iş bulamayan, ev-bark sahibi, çoluk- çocuk sahibi işçiler. Bu insanların duygularının, niyetlerinin, beklentilerinin bastırılmasıyla hiçbir sorun çözülmez. Önemli olan bu duyguları, bu düşünceleri anlamaya-kavramaya çalışmaktır. Kaldı ki artık bu duyguları bastırmak da mümkün değildir. Zaten bu duygular hep bastırma sürecinde, bu süreçte kullanılan devlet terörüyle birlikte gelişip yaygınlaşmış, derinleşmiştir. Bu kişileri Türk basını “hain” kavramıyla niteliyor. Bu kişilerin milyonlarca Kürt insanının gönlünde yer ettiği de görülüyor. Bu zıtlık elbette dikkate değer bir süreçtir. Bu geniş kitlelerde, Kürt yurtseverliğinin, Kürt milliyetçiliğinin nasıl oluştuğu, nasıl geliştiği çok önemli bir konudur. Bu da incelenmesi, irdelenmesi gereken bir durumdur.
Herhangi bir insan, anadil gibi bazı doğal haklarını, yani doğumla birlikte kazandığı, sahip olduğu hakları, pürüzsüz bir şekilde kullanmak ister, bunu için çalışır. Doğal hakların kullanımına bir baskı, bir engelleme, sorun çıkarır, tepkiyle karşılaşır. Doğal haklarla reel durum, yani baskı, engelleme, diyelim pozitif hukuk arasında çok büyük bir zıtlık vardır. Doğal haklarını kullanarak bu zıtlığı aşmaya çalışan, baskıya, engellemeye karşı mücadele eden kişi, bu süreç içinde giderek özgür birey haline gelir. Özgür birey elbette, baskıyı engellemeyi organize eden kurumlara, siyasal iktidara, devlete karşıdır. Özgür birey bir taraftan bu baskılara karşı çıkarken, bir taraftan da , baskıdan azade kalacağı kendi yönetimini oluşturmaya bunun için ortam yaratmaya gayret eder. Kendi yönetimi, federasyon, bağımsız devlet gibi birimler olabilir. Özgür bireyin bu çift yanlı tutumunun kavranılmasında yarar vardır. Berzan Boti’nin nasname sitesindeki, “Özgür Birey-Devlet ve Devletleşme İlişkisi” başlıklı yazısı (15 Ekim 2008) bu bakımdan dikkate değer bir yazıdır. Berzan Boti bu yazısında, Abdullah Öcalan’ın, devlet-özgür birey konusundaki düşünsel yaklaşımlarını da eleştirmektedir.Bu konuyu ayrı bir yazıda incelemek gerekecektir.
Kaynak: K-P



Yorumlar (7 gönderildi):
Degerli hocam ile ilgili hic unutamayacagim bir anima deginmek istiyorum; Ben Diyarbakir zindaninda iken, degerli hoca Canakkale zindanindaydi. O yillarda bana bir mektup gondermisti, hem selam ve sevgilerini iletiyor, hem de eger mumkun ise Keke Mehdi (Mehdi Zana)ya hem selamlarini iletmemi istiyor, hem'de olabilirse kendisi ile zindanlar-arasi yazismak istedigini yazmisti. O yillar'da zaman-zaman biraraya gelebiliyorduk. Tesadufen kek Mehdi ile ayni kogustaydim, hemen durumunu kendisine ilettim.
Yani burada deginmek istedigim; degerli hoca Ismail Besikci cok degerli aydin, devrimci-demokrat enternasyonalist bir bilim adamidir. Halkimiz o degerli hocaya her zaman saygilidir, o degerli hocayi'da kendisinden bir insan olarak gorur.
Tekrardan degerli hocama saygilarimi gonderiyorum.
Öğleye doğru burada "Brusk'un" bir yazısını gördüğümü saniyordum, o ikinci Beşikçi’nin Buraya resim girebilseydi, resimini koyacaktım Brusk’un. Sahi öyle bir yazı varmıydı yoksa ben mi yanıliyorum ? Editör bu konuda bir şey yazabilecek mi ?
„Irkçı-Katliamcı-Sömürgeci Kemalist Rejim’in“ bugüne kadar gelmiş-geçmiş en iyi ve doğru tahlilini yapmış kiymetli bilim adamı, halkların dostu ve alın akı Dr. Beşikçi de Sivan Perwer gibi geniş bir Kürd kitlesinin, keza gelecek Kürd nesillerinin beleğinde daima yaşayacak.
Halklar hiç bir zaman düşman olmadı, olamaz. Sedece onu düşman apanlar var. Halkar hakkında ileri-geri konuşanlar Dr. Beşikci’yi düşünmeliler.
En iyi dileklerimle
1-Dil Farki:Kurdceyle Turkce iki ayri lisandir.Biri serbest biri yasaklidir.Ben Turkum demek serbesttir.Ama Ez Kurd im demek 80 sene boyunca yasakti.7 yasindaki bir Turk Ilkokula anadiliyle, bir Kurd cocuk ise bilmedigi bir dille yani yabanci bir dille baslar.Bu esitsizligin ilk asamasidir.100 metrelik kosuya, Turkun 20 metre daha ilerden baslamasi
demektir.Kurd cocuk Turk cocuga gore daha hayatin ve sosyallesmenin ilk evresine elverissiz sartlarda baslar.
Turkiye, Birlesmis Milletler Cocuk Haklari Evrensel Beyannamesini imzalamayan dunyadaki tek ulkedir.
2-Cografya farki:Kurdlerin anavatani Kuzey Mezopotamya`da bulunan Kurdistan`dir.Bu yurt
ismi Selcuklu Sultani Sincar tarafindan verilmistir.Ayrica Kanuni Sultan Suleyman`in Fransa kralina yazdigi mektupta "Ben ki Anadolunun, Kurdistan`in,Rumelinin ...Padisahi"
dedigi Kurdistan`dir.Turklerin anavataninin tanimini size birakiyorum.
3-Tarih Farki:Kurdler 5000 senedir bulundugu topraklarda yasamaktadir.Turklerle kismî
ortak tarihi ise 500 seneliktir.Kurdistan Safevi ve Osmanli imparatorluklari arasinda 2 ye
;1.Dunya savasinda ise 4 e bolundu.Dolayisiyla Kurdlerin yanyana yasadigi sadece Turkler degildir;Arap ve Farslar da vardir.Esyanin tabiatina uygun degildir ki bir sey hem kendine
hem baskasina ait olsun.Eger Kurdler Turk olsun diyorsaniz,Iran,Irak ve Suriye`deki Kurdler ne olsun?Turk,Arap yoksa Fars mi?
3-Ekonomi Farki:Kurdlerin yogun yasadigi bolgelerde,Kurdistan`da hayat duzeyi ve ortalama adam basi milli gelir Bengaldes duzeyinde iken Turklerin yasadigi bolgelerde nerdeyse
Belcika duzeyindedir.
Cevrenize bakin:Butun zor isler(insaat,temizlik,yol,hamallik,tarim isciligi vb) Kurdler
tarafindan yapilmaktadir.Kurdler Karadenizde Findik toplamaya gitmekte,ama Karadenizli ya
da Egeli ,Adiyaman ya da Hakkari`ye bugday toplamaya gitmemektedir.100 yil once durum boyle degildi.Bu basitce Ekonomik gelisme farki degildir, Kurd bolgesi kasten geri biraktirilmistir.Kurd illerinde issizlik orani Turk illerinden en az 3-4 kat fazladir.
Devletin bolgedeki yatirimlari yerustu ve alti kaynaklarina yoneliktir.Imalat sanayiine yatirim yapilmamistir.Tabii yapilan kotuluk kimsenin yanina kar kalmiyor.Bu geri biraktirma TC`nin AB`ye girmesi onunde bir engele donusuyor.
Halbuki mesela Turkiye de ic enerji uretiminin (petrol, elektrik) 100 de 80`i Kurdistan`dadir!Bunun ne anlama geldigini ise soyleyelim:Diyarbakir daki Shell petrol
lokasyonlari 1958`de isletmeye acildi.1990 larda petrol rezervi sifirlandiginda arkasinda
hicbir iz birakmadan kapandi bir tenis kortu haric.
4-Kultur Farki:Kurd kulturu ozgundur.Muzik,folklor,yazili ve sozlu edebiyati,adet ve gelenekleri,Dugunleri,Kurd tasavvuf
dusuncesi,mitolojisi(Newroz) Turklerinkinden farklidir.1978 de Universite ogrencileri olarak Kurdce tiyatro sahneledimiz icin hakkimizda Savcilikca sorusturma acildi,yargilandik.
5-Etnik Fark:Kurdler Irani, Turkler Turani kokenlidir.Araplar ve Farslar, Kurd Milliyetini hicbir zaman inkar etmemistir,kabul etmistir.Turkler ise milyonlarca insaninin kimlik ve
aslini carpitmis,inkar etmis, assimile etmek istemistir.Dikkat edin :Araplar ve Farslarla 5000 senedir yanyana yasiyoruz, bizi inkar etmediler, Turklerle 500 sene birlikte yasadik bize siz "Dagli Turklersiniz" dediler,varligimiza inkara yeltendiler.
Bu farklilik maddeleri uzatilabilir.
Sayin Baglan,
Ben de size bir soru sorayim:Kerkuk Turkmenleri ile Irak Kurdleri arasindaki 5 farki soyleyebilir misiniz?Fark yoksa orada niye var?Bu fark Petrol farki midir?
Yorum yaz