Yılların Özlem Vurgunu: Şoreşegerê Bênav!..
Durduk yerde, hayaller düşler kuruyor. Zaman ve sınır tanımayan bir ağır zaman Donkişotu. Para onun için akrep gibi. Var olan oarasını tüketmeden, dağıtmadan ve eski haline gelmeden rahat etmiyor. Yedirdi. İçirdi ve Hocalar gittik. Bir gece de orda kaldık. Sonra beraber Amesterdam’a kadar beraber geldik. Beni trenime bindirdi o da kendi şehrine gitti. Yatamamıştı. Uykusuzdu.
Gitti ve geldi.
Burdan seslendim ona.
Hayret bişey. Sanki sesimi duydu.
Anında yanıt verdi.
Sesi kısılmıştı. Önce tanıyamadım.
‘Yoo sen Şoreşger değilsin’ dedim.
‘Benim benim hahooo.. Sesim düştü’dedi.
Nasıl gittiyse öyle de geldi.
Aynı elbise, aynı hüzün, aynı tasa ve kederle.
Gece telefon etti.
‘Ben geliyorum. Ama çok geç gelecem. Sen beni almaya gelme. Dinlen. Yorgunum. Sonra görüşürüz’ dedi. Ona ‘Te şal û şepik anî an na ‘ dedim. ‘Erê Erê’ dedi. Ve mahalli lehçeyle ‘Eger te ne anibe welleh ezê imane te....’
Güldü.
Gülünce de yüzünde güller açardı.
Sonra ben iki gün sonra onu görmeye gittim.
Telefon etmedim.
Bulunduğu şehre gittim.
Kontorümde yoktu. Hoca’ya haber verdim. ‘Onu ara ve postahanenin orda onu bekliyorum’ dedim. Oturdum. Bir sigara sardım. Kahvemi içiyordum. Bir de ne göreyim. Benim Şoreşger karşıda el telefonuyla konuşarak bana doğru geliyor. Yanına gittim. ‘Şoreşger!..’ dedim. İrkildi. ‘Wey vaho sen... Ne yapıyosun burde..’ Seni bekliyorum’ dedim. Sarılıp öpüştük. Kahve parasını ödeyip yola çıktık. Arkadaşıyla konuşuyormuş.
‘Hella hella.. Sen işe bak... Ben de tesadüfen eve gidiyordum. Niye haber vermedin? Seni istasyondan alacaktım’ dedi.
Yürüdük.
Eve vardık.
Hemen bir çay demledi.
Ve ardından Kürdistan getirdiklerini tek tek önüme koydu.
‘Aha bu bizim Derik fıstıkları... Bu beni.. Bu de ji senin şal û şepik’
Ben hemen şalımı giydim.
Kefiyemi bağladım.
Hepsini toplayıp çantama koydum.
Bunlar benim milli servetlerim.
Ve sağolsun Şeoreşger. O olmasaydı hayatta bunlara sahip olamazdım.
Yeğeni geldi.
Arkadaşı geldi.
Yemek yedik.
Sigaraları tellendirdik.
Sonra baş başa kaldık.
-Kurdistan nasıl Şoreşger, dedim.
Güldü.
-Nasıl olsun. Tenekeden de olsa, sözde de olsa bizim bir Kürdistanımız var artık. Ben çok sevdim. Lê hema bazı eleştirilerim var. Sana anlatacağım.
-Olur. Anlat.
-Bir defa.. Ben akrabalarımı 30 yıldan sonra gördüm. Yanıma geldiler.
-Derik’ten.
-Evet.
-Büyük hasret.
-Elbette. Kardeşlerimle hem sevindik hem kavga ettik.
-Kürd işte. Kardeş de olsa kavga etmese olmaz ki?
-Tabi.. Tabi.
-Peki sende nasıl izi bıraktı Kürdistan?
-Güzeldi. Yalanuz...Her şey Arapça.. Ben bişey anlamadım levhalarından. Telefon numaraları bile Arapça...
-Kürdçe ama Sami harfleriyle.
-He looo... Acaip bişey.. Niye Latince yapmıyorlar anlamadım.
-O zor iş. Marektlerde ve normal hayatta en çok kimin malları vardı?
-Türklerin.
-Yüzde kaç?
-Hema %60 ile % 80 arası...
-Elektirik..
-Türkiye’den.
-Yollar nasıldı?
-Bazı yerler iyi. Bazı yerler çok kötü.
-Sana göre en olmumsuz durumları ne?
-Bir alt yapı yok. Binalar çok. Ama fakir halkın yok.
İki; orda Kürdler çalışmıyor. Çalışanlar hep yabancı. Yahu dedim niye çalışmıyorsunuz? Avrupada tüm temizlik, lokanta işlerini yapıyorsunuz ama burda –ülkenizde- çalışmıyorsunuz. Böyle olmaz ki...
Üç: Halk pek hoşnut değil. Gerçi yabancı gelene konuşmuyor. Çekiniyor.
-İyi yönleri ne?
-Askeriye ve polis iyi. Güler yüzlü.
-Başka.
-Hırsızlık yok. Dükkanlar perde ile kapanıyor. Mallar ortada. Ya da çocuklar bekliyor.
-Bu iyi. Demek millet tok.
-Yanlız ondan da değil. Her şey serbest. Ha bir de tüketim fazla. Millet cola üstüne cola içiyor. Sağlıksız. Bunlar yarın hepsi hastalık olur.
-Haklısın.
-Peki sence neler yapılmalı.
-Yatırım ve ağır senayi olmalı. Orda yapılan hiç bir şey yok. Hep dışardan geliyor.
-Pazardaki sebze ve meyveler nerden geliyor?
-Çok azı Kürt köylüsünün. Türkiye, İran vb yerlerden. Temizlik sıfır. Bence temizlik yardımı yapılamlı. Mesela ben bir temizlik grubu oluşturacam burdan.
-Nasıl yani? Onlar gidip gönüllü temizlik mi yapacaksın?
-Hee...
-İşine baksana sen.. Onlar pisliklerini temzilesin. Sana mı kalmış. Sonra onlar yardım istemiyor. Ne oluyorsa burdaki Kürdlere oluyor. Yok size hizmet edelim. Onlar hizmeti istiyor mu? Sonra gitsen onlara yardımcı olsan, sana kimsin? Nesin? Nerden geldin demezler mi?
-Niye ki?
-Ya şöyle düşün. Gittin. Ve ordaki halka dedin ki dur temizliğini ben yapayım dedin. O da iyi dedi. Al yap. Peki ordaki belediye başkanı demez mi? Kimsin? Nerden geldin? Ne adına bunu yapıyorsun demez mi?
-Der mi?
-Bence der. Senin islamcı olmadığın ne malum....
-Ha bak bunu düşünemedim.
-Şoreşger, biz hala saflıkla düşünüyoruz. Orda sınıflar yeni oluşuyor. Kimisinin kat kat evleri, villaları, bakıcıları, muhafızları var. Halka yaklaşmanı ister mi?
-Ne bileyim...
ŞOREŞGER’İN DÜNYASINDA KÖTÜLÜĞE YER YOK
O bulunduğu ülkeden Derik’e, köyüne tek tek telefon ediyor. Yemiyor yediriyor. Birinin başı ağrısa dert ediyor. Ben ordayken bir adli kavga olmuştu. Bir kadın husumet davası.. Kavgalar ve karakola düşmeler. İki taraf da birbirini devlete şikayet etme yarışında. Bizim Şoreşger’de burda kahroluyor.
Ne burdan olabiliyor, ne oraya gidebiliyor.
İki dünyanın arafında bir kendi halinde Şoreşger.
Dünyanın gamsız Bekir’i.
Durduk yerde, hayaller düşler kuruyor.
Zaman ve sınır tanımayan bir ağır zaman Donkişotu.
Para onun için akrep gibi.
Var olan oarasını tüketmeden, dağıtmadan ve eski haline gelmeden rahat etmiyor.
Yedirdi. İçirdi ve Hocalar gittik.
Bir gece de orda kaldık.
Sonra beraber Amesterdam’a kadar beraber geldik.
Beni trenime bindirdi o da kendi şehrine gitti.
Yatamamıştı.
Uykusuzdu.
Kendi evinin dışında bir yerde rahat edemiyor.
Haklı.
Herkesin sarayı onun izbe kulubesi.
Ben bile ancak evime gelince rahat ediyorum.
İşte Şoreşgerim böyle bir insan.
Onu ne kadar anlattım bilemem.
Ama bence asıl hikayesini Hoca dillendirecek.
Bence Şeoreşgerê Bênavlar Vakfı kurmalıyız.
Ve bu gavuristanlarda birbirimize tutunmalıyız.
Yoksa başka bir şey bizi mutlu etmez.
Bana ‘bir daha bilet alacam.
Bu sefer tutarsa NasnameTV açacaz’.
Bende elimi kaldırdım havaya
Ey huda duy bizi, dedim.
Ve amen çektim.
13 Ekim 08



Yorumlar (3 gönderildi):
bimin xer û xwashye da û her tim bila ruyê tê bikenê...
Yorum yaz