AK PARTİ İÇİN KAPATMA DAVASI AÇILDI !?......
Abdullah GÜNEŞ – Nasname Yazarı Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AK Parti hakkında açtığı kapatma davasında yer alan iddianame, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılması için açılan...
Paşa Buyurdu : Kapatın Şu AKP'yi!...
AK PARTİ İÇİN KAPATMA DAVASI AÇILDI !?......
Abdullah GÜNEŞ – Nasname Yazarı
14 mart 2008 Cuma günü saat 16.30’da Türkiye şok bir gelişmeye tanık oldu. Tüm haber ajanslarına düşen haber adeta bomba etkisi yaptı.
Haberlere göre;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman YALÇINKAYA, Anayasa Mahkemesine gönderdiği İddianame ile “AK Parti’nin laikliğe aykırı fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği iddiasıyla kapatılmasını, Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL ve Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN dahil tüm AK Parti yöneticilerine 5 yıllık siyaset yasağı getirilmesini” istedi. İddianame 162 sayfa ve 17 klasörden oluşuyor.
Başsavcı Yalçınkaya, kapatma gerekçesi olarak Refah Partisi'nin de kapatılması davasında gerekçe olarak gösterilen Siyasi Partiler Kanunu'nun 103. maddesini gösterdi.
Anayasa Mahkemesi, iddianameyle ilgili ön incelemeyi yapacak, herhangi bir eksiklik tespit edilmez ve iddianamenin kabulüne karar verilirse ön savunmasını yapması için iddianame AK Parti'ye gönderilecek.
AK Parti yasal olarak 1 ay içinde ön savunmasını verecek. Ek süre talebinde bulunulursa bunu da Anayasa Mahkemesi değerlendirecek.
Ön savunmanın Anayasa Mahkemesi'ne verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü bildirecek.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkındaki görüşü AK Parti'ye gönderilecek.
Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AK Parti yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar.
Bütün bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.
Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir toplantı günü belirleyecek.
Üyeler, belirlenen günde biraraya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar.
AK Parti hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak.
Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak.
Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak.
Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi'nin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek.
SUÇLAMA: "LAİKLİK KARŞITI EYLEMLERİN ODAĞI OLMAK"...
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'nin "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" iddiasıyla kapatma davası açtı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın AK Parti'nin kapatılmasına yönelik talebindeki gerekçelerde bikini reklamından kırmızı sokaklara kadar ilginç gerekçeler var. İddianamede sözü geçen "laikliğe aykırı eylemler" ise şöyle sıralanıyor:
KIRMIZI SOKAKLAR
Danıştay’dan dönen içki yasağı, sonrasında “kırmızı sokak” projesi ve bu konuyla ilgili medyada çıkan haberler ile parti yetkililerinin yaptığı açıklamalar.
BİKİNİ REKLAMLARINA YASAK İDDASI
Mayo firmalarının İstanbul’daki bilbordlara yönelik “reklamı yasağı” iddiaları.
İÇKİ YASAĞI UYGULAMALARI
AKP’li bazı belediyelerin içki yasağı ve kadınlara özel park yapılması.
İMAM HATİPLİLERE ÖZEL OTOBÜS
İstanbul’da imam hatipli kız öğrencilere özel ücretsiz servis otobüsü.
ULEMA AÇIKLAMASI
AİHM’in türban kararının ardından Erdoğan’ın , “Başörtüsü konusunda karar verilirken ulemaya danışılmalı” sözü.
BAŞBAKANIN KONUŞMALARI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 'Mutlak yaratıcı Allah’tır' sözünü suç saydı ve bu söz AK Parti’nin kapatılması için gerekçe yapıldı. Başbakan Erdoğan’ın, İslâmiyet’in Türkiye Cumhuriyeti’nin birleştirici unsuru olduğunu söylemesi de kapatma gerekçeleri arasında yer aldı. Erdoğan’ın, 'Başı açık kız ile örtülü kız yan yana okusun, kol kola gezsin... ' demesi bile suç sayıldı.
ATA’YA HAKARET FIKRASI
İstanbul Mimarsinan AKP’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik’in Atatürk’e yönelik hakaret içeren fıkrası (3 Mart 2007’de Emin Çölaşan “AKP'li başkanın şok eden Atatürk fıkrası” başlığı altında yazdı)
BÜLENT ARINÇ'IN SÖZLERİ
Bülent Arınç’ın “Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine” sözleri.
VELEV Kİ SİYASİ SİMGE
Başbakan Erdoğan'ın İspanya'da söylediği "Başörtüsünün velev ki siyasi bir simge olarak takıldığını düşünün, siyasal simge olsa ne olur" sözü...
TÜRBAN MEVZU
Üniversitelerde türbana serbestlik getiren Anayasa'da yapılan değişiklik...
AKP Konya milletvekili Hüsnü Tuna Anayasa'da yapılan türbanla değişikliğin ardından 'hedefimiz kamu kurumları' sözleri...
AKP'li Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman'ın, "Türbanlı bir kadın belediye başkanı veya daire başkanı da olabilmeli" açıklaması.
KUR’AN-I KERİM DAĞITMAK TA SUÇ !
2006 yılında Müftülükle ortak olarak Kuran’ı Kerim dağıtan Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu için de 5 yıl yasak istedi.
İDDİANAMENİN ANALİZİ
İddianamede “laikliğe aykırı eylemler” olarak nitelendirilen olaylar okurken pek çoğumuza komik gelmektedir.
Kırmızı sokak projesinin laikliğe aykırı tarafı nedir? İçkili mekanların belli merkezlerde toplanması, toplumun huzur ve esenliği, şehrin estetik görüntüsü için daha isabetli, değil midir? Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ve dünyanın pek çok yerinde, alkollü mekanların belli merkezlerde toplanmış olması laiklik tartışmalarına yol açmazken, neden Bizde laiklik tartışmalarını gündeme getirmektedir?..
Mayo firmalarının İstanbul’daki bilbordlara yönelik “reklam yasağı” iddiaları ile ilgili haberlerin yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Bu iddialar doğru dahi olsa, reklam bilbordu işleten belediyeler her reklamı yayınlamak zorunda mıdır?...
İçki yasağı ve kadınlara özel park yapılması yönündeki haberlerin yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Her aklı selim insan, “içkinin bütün kötülüklerin başı olduğunu” bilirken, alkolün insan vücuduna, aile ve toplum hayatına zararı ilmen ve fiilen tespit edildiği halde; alkol=laiklik ısrarı doğru bir yaklaşım mıdır? Kadınların kendilerine ait park, lokal vb sosyal alanlarda hem cinsleriyle rahat bir zaman geçirmeye hakkı olamaz mı?...
İstanbul’da imam hatipli kız öğrencilere özel ücretsiz servis otobüsü, haberlerinin yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Kaldı ki, pek çok batılı laik ülkede hanımlara hizmet veren belediye otobüsleri çalıştırıldığı da bilinmektedir. Hanımlara hizmet veren servis araçlarının varlığı o ülkelerde laiklik tartışmalarına yol açmazken, neden Bizde laiklik tartışmalarını gündeme getirmektedir?..
AİHM’in türban kararının ardından Erdoğan’ın , “Başörtüsü konusunda karar verilirken ulemaya danışılmalı” sözünün laiklikle ne alakası var? Bu söz uluslararası bir mahkemeyle ilgili bir değerlendirmedir. Aklı selim herkes bu sözün, “başörtüsü İslam dinine göre Allah (cc)’ın bir emridir, başörtüsü ile ilgili bir karar almadan önce İslam alimlerinin görüşlerine başvurmanız gerekir” anlamına geldiğini bilir. Uluslar arası bir mahkeme olan AİHM ile ilgili bir temenni, bir değerlendirme nasıl milli mahkemelerin konusu haline gelir?...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 'mutlak yaratıcı Allah’tır' sözü, İslâmiyet’in Türkiye Cumhuriyeti’nin birleştirici unsuru olduğunu söylemesi, 'başı açık kız ile örtülü kız yan yana okusun, kol kola gezsin... ' demesi nasıl laikliğe aykırı olabilir?... Temel hak ve özgürlükler, insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü nerede kaldı?.. Siz “başı açık kız ile örtülü kızın yan yana okumasından, kol kola gezmesinden” mi yoksa kavga etmesinden mi yanasınız?...
İstanbul Mimarsinan AK Parti’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik’in Atatürk’e yönelik hakaret içeren fıkrası, 3 Mart 2007’de Emin Çölaşan “AKP'li başkanın şok eden Atatürk fıkrası” başlığı altında kamuoyuna duyuruldu. Gerçekten o fıkradaki ifadelere katılmak mümkün değildir. Belediye Başkanı, bu fıkrayı bir toplantıda anlatmıştır. Buna dair görüntülerde mevcuttur. Belediye Başkanı’nın bu davranışı suç oluşturuyor ise 1 yılı aşkın süredir adli ve idari merciler neden gereğini yapmamışlar? Yine belediye Başkanı’nın bu davranışı suç oluşturuyor ise bu partiye/parti tüzel kişiliğine mal edilebilir mi? “Suç ve cezalar bireyseldir” temel kuralı neden gözardı edilmektedir?...
Bülent Arınç’ın “Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine” sözlerinin, yanlışı nerede? Her aklı selim insanın kabul edeceği gibi Biz de laiklik, Atatürk, din vb değerler zaman zaman istismar edilmektedir. Bu konuşmada Sayın Arınç “laikliğin bizdeki uygulanış şekline inanmadığını” söylemektedir. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ta laikliğin açıkça tanımlanması gerektiğini ifade etmiştir. 10 Mart 2008 Tarihinde, Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi (TMMM ) Komutanlığı Ankara `da "Küresel Terörizm ve Uluslararası İş Birliği -2" isminde bir Sempozyum düzenledi. Sempozyumda konuşan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, “Laikliğin de Anayasamızda bir tanımı yoktur. Daha da ileri gidelim, bir siyaset bilimci olarak, Türk Hukuk metinleri içinde laiklik kavramının açık bir tanımına rastlamadık. Eğer anayasa ya da kanunlarımız içinde laikliği, eskilerin deyişi ile, `efradını cami ağyarına mani` bir şekilde tanımlayan herhangi bir metin varsa, okurlarımızdan bizi uyarmalarını rica ediyoruz” dedi. Genelkurmay Başkanı’na, durup durduk yerde mi “laiklik açıkça tanımlanmalı” demektedir? Genelkurmay Başkanı hakkında da dava açmak gerekir mi, gerekmez mi?...
Başbakan Erdoğan'ın İspanya'da söylediği "Başörtüsünün velev ki siyasi bir simge olarak takıldığını düşünün, siyasal simge olsa ne olur" sözünde laikliğe aykırı taraf var mı? Parti rozeti, flama, amblem vb simge ise ve serbestçe taşınabiliyorsa; başörtüsü de velev ki simge olsa, serbestçe takılsa bunda ne var?...
Üniversitelerde türbana serbestlik getiren Anayasa'da yapılan değişiklik, TBMM de AK Parti, MHP ve DTP mensubu 411 milletvekilinin oyu ile gerçekleşmiştir. TBMM yasama organıdır ve milli iradenin tecelli ettiği yerdir. Bu değişiklik milletimizin büyük ekseriyetini arzu ettiği bir değişikliktir. CHP ve DSP milletvekilleri, bu değişikliğin Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesine dava açmışlardır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğini şeklen inceleyecek esasa girmeyecektir. Bu değişiklik şekil yönünden Anayasa’ya aykırı ise (bize göre asla değil) Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilecektir. Yasama faaliyeti nedeniyle bir parti hakkında kapatma davası açılması hukuka uygun mudur? Eğer AK Parti’ye karşı bu dava açılabiliyor ise bu değişikliklere destek olan MHP ve DTP hakkında da dava açılması gerekmez mi?...
AK Parti Konya milletvekili Hüsnü Tuna Anayasa'da yapılan türbanla değişikliğin ardından 'hedefimiz kamu kurumları' sözleri, Sayın Tuna’yı bağlar. Sayın Tuna’da bu konuşmasında “bu benim şahsi görüşümdür” demiştir. Bir milletvekiline ait şahsi bir düşünce açıklamasından o parti sorumlu tutulabilir mi?...
AKP'li Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman'ın, "Türbanlı bir kadın belediye başkanı veya daire başkanı da olabilmeli" açıklaması da şahsi bir düşünce açıklamasıdır. Bir belediye başkanına ait şahsi düşünce açıklamasından o parti sorumlu tutulabilir mi?...
2006 yılında Müftülükle ortak olarak Kuran’ı Kerim dağıtan Kocaeli Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu için de 5 yıl yasak isteniyor. Bunun neresi laikliğe aykırı? Bu suç ise 2 yıldır adli ve idari makamlar nerede? Dağıtılan Kur’an-ı Kerimlerde “parti amblemi” veya “isim”, “reklam” var mı? Yok!...
“LAİKLİĞE AYKIRI EYLEMLERİN ODAĞI HALİNE GELMEK”...
“Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmek” sözü Anayasa’nın 69. maddesi ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 103. maddesinde geçen bir ibaredir.
Anayasanın 69. maddesi aynen şöyledir:
MADDE 69. – (Değişik: 23.7.1995-4121/7 md.) Siyasî partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.
Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler.
Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.
Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.
Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.
Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. (Ek cümle: 3.10.2001-4709/25 md.) Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
(Ek: 3.10.2001-4709/25 md.) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz.
Bir siyasî partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.
Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddî yardım alan siyasî partiler temelli olarak kapatılır.
(Değişik: 3.10.2001-4709/25 md.) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 103. maddesi aynen şöyledir:
MADDE 103- (Değişik :12/8/1999-4445/18 md.) Bir siyasi partinin Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı eylemlerin odak halini oluşturulup oluşturmadığı hususu Anayasa Mahkemesince belirlenir.
Bir siyasi parti, birinci fıkrada yazılı fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre, merkez karar ve yönetim kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
( Ek : 26/03/2002-4748/4 md.) Bir siyasi parti., bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımmen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
Kısacası: Anayasa'nın 69. maddesinde ve 2820 sayılı Kanunun 103. maddesinde yer alan “Odak” kelimesinin yoruma açık bir ibaredir.
AK PARTİ KURUCUSU 71 KİŞİYE SİYASİ YASAK İSTENDİ
AK Parti'ye kapatma davası ile birlikte tüm AK Parti kurucularına (71 kişi) siyasi yasak istendi. İşte o isimler...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Recep Tayyip Erdoğan
Ahmet Aktaş
Alaattin Büyükkaya
Ali Aydın Dumanoğlu
Ali Babacan
Ali İhsan Arslan
Ali Yüksel Kavuştu
Ayşe Böhürler
Ayşenur Kurtoğlu
Beyazıt Denizolgun
Binali Yıldırım
Burhan Kuzu
Bülent Gedikli
Cemal Kamacı
Ceyhun Yasemin ŞİMŞEK
Erdal Öner
Erol Oral
Fatih Recep Saraçoğlu
Fatma Bostan Ünsal
Güldal Akşit
Gürsoy Erol
H. Cüneyd Zapsu
Habibe Güner
Halil Caner Doğaneli
Halil Ürün
Haluk İpek
Hayati Yazıcı
İ. Mete Doğruer
İbrahim Reyhan Özal
İbrahim Çağlar
İdris Naim Şahin
İlhan Albayrak
İsmail Safi
İsmet Uçma
Lokman Ayva
M. Belma Sekmen Satır
M. Hilmi Güler
Mehmet Ali Bulut
Mehmet Aydın
Mehmet Özlek
Mehmet Sayım Tekelioğlu
Mehmet Yaşar Öztürk
Mevlüt Çavuşoğlu
Muammer Kakı
Muharrem Karslı
Muharrem Tozçöken
Murat Mercan
Mustafa Öztürk
Mustafa Ünal
Nazif Gürdoğan
Nimet Çubukçu
Nur Doğan Topaloğlu
Nuray Oral
Nurettin Canikli
Osman Nuri Filiz
Raşit Küçük
Reha Denemeç
Remziye Öztoprak
Sami Güçlü
Sema Karabıyık
Sema Ramazanoğlu
Serap Yahşi Yaşar
Süleyman Gündüz
Şaban Dişli
Tamer Özyeğitoğlu (Yiğit)
Tayyar Altıkulaç
Yaşar Yakış
Ziyaettin Yağcı
AK Parti Kurucusu 71 kişiye siyaset yasağı getirilmesi talebi de ayrıca traji-komik bir görüntü oluşturmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah GÜL’ün de listede yer alması karşısında söyleyecek söz bulmakta zorlanıyoruz.
ANAYASA MAHKEMESİ ÜYE PROFİLİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP hakkında açtığı kapatma davasında kararı verecek Anayasa Mahkemesi üyeleri şöyle:
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç:
1950 doğumlu. Özal tarafından 1990'da Sayıştay üyeliğinden üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 7 yıl. Kılıç, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılmasında karşı oy kullanmıştı.
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt:
1953 doğumlu. Üst düzey yöneticiler kontenjanından Sezer tarafından atandı. 11 yıl görev yapacak.
Üye Sacit Adalı:
1945 doğumlu. Özal tarafından 'üst düzey yöneticiler ve avukatlar' kontenjanından 1993'te üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 2 yıl. Adalı, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılmasında karşı oy kullanmıştı.
Üye Fulya Kantarcıoğlu:
1948 doğumlu. Süleyman Demirel tarafından 1995'te Danıştay kontenjanın seçildi. Kalan görev süresi 5 yıl.
Üye Ahmet Akyalçın:
1949 doğumlu. Sezer tarafından Yargıtay kontenjanından 2000'de üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 6 yıl.
Üye Mehmet Erten:
1949 doğumlu. Ahmet Necdet Sezer tarafından Yargıtay'dan 2002'de üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 6 yıl.
Üye Serdar Özgüldür:
1955 doğumlu. Sezer, 2004'te Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kontenjanından üyeliğe atadı. Kalan görev süresi 12 yıl.
Üye Abdullah Necmi Özler:
1945 doğumlu. Sezer tarafından Askeri Yargıtay üyeliğinden 2004'te üyeliğe atadı. Kalan görev süresi 2 yıl.
Üye Şevket Apalak:
1945 doğumlu. Sezer tarafından Danıştay üyeleri arasından 2005'te atandı. Kalan görev süresi 2 yıl.
Üye Serruh Kaleli:
1954 doğumlu. Sezer tarafından avukatlar kontenjanından 2005'te atandı. Eski DSP'li. 11 yıl görev yapacak.
Üye Ayla Perktaş:
1949 doğum- lu. Ahmet Necdet Sezer tarafından Danıştay'dan 2007 yılında bu göreve atandı. Kalan görev süresi 6 yıl.
Yedek üye Mustafa Yıldırım:
1945 doğum- lu. Sezer tarafından Malatya Valisi iken 2003'te yedek üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 2 yıl.
Yedek üye Cafer Şat:
1945 doğumlu. Ahmet Necdet Sezer tarafından Yargıtay'dan 2003'te yedek üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 2 yıl.
Yedek üye Ali Güzel:
1943 doğumlu. Ahmet Necdet Sezer tarafından Yargıtay'dan 2004'te yedek üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 1 yıl.
Yedek üye Fettah Oto:
1946 doğumlu. Sezer tarafından 2004'te Danıştay kontenjanından yedek üyeliğe seçildi. Kalan görev süresi 3 yıl.
KAPATMA DAVASININ ARKA PLANI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, 17 Ocak 2008'de AK Parti’yi uyarmıştı.
Başsavcı yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
"Siyasi partilerin; Cumhuriyetin laiklik niteliğinin değiştirilmesi amacını güdemeyecekleri gibi bu amaca yönelik faaliyetlerde, beyanlarda bulunamayacakları, bu kuralı göz ardı etmenin laiklik ilkesinin korunmasını imkansız kılacağını keyfiliğe yol açacağını, Devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince kutsal tanınan hususları alet ederek propaganda konusu yapamayacakları, istismar edemeyecekleri kötüye kullanamayacakları, aksine faaliyet ve beyanların din ve dince kutsal sayılan şeylerin istismarı sayılacağını, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri, Türk Dilinden veya Kültüründen başka dil ve kültürleri korumak geliştirmek veya yaymak yoluyla ülke üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık maksadını, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını, güdemeyecekleri bu yolda faaliyetlerde bulunamayacakları, bu kuralları görmezlikten gelmenin azınlık yaratılmasını ve devletin tekliği ilkelerini zayıflatacağı, Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemeyecekleri, bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamayacakları, diğer halde demokratik devlet düzeninin korunmasının olanaksız olacağı, Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı, Anayasa ve yasalarda hüküm altına alınmış, ayrıca yaptırımları gösterilmiştir."
"Cumhuriyetin temel ilkelerini yok sayamazsınız"
"Bağımsız ve egemen olan her devletin, partiler üstü olan bir devlet politikası vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet politikası, işgal güçlerinin yurttan çıkarılıp, Lozan Anlaşması sonucu ülke sınırlarının yeniden belirlenmesi ve kurucu devlet ve kurucu meclis tarafından yapılan 1924 Anayasası ile belirlenmiştir. 1982 Anayasası ile de anılan devlet politikası değiştirilemez hükümleri de konulmak suretiyle koruma altına alınarak başlangıç hükümleri ve ilk dört madde açıklanmıştır. Cumhuriyet yönetiminin ilkesi olan halkın egemenliği kuralı gereği de halk oyu ile kabul edilmiştir. Cumhuriyetin temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak, özgürlüğü çağdaşlaşma yerine dini esaslar çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır.
Eğitim ve öğretim kurumlarında bazı giysilerin kullanılmasının özgürlük sayılıp, özgürlükler içine alınmasının mezheplerin, cemaatlerin ırkçı örgütlerin ayrılıkçı güçlerin sembollerini rahatça kullanacakları, yayacakları, eğitim görenleri örgütleyerek huzursuzluğa, saflara ayıracağı, eğitim ve öğretim kurumlarının yukarıda sayılan etkin örgütlerin alanı haline getireceği, laik ve üniter yapıya aykırı bir faaliyet alanına dönüştüreceği Yüce milletimiz ve ülke ile milletin koruyucusu olan yasalar önünde sorumluluğun anayasa ve yasalar gereği bu yönde beyan ve faaliyetlerde bulunan siyasi partilere ait olacağı gözden kaçırılmamalıdır.
Siyasi partiler; mevzuatın veya yasal ve anayasal yapının değiştirilmesi konusunda girişimde bulunurken önerilen kuralların ve buna ulaşmadaki faaliyetlerin her bakımdan yasal ve demokratik olmasına dikkat etmelidir. Önerilecek değişikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle anayasada belirtilen insan hakları ile, Atatürk Milliyetçiliği ile laik ve sosyal hukuk devleti ile bağdaşmalıdır. Demokrasinin bir veya birçok kuralına uymayan veya cumhuriyetin temel ilkelerinden olan laik ve üniter yapıyı, demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan ve de demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri yasa dışı yorumlarla tarif ederek oluşturulan siyasi projeleri öne süremeyecekleri, bu nitelikteki beyan ve eylemlerin gerek iç hukuk gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi korumasından yararlanamayacağı gözetilmelidir."
Sabih Kanadoğlu da 22 Ekim 2002’de AK Parti’nin Kapatılması İçin Dava Açmıştı
Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 2002 seçimlerinden önce AK Parti hakkında bir kapatma davası açmıştı.
Anayasa Mahkemesi, Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Genel Başkanı olması üzerine üyelikten ayrılması için ihtar vermişti. Ancak Erdoğan altı aylık süre içerisinde genel başkanlıktan ayrılmayıp yalnızca üyelikten ayrılmıştı.
Bunun üzerine 22 Ekim 2002 tarihinde Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanlığa devam edemeyeceği gerekçesiyle o dönemin yasaları çerçevesinde AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açmış ayrıca, Erdoğan'ın genel başkanlığına tedbir kararı konulmasını istemişti. Kanadoğlu, AK Parti hakkındaki kapatma davasını, Anayasa Mahkemesi'nin ihtar kararını yasaya uygun ve ihtarda belirtildiği biçimde eksiksiz biçimde yerine getirmediği gerekçesiyle Siyasi Partiler Yasası'nın 104. maddesinin 2. fıkrası uyarınca açmıştı.
Anayasa Mahkemesi davayı 22 Ocak 2003'te gündeme almış ve Erdoğan'ın genel başkanlık görev ve yetkilerini kullanamayacağına karar vermişti. Anayasa Mahkemesi de Erdoğan'ın genel başkanlık yetkilerinin tedbiren önlenmesi istemi konusunda ise ''karar verilmesine yer olmadığına'' hükmetmişti.
Yüksek Mahkeme, Erdoğan'ın ''kurucu üyelikten ayrılmış olmakla genel başkanlığının da sona erdiğini'' kararına gerekçe göstermişti.
Bu süreçte, 3 Kasım seçimleri yapıldı, genel başkanı olmayan AK Parti iktidar oldu. AK Parti'nin iktidardaki ilk icraatlarından biri de Recep Tayyip Erdoğan'ın seçilmesine engel oluşturan anayasadaki "ideolojik ve anarşik suçlar" ibaresini "terör eylemi" şeklinde değiştirmek oldu. Böylece Erdoğan'a milletvekilliği yolu da açıldı.
Kapatma Davasında Vural Savaş Faktörü
4 Mart 2008’de Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Tüyap tarafından düzenlenen ve 3 günde 100 bin'e yakın kişinin ziyaret ettiği Bursa 6. Kitap Fuarı'nda yaklaşık 30 kişiye seslendi. Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, AK Parti'yi destekleyenlerin aynı zamanda PKK'yı da desteklediğini iddia etti.
Vural Savaş, "Dünyada liberal çok uluslu şirketlerin politikaları doğrultusunda liberal politikaları uygulayan az gelişmiş ülkeler ve kişiler yalnızca onların uşaklığını yapmaktalar. Şu anda AKP'yi destekleyenler aynı zamanda PKK'yı da desteklemekte. Onlar için AKP, PKK yok, onlar için tek düşman hala Kemalizmdir. Ben şayet başsavcı olsaydım, AKP Avrupa Birliği ile müzakereler kapsamında Avrupa Parlamentosu kararları içinde imzalanan 10 ve 11. maddeler için AK Parti'nin kapatılması için dava açardım." şeklinde konuştu.
Daha önce görev yaptığı dönemde Refah Partisi ve Fazilet Partisi hakkındaki kapatma davalarını açan Vural Savaş, yazdığı son kitapta AK Parti'nin kapatılması gerektiğini dile getiriyordu. "AKP Çoktan Kapatılmalıydı" kitabının yazarı Vural Savaş, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılma sürecinden örnekler vererek, AK Parti'nin kapatılması gerektiğini öne sürüyor.
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AK Parti hakkında açtığı kapatma davasında yer alan iddianame, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılması için açılan davalardaki iddianameye benzerliği ile dikkat çekiyor. İddianamelerdeki bu benzerlik, Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya'nın Vural Savaş'ın kitabından etkilendiğini ortaya koyuyor.
Kapatma Davasında Cumhuriyet Gazetesi Faktörü
İlhan Selçuk 24 OCAK 2008’de Cumhuriyet gazetesinde şunları yazmıştı: “Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açıklaması ve uyarısı üzerine küplere binen Başbakan RTE yasamanın ve yürütmenin üstünlüğünden söz açtı, mangalda kül bırakmadı... Savcı yürürlükteki yasalara göre davranmakla yükümlüdür... Bir savcı, suç işlediği varsayılan kişinin ya da kurumun zengin mi yoksul mu, güçlü mü güçsüz mü, şişman mı zayıf mı, muhalefette mi iktidarda mı olduğuna bakarak karar veremez... Başsavcı, dava açması gerekiyorsa, dava açacaktır...”
Kapatma Davasında Ahmet Necdet Sezer Faktörü
Abdurrahman YALÇINKAYA Yargıtay Yedinci Ceza Dairesi Üyesi iken Yargıtay Büyük Genel Kurulunca gösterilen adaylar arasından 21.06.2004 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine seçildi. 1 Mayıs 2007’de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer görev süresinin bitmesine 3 gün kala Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili Abdurrahman Yalçınkaya’yı seçti. Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nda yapılan seçimde 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker 146, 2. Ceza Dairesi Başkanı Nedim Baran ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili Abdurrahman Yalçınkaya 95’er, 7. Ceza Dairesi Başkanı Turan Demirtaş 94 ve 5. Ceza Dairesi Başkanı Hayrettin Cevheroğlu 77 oy almıştı.
Kapatma Davası İşçi Partisi Kaynaklı
İşçi Partisi (İP) yaptığı açıklamada; “AKP hakkında dava açılmasında geç bile kalındı. İşçi Partisi 2004, 2005 ve 2007 yıllarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına üç ayrı başvuru dilekçesi sunmuştur. AKP hakkındaki iddianame bizim daha önce sunduğumuz dilekçelerle aynı doğrultuda.”
CHP Kapatma Davasının Açılacağını Biliyordu
CHP'nin hukukçu milletvekillerinden Manisa Milletvekili Şahin Mengü ise ”Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının konuyla ilgili bir süreden beri bilgi ve belge topladığını biliyoruz. Ancak davanın bu kadar çabuk açılmasını beklemiyordum” diye konuştu.
CHP, DSP ve İP Kapatma Davasından memnun Oldu
AK Parti hakkında kapatılma davası açılmasına yurt içinden ve yurtdışından tepkiler gelirken, AK Parti hakkında kapatma davasının açılmasından CHP, DSP ve İP (İşçi Partisi demek oluyor) memnun oldu.
CHP Grup Başkanvekili Mustafa Özyürek, Siyasi partilerin kapatılmasını doğru bulmadıklarını ancak yürürlükteki yasalara göre, bir parti suç işlemişse, cumhuriyet başsavcısının da görevini yapmak durumunda olduğunu kaydetti. Özyürek, görevini yapan başsavcıyı suçlayarak işin içinden çıkmanın mümkün olmadığını belirterek, ''Başsavcı, açık bir şekilde AKP'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu iddiasıyla bu davayı açmaktadır'' dedi. AK Parti'nin, çok sayıda laiklik ilkesini yok sayma veya kendi anlayışına göre yorumlayıp uygulama davranışı olduğunu savunan Mustafa Özyürek, Başsavcının, bunların hepsini değerlendirerek davayı açtığını bildirdi.
Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Zeki Sezer, sorunların parti kapatmayla çözülemeyeceğini, ancak kimsenin de yasalara uymama gibi bir hakkının olmadığını söyledi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AK Parti'ye açtığı kapatma davasını değerlendiren Sezer, böyle bir şey olmasını istemediklerini ancak herkesin yasalara uyması gerektiğini kaydetti.
İşçi Partisi (İP) yaptığı açıklamada; “Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün artık yapabilecekleri tek icraat. istifa etmektir. AKP’yi kapatma davasının sağlıklı bir biçimde yürütülmesi için de, istifaları şarttır. İşçi Partisi, Türkiye’yi bu krizden kurtaracak Milli Hükümet Programı’nı halkımıza sunmuştur. Önümüzdeki temel mesele, çeşitli cephelerde ilerleyen halk hareketinin başına geçerek ülkemizi Milli Hükümet’e kavuşturmaktır. İşçi Partisi, milletimizden aldığı güçle görev ve sorumluluğunu yerine getirme kararındadır.” Dedi.
E – MUHTIRA’NIN HESABI SORULSAYDI, KAPATMA DAVASI AÇIL(A)MAZDI
Bilindiği gibi, 27 Nisan 2007’de gece yarısı TC Genelkurmay sitesinde bir “muhtıra” yayınlandı. O muhtıra ile 14 Mart Kapatma Davası İddianamesi arasında büyük benzerlikler var. Bu açıdan kapatma davası iddianamesine “yargı muhtırası” denilebilir. Her ikisinde de ağırlıklı vurgu “laiklik.”
T.C.’nin kimliği laik-kemalist resmi ideolojiden ibarettir. Sosyal, siyasal, tarihsel, hukuksal, kültürel bütün alanlar bu resmi ideoloji tarafından kuşatılmış/belirlenmiştir. Resmi ideolojinin 2 bekçisi vardır: TSK ve Yargı.
211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine göre; “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.”
Sürekli siyasal yaşamın içinde yer alan, hükümetleri “hizaya getirmeye çalışan” TSK “rejim düşmanlığı” gerekçesi ile doğrudan-doğuya yönetime el de koymuştur; 27 Mayıs 1961, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980 askeri darbelerine 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 post-modern darbeleri eklenmiştir.
27 Nisan 2007’de TSK rest çekmiş; “Bu müslümanlar kendilerini ne zannediyorlar?.. Olmaz olasıca demokrasi yüzünden oy alıp seçilmekle, ülkeyi idare edeceğinizi mi zannediyorsunuz?.. Bu rejimin sahibi biziz... Köşke eşi başörtülü bir kişi çıkamaz...” demişti.
Kimileri muhtıradan memnun olurken, kimileri memnun olmamıştı. Muhtıradan memnun olanlarla-olmayanların ortak bir tarafı var(-dı); “TSK’dan, askerden korkmak…” Türkiye’de bütün siyasal partiler, bütün siyasetçiler, bütün bürokratlar, TBMM’si, yargısı, kurum ve kuruluşları, halkın ekserisi askerden korkar. Asker korkusu, Allah korkusunun çok-çok ötesindedir...
Öyle ki, muhtıranın muhatabı olan AK Parti dahi, “muhatap kendisi değilmiş gibi,” muhtırayı normal karşılayabilmiş; AK Parti’nin tek itirazı “Başbakan’a bağlı olan Genelkurmay Başkanı nasıl böyle bir açıklama yapabilir” olmuş-tu. Böyle tepki mi olur-du?.. Böyle soru mu olur-du?.. Hükümetlere karşı darbe yapanlar (hatta başbakan ve bakanlarını asanlar), kime bağlı-ydılar?... Başbakan’ı, bakanları asan bir orduya böyle soru sorulur mu?... Bu mu-ydu tepki?...
Muhtıradan sonra, iktidarında, muhalefetinde ödü b..kuna karışmış, dizinin bağı çözülmüştür. Demokrasi, hukukun üstünlüğü yine maalesef sahipsiz kalmıştır.
Gerek 27 Nisan gerekse 14 Mart Muhtıralarının Türkçesi şu:
"Bu müslümanlar kendilerini ne zannediyorlar?.. Olmaz olasıca demokrasi yüzünden oy alıp seçilmekle, ülkeyi idare edeceğinizi mi zannediyorsunuz?.. Bu rejimin sahibi biziz... Köşke eşi başörtülü bir kişi çıkamaz... Çıkarsa da orada oturtmayız… Başörtülü kızların eğitim-öğretim hakları da ne oluyormuş?... Siz başörtüsü/türban yasağını kaldırmaya kalkışırsınız ha…"
Muhtıraların içeriği kendi içinde (çarpıkta olsa) mantıki bir bütünlük arz etmektedir. Adamlar rejimlerini korumak istiyorlar, laik-kemalist olmayan (hele ki eşi başörtülü) bir kişinin köşke çıkmasına/köşkte oturmasına, (eşi başörtülü” bir kişinin başbakan olmasına razı olmamaktadırlar.
27 Nisan’daki e-Muhtıracılardan hesap sorulamadığı için 14 Mart Kapatma Davası açılabilmiştir.
Aslında bu cüretkarlar; cesareti AK Parti'nin korkak, ürkek, uzlaşmacı, "aman gerilim olmasın, aman geren taraf olmayalım"cı tavrından alıyorlar.... Anadolu'da bir söz var; “sen eşek olursan, semer vuran çok olur” derler...
AK Parti, ilk günden bu güne kadar korkak, ürkek, uzlaşmacı, "aman gerilim olmasın, aman geren taraf olmayalım"cı tavır sergiledi... Karar ve icraatlarında ana muhalefeti (CHP) kendisine ortak gördü. Kendilerini müteaddit defalar uyardık; "Bu ülkenin sorunları demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla yaşama geçirilmesi ile çözümlenebilir. İnsan haklarına, saygılı, demokratik hukuk devletinin gerekleri yapılmalıdır. Öncelikle sivil-demokratik Anayasa’yı bir an önce yürürlüğe sokun. Şu mutabakat, uzlaşma sözlerini bırakın. Mutabakat halkla yapılır. Halk yetkiyi Size verdi, CHP’ye vermedi. Olur-olmaz her konuda CHP'nin sakalının altından geçme alışkanlığını bırakın. CHP, Size ayak bağı olur, Sizi engellemeye çalışır. CHP sosyal demokrat değil, en sağ-devletçi partidir" dedik. Maalesef uyarılarımızı dikkate almadılar…
Milliyet’te 20.01.2007’de Taha AKYOL “AKP'yi ve MHP'yi kapatın!” diye yazmıştı. Akyol yazısında “TÜRBAN yasağının kaldırılmasını istemek parti kapatmak için bir sebep teşkil ediyorsa, AKP'yi de MHP'yi de kapatın! Bir tek CHP yeter! 1930'larda bir tek CHP yetiyordu da, şimdi mi yetmeyecek?! Hatta önce MHP'yi kapatın! Çünkü MHP sözlü beyanlardan öteye, anayasa değişikliği için harekete geçti!” Ben, Taha Akyol’a kızmış, düşüncelerini hayal mahsulü bulmuştum. Maalesef, zaman Sayın Taha Akyol’u haklı çıkardı.
SONUÇ
Terakkiperverver'den Serbest Fırka'ya; 27 Mayıs *bleep*asından 12 Eylül'e ve 28 Şubat'a kadar laikliği kalkan edinen zinde güçler, "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelen" siyasi partiler üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmaya devam ediyorlar!
Türk demokrasisi bugün eriştiği olgunluk düzeyi, derinlik ve saygınlığına asla yakışmayan büyük bir ayıp ile karşı karşıya bırakılmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Anayasa Mahkemesine yaptığı kapatma başvurusunun hedefi AK Parti değil, Türk demokrasisi ve millet iradesidir.
Bu girişim ile demokrasimiz ne yazık ki bir kez daha tartışmalı hale getirilmiştir.
Anayasamıza göre millet adına yetki kullanan yargı kurumu bizzat millet iradesine karşısına çıkarılmak istenmiştir. Türkiye'ye, demokrasimizin bütün kazanımlarına milletimizin iradesine ve yüksek menfaatlerine, huzur ve istikrarımıza, Dünyadaki itibarımıza yapılacak en büyük haksızlık budur.
Türkiye'nin demokratik görünümünü, ekonomik dengelerini, güven ve istikrar ortamını bozanlar, bunun tarih ve millet önünde vebalini de taşıyacaklarını bilmemelidir.
AK Parti 22 Temmuz'da sandıkta aldığı temsil yetkisine sonuna kadar sahip çıkmalıdır. Milletimizin uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek elde ettiği demokratik ve ekonomik kazanımların bir kalemde silinip gitmesine hiçbir surette izin vermemelidir.
Bu başvuru AB ile katılım müzakerelerine başlamış, Atatürk'ün işaret ettiği çağdaşlaşma hedeflerine her gün daha fazla yakınlaşan ülkemize ve aziz milletimize üçüncü sınıf bir hukuk anlayışı ve demokrasiyi reva görmektedir.
Bir kısım yargı makamları hukuku iktidar mücadelesinin aracı haline getirmemelidir. Aksi takdirde bu tür heveslerden en büyük zararı korkarız ki yine, bir gün herkesin ihtiyaç duyacağı yargı kurumu ve hukukun üstünlüğü ilkesi görecektir.
Unutulmamalıdır ki demokrasilerde temsil yetkisinin kaynağı millettir; demokrasi ve hukuk karşı karşıya getirilemez, getirilmemelidir.
Türkiye bu çağda böyle bir tartışmanın içine çekilmeye layık değildir; bu görüntüyü asla hak etmemektedir. İçeride ve dışarıda hayati meselelerle uğraştığımız böyle hassas bir dönemde, siyaseti zaafa uğratmanın, siyasi istikrarı bozmanın, milletimize neler kaybettireceğini herkes iyi hesap etmelidir.
Türkiye'nin her ilinden, her bölgesinden ve her sosyal kesiminden büyük destek bulan, milletimizin birlik ve bütünlüğünü temsil eden siyaseti ile AK Parti, Türkiye'nin partisidir.
AK Parti siyaset kurumunu ve demokrasiyi zaafa uğratmaya dönük hiçbir teşebbüs karşısında tereddüde kapılmamalı, milli irade adına siyaset ve demokrasi mücadelesini aynı kararlılıkla sürdürmelidir.
İddianame tıpkı “acemi bir muhbirin günlüğü/notları” gibi. Böyle bir iddianameyi bırakın bir Başsavcı, hukuk fakültesi talebesi yaz(a)maz.
Anayasa Mahkemesi’nin ne şekilde hareket edeceği konusunda şimdiden bir değerlendirme yapmak zor olmakla birlikte davanın reddedilmesi mümkün.
İnsan düşünmeden edemiyor;
AK Parti kapatılmak mı isteniyor,
Yoksa güçlendirilmek mi isteniyor?...
Hatırlanacağı gibi, 27 Nisan 2007 e-muhtırası erimekte olan AK Parti’i % 47’lere yükseltmişti…
Kapatma davasının reddedilmesi halinde, 47 rakamında 4 ile 7’nin yer değiştirmesi, AK Parti oyunun % 74’lere çıkması kimseyi şaşırtmamalıdır…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz