Metin Delikan:Ergenekon ve Yönlendirmeler. -3-
Koskoca Diyarbakır ilinin emniyet müdürü... Kim vurduya gitti. Ama bu otobüs patlatan “PKK liler” öyle rahat yakalanıyor ki. Mesela birisi “Hacı” kod adlı “örgüt militanı” na ulaşamayınca yakalandığını söyledi. Ne tesadüftür ki Yeşil adlı tetikçinin de PKK içindeki kod adı “Hacı”ydı.
Ergenekon Dosyası’nı okuyup sandalyenizde arkanıza yaslandığınız zaman aklınız karışıyor, “kimdir bunlar ve ne istiyor?” diye kendi kendinize soruyorsunuz.
Mesela Ankara-Tandoğan Meydanı’nda asker eskilerinden, Kemalist şarlatanlardan, kafası hala 1930 ların tek parti dönemine takılıp kalan mürtecileri iki kilometrelik bayraklarla yürüyor.
Bu yürüyenler “Atatürk gitti, devlet elden gidiyor, herşey bölücü oldu, mürteci oldu” diye meydanlara sürülüyor. Ülke laik-antilaik, vatansever ve vatan haini diye ikiye bölünüyor.
En önde de Ergenekon sanıkları var.
Mitingin hemen yanındaki çöp kutularında bombalar çıkıyor, yakın bir caminin avlusunda MKE markalı bombalar patlıyor.
Kemalist rejimden nemalananlar ellerinde mikrofon bağırıyor. “Yarım kalmış Atatürkçülüğü tamamlayacağız” diyorlar. “Devrimcilik” satıyorlar, ulusalcılık ve vatanseverlik satıyorlar.
Oysa bunların hepsi yalan.
Ama aralarında bölüştükleri rant doğru. Asker emeklileri, Veli Küçük, Tuncay Özkan, Sinan Aygün, Doğu Perinçek ve diğerlerinin milyonlarca ve hatta milyarlarca parası var. Hepsi de kara para.
Hiç birisi bize vergi verdiğine dair bir belge sunamıyor, paranın kaynağını gösteremiyor. Belli ki uyuşturucu ve haraç parası.
Sami Hoştan’da milyonlarca liralık çek çıkıyor, Doğu Perinçek Avrupa’dan getirdiği 500 bin doların kaynağını gösteremiyor, Veli Küçük milyonlarca dolarlık mal varlığının nereden geldiğini söyleyemiyor, Sevgi Erenerol adlı Katolik vatansever 50 milyon dolarlık para hareketlerini anlatamıyor, Sinan Aygün kasasından çıkan üç milyon euronun kaynağını gösteremiyor.
Bütün bu kirli ilişkilerin üzerine PKK yi de eklediğiniz zaman ortaya gerçekten gizli devletin kendisi çıkıyor. Vatanseverlik, ulusalcılık ve devrimcilik üzerine kurulmuş rant kavgasına “Kürd sorunu” da karıştırılıyor, rant aracı olarak kullanılıyor.
Abdullah da İmralı’dan “AK Parti tehlikesi” üzerine nutuklar atıyor, vatanın Yahudilere, 500 ailelik Kürd işbirlikçilerine, Ermeniler’e nasıl satıldığını Veli Küçük’ün can ciğer arkadaşları avukatlarla dışarıya gönderiyor. “Yeşil ne ki?” diye dışarıya mesaj gönderiyor, “Sait ile Selim Çürükkaya’nın yanında Yeşil solda sıfır kalır!..” diyor.
Gerçekten de başta Aydın Doğan basını olmak üzere, PKK ve Doğu Perinçek basını aynı telden çalıyor. CHP ile DTP aynı dille AK Parti’yi, Abant Toplantılarını hedef alıyor.
Yine aynı güçler bir takım Kürd oluşumlarını ve aydınları hedef tahtasına koyuyor. PKK nin dışındaki bütün Kürdler ve liberal aydınlar “vatan haini” olarak anlatılabiliyor.
Bütün bunları yan yana getirdiğiniz zaman gizli değil, nasıl bir açık ortaklık olduğunu anlamak zor değil.
Bir zamanlar Tayyip Erdoğan Diyarbakır’a gittiğinde kıyametleri koparanların Genelkurmay Başkanı Türkeş geldiğinde nasıl sus pus olduklarını birlikte gördük.
Ergenekonun ve PKK basınının dili aynı, yöntemi aynı, gösterdikleri hedef aynı. Yahudiler, AK Parti ve PKK dışındaki Kürdler.
Ama Ergenekon Davası olunca, İmralı başta olmak üzere karanlık güçler korku nöbetlerine girdi.
Nasıl girmesin?
TC tarihinde ilk defa kamuoyunda kirli ilişkilerin üzerine gidileceği yönünde kanılar var. İlk defa generaller tutuklandı, ilk defa devlet içinde devlet olan bir takım güçler ifşa edildi.
Bu süreçte bir karakol basıldı, insanlar öldü.
Cami avlularına MKE bombaları koyan, büyük şehirlerde bomba patlatıp sivil katledenlerin, Bêkelê Karakolu’nu da aynı amaçla bastıklarını, pek çok genç insanın hayatını söndürdüklerini anlamamak zor değil.
İmralı’da “barış, devlet istemiyorum, M.Kemal’i en iyi ben anlıyorum, kitap okurken mazgal açılıp kapanmasın, cumhuriyeti en iyi ben koruyorum, burnum akıyor niye akıyor” diyen bir şeyh var, diğer yandan “savaşan” müritler.
Bir yandan Veli Küçük’le, Doğu Perinçek’le, Yalçın Küçük’le can ciğer dost bir “Kürd Örgütü”, bir yandan karakol basan “gerilla”.
Bütün bunları en iyi anlatacak olanlar Çevik Bir, Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur’dur. Çünkü Atilla Uğur’un bütün hayatı Diyarbakır istihbaratta geçmiştir. Genelkurmay’ın ve PKK nin bütün sırlarını ve ilişkilerini bilmektedir.
Ama anlatılacak mı, anlattırırlar mı?
Bu “devlet sırları” ortaya dökülecek mi? Ya da şöyle söyleyelim: “Kan ve gözyaşı üzerine inşa edilmiş kirli ilişkiler yumağından bir tuğla çekilecek mi?”
Devlet bu tuğlayı çekecek olgunluğa ulaştı mı?
Diyarbakır’da havacı askerleri taşıyan otobüse sabotaj yapıldı. Otobüs güzergahında bulunan bir dersanedeki gençler öldü. Sabotajı yapan elleriyle konulmuş gibi bulundu.
Dün bir polis otobüsü tarandı. “İnsanlar” öldü. Otobüsü tarayanlar yine yakalandı. Hem de olaydan iki saat sonra...
Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan gün ortasında beş korumasıyla öldürüldü. Failler hala aranıyor.
Allah Allah!..
Koskoca Diyarbakır ilinin emniyet müdürü... Kim vurduya gitti.
Ama bu otobüs patlatan “PKK liler” öyle rahat yakalanıyor ki. Mesela birisi “Hacı” kod adlı “örgüt militanı” na ulaşamayınca yakalandığını söyledi. Ne tesadüftür ki Yeşil adlı tetikçinin de PKK içindeki kod adı “Hacı”ydı.
İsterseniz “komplo teorisi” deyin. Ama ben kamuoyunu rencide eden, bu tuhaf durumların aklımda kalanlarını yazacağım.
Çünkü yazılması gerekiyor.
Devam edecek...



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz