Anasayfa | Türkçe | Mehmet Oruç

Mehmet Oruç

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Mehmet Oruç

Kayıp ve iç infazlar çalışmamız bütün yoğunluğuyla devam ediyor. Çalışmamıza başlarken belirtmiştik. Dosyamız sadece PKK iç infazları ile sınırlı olmayacak demiştik Kürd ve Kürdistanı olan politik mücadele sürecinde kim nerde hangi günaha bulaşmışsa onu yazacağız.PKK , DDKD,KAWA yada başka bir örgüt/parti ve bireyler..bizim sorunumuz açığa çıkarmak. istediğimiz yeni bir siyaset , bütün kirliliğinden arınmış günahlarından dolayı halka özeleştiri verebilecek erdemli çizgiye gelmiş ve halkla bu temelde güven ilişkisi kurmuş bir çizgidir.. Son günlerde DDKD çevresinde yoğun bir tartışma var. Sayın Sait Aydoğmuş`un, Mehmet Oruç ile ilgili yazısı bu tartışmayı geliştireceğe benziyor ve bizde Aydoğmuşun yazısını Nasnameye aldik Hem Sayın Aydoğmuş`a destek vermek hemde bu tartışmaya katkı sunmak istediğimizi belirtiyoruz..

 

 

 

 

Kay
ıp ve iç infazlar çalışmamız bütün yoğunluğuyla devam ediyor.Çalışmamıza başlarken belirtmiştik. Dosyamız sadece PKK iç infazları ile sınırlı olmayacak demiştik Kürd ve Kürdistanı olan politik mücadele sürecinde kim nerde hangi günaha bulaşmışsa onu yazacağız.PKK , DDKD,KAWA yada başka bir örgüt/parti ve bireyler..bizim sorunumuz açığa çıkarmak. istediğimiz yeni bir siyaset , bütün kirliliğinden arınmış günahlarından dolayı halka özeleştiri verebilecek erdemli çizgiye gelmiş ve halkla bu temelde güven ilişkisi kurmuş bir çizgidir..

Son günlerde DDKD çevresinde yoğun bir tartışma var. Sayın Sait Aydoğmuş`un, Mehmet Oruç ile ilgili yazısı bu tartışmayı geliştireceğe benziyor ve bizde Aydoğmuşun yazısını Nasnameye aldik Hem Sayın Aydoğmuş`a destek vermek hemde bu tartışmaya katkı sunmak istediğimizi belirtiyoruz..

'18. Ağustos 1979 da Diyarbakır da Mehmet Oruç ve arkadaşı Mahmut Çıkman

tıpkı Mustafa Tangüner gibi hiç beklemedikleri hain bir pusudan sıkılan

kurşunlara hedef oldular. Mehmet aramızdan ayrılırken Mahmut Çıkman yaralı

olarak kurtula bildi...'

Selam ve Saygılar.Halis Açar.

                                                                      o0o

sait_948089538.jpg

Sait Aydoğmuş
24 Eylül 2008/Diyarbakır

Mehmet Oruç'un katliyle açılan 'yara' bu gidişle kapanmayacaktır!

Bir ayı aşkındır, “Devrimci Demokratlar”ın bazıları, katlinin yıldönümü nedeniyle Mehmet Oruç’u anan kimi arkadaşları eleştiriyor, hatta suçluyorlar. Eleştiri ve suçlama sahipleri, gerek KİP 2. Kongresi’nde ve gerekse de YEKBÛN Kongresi’nde bu cinayeti mahkum ettiklerine dair kararları da hatırlatarak, bu anma yazılarının, “Devrimci Demokratlar”ın 30 yıl sonra yeniden toparlandığı bir döneme denk getirilmesini kötü niyetli ve maksatlı” buluyorlar.
Kürt ulusal hareketinde iç çatışmaların ve örgüt-içi politik cinayetlerin bütün hızıyla güncelliğini koruduğu bir ortamda, böylesi bir cinayetle şehit düşen bir arkadaşı anmak, niye “Kabuk bağlamakta olan bir yarayı kaşımak” olsun? Hele de Mehmet Oruç cinayetini işletenin, anlayışının veya ruhunun değil, bizzat kendisinin fiilen işbaşında olduğu ve aynı minval üzere “iş”leri gerçekleştirme çabalarına devam ettiği bir ortamda, bu anma “suç” mudur yoksa görev midir?
Bu yazımda, somut bazı veri ve olaylarla bu durumu irdelemeye çalışacağım.
                                                                    ****
Mehmet Oruç, Mahmut Çıkman önderliğindeki bir gurup arkadaşıyla beraber, 1979’da, KİP/DDKD hareketinden ayrılmıştı. Mehmet Oruç, 18 Ağustos 1979’da Diyarbakır’ın Ofis semtinde, içlerinde Mahmut Çıkman’ın da bulunduğu bir gurup arkadaşıyla beraber dolaşırken, eski yoldaşlarının organize bir saldırısına uğrayarak öldürüldü.
KİP/DDKD hareketinin, cinayetle sonuçlanan bu organize saldırı ile ilgi bir kararı sözkonusu değildi. Cinayeti, o dönemde KİP’in (Kürdistan İşçi Partisi) Polit Büro üyelerinden birinin kendi başına organize ettiği anlaşılmış, ancak KİP, olayı resmi olarak soruşturmadığı gibi, sözkonusu kişiyi de cezalandırmayarak olayı zımnen de olsa onaylamıştı. Bunun içindir ki, Nezir Cibo’nun konuyla ilgili 8.12.2005 tarihli eleştiriyel yazısı üzerine (http://www.kurdinfo.com/nivis/m_oruc_hemu.htm),
cinayetin işlendiği dönemin bir yetkilisi olarak, kendimi de cinayetin politik sorumlululuğuna ortak eden “Bütün Cinayetler Kahpedir! Mehmet Oruc’unki Daha Bir…” başlıklı bir yazı yazmıştı(http://www.kurdinfo.com/nivis/sait44.htm). Bu yazım, neredeyse “devrimci demokratım” diyen herkes tarafından suskunlukla geçiştirilen ibretlik bir olaya/tartışmaya neden oldu. Politik yaşamı kışkırtıcılıkla geçen ve bu niteliği sadece “Devrimci Demokratlar”ca değil, Kuzey’de tüm Kürt hareketince bilinen biri, herkesin gözünün içine baka baka aşağıdaki yalanı, 17.12.2005 tarihinde, “Devrimci Demokratlar”ın sitesi olarak bilinen Kurdinfo’da ”Yakin Tarihimizin Doğru Bilinmesini Bir Zorunluluk Olarak Görüyorum” başlığıyla yayınladı:
“Değerli Kurdinfo Yetkilileri;

Sayfanizda M.ORUC’ un anilmasiyla ilgili kaleme alinan bir yazida şahsim ima edilerek cok ağir ithamlarda bulunulmuştur. Bu iddialar yillar once olayin ardindan da ileriye sürülmüş üzerimde o zamanda spekulasyonlarlar yapilmişti, yıllar sonra bir kez daha konu bir tiyatrocu becerisiyle pusucu , firsatci bir yaklaşimla ele alinarak istismar edilmsi utanc vericidir.
Bu yazida ileriye sürülen yanlis bilgilerle şahsim kasitli ve seviyesiz bir tarzla cok agir bir zan altinda sokulmak istenmektedir. Bu girişim gerçekten ibret verici ve vahim bir durum.. Ismim üzerinde sikca yapilan spekulasyonlarin bir benzeri ve tekrari olan bu girişimi siddetle kiniyorum . Bu muhtevada olan bir yaziyi yayinladiginiz içinde sizlere duyarli davranmadiğinizi hatirlatmak istiyorum.

Ben içinde yer aldigim 1970 yillarindaki eylemler ve sonrasi gerek OZEL gerekse POLITIK yaşamim boyunca düşünceleri ne olursa olsun hiç bir insanin korkutulmasi, yaralanmasi veya öldürülmesi için ne karar almiş ne uygulamis nede uygulanmasi icin her hangi bir kimseye talimat vermediğimi böyle bir kararin alindiği herhangi bir organdada bulunmadiğimi bu vesileyle burda bir kez daha duyurmak istiyorum.
Iddia sahibininde insanlarin yasamina yönelik yaralama, imha etme veya tetikci kullanma gibi işlere bulaşmamis olmasinin vicdani huzuru icinde olmasini umuyorum .. Herkesten böyle bir aciklamayi yapmak zorunda birakildigim içinde özür diliyor, çalişmalarinizda başarilar diliyorum.”

(http://www.kurdinfo.com/nivis/zeruk01.htm)
“Devrimci Demokratlar” ve ilgili tüm Kürt kamuoyu biliyor ki, yukarıdaki satırlar, tamamen, hem de kuyruklu yalanlardan oluşmaktadır.
Ancak ne yazıktır ki, yukarıda belirtilen bu bühtana, şimdilerde, ne Erdem Gencan ve Paşa Uzun’a yazı yetiştirmeye çalışan “Devrimci Demokratlar”dan; ne de ilgili konuya vakıf olan diğer Kürtler’den yazılı düzeyde bir itiraz veya tepki gelmemiştir. Buna karşın, “Devrimci Demokratlar”ın kimileri, bana gelip Memet Oruç cinayetini işleyen kimi şahısları kastederek, “Arkadaşlarımızı ‘kahpe’likle suçlaman çok yanlış bir belirlemedir!” demekten geri durmamışlardır.
Bu utanç verici durum, bununla da sınırlı kalmamıştır. Sözkonusu kişi, bu kuyruklu yalanları nedeniyle “Devrimci Demokratlar” tarafından adeta ödüllendirilmiş; “Devrimci Demokratlar”ın, Avrupa’dakisi hariç, yeniden toparlanıp örgütlenme girişimi ile ilgili genel toplantılarının baş aktörlüğüne terfi ettirilmiştir. Bu aktör, “Devrimci Demokratlar”ın son kongresinde, salona girmeye bile tenezül etmeden, kongreyi otel lobisinden istediği gibi yönlendirmiş ve gerektiği zaman Kongre salonuna girip gidişata resmen ve alenen müdahale ederek, kongreyi tüm yönleriyle yönlendirip yönetmiştir. Anılan türden en bariz müdahale, Vildan Tanrıkulu’na ait bir “program tasarısı”nın görüşülmesi aşamasında gerçekleşmiş ve sözkonusu kişi söz alarak; “Şimdiye kadar size müdahale etmedim, ama şimdi yapmak zorundayım” mealli sözleriyle anılan tasarının tartışılmasını dahi “radikal” olduğu gerekçesiyle önlemiştir. Kongre çalışmalarında olduğu gibi yönetimde de herhangi bir görev üstlenmeye tenezül etmeyen aktörümüz, Kongre’de seçilen yönetimi ise büyük çapta kendi istediği gibi oluşturmuştur. Aynı kişinin hemen Kongre sonrasında “Devrimci Demokratlar”ın sözcüsü olarak belirlenen bir kişi ile beraber Güney Kürdistan’a geçip orada “Devrimci Demokratlar” adına görüşmeler yapmaya teşebbüs ettiği ve bunun “Devrimci Demokratlar”ın kendi içinde de bazı problemlere neden olduğu biliniyor.
Sözkonusu kişi, “Devrimci Demokratlar”ın yeniden toparlanma süreci boyunca, örgütsel yönetim ve mücadelede, eski mafiatik anlayış ve pratiğini sürdürmüştür ve sürdürmektedir. “Devrimci Demokratlar”ın son kongresinin hemen öncesinde, bizzat şahsıma karşı organize edilmek istenen Memet Oruc’unkine benzer bir komplonun arkasında da aynı kişinin olduğunu düşünüyorum. Zira komployu “Devrimci Demokratlar”ın kararıyla ve onlar adına gerçekleştireceğini söyleyen ve o dönemde de “Devrimci Demokratlar”ın yürütme kurulu üyesi olan kişi, bazı başka örgüt yöneticilerinin araya girmesi üzerine, kendi örgüt yöneticilerine “Bu işi ‘Devrimci Demokratlar’ adına değil kendi adıma yapacaktım ve yapacağım da” demiştir. Bu girişim ve itiraf, yukarıda sunulan ibretlik yazı sahibinin Avrupa’dan gelip Diyarbakır’da, sözkonusu itiraf sahibi kişiyle hemen hergün beraber olduğu bir zamanı izliyordu.
“Devrimci Demokratlar”ın o dönemdeki bazı yöneticileri, bu itirafı, hem bana hem de araya giren diğer kimi örgütlerin yöneticilerine anlattılar ve konuyla ilgili olarak da kamuoyuna bir açıklama yapacaklarına dair söz verdiler.
Ancak olaylar böyle gelişmedi; Kongre, yukarıda da bahsettiğim gibi sözkonusu “efe”nin etkinliğinde geçti ve bana komplo düzenlemek isteyen ve düzenleyeceğini söyleyen kişi, o Kongre’de, yine yürütme kurulu üyesi seçildi ve halen bu görevini Vildan Saim Tanrıkulu ve diğer kimi yöneticilerle birlikte “uyum ve başarı” içinde sürdürüyor.
Tüm bu yazdıklarım, Memet Oruç cinayetine ilişkin bir dizi platformun resmi özür kararına rağmen, 30 yıl sonra da olsa “Devrimci Demokratlar” ve ilgili Kürt kamuoyunun gözleri önünde oluyor ve anılan kararların inandırıcılığını da yok ediyor. Bu kararlara sahip çıkmak; laf yerine, dün ve bugün, bu türden suçları işeleyenlerle ve işleyeceklerle işbirliği yapmak veya onları görmezden gelmekle değil, onlara karşı açık, kararlı tavır almak; onları Kürt politik ve örgütsel yaşamından dışlamak ve silmekle mümkündür.
Dolayısıyla Erdem Gencan da Paşa Uzun da ve Memet Oruç olayı ile benzerlerini ananlar da haklıdır…
Kısacası, Memet Oruc’u daha bir anmanın tam zamanıdır…

Sait Aydoğmuş
24 Eylül 2008/Diyarbakır

Rizgari`den alıntıdır

 

Yorumlar (11 gönderildi):

Lawekurd .. 28 Sep, 2008 05:26:04
avatar
Madem büyle bu Efe denilen kisisiyde ismiyle aciklayin ki herkes bilsin ve onlara karsi tavir gelistirenler kim olduklarini bilsin. Bu efe nin bir ismi olmalidir, yoksa bu aciklamalar efelerin degirmenlerine su tasimaktan öteye gecmez.
bir tanik .. 28 Sep, 2008 06:48:36
avatar
Sayın Sait Aydoğmuş'un ibret dolu yazısını okudum.
Kendisine yönelik komployu kınıyor, tüm desteğimi sunuyorum.
Anlaşıldığı kadarıyla huylular huylarından vazgeçmiyorlar.

Daha önce katledilen Mehmet Oruç, Mehmet Açıkgöz, Recep Paçacı, Mahsun Aslan, Şerif Kurt sadece birer örnektirler.

Sait Aydoğmuş, siyasi ahlakı gereği kalemine oto sansür uygulamıştır.
Derim ki, bu iş oto sansrle engelenmez.
Ancak bu Kürdkıranların kirli pratiği teşhir edilerek yeni provakasyonlar, saldırılar ve cinayetler önlenebilir.
Bu nedenle Sait daha çok konuşmalıdır.
Söylediklerinde fazlalık yok, eksikler çoktur.
Aslında söyleyeceği daha fazla çok şeyi vardır.
Sait Aydoğmuş'a çağrım madem başlamışken yaşanan o süreci tüm boyutları ile izah etmesidir.
Kürdkıran kirli pratik kimsenin yanına kalmamalıdır.
Ömer Çetin ve 'efe'si Zeruk Vakıfahmetoğlu'nun sergiledikleri pratik sorgulanmalıdır.
Diğer Kürdistan'lı yurtsever hareketlere karşı provakasyonları, saldırı ve işledikleri cinayetleri açıklamalıdır.

Yakın tarihimizin sorgulanması ve karanlıkta kalmış olayların gün ışığına çıkarılması yurtsever olmanın olmasa olmazları arasındadır. Fakat bu konu da çok sıkıntı çekiliyor. Gelişmelerin senaristleri, icraatcıları, tanık ve mağdurları bir çok sebebten dolayı susmayı tercih ediyorlar. Mesele bu olunca bir çok konu karanlıkta kalmaya devam ediyor.
Şunu bilmek gerekiyor. Gelişmelere yön verenler, aktör ve figüranların susmayı, dahası olayları tersyüz edeceği açıktır. Gerçeklerin açıklanmasını onlardan beklemek safdiliktir. Fakat bazen onlarıda aşan gelişmeler oluyor. İstemeselerde çoğu karanlık olay su yüzüne çıkıyor.

Suçlular sessizliği tercih ederler.

Kendi canını kurtarmak için yoldaş dediği Hasan Yıkmış(Birüsk)'ün öldürülmesine yol verenler kimlerdir.?.
Lokman Cetin`in Fonksiyonu nedir..?


DDKD/KİP Merkez Komite üyelerinin tümü 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası Suriye'ye çıkmıştı. Kongre yapmayı düşünmüşlerdi. Kongre Neden yapilamadi..?

“Babamı KAWA'cılar öldürdükten sonra mücadeleyi bıraktım”. Hürriyete manşet olan bu aciklamayi hangi DDKD li yapmistir.?.

Bu bağlam da KİP'in siyasal kimliğini sorgulayacaktır. KİP'in samimi yurtsever emekçileri kendi emeklerine sahiplenmek, onun üzerinde yükselmek istiyorlarsa karanlıkta kalmış olayların açığa çıkarılmasında diretici bir rol üslenmelidirler.
Diyarbakır pratiği sorgulanmalıdır. Karanlıkta kalmış sayısız saldırı, yaralama ve öldürme olayları açığa kavuşturulmalıdır. Bu konu da Ömer Çetin ve “efe”si Zeruk Vakıfahmetoğlu'nun pratiği sorgulanmalıdır. Bu konu da görev, DDKD-KİP içinde yer alan samimi, dürüst insanlara düşmektedir.
Selamlar.
COTKAR .. 28 Sep, 2008 07:34:29
avatar
Selam Nasname calisanlarina.Kurdistan devrimci mucadele tarihinde agir bir yarayi simdiye kadar bilincli olarak "aydin militan " kurdun hic bir doktor tedavisinden gecmiyen "infeksiyon" zehiri baglamis yarasina tedavi yuntemlerini halka sundugunuza tesekurler.Gerci Nasname buna benzer bir cok karanlikta kalmis kurdun yarasina hem merhem hemde cesaretle KURDISTAN halkina acip sunmasindaki basarili hizmetler sunduguna binlerce kurd olarak sahidiz. Ilginc olan bu önemli karanlikta kalmis olayi aydinliga kavusmasinda diger aydin kurd cemati suskun olmasina kafaya bir cok soru isareti birakmaktadir.Sayin Ibrahim Guclu ye PKK den gelen tehditlerinde aydin kurd cemati gereken hasiyeti gösterip PKK ye karsi sesini yukselterek PKK saldirilarini durdurmustu ama Said Aydogmuş a karsi malesef ayni sesi yukseltmiyen "aydin"larimiz acaba neden suskunlugu secmis durumdalar ? Sayin Ibrahim Guclu ye karsi gelen PKK tehditlerinde basta Said Aydogmuş cesaretle yazilari ile tepkisini göstermis ve aydin kurd militan kisiligini sergilemisti ama sayin Ibrahim Guclu ve diger aydinlarimiz Said Aydogmuş a olan tehditleri sanki hice görmektedirler.Bu tehditlerin arkasinda pasifce olmalari neden ? diye bir kurd insani olarak soru isareti veriyor hafizama.
Kurd aydinlari bugun bu tur mafiyavari veya Apovari tehdit ve mantiklarina karsi birlikte olmalari gelecekte KURDISTAN halkin kazanimlarina ve aydinlarin birligine buyuk hizmetler sunacagi hic kuskumuz yok.
Sayin Said Aydogmuş ,cesaretli cikis yapmis ama sanki korkarak olaylari tumu ile acikca sergiliyemiyor Kurdistan halkina ve aydinina.Asil aktörler bilinmesine ragmen isimler vermemesine cesaret edememesi neden ?
Kurd insani artik iyi bilmelidirki kurd aydini ve cemati eski kafa ile degil ve insan haklarin demokrasinin seviyesindeki dunyada yerini almistir.Said Aydogmuş a gelen saldiri tum kurd insana gelen saldiridir.Gecmis tarihlerde eski kurd örgutlerin kendi insanlarini öldurmedeki karanliklari ortaya cikarmada PKK-Apo suna karsida tek yuzlu aydin kurd militanlari olmadigimizi kanitidir.
Yasasin Kurdistan ve kurd halkin birligi.Hic bir zorbalik ve mafiya beyni yildirmamalidir kurd aydini !
COTKAR
tîrêj .. 28 Sep, 2008 08:18:33
avatar
mehmet oruç olayı kurdinfo sitesinde muhatapları tarafından tartışıldı ve devrimci demokratların yeniden toparlandığı bir süreci baltalamak için yazıldığı yargısına varıldı.
konu kapandıktan sonra sait aydoğmuş un yeniden yaraya tuz basarcasına böyle bi yazı kaleme alması manidardır.
devrimci demokratlar kendi içlerinde sorunu tartışıyorlar,bu kendi iç işleridir.
nasnameye düşen 10,000 civarında olan pkk iç infazlarını sorgulamaktır.
devrimci demokratlarla ilgili olan talihsiz infazların örneği kürdistanda olan tüm örgütlerinkinden daha azdır,memet oruç olayı da bunlardan biridir ve YEKBUN kongresinde özür dilenmiştir.
Selam ve sevgiyle.
bawer18 .. 28 Sep, 2008 09:14:04
avatar
Keke tîrêj kurdinfodaki tartismalari insanlarin okumadiginimi saniyorsunuz.
mahlasiniz ve diliniz sizi ele vermis sizin kim oldugunuzu biliyor gibiyim.ama kim oldugunuz elbette önemli degil.
Dönemin en güclü érgütü olan olan DDKD nin tartismaya acilmamasi adil eksikliktir.hic bir sey karalikta kalmamalidir Nasame ve Sayin Acar in tavri bence cok yerinde ve dogru tavirdir.
sevindirici olan sey bu dosyayida eski bir DDKD li olan Halis Acar in nasname gündemine tasimasidir.basta Mehmet Oruc cinayeti olmak üzere .Dönemin en güclü örgütünün nasil 12 eylül ile birlikte yerle bir oldugu hikayesi ilgin olsa gerek ve biz kürdler bunu bilmek durumundayiz .bu hamur daha cook su kaldirir.
ek olarak kurdinfoda konu ile ilgili yazilan yazilarda neredeyse su denecek düzeyde "kardesim baska isinizmi yok, Mehmet Oruc u anmak bile yasak ediliyor..acin tanrikulu nun yazilarini , yada kiper in ."
tesekkürler nasname..
selamlar.
Musa OK .. 29 Sep, 2008 02:27:39
avatar
MEHMET ORUÇ OLAYINDAN DERS ÇIKARMAK GEREKMEZMİ?
Sevgili Halis AÇAR İç infazları gündeme taşımanızı kutsal bir görev sayıyor size bu konuda teşekkür ediyor,çalışmalarınızda başarılarınızın devamını diliyorum.Ayrıca naçizane yapabileceklerim olursa yanınızda olduğumu bilmenizi isterim.
Mehmet ORUÇ olayına gelince ; Olayın ayrıntıları ile ilgilenmektense,Bu olayın sorumlularından biride Sayın
Sait AYDOĞMUŞU olduğunu atlamamanız gerek,zira kendi payına düşen sorumluluk adına özürü dilemiştir.Bu olaydan çıkarılması gereken en önemli ders, Kürt siyasetçilerinin bir daha böyle menfur olayları yaşamaması adına gündeme taşımak olmalıydı, Bu olay,organizeli,örgütlü,bireysel her ne suretle işlenmişse işlenmiş olsun kabul edilir bir yanının olmadığı,olamayacağı Devrimci Demokratlar tarafından da açıklanmıştır,Kongrelerde Özür dilenmiştir. Şimdi, Kürdistan siyasi organizasyonlarının sahip olmadığı bir geleneği başlatmış olmalarınıda görmek gerekmezmiydi,Kongre kararları ile bu olayı lanetlemiş olmaları, kürdistan kamuoyundan özür dilemiş olamaları,kürdistani düşünen insanlar için hiçmi anlam ifade etmedi,en sert eleştirileri yönlendirelim,iç infaz anlayışını tarihin karanlıklarına gömelim,sonuna kadar yanınızdayım,Ama vurun abalıya mentalitesi ilede saldırmayalım, 30 yıllık bir olayın sevgili AYDOĞMUŞ unda sorumluluğu olduğu halde başkalarına yükleme ve malzeme olarak kullanılması hiçte masum görünmüyor.Hiç olmazsa Devrimci Demokratlar, kara bir leke olan bu olayı lanetlemeleri ve özür dilemeleride birilerine ders olur umarım.
Saygılarımla
Halis Acar .. 29 Sep, 2008 03:08:25
avatar
Sevgili Musa Ok.
Güzel bir zamanla konu ile ilgili yazimi asarken sizin yorumunuzu gördüm umuyorum Mehmet Oruc ve DDKD`nin tavri baslikli yazimda belirttiginiz hassasiyeti vurgulamisimdir.
selamlar.
Seîdê Sîsî .. 29 Sep, 2008 05:34:29
avatar
MEHMED ORUÇ ANILSIN MI ANILMASIN MI?

Seîdê Sîsî


Mehmed Oruç'u 1976 yılında tanımıştık. Istanbul'da deyim yerinde ise çiçeği burnunda genç bir avukattık. Rahmetli Mehmed Oruç, DDKD'lilerin katıldığı bir yürüyüş sırasında kortej, polis baskınına uğramış ve Mehmed' in üzerinde bir tabanca ile bir tomar bildiri yakalanmıştı. Haliyle savcılığa çıkarıldı ve o zaman var olan sorgu hakimiliğince Mehmed tutuklanmıştı. Davasını rahmetli Av Medet Serhat ile birlikte, her siyasî davada olduğu gibi meccanen üstlenmiştik. Duruşmada ilginç gelişmeler olmuştu: İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Hasan Yücel, kimlik tespitinden sonra rahmetli Mehmed'e tabancayı neden taşıdığını sormuştu: Mehmed de yolda yürürken bir arabanın altında bezle ambalajlanmış bir paket bulduğunu, merakla açıp baktığında paketin içinden bir tabanca çıktığını ve bu tabancayı götürüp polise teslim etmek için yolda giderken baskın ve arama yapılıp tabancanın kendisininmiş gibi işleme tabi tutulduğunu savunmuştu. Yargıç Hasan Yücel yakalanan bildirileri nasıl izah edeceğini sorunca da Mehmed, 'halkımızı aydınlatmak için bildiri dağıtmak suç değildir' demişti. Hakim bildiriyi yüksek sesle okumuş ve en sonundakı 'Kahrolsun CİA' şeklindeki cümleyi (türkçede okunduğu gibi okuyup) ‘cia ne demek?’ diye dormuştu. Mehmed de o ‘cia değil, si ay ey’ diye okunur’, deyince hakim ‘peki siayey ne demek?’ diye üstelemişti. Mehmed gene ‘bu Amerikan Haberalma Teşkilatının kısaltılmış adıdır’ diye yanıtlayınca hakim, yaşından utanmadan, kürd düşmanlığını adeta fiiliyata geçirecek bir şekilde ve hiddetlenerek ‘ulan eşşşşekoğlu eşşşek, siayey’den size ne?’ diye bağırınca rahmetli Av Medet Serhat yerinden firlayıp bir şamar gibi hakimin yüzüne haykırmıştı: ‘Beyefendi siz siayey’în müdafii misiniz?’

Hakim hızını alamayarak bu sefer kendinden emin bir şekilde kendince Medet beyi ‘otur yerine sen!’ diye azarlamak istemişti. Ama Medet bey de aynı sert ve tok sesi ile aynen ‘esas sen otur yerine ve sanık müdafii hakime hitaben, sen siayey’in müdafii misin, şeklinde bağırdı , diye yaz tutanağa' dedi. Hakim neye uğradığını şaşırmış ve gerçekten sert cevize rastlamış, zorundan terlemek suretiyle yerine 'zank' diye oturmuş ve duruşmayı sükûnetle bitirmişti.

Bu kısa anekdotla sevgili müvekkilimiz Mehmed Oruç’u rahmetle anıyoruz.

Aradan iki üç yıl geçtikten sonra mehmedin Amed’de kürd’ün tabancasından çıkan kör bir kurşunla şehit edildiğini duyacaktık. Avukatlık titizliği ile yaptığımız kişisel soruşturma sonunda, yakın ve tanıdık arkadaşlardan muhtemel katilin kim olabileceğini duyunca da şok olmuştuk. Zira katil sanığı, ulusalcılık alanında gerçekten son derece hassas, tavizsiz ve tecrübesiz bir zattı.

Saidlere ilişkin güney topraklrımız üzerinde meydana gelen birakujî hareketinden sonra kuzey topraklarımız üzerinde tekrarlanan ikinci birakujî olayı idi bu.

Mehmed Oruç'un trajik bir şekilde şehid edimesi,'birakujî'lik diyeceğimiz en alçak cinayetlerin hazin bir örneğiydi. Zira sevgili müvekkilimiz Mehmed Oruç'un şehid edilmesini gerektirecek incir çekirdeğini dolduracak kadar bile bir neden yoktu. Mehmed tamamen klikçilik oyununun kurbanı olmuştu. Said'lerin çatışmaları ve hayatlarından olmaları yada bıraktırılmaları, KDP ve YNK'nin çatışmaları ve peşmergelerin beyhude yere heder edilmeleri, KDP+YNK'nin PKK ile çatışmaları ve yüzlerce savaşçımızın safdışı bırakılmaları ne kadar komik, trajik, ironik ise Mehmed Oruç'un katli de bir o kadar alçakça idi.

Biz çoğu yazarımızın ve yorumcumuzun ileri sürdüğünün aksine bu tür olayların kurcalanmasının ulusumuzun yararına olacağına inanmıyoruz, aksine kan davası dediğimiz sosyal beleya, siyasal görünüm de verilerek yeniden bulaşacağımızdan endişe ediyoruz. Evet, bileceğiz, olayları aydınlatacağız fakat kan davasını hortlatıp nüksedecek şekilde olayı kaşımayacağız. Aksi taktirde, -kimseyi kastetmiyoruz ama- beko awan durumuna düşebiliriz. Zira Said Elçi'nin şehadeti trajikti, tıpkı Said Kırmızıtoprak'ınkinde olduğu gibi. Peşmergenin peşmergeyi katletmesi milli bir trajedimizdi tıpkı peşmergenin gerillamızla çatışması gibi. Hiç kimsenin, bir siyasî ya da felsefî fikirden dolayı aykırı görüşte olan bir başkasını ortadan kaldırması haklı gösterilemez.

Diğer yandan şunu da eklemek istiyoruz: Yazarlarımız ve yourmcularımız siyasal düşüncelerini kullanıp kalemlerini oynatırken çok dikkatli olmaları gerekir diye düşünüyoruz. Yek diğerimizi incitmekten titizlikle kaçınmalıyız. Çünkü kılıç yarası tedavi edilir ama kalem yarası telafi edilemez. Eski düşmanların dostuğu sağlam olurmuş ama görülüyor kı eski dostların düşmanlığı da çok acımasız oluyormuş! Olayları işlerken insanlarımızın kişilik haklarına saygılı olmalı ve daima halkımızın çıkarını ön planda tutmalıyız.

Bu görüş ve düşüncelerle ‘evet, Mehmed Oruç anılmalı ama kan davalarını kaşıyacak çağrışımlardan titizlikle uzak durmalıyız.’ diyoruz.
.. 29 Sep, 2008 11:27:38
avatar
Saygıdeğer Saidé Sisi,calibi dikkat yazınızı okuduk.Bizi geçmişe götürdünüz,o tarihlerde orta-lise talebeleriydik ama şimdiki çocuklarımızdan epey farklı bir fikri donanmışlık ve cevvaliyet içerisindeydik.Bu ayrı mesele,güzel anekdotu bizimle paylaştığınız için de çok sağolun,müteşekkiriz.Fakat şu yargınızı bir daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.Diyorsunuz ki:"Biz çoğu yazarımızın ve yorumcumuzun ileri sürdüğünün aksine bu tür olayların kurcalanmasının ulusumuzun yararına olacağına inanmıyoruz, aksine kan davası dediğimiz sosyal beleya, siyasal görünüm de verilerek yeniden bulaşacağımızdan endişe ediyoruz..."
Kanaatimce esas tehlikeli ve gelecekte de "birakuji" felaketlerine kapı aralayacak olan anlayış tam da bu tür bir anlayıştır.Merak etmeyin,öyle kimsenin eline silah alıp siyasal kan davaaları peşinde gezeceği yok,ama bu katillikler deşifre edilirse yeni nesil-gelecek nesil bu gaddarca tuzaklara düşmez belki.Bu kirli tarihin aktörleri de artık kitleler önünde dolaşırken bari utançları da etiket olarak yakalrında olsun,o kadarcık bir bedel de ödesinler.Cidden sizin gibi bir hukukçu-aydın bu derece sığ bir yaklaşımla olayları tahlil etmesi bende şaşkınlığa yolaçtı.Selamlarımla...
Bave Azad .. 29 Sep, 2008 06:40:20
avatar
MEHMET oRUC´A DAIR

Öncelikle Nasname´ye bu duyarliligindan öturu tesekkur etmek istiyorum. Kahraman ve canfeda Mehmet Oruc´u rahmetle aniyor, emri veren katili lanetliyorum. Katil hala Avrupada kendine yakisan isler yapiyor. Mehmet Oruc kendisini birkez de bana siper etti. Kime kac kez siper ettigini tam olarak bilemiyorum. Ama sunu iyi biliyorum ki, her kosulda en onde yuruyen,gercek bir kahramandi. O´na bir can borcumun oldugunu dusunuyorum. Anlamakta gucluk cektigim ise, Mehmet Oruc´a tetigi cektiren malum lanetlinin hala Mehmet Oruc´un katledilmesiyle ilgili olarak bir taraftan gunah cikaranlar, bir taraftan da Bay Katil´le kolkola görunur bir manzara sergilemeleridir. Bu nasil bir zihniyet? Gunahlarin bileskesiyle siyaset olmaz. Siyaset, hesap vermek ve almakla olur. Tetikcilerle omuz omuza hic siyaset olmaz. Hatirlatmakta yarar göruyorum. Tetikcilerle hesaplasmayanlar, tetigin birgun kendilerine cekilecegini unutmasinlar. Kim bilir Mehmet Oruc´a can borcu olan daha kac kisi var. Seni rahmetle anarken, katillerinin yuzune de tukuruyorum.
Şükrü Gülmüş .. 02 Oct, 2008 06:54:35
avatar
ZERUK ‚EFEOĞLU’NA!..

Bizde herkes basamağında muamele görür.
Zeruk Vakıfahmetoğlu adındaki şahıs, Yorumlar Bölümü’nden bize bir mesaj yollamış.
Kendisini ilkkez 1977’lerde Batman’da, en sonra 2000’lerde Köln’de görme şansına nail oldum(!)
Ancak, ben bu yazıdan sonra adını kesinkes değiştiriyorum.
Zeruk EFEOĞLU!..
Nedeni basit.
Tam bir sokak kabadayı tavırıyla vurmuş tuşlara. Sap ile samanı karıştırmış. Naralar atmış bizim Efeoğlu. Kendisini Hindi gibi şişirmesinin tek bir sebebi var: O’da suçluluk psikolojisidir.

Biz önce olayı alalım.
Mehmet ORUÇ ve Mahmut ÇIKMAN olayı çok eskilere dayanır. Bu KİP-DDKD ve YEKBUN oluşumlarının –öncelikle bir iç sorunu- ve dahası kamburu. Bizi bunu biliyorduk. Ve hiç bir zaman gündeme getirmedik. Bunu gündeme getiren eski refikleri Sait Aydoğmuş ve yeri Rızgari Sitesi’dir. Bazı okuyucularımızın istemi ve salt bu işlerin Ankara PKK’si ve Öcalan’la sınırlı olmadığını göstermek için aldık.
Halis Açar arkadaşımız açıklamasını yaptı.
KİP adına Vildan Tanrıkulu ve kararlarını olmuladık, örnek gösterdik.
Hal böyle. Ve olayı fazla sürümcemede tutma, kollara dolama ve yarayı kaşıma, Aydoğmuş’un doyrulmayan egosuna alet olmak istemedik.

Gelelim ‚Efeoğlu’nun açıklaması ve ona vermemiz gereken yanıtlara.

Bir defa şunu öğrenmesi gerekir ve ÖĞ-RE-NE-CEK!..
Nasname’kimsenin babasının yaz boz tahtası değildir.
Bize öyle efelik ve tehditler vız gelir tırıs gider.
Sen ne Sultan Süleyman (Ordu’dan) ne de Öcalan’dan büyüksün.
Cürmin kadar bile yer yakamazsın.
Efendi ol.
En iyi efelik : efendi olmaktır !..

Yanıtımız :
Böylesi durumlarla itham olunan sen yanlız değilsin.
Daha düne kadar Ferit UZUN’un katili olarak Ali Yaver Kaya itham ediliyor ve suçlanıyordu. Onu karşımıza aldık. Kaya, tek tek kamuoyuna durumu açıkladı. Sizde bundan gereken dersi almalıydınız.
Şiddetle kınıyorsun,diyorsun.
Kimi ve neyi?
Bizim bu konudaki tavırımız belli.
Senin eski refiklerinle, ve adını saydığın o gizli servis işleri, kaçakçılık, dolandırıcılık, pravaktörlük ve tetikçilik işleri senin mesleğin. Biz gazeteciyiz. Bize kendi yaptıklarını yükleme. Sahip olduğun ünvanları verme. İstemez kalsın.

Eğer bir tek bu olayı haber olarak vermemiz bu şahene hareketini baltaladıysa...
Bu yıllardır kangren olayı kanattıysa...
Ve sizi bu kadar efelendirecek bir mesele haline geldiyse...
O zaman çok iğreti bir duruşunuz var.

İinanın bu tavırınızla; Öcalan ve teşkilatına rahmet okuttunuz.
Biz adamları yıllardır eleştiriyoruz. Bu kadar kindar ve bu kadar saldırgan davranmadılar.
Ya bizim tek suçumuz Kürd olmak mı?
Bu haberi Hürriyet verseydi ne yapabilirdiz?
Onlara efendim, dört büklüm. Bize ise efelenmek haa..
Olmadı Zeruk efendi. Ayıp oluyor ama.

Sonra biz bu konuyu külliyen kapattık.
Varsa sorunuz işte Aydoğmuş ve işte Rızgari orda.
Gönderin bakalım bir satırlık yorumunuz bile –böyle- geçer mi?

Biz bunu da eşref saatinin diğer yüzüne sayalım.
Ve salt yanıtlamakla sınırlı kalalım.
Efeliğiniz yine sizin olsun.

Efelik ve kabadaylık dönemi çok geride kaldı.
Şimdi Kürdün, Kalınlık zamanı değil, incelik zamanıdır.
Hani derler ya.
İnsan incelikten değil, kalınlıktan kırılır.
Kalınlık sizin, incelik bizim olsun.
Geçmiş bayramınız kutlu olsun.

Selamla.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin