Bizde Böyle Okur Yorumu Manşet Olur!..
Sayın Musa E..'ye teşekkür ediyoruz. Ve tüm Yorumcu Okurlarımızın da aynı düzeye gelmelerini temenni ediyoruz. 'Beni yıkmayan her eleştiri, güçlendirir' gerçeği bizim temel prensibimizdir. Ve iddia ediyoruz. Nasname; er veya geç, yeni bir dil, yeni bir yaklaşım ve geçmişten çok önemli dersler çıkaracaktır. Yaşanan 30 yıllık -iyisi ve kötüsüyle- bir tarihimiz var. Bu bizim tarihimizdir. Bu tarihi eleğe vuracağız. Arkadaşlarım bana üç ay izin verseler bu Tarihin Eleği'ni yazacağım. Selam ve devamla. Nas-Edi
Musa E .. 12 Sep, 2008 01:41:51
İç Sorunların Tartışılması!
Sayın Berzan Boti, büyük bir medeni cesaret örneği göstererek “iç sorunlarını“ tartışmaya açti. Bu tarz insanların gelişme evrelerinin ileri bir boyutunu oluşturuyor. Bunu oturtmak ve özümsemek kolay bir tutum değildir. Böylesi bir adım atma istemi bana hayli ilginç geldi. Gelecek toplumların iktidarlaşma biçimlerinin nüvelerini böylesi demokratik adımlarla büyütüp insanlık hanesine armağan edilmiş bir kültüre dönüstürdükçe yönetme ve yönetilme arasındaki açi gittikçe kapanmış olur. Böylece insanın kendi yeteneklerinin farkındalığıyla özgürlügünde zorunluluk alanına hapsedilmeside tarih olmadan çıkıp, insanlığın doğa ile savaşına dönüşmesini gelecek nesiller yaşamış olurlar.
Doğal olarak “özgür Bireyler Topluluğu“ şiarıyla ortaya çıkan Nasname bir kurumlaşmaya ihtiyaç duyacaktir. Yaşanan sınıflı toplumda bunu yadsıma anlayışı hareket birliğini ortadan kaldırıyor.“Kanarya Sevenler Derneği“ bile bir yönetim kuruluna gereksinim duyar. İş bölümünün atomlarına kadar ayrıştığı bu sistemde belirsiz ve görevlerin netleşmediği bir kurumu yürütmek mümkün gözükmemektedir. Bir çok organizasyon katı merkeziyetçiliğe karşı her şeyi kendiliğindenciliğe terk eden anlayışlara savrulurken, süreç içinde o kurumların yok olduklarına tarih çokça tanıklık etmiştir.
Okuduğum ve izlediğim kadarıyla, Nasname yönetmeye dönük bir kurumlaşmaya ihtiyaç duymaktadır. Şükrü hoca hep“tek başına“ olmaktan yakınıp durmaktadır. Sırtına binen yükün ağırlığı altında ezilmemek için, bağırıp durmaktadır. Bu görevi paylaşmak içın çalmadık kapı bırakmamakta. Ki görev paylaşımları uzmanlaşmayı bilginin ayrı merkezlerde toplanıp tasnif edilmesini sağlayıp, birbirinden kopuk bilgilerin daha sağlıklı aktarimini sağlayacağı gerçekliği gözardı edilemez.
Ben de son günlerde tartışmaya açılan sorunlara ilişkin görüşlerimi açıklama ihtiyacı duyuyorum. Sanırım bu tartışma Yazarlarla sınırlı değildir. Okurların katılımı da daha sağlıklı tartışma olanağı sağlar. Diştan gözlemcilerin objektif bakma özellikleri daha gelişkindir. Sırtlarında yumurta kefesi taşımadıkları için krala çıplaksin deme cüretinden kaçınmazlar.
Okur arkadaşlardan biri,“Nasname de sorunlar yoktur“ diyor. Bu görüş bana pek gerçekçi gelmiyor. İnsanların yaşadığı her yerde sorunlar vardır. Sorunsuz yaşam, karşıtını yadsıdığı için, karşıtı olmayan seyin kendisi de yoktur anlamına gelir. Burda önemli olan, sorunun varlığı yokluğu değildir, sorunu çözmeye dönük yaklaşımdır. Doğru ele alırsan sorun aşılır ilerde yeni sorunlar çikar, onlara da yeni çözümler üretirsin. Yanlış ele alırsan sorunlar büyür çözüm şansını yitirir. Toplumun en küçük ve en örgütlü birimi ailedir. Aile de bile anne baba arasında, anne baba ile çocuklar arasında, çocukların kendi aralarında sorunlar yaşanmaktadır.
Yanlış tarzın iticiliğini burda ayrıntılı tartışmanın anlamı yoktur. Bu konuda herkesin yaşadığı deneyimler, kendine yetmektedir. Yalnız son yaşanan değerli Yazar Harun Tak’in“ara verme“ istemine ilişkin bir kaç noktaya değinme ihtiyacı duyuyorum.
Harun Tak, yaşanmış öykülerinden birini daha yazarken,“yazmaya yazacağı kitaptan dolayı ara vereceğini“ belirtti. Bunun üzerine bazı okurlar, o güzelim öykülerden yoksun kalmanın hüznünü yazarken, bazıları da bunu Nasname’ye yüklenme gerekçesi yaptı. Hedef tahtası yine Şükrü Hoca’ oldu. Kısaca olay kişiselleştirildi.
Böylesi yaklaşımlar doğru değildir.Bağımsız Kürdistan fikrine sahip tüm bireylerin tutumu ayrıştırmaktan çok birleştirmeye dönük olmalıdır. Devletleşememenin sıkıntılarını toplum olarak yaşamaktan kendimizi kurtaramıyoruz. Doğru olmayan yöntemler geliştiriyoruz. Bizim dışımızdakilerine vurarak kendimizi var etme hastalığı bizi sarmış, bundan arınmayı becerme yetisine sahip olamıyoruz.
Harun Tak, bir kaç noktada önemli eleştiriler yaptı, bunlar doğal ve olması gereken eleştirilerdir. İçeriğine katılıp katılmamak önemli değildir. Bu yön ayrı bir sorundur. Sorun olan eleştirinin yerindeliği ve zamanlamasıdır. Sanırım Harun Tak’in eleştirisi de zamansız bir döneme denk geldi. Bir de,“eleştiri hakkımdan feragat ediyorum“ söylemi işin tuzu-biberi oldu. Yanı,“daha söyleyeceğim çok şey var, söylemiyorum kalsın“havası oluştu. Niyetinin bu olmadığı yazı daha derinlikli bakılınca anlaşılıyor. Nasname’de görev alamadığı içın elini taşın altına koymayanlardan kendini saydığından, eleştiri hakkını da kendinde görmüyor, diye değerlendirmek bence daha doğrudur.
Bizler, dalgali denizler gibiyiz. Anlik parlamalar sonucu köpükler saçip sahildeki kayalari kamçilayan sulari andiriyoruz. Her vuruşta kenmizden bir parçayi kaybetmeyi çok seviyoruz.
Şükrü Hoca, yine her zamanki tez canlılığını devreye koyup Ruken ve Resul’a verdiği yanıtta Harun Tak’a hoş olmayan bir üslupla yanıt verdi. Yazdığı son iki yazıda kendini düzeltti. Umarım bu nahoş tutum son bulur, Nasname okurları da sevdiği yazarına tekrar kavuşur.
Selam ve saygılar.



Yorumlar (2 gönderildi):
Ez bawerim ev gotin pir li bejna nasnemeye u xwendevanen we te. Lewre ew dibejin di dinede heri domokrat em in. Heri baş u heri bi insaf em in. Heri devrimci heri welatparez em in.
Birano ma wer dibe ? Ma ku mirov got ez baş ez demokratin mirov dibe domokrat u welatparez !!! Pratik lazime Pratik yani kirin lazim e. Hun çi dibejin bejin bekli ji hun heri baş bin le ku hun bi kiryaren xwe tişteki nekin kiye ji we bawer bike de çewa gele Kurd guh bide we? Belki çenedek weke min ji were li çepkan xin u bejin ev heval başin bahsa kurd u Kurdistane dikin, Bahsa azadiye dikin. Le je zedetir tu tiştek peknaye. Her yek ji we temane xwe ji 40-50 zedeye e... we heta niha tiştek tiştek rexistinek saziyek ava nekiriye, je şunde hune çi bikin. Ma bi nivisien nasnameye tene welat xelas dibe. Bi rexne u gotina ji tiştek pek naye. Biniherin li welate xwe biniherin li Kurdistane roje bi dehan ceza tene veşartin. Ki dibin bera bibin; binave Kurditiye tene kuştin bi nave Kurdistane tene şehit kirin Hun wan şehit qebul bikin nekin ji Gele Kurd ji wan re dibejin Şehit bi hezaran tevli cenazeyen wan dibin. Gelo hun qet li se ve yeke ji hurbune.
Bi rasati ez fem nakim em çi dikin em ximete ji ke re dikin. Gelo reça (doza Kurdewari) ku me seri daye ser ne rast u ne heq e ku em ewqas li hej u deriyan diqelibin. Gelo me çi guneh kiriye em heval u hogiren hev ji hev re dibin dijmin.
Gelo de soxiya çewa be?
Ez ji tevli we dibim ez ji dibejim divet li herder u mekani demokrasi hebe hev femkirin hebe hurmet hebe hev qebul kirin hebe Lele bele xelke cerme sreme guruwandiye em li ber mirine ne, em kirine goka hole . Werin em ji hev re hurmete nişan bidin em hev himbez bikin u li tev bi hev re li dijmin vegerin. Dev gotinen edebi u gorover ji berdin.
Sayın Musa E’nin, ‘ yönetme ve yönetilme’ arasındaki açının kapatılması gereğine vurgusu ve bu açının hangi adımlarla kapatılabileceğine dair yaklaşımı; sorunun varlığından, özellikle de dillendirilmesinden korkanlara (yok sayanlara) karşı düşünceleri ve sorunların çözülebileceğine olan inancı; ‘Kanarya Sevenler Derneği’ örneğiyle kurumsallaşmanın kaçınılmazlığı tespiti; ‘ani parlama’ olarak nitelendirdiği duygusal tepkilerin verdiği zararları göstermesi; Harun arkadaşımıza karşı kurduğu empati sonucu vardığı sonuç ve iyi niyetli yorumu; en önemlisi de biçimin, tarzın çirkinliğini eleştirirken, eleştirilerini hem içerik hem de biçim açısından çok düzeyli dile getirmesi ve sorunu kişiselleştirmekten kurtarması çok önemli noktalardır.
Sayın Musa E, gösterdi ki, doğru bilgilenmede öğreten-öğretilen (ki bu iflas etmiş olan klasik eğitim anlayışıdır aynı zamanda); söyleyen-dinleyen; yazar-okuyucu; yöneten yönetilen; birey-toplum; aktif-pasif ikilemlerinin aşılmasıyla sağlıklı birliktelikler kurulabilir. Bilgilenmek karşılıklı etkileşimle olanaklıdır. Bu açıdan bakıldığında herkesin söyleyecek sözü vardır. Herkes hem öğretmeye hem öğrenmeye açık olmalıdır. Zaten Sayın Musa E’nin derinlikli yazısı, (daha önce de benzer başka yorumlarda da bu yaşandı az da olsa) aydınlanma misyonunun sadece yazarlarda olmadığını, bazı yorumcuların yazarlardan çok daha birikimli olduğunu gösterdi.
Bu nedenle Nasname’ye katılımı çoğaltmak, nasıl bir kurumsallaşma sorusuna, okuyucu, yorumcu, yazar ve diğer kesimlerle birlikte cevap arayışına girmek, doğrulara birlikte ulaşmaya çalışmak gerekiyor. Bunu sağlamak için biraz mütevazilik, biraz düzey ve iyi niyet yeterlidir diye düşünüyorum.
Konu ile bağlantılı olduğu için 27. 08. 2007 tarihinde Nasname’de yayınlanan, . ‘ÖRGÜT VE ÖRGÜTLENME ÜZERİNE’ başlıklı yazımı güncelleyerek tartışmaya katkı sunmak istiyorum…
Yorum yaz