Mezarları olmadı bari bir fotoları olsun!...
Hükümet savcısı Zekeriya ÖZ, bu Ergenekon soruşturmasını ne kadar derinleştirir? Genel Kurmayı'ın kapısına kadar dayanır mı? Bunu bilmediğimizi ve hiç de tahmin etmediğimizi belirttik. Ancak biz Nasname olarak; kendi 'Kürd Ergenekon'umuzun ta dibine inmeye kararlıyız. Bu yaşamımıza mal olsa da...Çünkü bu halkın davası; yaşamımızdan daha değerlidir. İşte bunun için halkımızın ve yitik yakınlarından yardım istiyoruz. Kayıplarınızı sorun. Bize ulaşın. Mezarları olmadı bari bir fotoları olsun. İşte Şahin BALİÇ'in fotosu oldu. Darısı diğer yitiklerimizin başına, diyelim.
PKK’YI NASIL ANLAYALIM?
Biz Kürtler neden kendimizle ilgili sorunlardan bir türlü kurtulamadık, sorusuyla başlamak belki de en iyisi. Kendisiyle sorunu olan birey ya da toplumlar, bırakalım üretkenliği, gelişmeyi, büyümeyi; eski kendisinden ve eskiye geriye doğru çeken başlarından bir türlü kurtulamazlar. Adeta bir girdap içinde döne döne boğuşmaya doğru, ölüme doru koşup giderler.
Neden ˜eski kendisi” kavramını kullanma ihtiyacı duyduk; çünkü toplumlar da canlı organizmalar gibi bir yaşam çemberi içinde sürekli yenilenip eskilerinden kurtularak yaşarlar. Bunu yapamayan toplumlar ise çok hızlı yaşlanan canlılar gibi ölüme doğru giderler. Hep eskiden kurtulmak ve hep yeniyi yaratmak ise canlılıyı adeta gürleştirir ve sürekli kılar.
Toplumsal gelişim ise bir birikim ve bu birikimin doğru kullanılarak ilerleme yönünde işletilmesiyle sağlanır. Bunu yapacak beyin ve onun araçları ise toplumsal örgütlenmeler ve hareketlerdir.
Kürdistan toplumu da ( Her ne kadar modern anlamıyla gelişkin bir toplumsallıktan bahsedemezsek bile) bu yönlü gelişmeleri yaşamıştır. Ancak Kürdistan toplumu üzerine kafa yoran herkesin vardığı ortak nokta ise böylesini bir gelişimi sağlamak için doğru bir önderliğin olmadığıdır. Bu tespit öylesine yapılmış bir tespit değil, diğer toplumların yaşantıları ve tecrübelerinden hareketle yapılan bir tespittir. Son zamanlara kadar tüm Kürdistan parçaları için geçerli olsa bile bugün varılan nokta da bazı değişimler yaşanmış ve her parçayı daha farklı değerlendirmenin gereğide ortaya çıkmıştır.
Birçok aydınlanmamış yönüyle Kürt ve Kürdistan tarihi hala derin araştırmalara ihtiyaç duymaktadır. Ancak biz biraz da bugün çok yakıcı bazı gerçekleri tespit etmekle başlamak istiyoruz.
PKK hareketi bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkmıştır. Kuzey Kürdistanâ’daki halk hareketi sürekliliğini zaman zaman yapılan soykırım ve katliamlar sonucu kaybetmiş olsa bile hiç bir zaman yok olmamıştır. Her zaman derinden de olsa bir hareket varlığını sürdürmüştür. Eşyanın doğası gereği öldürülmeyen her canlı gibi toplumlar da öldürülmedikleri sürece yaşamlarını devam ettirmek için sürekli bir mücadele içinde olurlar.
Toplum mühendisliği çağımızın en önemli gelişmelerinden biridir. Ancak her araç gibi doğru mu yanlış mı kullanıldığı ya da ne amaçla kullanıldığı önemlidir. Kürdistan toplumunda yaşanan durumu tespit etmek ve kendi çıkarlarına göre bu durumu kullanmak sanırım tüm sömürgeci devletlerin çok rahatça geliştirebilecekleri bir yaklaşımdır.
Şimdi geriye doğru bakıp düşündüğümüzde ˜tarih geriye doğru yazılır’ sözünün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlayabiliyoruz. Şu tespiti yapmak hiç de zor değil aslında; Kuzey ve hatta giderek Kürdistan’ın diğer parçalarında gelişen Kürt hareketini ve potansiyelini yok etmek için geliştirilecek hiçbir yöntem onu içten yoketmek kadar kolay ve meşru bir yöntem olamaz. Kürdistan toplumunun ve genel dünya toplumlarının kendileri için koydukları tüm güzel amaç ve hedefleri öne çıkarak bunu yapmak ise olayı daha çekici kılar şüphesiz.
Şimdi şöyle bir arkamıza yaslanıp düşünelim; PKK çıkışından itibaren Kürt tarihini ve toplumunu ‘eleştiri’ adı altında hep kötülememiŞ midir? Varolan tüm ˜canlı’ değerlere küfretmemiş midir? Herşeyi yok sayıp, kendini tek doğru yol olarak göstemeye çalışmamış mıdır? Halk hareketi ve gerilla savaşı adı altında hemen hemen tüm Kürdistan’ın varolan potansiyellerini yok etmek için elinden geleni yapmamış mıdır? Burada bir parantez açmanın gereğini duyuyorum. Kuzey Kürdistan’daki hareket Kürt toplumu ve bu hareket içinde yeralan tüm bireyler için alın aklığıyla sahiplenebilecekleri ve övünebilecekleri değerler yaratmıştır. Bu harekete katılan her birey (Kutsallığa ne kadar inanmazsak bile- çünkü her kutsallık karşılığı olan lanetlilişi de yaratır-) kutsallık derecesinde bir vasfı haketmişlerdir. HerŞeyinden vazgeçerek, kendisinin ve halkının özgürlüğü için canını feda eden insanlar için hiçkimse yanlış bir tespitte bulunamaz. Ancak başta da belirttiğimiz gibi sorun bu işin önderliğini kimin, nasıl yaptığıdır!
Şimdi sorularımıza devam edebiliriz.
90’lara kadar tüm potansiyel açığa çıkartılıp, bu potansiyele önderlik edebilecek tüm insanlar “ gerek zindanlarda düşmanın eliyle, gerek dağda sonucu önceden belli olan bir savaşım tarzıyla, gerek şehirlerde devletle adeta işbirliği için yaratılan Hizbullah’la öldürülen tüm yurtsever insanlarla ve gerekse harekete katılan tüm değerli beyinler yok edilerek- öldürülmemiş midir? Kürdistan’ın diğer parçalarındaki hareketlerin tümü lanetlenmemiş ve böylece düşmanın yıllarca uğraşarak Kürdün beynine yerleştirmeye çalıştığı parçanlamışlığı daha da ileri götürerek düşmanlık derecesine vardırmamış mıdır? (Bugün Kuzey Kürdistan halkımız özellikle Güney Kürdistan halkı ve önderliklerine adeta yabancılaşmış ve yapılan propagandalarla neredeyse düşman durumuna getirilmiştir.)
Elbette otuz yıllık bir mücadeleyi bir makelede anlatabilmek mümkün değil. Ayrıca tarihi bazı gerçekleri de ortaya koymak için çok daha derli toplu ve gerçekçi tespitlerden hareketle, dediğimiz gibi tarihi yeniden geriye doğru yazabilmek gerekli ve herkesin önünde duran bir görevdir. Ancak biz daha çok içinde yer aldığımız zaman ve mekanlardan hareketle bazı gerçeklerin kaybolmaması için yazmak istiyoruz.
PKK’nin kendi içinde muhalif kabul etmeyip, öldürdüğünü yıllardır dost düşman herkes dillendiriyor. Ancak gözden kaçan bir gerçek var ki daha acıdır; PKK sadece muhalifleri değil onun gerçekliğini ortaya koyabilecek herkesi yok etmeyi amaç edinmiştir. Devletin de bir zamanlar çokça başvurduğu bir yöntem olan yargısız infaz tarzı en çok PKK içinde kullanılmıştır. Yargılı infazlara bile karşı olmak gerekirken yargısız infazın nesini meşru görebiliriz sorusu başka bir tartşışma konusudur. Biz hakkında kesin ve doğru bilgilere ulaştığımız baÄı kişilerin infazları üzerine bildiklerimizi yazarak, Kuzey Kürdistan’ın başına bela olmuş bu laneti tanıtmayı bir görev bildiğimiz için öncelikli bunu yapacağız.
Nasır: Nasır 2000 yılında yapılan 7. Olağanüstü Kongre’den sonra artık bu işin doğru gitmediğini gördü ve Kongre’de PKK’deki sistem gerçekliğini eleştirdi. Bunun üzerine Semir’in ruhunun Nasır’da nüksettiğine yönelik yapılan tespitten sonra tutuklandı. Nasır tutukluyken açlık grevine girdi. O dönem hareket içindeki rahatsızlık hareketin merkezi durumuna gelmiş olan Dola Koke vadisinde toplanmıştı. Bir çok kişi Nasır’a katılmak için aslında bir işaret bekliyordu. Nasır bunu görerek açlık grevinden vazgeçti. Amacı hareketin bölÃünmesini engellemekti. Buna rağmen ondan sonraki süreçlerde de sürekli bir gözaltı durumunu yaşadı. Özellikle ordu içindeki etkinliği de bilindiği için en son Kani Cenge’deki Özel Kuvvetler Karargan’ında katledildi. Senaryo ise şöyle çizildi: Bir grup Nasır’ı kaçırmak üzere saldırıyor. Nöbetçi de Nasır kaçmasın diye, Nasır’ın içinde bulunduğu hücreye bombayı atıyor ve Nasır’ı öldürüyor. Bu senaryoyu uyduranların kendileri de inanmadılar ancak halkı kandırmaya çalıştılar. Gerçekte ise durum öyle değildi. Nasır’ın öldürülmesi gerektiğini PKK konseyi yaptığı bir toplantı da tartışıyor. Bazıları karşı çıktığı için karar resmileştirilmiyor, ancak pratikleştiriliyor. Nasır’ın tutuklu bulunduğu hücreye bombalar atılıyor. Ancak buna rağmen ölmüyor ve birkaç gün yaralı halde tutuluyor. En son tekrar öldürülmesi gerektiğine karar veriyorlar. Hatta bir gelenek haline gelen ölünün eşyalarının kullanılması ritüeli tekrarlanıyor ve Nasır’ın kırılan saati bile tamirciye gönderilerek yapılıp kollara takılıyor. Nasır’ı öldüren Özel Kuvvet elemanı Şervan ise Kuzey’e gönderilirken kaçtı denilerek muhtemelen bu gerçeğin saklı kalması için kendi deyimleriyle ‘taşaltı’ ediliyor. Bir diğer kişi de suda boğuldu iddiasıyla ortadan kayboluyor. Ancak bu da bir gelenekti, tetikçilerin öldürülmesi her zaman işi sağlama bağlamanın bir başka yoludur.
Gülan: Gülan PKK’de yaratılan diğer bir gerçekliğin ifadesi oluyor. İktidar hırsı ve insani değerlerden uzaklaşmanın bir sonucu olarak herşeyi yapabilme derecesine gelen insana bir örnek. PKK Konsey üyesi Pelşin, Meclis üyesi Dicle Andok ve yönetici Horyas, Gülan’ın öldürülmesine karar veriyor ya da verdiriliyor. Çünkü Özel Kuvvetlerde yöneticilik yapan Gülan bir çok çirkin cinayeti ve planı biliyordu ama aynı zamanda varolan iktidara biraz muhalif ve bir tehlikeydi. Bunun üzerine karar verilerek PJA Kongre sürecinde boğularak öldürüldü. Uluslararası Komployla ilişkilendirilerek kaçan bir şahıs da katil gösterilerek ipe sapa gelmez bir senaryo hazırlandı. Ancak yine kendileri de inanmadılar. Buna rağmen bir anıt yaparak timsah gözyaşları dökmeyi de ihmal etmediler.
Harune Sermezin: Mele Abdurrahman Durre’nin oğlu. Uzun yıllar saflarda kaldı. Savaştı ancak savaş tarzının yanlış ve sonuçsuz olduğunu anlayınca karşıt duruma geldi. En son kaçma süsü verilerek öldürüldü. Baş senarist Abbas’tı bu sefer. Xenere’deki bir çok cinayetin senaryosunu hazırlayan Abbas bu sefer Harun’un ödürülmesine karar vermişti. Aylarca hapis tutulan Harun’dan kurtulmanın tek yolunun onu vurmak olduğuna karar verildi ve kaçmaya çalıştı denilerek, öldürüldü.
Mahsum: Yıllarca PKK konseyinin yanında muhaberecilik görevi yaptı. Birçok gerçeği bildiği halde mürit derecesindeki bağlılığı onu bu işi sürdürmek için motive ediyordu. Ancak en son Apo’nun ihanetini görünce ayrılmaya karar verdi ve Ermenistan üzeri Avrupa’ya çıkmaya karar verdi. Ermenistan’da PKK’lilerce tekrar yakalanıp dağa geri getirildi. Bir kaç ay tutuklu bırakıldıktan sonra çoban olarak görevlendirildi. Bunu da yeterli görmeyen Abbas, onu eve gönderdik diyerek yine kendi deyimleriyle taşaltı ettiler.
Cinayetler bunlarla başlamış ya da bunlarla bitmiş değil elbet. Yazının devamında bunları da işleyeceğiz.
Not: Nasname’de eskitarihlerde yazılmış bir arşiv yazısı. Ama –malesef- kimin tarafından yazıldığını tesbit edemedik.
Sadece yayınlıyoruz.
Çünkü gündemimize denk düşüyor.
Selamlarımızla.
Nas-Edi



Yorumlar (2 gönderildi):
Yorum yaz