Selahattin Çelik : (PKK Başkanlık Konseyi'ne) Sizleri İtham Ediyorum!..
Kendisi gibi düşenmeyenleri ajanlıkla suçlayanlar ajandır Size karşı olan herkesi ajanlıkla suçluyorsunuz. Peki gün gün Türk Genelkurmayının talimatlarını size uygulatan Öcalan’ın yaptığı nedir? Ya da sizin yaptığınız? Ulu önderiniz her gün beni bir ülkenin ajanı ilan ediyor. Ben kendimi biliyorum. Suçlamalarınıza ciddiye almiyor, herkes gibi ben de gülüyorum. Ama Öcalan’ı da çok iyi tanıyorum. Sürekli ajan bulma histerisi içinde olan Öcalan’ın bu fobisinin altında yatan neden nedir acaba!
Selahattin ÇELİK’in PKK Başkanlık Konseyine Açık Mektubu Hakkında
Tüm resmi ideolojilerde olduğu gibi; Öcalan’in yarattığı sistemde de; nitelikli bireye, okuyan-yazan ve çizene potansiyel tehlike olarak bakılır. Bilgi, beceri yetenekleri olanlar varsa; ve mevcut erki ellerinde bulunduranlara; birer kakavan gibi, methiyeler diziyorsa, ala, her imkan ve kudret onlara sunulur.
Lakin S. Çelik; içerde iken bile –tüm dayatmalara karşın- Serdar ÇELİK’likten aşağı inmedi. Hiç bir görev talep etmedi. Hiç bir resmi sıfata teveccüh etmedi. Çünkü o yıllar öncesinde karşı duruşunu şu sözle formule etmişti: ‘Ben ülkemden Stalin’i değil, Gandi’yi görmek isterim’ demişti. Ve keşke Selahattin asıl o sözünü formule ettiği Öcalan’a Yazdığı mektub’u bulsa, bize ulaştırsa ve biz yayınlasak. O zaman görürdük, anlardık asıl mseleyi.
Yani o zaman daha net anlaşılırdı; ona neden bu kadar sert yöneldiklerini..
Ağrı Dağını Taşımak kitabının bahane olduğunu...
‘Lolan hiyar pratiği’nin çok adice bir sahtekarlık olduğunu...
Orda!..
Yani Lolan’da belki de ilkkez gerilla tüketici olmaktan kurtulacaktı. Halkın başında bir buyurgan olmaktan kurtulmuş ve kendisi de üreten, yiyen ve çalışan olmakla; halka gerçek önderlik yapma, halkla var olmanın tohumları atılacaktı.
Ama bunun yerine; Seahattin’i sürüm süründürmek, hayat damarlarının tümünü kesmekle yetinmediler. Orada, resimde görüldüğü şekildeki; küçücük evinde bile, kapısını kırıp, gırtlagına zabanice yapıştılar. Aslında tüm Kürd Kamuoyu olmasa bile, kendisine aydın/yazar/çizer ve sanatçı diyenlerin suskunluğu, güce -korkudan- tapınmaları onları tümden bitirdi. Silikleştirdi. Halklar aralarındaki tüm mesafeleri sıfırladı.
Biz hafızası silinen, çabuk unutan bir toplum olduğumuzdan, yazılı belgelerimizden de yoksun kalmakla en büyük talihsizliği yaşıyoruz. Ama elde var olan; ve bundan dört yıl önce yazılan bir mektubu yine hatırlatalım,dedik.
Selamlarımızla
28 Mayıs. 03
Nasname/ŞG
Selahattin Çelik
PKK Başkanlık Konseyi’ne,
Mayıs ayında 50 kadar gerilla güttüğünüz yanlış politikaya karşı çıkarak sizi
terkettiler. İmralı bülbülü Öcalan, Haziran ayında size gönderdiği güdümlü
talimatlarında “bunların savaş suçu işlediğini ve en ağır ekilde cezalandırılmalarını”. Sizlerde denize düşenin yılana sarılması örneği, hemen bu talimata uydunuz, daha ileri gittiniz, yanlı çizginize karşı devrimci isyan olan savaşçıların eylemini komplo olarak değerlendirdiniz. Komplonun bir ucunu Almanya’ya, bir ucunu da ABD’ya kadar uzattınız. Tabi YNK’yi de
unutmadınız. Çünkü Türk devleti Öcalan’dan PKK’nin YNK ile savaşmasını
istiyordu. Beklenen çatışmalar oldu ve iki taraftan en az 200 savaşçı
hayatını kaybetti. PKK kaynaklarına göre PKK’nin kayıpları 50’nin üstünde.
Soruyorum:
Bu gençler ne uğruna hayatını kaybetti? Hiç uğruna, Türk devletinin çıkarları
uğruna. PKK’den hayatını kaybedenler şehitse, YNK’nin kayıpları ne oluyor?
Düne kadar KDP’ye Türk devletinin uşağı diye saldırıyordunuz. Bugün ise
zeytin dalı uzatıyorsunuz. Bu tutarsızlık ve çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?
Birden Irak dostu oldunuz. Irak’ın mağduriyeti üzerine demeç ve dizileriniz
birden çoğalmaya başladı. Neredeyse Saddam’ı Kürt dostu göstereceksiniz. Bu
Irak aşkınızın nedeni nedir? Yoksa Türk devletinin Ermeni Soykırım Tasarısı
nedeniyse ABD’ye olan tepkisi midir? Ya da Irak diktatörü size yer mi verdi?
Demokratik Irak’tan bahsediyorsunuz. Ama daha önce ABD’nin bölge düzenlemesi
içinde hareket edeceğinizi açıklamıştınız. Bu düzenleme -Türkiye, Arap
devletleri, İran, KDP ve YNK’nin de desteğini alarak-, Irak’ın toprak
bütünlüğünü öngörüyor. Irak’ın toprak bütünlüğünü korumak size mi düştü?
Irak’taki herhangi bir düzenlemede size yer olmadığını bilmiyor musunuz? Buna
gerek de yok. Çünkü PKK Kuzey Kürdistan örgütü. PKK’ye katılan tüm insanlar,
Türk devletine karşı savaşmak için katılmışlardır. Bu durumda; iki de bir
strateji değiğikliklerinizin özünde, siyasal gerçeklere uygun tespitten çok,
pratik ihtiyaçlarınız ve kendinizi koruma korkunuz yatmıyor mu? Bu tutarsız
politikanız sizi yarın Ürdün’e sürüklerse eminiz bu defa Kürt halkının
çıkarının demokratik Ürdün’de yattığını, PKK’nin misyonunun bu olduğunu ileri
süreceksiniz. Tabi eğer Öcalan ve Türk Genelkurmayı izin verirse.
Özgürlük İnsiyatifi’nden neden korkuyorsunuz?
Cemil Bayık, teslimiyet politikanızı reddederek sizden ayrılan ve Özgürlük
İnsiyatifi adı altında örgütlenen gerillalar için yaptığın açıklamada, “işe
yaramaz kişiler olduğunu” söyledin (Özgür Politika, 15 Ağustos’00). Ama
bunlardan 4’ü geri dönünce bu defa “arkadaşlarımız geri döndü” açıklaması
yaptınız (Özgür Politika, 17 Ekim’00). Hem de onların ağzından ÖHD kalem
şörlerini geride bırakır bir düzenbazlık örneği sergileyerek kimi örgüt ve
aydınları suçladınız. Bir an sizin mantığınızla düşünelim ve doğru kabul
edelim: “Sizden ayrılanlar gereksizdi”. Ama döndüklerinde arkadaşlarınız
oluyorlar. Bu durumda sizler de gereksiz olmuyor musunuz? Mantığınızla
hareket edildiğinde bizler değil, sizler, kendinize ve yanınızdaki yüzlerce
gerillaya hakaret ediyorsunuz. Peki, şimdiğe kadar, sizi terkeden yüzlerce
arkadaşlarınızdan bir teki hakkında olumlu tek kelime söylediğinizin bir tek
örneğini verebilir misiniz? Sizi hiç mi doğru gerekçelerle, fikir ayrılığı
vb. nedenlerle terkedenler yok? insanlar size uydukları sürece mi olumlu,
ayrılınca olumsuz ve gereksiz mi oluyorlar? Sizler içinse arkadaşlığın, yoldaş-
lığın ve insan yaşamının zerre kadar anlamı kalmamış . Bir dakikada hain ilan
ediyor, hemen ardından çıkarınıza uyuyorsa bu defa kutsuyorsunuz.
Hem neden 4 kişinin geri dönüşünü o kadar büyütüyorsunuz? Özgürlük
İnsiyatifi’nin “17.10.2000” tarihli açıklamasına göre 4 kişi terketmiş , 6 kiş-
i katılmış . Sizin mahtığınızla hesaplarsak onlar iki kişi karlı. Üstelik
Özgürlük İnsiyatifi, sizin gibi saldırgan davranmamış , kendilerinden gitse
de, gidenlere hain dememiş , arkadaşları ve insan olarak onların yaşam hakkını
savunmuşlardır.
Mahmut Kılınç yanlız değildir
Yalan ve ba kaları tarafından yönlendiriliyor olsanız da demokrasi diye diye,
bu kutsal kelimenin hiç olmasa bir harfine uyacağınızı umuyorduk. Ama her
günkü açıklamalarınız ve uygulamalarınız bir adım dahi ilerleyemediğinizi,
insan hakları ve bireye saygı konusunda eskisinden de daha kötü durumda
olduğunuzu gösteriyor. Önününe gelene hakaret etme hakkını nereden buluyor
sunuz? Kendinizi ne sanıyorsunuz? Kürt halkını ahmak mı sandınız? Sizden
ayrılan gerillarla konuşmak suç mu? Çok iyi biliyorsunuz ki sizden ayrılanlar
geride kendileri gibi düşünen yüzlerce gerilla bıraktı. PKK içinde yüzlerce
kadro güttüğünüz politikayı benimsemiyor. Bu aydınlar ve halk için de
geçerli. Avrupa’da hemen hemen tüm dayanışmacı gruplar mevcut politikanızdan
dolayı PKK’den uzaklaştı. Bunlardan niye ders çıkarmıyorsunuz? Ayrılan
gerillalar ve politikanıza karşı çıkan insiyatifler, bu çevrelerde ilgi ve
destek görüyor. Ayrılan gerillalarla bu yazıyı kaleme alan ben dahil, onlarca
kişi görüştü ve görüşüyor. Eylemlerine sahip çıkıyor ve destekliyoruz.
Onların eylemi, güttüğünüz ihanet politikasına karşı PKK’nin devrimci ve
ulusalcı çizgisine bağlılık eylemidir. PKK’yi sizler değil, ayrılanlar temsil
ediyor. Sizler PKK’nin ulusal kurtuluşçu, direnişçi ve emekçi kesimlerin
çıkarını ifade eden çizgisinden ayrıldınız, bürokratlaştınız, Ortadoğu’nun
feodal politika ağalarını geçtiniz. Örgütü Türk Genelkurmayının
politikalarına bağladınız. Halen, hem de hiç utanmadan, nasıl PKK’yi temsil
ettiğinizi ileri sürebiliyorsunuz? Çok iyi biliyorsunuz ki, PKK dışındaki
PKK’lilerin sayısı sizin sayınızdan çok daha fazla. Şimdiğe kadar belki
örgütlenmediler. Ama artık bu ihanete ses kalmıyorlar ve kalmayacaklar.
Peki, yanınızda kalan gerillalar sizin politikanıza karşıysalar ne
yapacaklar? Eleştiri hakkı yok. Ayrılma hakkı da yok. Görüşlerini kamuoyuna
aktarmak isteyenrler için hiçbir kanal da yok. Bu durumda ya yanlış
politikanıza alet olacak ya da sizi terkedecekler.
Kampları terkedenlerin gidecekleri yerler: KDP bölgesi, Kuzey Kürdistan’ın iç
bölgeleri, İran ya da YNK bölgesi. Şemdin Sakık olayından sonra aklı başında
bir gerillanın KDP’ye sığınması mümkün değil. Bu durumu da önemli ölçüde
İmralı bülbülü yarattı, bunu çok iyi biliyorsunuz. Kuzey Kürdistan’ın iç
bölgeleri içinse Dersim örneği var. Dersim’de kalan gerillaları şikayet
ettiniz. Bildiri yayınladınız, Türk Genelkurmayına şikayet ettiniz.
Hayatlarına mal oldunuz. Arkasından utanmadan “arkadaşlarınız” ilan attiniz.
Halen size teslim olmayan Hamili Yıldırım için de aynı şeyi yaptınız, ama
muaffak olamadınız. ilişkileriniz nedeniyle giden gerillaların İran’ı tercih
etmemesi gayet mantıklı. Bu durumda iyi ilişkiler içinde olduğunuz YNK’yi
tercih etmeleri bir yerde kaçınılmaz. Eğer olgun davranmayı becerseydiniz,
uygar bir ilişki tarzı bulunur, yüzlerce savaşçının ölümüne neden olmazdınız.
Peki, size soruyorum: KDP ve YNK’den, baskıdan ve görü ayrılığından dolayı
size teslim olanlar olursa, bunları bu örgütlere mi teslim edeceksiniz?
Nereden bakılırsa bakılsın giden gerillalara ilişkin açıklama ve
politikanızın geçerli ve insani bir yanı yok.
Giden gerillalar, PKK için de, halk için de, sizin gibi düşünmeyen dürüst
aydınlar için de umut oldu. Gerçekler bu kadar net ortada olduğu halde neden
sayın Mahmut Kılınç’ı hedef yapıyorsunuz. Aklınızca hedef küçültüyor, taktik
yapıyorsunuz. Sayın Mahmut Kılınç, tutumu ve üretkenliğiyle örnek bir Kürt
aydını ve politikacısıdır. Ona saldırma yerine onu onurunu kırıntıya
satanlara örnek göstermenizi, eleştiri ve önerilerinden ders almanızı
beklerdik. Ama hayır! Size onurunu kırıntılara pazarlayanlar, kapıkulları
lazım.
Hem de neden bu kadar çelişki! İmralı bülbülü ulu önderiniz, “Mahmut
Kılınç’la konuşun” buyuruyor, siz ise saldırıyorsunuz. Aklınızca kişiden
haraketle size karşı olan, ihanet politikanıza ortak olmayan aydınlara
gözdağı veriyor, tehdit ediyorsunuz. Bu numaralar sökmez. TC ve Öcalan sizde
ısıracak diş dahi bırakmadı. Bari saldıran adam olsa. Ali Haytan Kaytan’a
sormak gerekir, kendisini saldırdığı aydınlarla hiç kıyaslıyor mu? Onur nedir
biliyor mu? Bir insana hiç yere hakaret etmenin anlamını biliyor mu? Uydu
basını teşhir için kullanmanın Türk özel savaş uzmanlarıyla aynı mesleği icra
etmek olduğunu bilmiyor mu? Hiç Türk askeri görmüş müdür? Hiç Türk askerine
kurşun sıkmış mıdır? Ya da kaç masum Kürt gencine kurşun sıkmıştır? Dağda
kalmayı başkasına karşı antaj olarak sakın kullanmayın. Çünkü artık Türk
devletine karşı savaşmak için değil, Kürtlere karşı savaşmak için oradasınız.
Ali Haydar Kaytan’a son bir söz söylemek istiyorum: Dersimin Alişeri vardır.
Dersimin Reyberi vardır. Ama bir de Dersimin kiri vardır. O kir de bizzat Ali
Haydar Kaytan’dır. Ali Haydar Kaytan, Türk devletinin cinayetlerini araştıran
ve kitaplaştıranları küçümsüyorsun. Peki, sen ne yaptın! Apo’yu yüceltmekten,
peygamber ilan etmekten ba ka!
Şunu da sakın unutmayın: Eğer Mahmut Kılınç nazarınızda suç işlemişse, aynı
suçu ben de üstleniyor ve defalarca işleyecek ve ihanet politikanızı yüzünüze
şiddetle vurmaya devam edeceğim. Seviyenize inmeyeceğim, ama tehditlerinize pa-
buç bırakmayacağım. Tehdit ettiğiniz her aydına olan saldırıyı kendime olan
saldırı kabul edecek kariıı koyacağım.
Kendisi gibi düşenmeyenleri ajanlıkla suçlayanlar ajandır
Size karşı olan herkesi ajanlıkla suçluyorsunuz. Peki gün gün Türk
Genelkurmayının talimatlarını size uygulatan Öcalan’ın yaptığı nedir? Ya da
sizin yaptığınız? Ulu önderiniz her gün beni bir ülkenin ajanı ilan ediyor.
Ben kendimi biliyorum. Suçlamalarınıza ciddiye almiyor, herkes gibi ben de
gülüyorum. Ama Öcalan’ı da çok iyi tanıyorum. Sürekli ajan bulma histerisi
içinde olan Öcalan’ın bu fobisinin altında yatan neden nedir acaba!
Hem Avrupa’dan Öcalan’a, Türk Genelkurmayının eline geçeceğinden emin
olduğunuz halde, benim ve diğerleri hakkında yalan dolu raporlar aktarmak
ahlaksızlığını nasıl yapıyorsunuz! Böyle bir rezillik hiç görülmüş müdür!
Bana duyduğunuz tepkinin özünde PKK direnişine sahip çıkarak yazdığım “Ağrı
Dağını Taşımak” kitabının çıkması ve arkadaşlarımla hazırladığımız “Kürdistan
Ulusal Demokratik ‹nsiyatifi” bildirgesi değil midir! Hem kitaptan neden
korkuyorsunuz? Neden yasaklıyor, neden okuyanlara ve satanlara baskı
yapıyorsunuz? Kitap ve bildirge PKK direnişini kurtarmaya yöneliktir. Çünkü
böyle giderse Türk devletine pazarlamadığınız hiçbir ulusal değerimiz
kalmayacak. Sizde soylu mücadeleyle yaratılanlara zerre kadar bağlılık kalmış-
sa yazdıklarımıza kulak verirsiniz. Çünkü yüzlerce kadro ve savaşçının
duygularını ifade ettik.
Size soruyorum: 1988’den beri Öcalan’ın ilişkide olduğu Yunanlılar, kendi
ülkelerinin istihbarat elemanları değiller miydi? Ya da Rusya’da ilişkide
oldukları, bunlar da Rus ajanları değil miydi? Alman politikacı Lummer Alman
istihbaratı adına Öcalan’la görüşmedi mi? Sizin oradaki ilişkilerinize
gelince, hangi Ortadoğu ülkesinin politikacısı şimdiğe kadar sizinle görüştü?
Hiçbirinin. Sadece askeri istihbarat elemanları görüşüyor.
Hem Almanya da bir diğer Avrupa ülkesi yönetimi ve istihbaratı neden size
karşı olsun ki! Size bir olay anlatayım: Ağustos 1999 başlarında Alman Devlet
Güvenlik Örgütünden iki görevli beni soruşturuyor, ardından on gün geçmeden
yönlendirdiğiniz dört köpek kaleş bir şekilde bana saldırdılar. Sorgu için
Köln emniyetine götürdüler. Sorgu odasında dört bayrak vardı: MHP,
Kaplancılar, Dev-Sol ve PKK bayrakları. Gerçek bu. PKK’yi bir kriminal olay
haline getirdiniz. Öyle ki 2. Dünya Savaşından sonra Almanya’da en korkunç
cinayeti işlediniz. Hem de kime karşı: Kürt halkı için sakat kalan bir genç
ve çocuk ya ta bir Kürt kızına karşı.
İstihbarat örgütleri size karşı birinden ne öğrenecekler ki! Zaten her
şeyiniz ortada. Çok önceleri değil, daha birkaç yıl öncesine kadar ajanlıkla
suçladığınız birçok kişi şimdi Avrupa ülkelerinde temel dayanaklarınız. Siz,
halkı ahmak mı sandınız!
Şu çok açık: Batı Avrupa yönetimleri, istihbarat ve polis örgütleri size
değil, size karşı olanlara karşılar. Sizin adınıza PKK muhalefetine her türlü
zorluğu çıkarıyorlar. Çünkü, Ortadoğu’nun en büyük devrimci direnişini birkaç
ayda yere yatırdınız. Şimdi de kendinizi, isteyen her bölge gücüne
pazarlıyorsunuz. Hiç endişelenmeyin ve demogoji yapmayın. Yanınında,
yönetimde bulunanların önemli bir kesimi halen Alman iltica pasaportu taş-
yor. Size hizmet eden önceden ajan diye suçladığınız aydınların tümü Alman
iltica değil, vatandaşlık pasaportuna sahip.
Artık misyonunuz sömürgecilerle değil, Kürt örgütleriyle çatışmak
Cemil Bayık ve Duran Kalkan’a soruyorum. Biriniz isim vererek, diğeriniz ima
ederek beni “örgütler arasında çatışma çıkarmakla” suçladınız. insaf, bu
kadar sahtekarlık olur mu? YNK ile çatışan ben değil sizlersiniz. YNK
Avrupa’da değil, Güney Kürdistan’da. Zaten PSK’ye düşmansızın ve bunu her gün
ilan ediyorsunuz. Bu durumda sizlerle diğer örgütler arasında çatışmaya nasıl
neden olduğumu neden açıklamıyorsunuz? Ya da bunu neden söylemiyorsunuz:
içinde yer aldığım Kürdistan Ulusal Demokratik İnsiyatifi, örgütler
arasındaki çatışmaları neden ne olursa olsun mahkum etmektedir ve örgütler
arasında dayanışmayı temel ilke yapmıştır. Göz göre göre neden yalan söylüyor
sunuz? Neden, İnsiyatif’in bildirgesinin okunmasını zor kullanarak
önlüyorsunuz? Yalanla, tehditle ve şiddetle daha ne kadar idare
edebileceğinizi sanıyorsunuz?
Yukarıda da aktardım: Sizi muhatap almayacağım. Tehditleriniz de bana vız
geliyor. Emrinizde MHP ve Hizbullah’a özenen serserilerin bulunduğunu
bildiğim halde. Hiç soruşturdunuz mu, bana saldırıyı örgütleyenlerden Köln
Dernek Sorumlusu’nun ahlaksızlarını, ya da bana saldıranların kimi esnafa
fedailik yaptığını, uyuşturucudan sabıkalı olduklarını. Ama mutlaka
biliyorsunuz, çünkü sizlere bu gibileri lazım. Bana ve diğer PKK’li ve
aydınlara gelen her saldırı, ÖHD’nin Öcalan yoluyla PKK içindeki uyduları
tarafından sahnelenen saldırı olacak ve karşılığını bulacaktır.
Sizleri itham ediyorum!
PKK’yi Türk Genelkurmayının dümen suyuna soktunuz. PKK’nin içini boşaltınız.
PKK’yi kardeş kavgasının aracı haline getirdiniz. Köylere kadar MHP’nin
Kürdistan’da örgütlenmesine kapı açtınız. Öcalan’ın MGK tarafından atanan
avukatlarının HADEP’te en önemli mevkilere atanmasına yol açtınız. Size
muhalifler hakkında istihbarat bilgilerini İmralı’ya aktararak Türk
kontrgerillasına hedef gösteriyorsunuz. Örgütü kiralık kalemlere, ırkçı
İmro-türklere parsellediniz. Halkın olanaklarını çarçur ediyorsunuz. Halkın
verdiği paraları Türk ordusuna paralı askerlik yapanlara aktarıyorsunuz.
Yanlı politikanıza karşı olanları elinizdeki olanakları kötüye kullanarak
kriminalize ediyorsunuz. Halka yalan söylüyor, Öcalan’ın söylemediklerini ve
söylemeyeceklerini, söylemiş gibi kamuoyuna aktarıyorsunuz. Özgürlük için
dağa çıkmış gençler kardeş kavgasında heba ediyorsunuz.
Sizler için tek kurtuluş yolu: İmralı konseptini reddetmektir. Eleştirilere
kulak vermektir. Güney Kürdistan kuyusundan bir an önce kurtulmaktır. Kürt
örgütleriyle ortak bir konsepte varmak için çaba sarfetmektir. PKK içinde
hayatını kaybedenler için halktan özür dilemektir. PKK dışındaki PKK’lilere
yönelik tehditlere son vermektir. Halk arasında gerginlik yaratma
politikasına son vermektir. Basın ve televizyonda ahlaki ilkelere uymaktır.
İnsanların onuruna hakaret etmekten vazgeçmektir.
Bunları yapmadığınız takdirde elimiz yakanızda olacaktır. Unutmayın
yakanızdan tutmak isteyenlerin sayısı gittikçe çoğalmaktadır. Hepinizi çok
iyi tanıyor ve size acıyorum. İnsan bu kadar duyarsız, zavallı ve saygısız
olabilir mi! Kendi kuyunuzu kazıyorsunuz baylar. Bok kuyusuna battınız. Bari
pisliğinize bulaşmayanları rahat bırakın.
Kahrolsun ihanet! Kahrolsun politika sahtekarlığı!
Yaşasın Kürt halkı ve onur mücadelesi!
24 Ekim 2000



Yorumlar (4 gönderildi):
Halim KAR
Şükrü Gülmüş hoca,her şeyi kendisiyle ‘başlatan’(!) bir yapılanmanın içinden geliyor. Var-yok kendileri ! başka kimsede yok bu kültüre göre. Hep istiyorlar ama hep istiyorlar... verdikleri bir şey yok !
Özeleştiriye yaklaşımlarında bile aynı hava var. Özeleştiri yapıyorlar AMA yine herkesten büyük,herkesin üstünde olmaya çalışıyorlar. Nasıl bir kültürdür bu ?
Yapılan her ‘özeleştirinin’ kabul edilme mutlaklığı- mı var ? Kilise mi bu ? Günah-mı çıkarıyoruz veya her ‘özeleştiri’ yapanın;geçmişte işledikleri veya iştirak ettiği suçların ve olumsuzlukların bütün hepsinin ‘silindiği’ anlamına-mı geliyor ‘özeleştiri’? Pür-ü Pak-mı oluyor özeleştiri yapan kimse birden bire ?
Böyle bir yaklaşımı,böylesi bir kafa yapısını onaylamak mümkün değil. Somuta gelelim, Selahattin ÇELİK meselesine.
SELAHATTİN ÇELİK OLAYI
Nasnameye yeni taşıdığınız bu meseleye değinmek luzumunu hissediyorum, çünkü yine ‘Biz her şeyiz’ kafasıyla vermişsiniz olayı. Şu satırlar Şükrü Gülmüş’e ait;
Aslında tüm Kürd Kamuoyu olmasa bile, kendisine aydın/yazar/çizer ve sanatçı diyenlerin suskunluğu, güce -korkudan- tapınmaları onları tümden bitirdi. Silikleştirdi. Halklar aralarındaki tüm mesafeleri sıfırladı.
(28 Mayıs 2003 tarihi taşımasına rağmen ben yeni okudum ve yeniden vermişsiniz bu yazı ve haberi.)
Bu satırlarda büyük bir ‘inkar’ var ! Dahası,kendinizi sorgulamanız gerekirken,yine hep ‘dışa’ yüklenme, ‘kendi ‘dışınızdakileri’ karalama var.
‘..tüm Kürd kamuoyu olmasa bile,kendisine aydın/yazar/çizer ve sanatçı diyenlerin suskunluğu,güce –korkudan- tapınmaları..’ diyorsunuz.
Bu sözleriniz hem inkarcı,hemde kimin “güce tapındığını” göstermesi açısından ‘ibret verici !’
SELAHATTİN ÇELİK YALNIZ BIRAKILMADI !
Selahattin Çelik saldırıya uğradığında bir çok insan o’na sahip çıktı,hiçte yalnız değildi. Ama o’na sahip çıkanlar belki ‘yazar’ olmadığı için yazıya dökmedi. Kaldı ki sizin ifade ettiğiniz gibi; ‘bütün yazarlarda SESSİZ KALMADI !’ Ben sahip çıktım Selahattin’e ve o’na PKK saldırdığında tam ‘yedi sayfalık bir söyleşi yaparak’ kamuoyuna taşıdım Selahattin sorununu ve ayrıca tavır koydum PKK’ye. Ve bu sahip çıkmanın nedenlerini anlattığım yazının bir yerinde,’Neden Selahattin Çelik ?’ diye bir başlık atarak yazımda şunları dile getirdim;
‘İkinci neden;A.ÖCALAN’ın İmralı’dan başlatmış olduğu TASFİYE ve İNKAR politikasına
İLK TAVIR alanlardan biriydi selahattin Çelik.Bu yüzden gerek A.ÖCALAN gerekse de PKK ‘Başkanlık Konseyi’ tarafından BİZZAT isim ve ADRES verilerek HEDEF durumuna getirilmeye çalışılmış,teşhir ve tecrit çemberine alınmaya çalışılıyordu İHANETE ‘evet’ demediği için...’
-Uzun Yürüyüş dergisi Aralık 2000 tarihli baskısı.Selahattin Çelik’le Söyleşi-Oturan Adam başlıklı yazı-
Dikkat ederseniz,sıradan bir söyleşi değildir bu.Benim ‘tavrımda’ açıktır, ’ihanet’ diyorum burada. Ve bu söyleşiyi Selahattin ile yapmaktaki amacım Selahattin’in her hangi bir şekilde ‘kim vurduya’ götürülmesini engellemek, sahip çıkmak, olayı kamuoyuna taşımak ve başına bir şey gelmesinin önüne geçmekti.
Yazı kısaltılarak yayınlanmış(buna rağmen ‘yedi sayfa’ yayınlandı) ve Derginin ‘yazı kurulu’ bu ‘kısaltmadan’ dolayı benden ‘özür’ dilemiş;’saldırı olacak dergiye’ diye kuşkularını dile getirmiş ama yazıyı basarak, dolaylı olarak bile olsa bir destek vermiş amuoyuna taşımışlardı.Az yankısı olmadı bu yazının ülkede. Ve bu yazıdan ötürü hem T.C’ den bir yığın ceza aldım,hem PKK’den bir yığın tepki gördüm. Ama geriye adım atmadım.
Dahası,Selahattin kitabını çıkardığında (Ağrı Dağını Taşımak) bizzat benim girişimimle ‘Partizan ‘ gecesinde hem stand açıldı kendine,yer verildi, hemde korundu.Kitaplarının dağıtımı (en azından orada,İsviçre de) tarafımızdan sağlandı. Elden bile dağıttık.
PEKİ SELAHATTİN NE YAPTI ?
Söyleşi yayınlandıktan sonra,hem ceza almama, hem derginin toplatılmasına ve Milyarlarca (yedi milyar) lira para cezasına çarptırılmasına rağmen Selahattin bir küçük telefon açıp; ‘herkesin sustuğu ve APO’nun ağzıyla konuştuğu şu ortamda hem bana sahip çıktın,hem bir yığın tepki gördün, hemde benim çığlığımı topluma duyurdun TEŞEKKÜR ederim bile DEMEDİ !(bu saatten sonra,bu yazılarından sonra,artık o’ndan hiçbir şey beklemiyorum.Cemal Süreyya’nın dediği gibi; üstü kalsın)
Selahattin başka havalardaydı.O’na göre O ‘beni kullanmıştı’,basit bir alettim ben. Apo’dan aldığı kültürü aynen sürdürüyordu.Dahası,daha kötü tavırlara girdi Selahattin;ben yazdığım yazının arkasında bugüne kadar dururken, Selahattin; başta çıkardığı ‘BİLDİRGE’ dahil,bütün iddialarından sessizce geriye adım attı,sus -pus oldu. Hem Kitabını tanıtmıştım bu söyleşide (Ağrı Dağını taşımak) hem de çıkardığı ‘Bildirgeyi’. Halbuki benim Selahattin Çelik’le en ufak bir görüş beraberliğim bile yoktu.
-Şimdi soruyorum ? Selahattin beni ‘yazardan’ yada ‘adamdan’? ,’Söyleşisini’ yayınladığımız dergiyi ‘Yayın Organından’? Partizancıların verdiği desteği ‘yardımdan’? Saymıyor-mu ?
Eğer sayıyorsa (kendi değer yargısı kendine kalsın ve beni bağlayacak hiç bir yanıda yoktur) o zaman ‘bununla ‘iki seferdir’ yayınlıyoruz’ dediğiniz bu YAZI’ ya neden kendi tavır koyup bu ‘yanlışı,bu İNKARCILIĞI’ düzeltme lüzumu görmedi ? İsmimizin duyulmasından mı tedirgin oluyor Selahattin ? İyi de,ben bizzat Selahattin’in ismini vererek ‘söyleşi’ yaptığımda hiçte komplekse kapılmadım ? Üstelik kendi kitlemizin yayın organında yaptık o’nun propagandasını.
Yani yıllarca bize saldırmış bir adama mağdur duruma düşmüş diye yer açtık sahiplendik. Kaldı ki Selahattin’in benim yanımda ‘en küçük’ bir ayrıcalığı da yoktur,diğer insanlarla aynıdır yeri . Peki neden düzeltmedi bu İNKARCI yazıyı ?
Düzeltme lüzumu görmüyor,çünkü Selahattin için ‘SADECE KENDİSİ’ önemli ,başkalarının çabası ve özverisi ‘çobanlık’ o’na göre.Bu yaklaşımlarının başka bir anlamı yok !Biz, Selahattin deki bu ‘kişilik yapılanmasının’ nereden geldiğinin yabancısı değiliz.En sıradan insani ilişkileri bile bilmemek ? Böylesi bir insana cevapta zorlanırım ben.’Değer’ yargılarını yitirmiş yada hiçbir değer yargısıyla tanışmamış biri ancak bunları söyleyebilir.
Fakat altını çiziyorum bu yazıda iddia ettiğiniz şeyler kesinlikle doğru değil ! Çarpıtılmış ve her şeyi yine kendinizle başlatmış,tipik kemalist mantık sergilemiş ve yine İNKARA yönelmişsiniz. Sizler,size yardım elini uzatan insanları bile aşağılamış oldunuz böylece.Kötü kırıldım.Çok büyük ayıptır bu yaptığınız.
a) Güce Tapan Kimlerdir ?
Güce tapanlar ? Elinde olanak ve GÜÇ olduğunda insanlara tepeden bakanlar,elinde GÜÇ olduğunda kendine karşı çıkan herkese karşı; kelle kesip-baş koparanlar... elinde ki GÜÇ ü kaybettiklerinde ise ? En ufak bir şiddete maruz kaldıklarında ? Bu sefer bu yeni GÜÇ sahibine bayağılıkla yaltaklananlardır !
Biz,ne dün esirgedik sözlerimizi topluma karşı ‘ suç’ işleyenin karşısında,ne de bugün esirgiyoruz. Güce tapanlar ? Biz güce tapmadık hoca,burda ‘eleştiri’ adına dile getirdiğiniz şeyler ? Bizi anlatmıyor, adressizdir bu yaklaşımınız ve ‘yanlış’ adreslerdesiniz. Kırıyorsunuz ve hatta bu tavırlarınızla bizim size dostça tavırlarlar gösterdiğimizden dolayı bizi pişman ediyorsunuz.
-Bir başka mesele; Önemli olan ‘söz’ değil,’davranıştır’ ve insanların vermiş olduğu sözler hayatta sınanıp ‘samimi’ olup-olmadığına bakılarak öyle karar verilir.Bu yazınız ise ? kendinizi gözden geçirmenizden ziyade ‘suçu topluma atan’ abesle -iştikal niteliği taşıyan bir yazıdır. Hoş değildir.Size verilen bilginin doğru olmadığını söylüyorum yani hoca.
-Şunu da eklemek isterim; Selahattin geldiği ‘örgütü’ tanımıyor-muydu ? Ayrılan veya ‘muhalefet’ etmeye kalkanların bu kendi örgütünde ‘kanla kutsandığını’ bilmiyormuydu ?Bu soru bile olamaz,çünkü; Selahattin düne kadar bizzat ‘kanla kutsanan’ muhalifleri aynı örgütte infazlara uğrarken gözlerinin önünde hiçte sesini çıkarmamış,belkide bizzat onaylayanlar arasındaydı ? Tecellidir; şimdi sıra kendine gelmiş,bedel ödemeyide göze alamamış,saldırıları göğüsleyememiş, yaptığı çıkıştan sessizce geri adım attığı gibi, bu geri adımından dolayı başkalarını (kendini mağdur göstererek) suçlayan yine kendi ?.. ‘Bana kimse sahip çıkmadı’ diyerek. Herhalde Selahattin’in çıkardığı ‘bildirgeyi’de bizim dağıtacak halimiz yoktu !
Selahattin kendine sahip çıkanları inkar etmeyle de kalmıyor birde suçluyor. Bu ne biçim bir kültürdür, nasıl bir kişiliktir ? hayret ki ne hayret ? Dahası kendini ne sanıyor böyle davranmakla ?Selahattin bu ‘değer’ yargısı ve kültürüyle hiçbir zaman kendine arkadaş bile bulamaz.O’nun aradığı çömezdir,’yoldaş’ veya ‘dost’ değil. Kabalık ve bayağılıktır bu yaptığı.
SUÇLULAR ‘ÖZELEŞTİRİ’ YAPAR
Suçsuzlar ‘özeleştiri’ yapmaz. Ve suçlular ‘özeleştiri’ yaptıklarında ? Bütün günahlarından ‘arınmış’ sayılmazlar. Vatikan kilisesinde ‘günah bağişlama’ töreni ile ‘özeleştiri’ arasında ki farkta buradan gelir. ‘Ben hatamı gördüm’ diyip ‘özür dileyenler’ toplumun başına taç yapılamazlar,böyle bir kültürü yerleştirirsek ? Başta ,suçsuz-günahsız insanlara hakaret etmiş,adeta o’nlara; ‘önce suç işle,sonra özür dile,seni hemen başımıza taç edelim’ gibi ‘suça özendirme’ hissiyatı taşıyacağından,böyle bir çağrışım yapma anlamına geleceğinden, topluma hakaret etmiş oluruz.Biz bunu yapamayız.
Özeleştiri verenler,toplumun vicdanın da hemen aklanmazlar.Özeleştiri yapmak,sadece verilecek cezayı hafifletme amacı taşır. Suçsuz olduğu anlamına gelmez. Eğer biz her ‘suç’ (dikkat ediniz ‘suç’ diyorum ‘hata’ demedim) işleyeni,’özeleştiri’ yaptı diye,bu sefer BAŞIMIZA çıkarmaya kalkarsak ? Özürü bol olan yerde SUÇ işleyen çok olur. Dahası Suçluyu ‘ödüllendirmiş’ oluruz. Bu ne bize, ne de toplumun davasına yakışmaz,zaradan başka şey vermez,çürütür toplumu ve değer yargılarını,diye yeniden tekrar etmiş olalım.
ŞÜKRÜ HOCA İLE NOKTALAYALIM YAZIMIZI
Sayın hocam,bu yazınız bende çok kötü etki bıraktı ve artık ‘tavır’ koyma gereği hissettim vede biraz fazla ‘ben’ diyerek,biraz da size benzedim bugün.
Aslında siz bana yabancı değilsiniz. Yıllar önce RIZGARİ forumda tanışmıştık sizinle. O zamanlar orada yazıya başlamıştınız ve herkes her yazınıza saldırıyor,bazende yazılarınız kaldırılıyordu.Sizin yanınızda duran (bu saldırılar karşısında) ‘bir’ adam vardı ve o adama (siz olmadığınız zaman pc başında) kıymetli eşiniz cevap yazıp,’teşekkürler’ yolluyordu.Bu adam ‘HEVE’ rumuzunu kullanıyordu. Sonunda o’nu da rizgari forum atmıştı sizin yüzünüzden.İşte o adam bendim hocam.
Fakat benim tavrım (yani savunum) bireye ‘özel’ değildi.Ben yıllarca Selim’(çürükkaya)i de, Hasan Atmaca’yı da,Hamza Bindal’ı da,Kemal kutan’ı da,Kemal Yazar’ı da...Dev-sol çatışmalarında ‘Bedricileri de’ vb..vb..savundum.
Halbuki ben,sizin camiadan Fuad Çavgun dışında (o’nunla Adana hapishanesinde bir ara birlikteydik)) kimseyi (şu an ‘Nasname’ boyutuyla söylüyorum) tanımam. Benim davranışlarım ve değer yargılarım da ‘çifte standart’ yoktur. Demokrasi ye olan inancımdan ve o’nu her şart altında hayata uygulama,daha doğrusu; düşündüğüm gibi yaşama arzumdan dolayı bu konuya bakışım böyle ve tutarlı olmaya çalışıyorum, o kadar.
Evet,dün hiçbir şeyiniz yokken sizi savundum.Bugün elinizde NASNAME var ve güçlü yazar kadrosu,sizi de güçlendirmekte dolaylı da olsa. (Siteyi güçlendiren yazarlardır.) Ve artık bir ‘yönetici’ pozisyonunuzda olduğunuzdan hem sizi eleştiriyorum artık, hemde aramıza mesafe koyuyorum.Başka türlü sizi eleştiremem.
Sizden ricam ; Övgülerinize ‘sınır’ koyunuz,her zaman bir ‘ölçü’ olsun iltifatlarınızda. Bazen öyle bir övgü yapıyorsunuz ki kişilere ? Toplumun ileride yürüteceği eleştirileri bile bu abartılı övgüleriniz yüzünden bilmeden ‘engellemiş’ oluyor ve giderek yeni yeni tapılacak adamlar ortaya çıkarıyorsunuz adeta. Bu yönteminizle gençlere ‘iyi mesajlar’ vermiyorsunuz. Sorgulamayı engelliyor bu tavrınız.
Ve kafama şu soru gelip takılıyor (hınzırlık bu ya ?); hep Apo’yu suçluyor ve her cinayeti,her olumsuzluğu o’nun üzerine yıkıyorsunuz. ‘Tek Adam’ sultası budur zaten ama ,bir bektaşi fıkrasının dediği gibi ; hırsızın hiç-mi suçu yoktu hocam ?...
Ayrılan bu kadar eski kadro ve yöneticilerin hepsi gerçekten suçsuzmuydu ? Dahası bu yaklaşım ve yönteminiz de ’özeleştirilik’ bir yaklaşım varmı ?Bu toplum ‘tek adamlardan’ çok çekti.Övdüğünüz insanların çoğuda toplum karşısında suçlu durumda.Bütün suçu tek başına Apo’nun işlediğine şahsen ben inanmıyorum,suç ortaklığı da cezai müeyyide gerektirir. sizin bu yanlış ‘eleştiri’ ve ‘özeleştiri’ metodunuzdan dolayı nerdeyse,Abdulkadir AYGAN’a bile; ‘Sayın ve pek mütebber zat-ı şahaneleri acaba nasıldırlar ?’ deme noktasına geldik.
Diğer bir husus ise; Biz eskiler (gerçi siz ‘eski’ diyince hep kendinizden bahsediyorsunuz ama sizden eski vede başka adamlarda kadınlarda var bu arenada) başarısızlığın öğretmeniyiz ve bunun övülecek hiçbir yanı yok. Böylesi yaklaşımlar ‘yeni kuşaklar’ üzerinde ya caydırıcı yada ‘tek adamlığa’ soyunucu özentileri körükler. Kaldıki biz eski kuşaklar bu topluma karşı suçluyuz,kocaman bir ÖZÜR borçluyuz. Başarısızlığa ‘madalya’ takma adetini geliştirmeyelim.
Bir ara bir yazısında Selim (çürükkaya),kendi gördüklerine ve yazdıklarına inanmayan okurlara; ‘yıllardır yazıyoruz okuyup görmüyormusunuz’ gibisine bir sitem etmişti hiç hakkı olmamasına rağmen. Ben şöyle düşünüyorum; biz eskiler kaç yıl hata yaptık ve suçlar işledik ? En az 35 yıl ! O zaman,suç değil ama başkalarına,dahası şu genç kuşağa da hiç olmazsa ‘Onbeş yıl’ hata işleme hakkı tanımamamız niye ?
‘Suç’ işleme ve ‘hata’ yapma hakkını neden sadece kendimize tanıyoruz acaba ? Bu da bir ‘ayrıcalık’ olmuyor-mu ? Bence herkesin Selim kadar,benim ve senin kadar ‘hata’ işlemeye hakkı var,diye düşünüyorum.
Evet sayın hocam,eşitilk-se ? Herkese ! diyerek yazımı sonlandırırken;bugüne kadar hep başkalarının gözlerinden siz öptünüz,ben bir şey demedim ama artık bende sizin gözlerinizden öpeyim, bir eşitlik daha sağlayalım,çünkü ben sizden daha yaşlı biriyim.
Sağlıkla esenlikle kalınız,başarılar.
Halim KAR (Oturan Adam)
25 Agust 08
Bir not daha Şükrü hocaya; biliyorsunuz hocam,ben baska sitelerde yazıyorum ve bu yazıyı da o yazdığım sitelerde yayınlayabilirdim ama size yollamayı daha doğru buldum. Umarım yayınlarsınız.Hayır eleştirilerim ‘ağır’ değil. Yapılanlar çok daha ağırdı ve tamiri imkansız şeyler yapıldığını bizzat sizlerden okuduk yıllardır. Sağlıkla kalınız yeniden.
(Türkiye solu kendi keline merhem bulduda simdi cikmis kürdlere laf atiyor.)
Adiniza cesitli sitelerde sikca rastliyorum yanlis animsamiyorsam tabii.
Yukaridaki yaziyla yorumunuzu karsilastirdim , uzun uzun yazmissiniz ancak yazdiklariniz ile yukaridaki yaziyi örtüstüremedim.
Agir ve itham eden bir basligin altina o baslikla ilgisi ve dahada önemlisi yukaridaki yaziyla hic iliskisi olmayan bir "ben " kavgasi icine girmissiniz.
Sanirim Nasname nin size karsi hatasi(!) sizin ve adini andiginiz derginin o büyük(!) desteginizin onlarca kez vurgulanmamis olmasi,Nasname bu hatayi yapmamaliydi.Yazinin Basligina Halim Kar in S.Celik e destegi diye yazabilirdi örnegin.kürd muhalefeti ve S.Celik H.Kar a minnetardir demeliydi.!!!!
yaziya ben yaptimla baslamis yine ben yaptimla bitirmissin.imralidaki ihanetciden miras galiba bu "ben". e hayirli olsun ne diyelim.
Sayin Kar kürdlerin basinda Apo ve cetesi gibi bir bela var o yetiyor.
Gölge etme baska ihsan istemez tekerlemesi türklere ait bir tekerlemedir animsatirim.bunun acilimi binbir güclükle kurtuldugumuz Türkiye solunun helede basinda M yada K olan uzantilarinin helede gelinen sürecte gölge etmemeleri daha hayirlidir.
sayin Kar aslinda size cok daha uzun yazmak isterdim ancak buna gerek duymadim.nedenide su . o kadar ben varki yazdiklarinizda . siz dünyayi kurtarmis onun merkezindesiniz.bizimde merkezlerle isimiz yok .biz kürdün oldugu yerdeyiz ee kürd lerde ne yazikki(size göre) merkezde degil..bu durumda o "ben" le ugrasmayacagim.
selamlar.
Sizin elestiri hakkiniz biz okurlarin kafasinda olumlu ufuklar açiyorsa,bizi sömürgeci güçler karsisinda güçlü kiliyorsa ve hosgörüyü yayginlastiriyorsa neden yararlanmayalim. kisaca elestiri niyetlerden uzak algilanip yöntemlerimizi olumlu anlamda çesitlendiren özellikler tasirsa güçlendirir.
Hoca'nin avukati degilim, bildigim kadariyla Hoca'nin esi birak kompütür kullanmayi okur-yazar degildir. Sanirim o konuda bir yanlis anlama var.Selamlar.
Yorum yaz