Bir Anıt Mezar Sahibi Faili Meçhul : Engin Sincar
Nasname Arşivi'nden SEÇMELER...İşte size beş yıl öncesinden bir BELGE. Engin Sincar olayı. Öldür!.. Kurtul!.. Şehit ilan ete en iyi örnek olay: Engin Sincar.. Okuyucularımıza sunuyoruz. Selam ve devamla. Nas-Edi
BİR HABER VE İKİ UÇ NOKTA
-Ve bir kaç açıdan yorum ve belgelerle-
şükrü gülmüş
5 eylül 03
Evimde İSDN+XXL’im var.
Bununla da yetinmedim. DSL+Flatrate bağlatıyorum yakında.
Nedir bunca, sinüs/kosinüslü işaretler?
Türkçe’siyle şu demek; -biraz Alman Telekom propagandası yapalım- İSDN=3 telefon hakkı.XXL=Pazar ve resmi tatil günleri içinde ücretsiz Almanya içi telefon görüşmesi.
Bunlara ben, her ay; -ortalama 80-90 Euro ödüyordum.
Şimdi de diğerlerini bağlatarak, daha az bir parayla 24 saat internet’e girebileceğim.
Bunları biraz da, nasıl bir Alman sozialamt’ıyla geçinip, nasıl onlara paralarını iade etmiş olduğumu açıklamış oldum.
Ve bazılarına göre de ‘mal beyanım’dır.
*
Tüm bunlarla da yetinmem, her gün mutat işlerimden biri de; bisikletime binip, üç kilometre ötedeki bir Türk kahvesinde çayımı içip, bir ‘HÜRRİYETİ ve de MİLİYET’i okurum. Kahveci beni görür görmez; boş olan bir gazeteyi uzatır. Çayımı getirir. İkisini de bitirdiğimde çıkarır 50 Centi ‘Trink’ bırakırım avcuna. Alan memnun satat memnun. Ben iki gazete+çayımı 50 cente mal etmenin keyfini yaşarken, o ‘oh bereket versin!.. Bunun gibi on enayi olsa, köşeyi döndüm’ diyordur içinden.
Aslında ben, eskiden bir alışkanlık haline getirmiştim. Bir Hürriyet bei de Özgür Politika alırdım. Ama şu Euro belimi büktü. Herşey olduğu gibi kaldı. DM’li rakamlar Euro oldu. Alışmışız bir kere. ‘Alışmış, kudurmuş meselesi... Tüm internetteki gazetelere rağmen, tutup elime almadan, orasını burasını mıncıklamadan, rahat edemiyorum.
Dün ‘Hürriyet’imde sür manşet vardı. Baktım. Hiç de hayret etmedim. Bidaha bakalım hepberaber.
Kandil Dağı'nda ‘Eve Dönüş’ infazı
PKK'nın Avrupa'daki en önemli ismi Engin Sincer 15 Ağustos'ta infaz edildi.
Örgütün hiçbir yayın organında Kandil Dağı'ndaki bu infazla ilgili haber yer almadı.
Teröristlerin Avrupa'da en tanınan isimlerinden biri olan Engin Sincer, ‘‘Eve Dönüş’’ Yasası'ndan yararlanmak isteyince, Kandil Dağı'nda kurşuna dizildi. Bu kanlı hesaplaşma, terör örgütünün tepesindeki bölünmeyi gösteren ilk olay oldu.
PKK'nın Avrupa'daki önde gelen isimlerinden Engin Sincer, Topluma Kazandırma Yasası'na sıcak baktığı için örgütle arasında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle Kuzey Irak'ta öldürüldü. Kürdistan Ulusal Kongresi Yürütme Kurulu üyesi olan Sincer'in PKK tarafından 15 Ağustos tarihinde Kandil Dağı'nda kurşuna dizildiği öğrenildi. Sincer'in öldürülmesine TBMM tarafından kabul edilen Topluma Kazandırma Yasası'na sıcak bakmasının yol açtığı, bu yasaya başından beri kuvvetli bir şekilde muhalefet eden PKK üst yönetiminin bu nedenle kendisini öldürerek etkisiz hale getirme yoluna gittiği öğrenildi.
KONGRE ÜYESİ
Kahramanmaraş Pazarcık doğumlu (1969) olan ve 1980 yılında ailesiyle Almanya'ya göç eden Sincer, ilk kez 1995 yılında Kürdistan Gençler Birliği Avrupa sorumlusu olarak Almanya'da faaliyet göstermişti. Kasım 1996 itibariyle ERNK Avrupa sorumluluğuna getirilen Sincer, ardından Eylül 2000 ayı itibariyle Almanya Kuzey Şerit sorumlusu olarak çalışmış, bir süre PKK'nin genel mali sorumluluğunu da üstlenmişti. Sincer, Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında yakalanmasından sonra fesh edilen Sürgünde Kürt Parlamontosu'nun yerine kurulan Kürdistan Ulusal Kongresi'nin 2001 yılında Belçika'da yapılan üçüncü genel kurulunda kongrenin başkanlık kuruluna seçilmiş ve ayrıca kongrenin sözcülüğünü de üstlenmişti.
K. IRAK'TAYDI
Sincer, 2002 şubat ayında bir süre için Kuzey Irak'a giderek örgüt üst yönetimi ile görüşmelerde bulunmuş, daha sonra mayıs 2002 sonunda Fransa'nın Marsilya kentinde yapılan Kürt Demokratik Halk Birliği Kongresi'ne katılmıştı. Aralık 2002'de Brüksel'de gerçekleştirilen Kürdistan Ulusal Kongresi dördüncü genel kuruluna PKK'yı temsilen katılan Sincer, bu toplantı sonunda kongrenin yürütme kurulu üyeliğine seçilmişti. Sincer, geçen haziran ayında İran üzerinden Kuzey Irak'a geçerek, faaliyetlerini bu bölgede sürdürmekteydi. Almanya'da sığınma hakkı bulunan Sincer, PKK'nın Avrupa'daki en etkili isimlerinden biri olarak tanınıyordu.
Saklıyorlar
Sincer'in öldürülmesinin PKK üst yönetiminin bazı kademelerinde sıkıntı yarattığı, bunun sonucu örgütün bugüne dek olayı tabanından saklamaya çalıştığı anlaşıldı. Sincer'in Kuzey Irak'ta öldürülmesi şu ana kadar PKK yayın organlarında hiçbir şekilde yer almadığı için örgütün tabanında da bilinmiyor. Uzun süre Avrupa'da PKK'nın eğiticiliğini yaptığı için örgütün Avrupa'da en çok tanınan isimlerinden biri olan Sincer'in ölümü, topluma Kazandırma Yasası'nın örgütün tepesinde yol açtığı bölünmeyi gösteren ilk olay oldu.
*
Adı geçen Engin Sincer’i hiç görmemiş ve tanımıyordum. Ancak bu örgütü, bu teşkilatı ve anlayışlarını iyi biliyordum. Bu nedenle Hürriyet’in sürmanşet haberini ben de merak ettim. Ve onun tanıyan bazı arkadaşlardan bilgiler aldım. İlk söyledikleri şey; ‘Kodadı: Erdal’dır. Her dönem ve her adamın düdüğünü çalacak bir kişiliğe sahiptir. Onun ‘Eve Dönüş’ meslesine itiraz edebileceğini kesinlikle inanmıyoruz. Çünkü kendisi Türk Sol Hareketlerinden PKK’ye geçmişti. Öldürülmüş olabilir ancak, daha çok farklı sebepler olabilir. Bunlar da; para meselesi...Avrupa’daki tasfiye ve cinayetler...Belki de yine Avrupa’ya gitmek istemiş olabilir. Çünkü, zaten burdaydı. Uzun zaman burda faaliyetler içinde kaldı.’ Özcesi onun hakkında, eskiden onu tanıyanlar, birlikte çalışan ve şu anda aynı saflarda olanların görüşleri hiç de olumlu değildi.
*
Esgeçtim.
Esgeçtim ve bundan önce olan İNFAZLAR’ı hatırladım. En iyi bildiğim ve daha tazeliğini koruyan, Engin Sincer gibi, bu Avrupa sahasından giden NASIR (Faruk Bozkurt)’u anımsadım. Daha onlarcasını. Hangi birisini sayayım ki...Onun için benim de içinde yer aldığım bu teşkilatın SİCİLİ BOZUK ve hayli dosyası kabarıktı.
Hatta bir yazımda; ‘dünyada hiç bir hareket kendi MK ve temel kadrolarını PKK kadar öldürmemiştir. Hain, ajan ve işbirlikçilerin hepsinde bin bir kuşku ve tereddüt varken; herkesçe bilinen bizzat ÖCALAN tarafından yüzlerce kez AJAN olanlara hiç bir şey olmamıştır.’
Esgeçtim ve bekledim.
Bakalım PKK(KADEK ve de KHK (ilerde bunu da eklemek zorunda kalacaksınız. Ben onun için onu da yazayım.) Onların Avrupa’da yayın yapan ÖP gazetsi ne diyecek. Ve çok beklemedim. Yanıt geldi. Onlar da ayrı telden çalıyorlardı:
*
KADEK Yönetim Kurulu üyesi Engin Sincer yaşamını yitirdi
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin önde gelen kadrolarından, KADEK Yönetim Kurulu ve Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Üyesi Engin Sincer (Erdal) 15 Ağustos 2003 tarihinde Güney Kürdistan'da yaşanan elim bir kaza sonucu yaşamını yitirdi.
MHA/FRANKFURT
KADEK Genel Başkanlık Konseyi, Sincer'in hayatını kaybetmesinin ardından yaptığı açıklamada, Kürdistan özgürlük mücadelesinin şehitler ordusuna değerli bir militanın daha katıldığını belirterek "Gençliğini, emeğini, her şeyini halkımızın mücadelesine vermiş bulunan Erdal yoldaş, görevli bulunduğu sahada gerçekleştirdikleri 15 Ağustos atılımı kutlamaları sırasında bir kaza kurşununun isabet etmesi sonucu şehit düşmüştür" bilgisini verdi.
Konsey açıklamasında, Kürdistan özgürlük mücadelesinin büyük kahramanlıklar gösterilerek ve büyük bedeller ödenerek bu günlere geldiği ve 30 yıllık özgürlük mücadelesi süresince çok değerli kişilikler ortaya çıktığı, bunların yaşamlarını özgürlük hareketi ile bütünleştirerek Kürt halkının birer kahramanlık sembolü haline geldikleri ifade edildi.
'Kayıbımız büyük'
Sincer'in de Kürt özgürlük mücadelesinin askeri, siyasi, diplomatik sahalarında emeği olan ve mücadeleye önemli katkılar sunan devrimci militan bir kişiliğe sahip olduğunun belirtildiği açıklamada, kayıplarının büyük olduğu vurgulandı.
Sincer'in 10 yıla yakın Kürdistan'ın en sıcak savaş cephesi Botan'da üst düzey görevde bulunduğuna dikkat çekilen KADEK Başkanlık Konseyi açıklamasında, şöyle denildi:
Sevdiği ülke dağlarına ulaştı
"Avrupa alanında gençlik çalışmaları ile devrimci yaşama adım atan Erdal Yoldaş, kısa sürede gençlik önderliği düzeyine yükselmiş, sürükleyici tarzı ile gençliğin mücadeleye katılmasında, ruh ve coşku kazanmasında rol oynamıştır. Başarı ile yürüttüğü gençlik çalışmalarından sonra devrimci mücadelesini diplomasi çalışmaları ile devam ettirdi. Ancak bu çalışmaları kendisi için yeterli görmedi ve onun gözü hep ülkede oldu. Bu temelde önce önderlik sahasına, ardından da çok sevdiği ülke dağlarına ulaştı. Belli bir süre sonra tekrar diplomasi çalışmaları için çağrıldığında ise bunu kabul etmedi ve mücadelesini Kürdistan dağlarında sürdürdü. Kürdistan dağlarında 10 yıla yakın en sıcak sahada mücadele yürüttü, her düzeyde görev aldı. Mücadele için militan bir kadro, yetkin bir yönetici ve öncü oldu; yanındaki arkadaşları için yoldaş oldu, komutan oldu. Mücadelenin esas alanını tercih eden, esas değerlerin ülkede yaratılacağına inanıp ona göre kendini örgütleyen bir yaklaşımın sahibi oldu. Ardından strateji değişimi ile birlikte Avrupa alanına yönelerek bu alandaki çalışmalarda yorulmak ve pes etmek bilmeyen tarzıyla yoğun bir pratiğin içerisine girerek, tasfiyeciliğe ve uluslararası komploya karşı mücadelede sağlam bir duruşun sahibi oldu ve her koşulda mücadeleye sahip çıktı.
Bütün arkadaşları tarafından değer verilen konumdaydı
Bugüne kadar faaliyet yürüttüğü bütün sahalarda büyük emeği, çabası, öz verisi olan yoldaşımız, bütün arkadaşlar tarafından sevilen, değer verilen bir konumdaydı. Yönetim görevlerini bir yana bırakırsak gerçek bir önder, gerçek bir yoldaş ve gerçek bir insandı. Bu açıdan da bizim için büyük bir değerdi, örnek bir yönetim üyesiydi. Erdal yoldaşın şahadeti yönetim kurulumuz açısından şimdiye kadar yaşanan kayıpların en büyüklerinden biridir. Boşluğu kolay kolay doldurulamayacak böyle bir yoldaşımızı bir kazada kaybetmek ise acımızı daha da ağırlaştırmaktadır.
Erdal yoldaş bu mücadele içerisindeki en değerli kadrolardan biri olarak sağlam kişilik özellikleri ile örnek militan kişiliklerden birisi olmayı başarmıştır. Örgütten, halktan ve arkadaşlarından hizmet etme dışında hiçbir talepte bulunmayacak kadar mütevazı; birlikte çalıştığı arkadaşlara yoldaşlığı ve bağlılığı her an hatırlatan ve yaşatan bir devrimciydi.
Emeği ile mücadele içinde yer aldı
Erdal Yoldaş çevresine dayanarak, başka yerlere sığınarak değil, hep kendi gücüyle iş yapan, kendi gücüyle büyüyen, emeği ile mücadele içinde yer alan, bu yönüyle örnek olan bir kişiliğe sahipti. Hiçbir gerekçeye sığınmadan, emek vererek başarıyı yakalamaya çalışan ve başaran bir yoldaşımızdı.
Onun fedakarlığı; Önderliğe, yaratılan değerlere, şehitlere, yoldaşlarına bağlılığı, emekçi ve mütevazı kişiliği, kararlı ve öncü komutan özellikleri ile birleşince ortaya doğru bir devrimci duruş çıktı. Halkının ve arkadaşlarının yüreğini kazandığı ve kendisini en zor koşullarda ispatladığı için genç yaşta Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.
Askeri, siyasi, örgütsel hafızayı taşıyan bir arkadaştı
Her sahada görev alması örgütümüzün terbiyesini iyi özümsemesi, her alanda mücadelenin sorunlarına çözüm bulma çabası ile örgütümüzün askeri, siyasi ve örgütsel hafızasını taşıyan bir arkadaştı. Arı gibi çalışan, hiçbir yerde emir beklemeden sorumluluklarını yerine getiren bir tarzın sahibiydi. Sorumluluk bilinci ve bunun gerekliliğini yerine getirme denildiğinde Erdal arkadaş anılmak durumundadır.
'Mücadeleyi geliştirerek sahip çıkacağız'
Erdal Yoldaş gittiği yere güven ve örgüt otoritesi taşımasını bilmiş, örnek kişiliği ile bütün yoldaşlarının sevgisini kazanmıştır. Bizim açımızdan da halkımız açısından da, ailesi açısından da sonuçları oldukça ağır olan bu kaybımızı mücadelemizde yaşatmaktan başka şansımızın olmadığının bilincindeyiz. Bizim için önemli olan bundan sonra onun anısını en iyi biçimde mücadelede yaşatmaktır. O'nun anısı, temiz duyguları, emeğe dayanan mücadelesinin başarıya götürülmesi bizim üzerimize yeni bir sorumluluk yüklüyor. Bunun sorumluluğunu üzerimize alıyoruz. Bu temelde ailesinin de halkın da üzüntülerini paylaşıyoruz. Yapacağımız onun anısına bağlı kalmak. Onun özlemlerini gerçekleştirmek için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Halkımızın ve onun özlemlerine de mücadeleyi geliştirerek sahip çıkacağız.
KADEK camiasının, halkımızın, ailesinin başı sağolsun
Onun anısını yaşatmak, Erdal arkadaşı hatırlatmak ve Erdal arkadaşa bağlılık; onun bağlı olduğu değerlere bağlılığımızı arttırmaktan geçer. Onun çalışma tarzını yakalamaya çalışmak; önderliğe, örgüte ve halka olan inancımızla özgürlük için mücadelemizi yükseltmekten geçer. Onu anlamanın, ona bağlı kalmanın ve onu yaşatmanın tek yöntemi budur. Anılarına bağlılığın bir gereği olarak mücadeleyi yükseltme sözümüzü yineliyoruz.
Bu temelde Avrupa'daki halkımıza, bütün Kürt halkına ve ailesine baş sağlığı diliyoruz!
Bu değerli ve büyük kayıptan dolayı bütün KADEK camiasının, halkımızın ve ailesinin başı sağ olsun. Bizlere düşen arkadaşımızın anısına bağlı olmanın bir gereği olarak mücadelemizi yükseltmek ve çok sevdiği ülkesini özgürlüğe kavuşturmadır."
*
Gelde işin içinden çık. İster inan ister inanma. Ama hangisine? Bu değneğin iki ucu da boklu. Biri ‘Katledildi’ diyor, diğeri ‘Şehit düştü’...
Şimdi biz neden, naslı ve gazetecilikte bilinen 5 N 1 K formülüne bakmıyoruz. Çünkü iki taraf da, berbat koku salıyor. O zaman gelin biz işin ortalarını kurcalıyalım. Bakalım oralarda neler var? Kim neler söylemiş? Yeni bir şey, bir gerçekçi haber ve yoruma teğet geçen var mı?
Tabi başvuracağımız en yakın kaynak ‘Şeyh BİLGİN Hazretleri’dir. Uzun bir –ara tatilden sonra- aramıza müstesna yerinden icabet ettiler. Buyur ‘şeyhim’ sö sizin:
Kürt Halkı’nın büyük kahramanı, Büyük gerilla Engin Sencar, Erdal, şehitler kervanına karıştı
Tanıma şerefine erdiğimiz ender değerlerimizden Erdal, her şeyden önce hareketine bağlılığı ile tanınırdı. Kelimenin tam anlamı ile dürüsttü. Avrupa’da görev yaptığı süre boyunca sadece partisinin adamı oldu. Hiç bir şekilde taviz vermedi. Profesyonel ötesi bir çalışma sergilemişti. Mütevazi idi.. Kendisine elbise bile ikna edilerek giydirilirdi. Çünkü o elbiseye sarf edilecek para halkın parasıdır derdi.
Kahraman ötesi bir gerilla idi. Murat Karayılan gibi, Dünya’nın en büyük gerilla ustalarından birinin tezgahında yetişmişti. Türk Askeri, Kürdistan’a gittiğinde titrerdi, ama Botan’a yöneldiğinde titreme kelimesi durumlarını izaha yetmezdi.
General çıldırtan Botan Gerillası’nın en önde gelen isimlerinden biriydi.. Pek çok alanda bir avuç özgür vatan toprağı için mücadele eden Bu Büyük Insan’ın şehadetini ”infaz” olarak tanımlayan Hürriyet paçavrasını kınamada hiç bir sözcüğe kıyamıyoruz, çünkü bu gazete, bu davranışı ile iğrençlik ötesi bir konumdadır. DÜNYADA HIÇ BIR GÜÇ ERDAL’I INFAZ EDECEK GÜCE SAHIP DEĞILDIR.. Çünkü Erdal tüm Kürt Gerillası’nın sevgili yüreğiydi. Erdal’ın pişmanlıktan yararlanmak istediğini iddia etmek, psikolojik savaş taktiği ile de izah edilemeyecek kadar aşağılık bir iddiadır.
Hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz. Kürdistan seninle gurur duyuyor..
Rahime Bilgin ve Sirac Bilgin
*
Ortayı bulalım. Ordan belki bir şeyler buluruz, dedik. Ama gelin görün ki, bizim ‘şeyh bilgin’ de tem bir Şeyh CAHİL olmuş.
Buna karşı bişey söylemek istemiyorum. Ama illede bişeyler söylelem gerekecekse;
‘Şeyhim ufak atda civcivler yesin!.. Bu kadar kahramanlık, bu kadar cengaverliği siz o bizim şanlı Diyarbekir Zindanı’ından mı öğrendiniz. Ben bu insanı tanımıyorum. Tanımadığım insan hakkında da konuşmak adetim değildir. Ama elinsaf!.. Eğer sen,
‘Murat Karayılan gibi, Dünya’nın en büyük gerilla ustalarından birinin tezgahında yetişmişti.’ Diyorsan, enelhek doğrudur (!).
Aslında Che Guvera, Giyap, Mao hepsi ama hepsi bu müstesna –senin – ‘ Dünya’nın en büyük gerilla ustalarından Murat Karayılan’ın yanında yetiştiler değil mi? Hele de biz EGİT (Mahsum Korkmaz’ı saymıyoruz. Onlar daha dünkü bebek olurlar.
Ve inanın olsun, eğer dünya yalan atma şampiyonasına girseydin, kesinkes birinci gelirdin bu sözünle:
DÜNYADA HİÇ BİR GÜÇ ERDAL’I İNFAZ EDECEK GÜCE SAHİP DEĞİLDİR
Breh brehhhh… afraya tafraya bak sen!…
Dua etki Öcalan seni duymuyor.
Duysaydı;
KES SESİNİ, BENİM OLDUĞUM YERDE BAŞKA GERİLLA MI OLUR, derdi. Ve sen kuyruğunu altına çeker otururdun süt dökmüş kedi gibi.
Esgeçilecek.. Geçtik…
Gelelim diğer taraflara; bakalım ahmedbaran adındaki mahlaslı kardeşimiz ne demiş.
*
Rizgari Tartışma Formundan
Ahmedbaran
Katledilen Erdal arkadasi tanimiyorum.Fakat ismini gerilla arkadaslarindan cok duymustum.
Genc dinamik ve gerillada Botan alaninda pratigi basarili bir yigitti.Maalesef son zamanlarda G.Kürdistandaki gerilla sehadetleri hep basit gerekcelere dayandirildi.Buna cocuklar bile inanmaz.
Hemde kutlamalar sirasinda seken bir arkadas kursunu ile.Gerillalar kutlamalarda tüfeklerini arkadaslarina mi yönlendirerek ates etmekteler?
Rahman SEN bir kayaliktan Köpek havlamasi sonucu ucurumdan yuvarlanmistir.Allah askina bu gerekce midir?Köpek isirsa büyük ihtimalle yapilacak kuduz asilari sonucu hayatta olsaydi iyilesecekti.Ölüme hicbir gerekce yokken, bile bile insan kendini ucurumdan asagi atar mi?
Berzan Dürre Avrupadan arkadasinin akrabalari tarafindan gönderilen paralarla kacarken iki arkadasi ile birlikte arkadan vuruluyor.Arkadasinin hangi akrabasi parayi G.Kürdistandaki kamplara kadar götürmüstür.Hemde muhallif bir aileden,böyle birini kim kamplara davet eder.Sonra parayi veren en büyük sucluyken,hayatta kalabiliyor.Azicik parayla kacmaya calisan vuruluyor.
Nasir(Faruk Bozkurt)bir gece gerillaya sizan bir düsman timi sadece Nasir ve tutuklu diger arkadaslarini magarada imha etmistir.Bunada ancak Kargalar güler.Bu tim sadece Nasir ve tutuklu diger gerillalari öldürmek icin gelmis.Bu tutuklulari bekleyen nöbetci gerillalar ve alanda bulunan diger gerillalara zarar vermeden dönmüslerdir.Bu nasil bir düsmanki, tutuklu magarasini tek hedef ediyorda bu sizma isini gerceklestirebiliyor?Diger Gerillalar herhalde hedef magarayi beklemiyorlardi.Bu Tutuklular ölüme terkedilmisti.
Nazime AKTÜRK kacma girisiminde yakalaniyor.Yargilaniyor ve silahsizlandiriliyor.Onun sehadetide Tüfegini kafasina dayayarak kendi ölümüne sebebiyet vermek.
Bu vb onlarca cinayete havadan sudan ve gerillayi rencide edecek düzeyde yakistirmalarla bu cinayetlerin üzeri örtülmeye calisiliyor.
Benim inandigim tek sey Gerilla da basarili pratigi olanlarin büyük kesimi, Genelkurmayca verilen emirler geregi ortadan kaldirilmaya calisiliyor.Grup olarak kopan ve bireysel kopan Gerillalar cok sanslilar.Yoksa hepsinin akibeti katledilen bu Gerillalarinkinden farkli olmayacakti.Yine bir aciyi kalbimize gömmekten baska ne gelir elimizden.Cünkü hep böyle kinamalarla yetindik.Yine kimseden tis cikmayacak.Saygilarimla
>15 agustostan beri ancak kaza yalanini uydurdular
*
Hasılı, sürüp gitti bu haber üzerine olan yazmalar, yazışmalar ve yayınlanmalar. Hürriyet ertesi gün, PKK/KADEK/KHK’nin gerekçesini gülünç buldu. Ama kendileri de yeni done ileri süremediler.
Bir defa iki cenah da, bir birinin zıddı gibi görünse de, özünde aynı. İkisi de RESMİ ideolojinin çeperinden asla çıkamazlar. Lakin bu iki kutubun içinde de, vijdanlı gazeteci ve namuslu/dürüst olan insan yok anlamına gelmez.
Bu nedenle ben, bu iki uça bir de üçüncü ayak oluşturmak istiyorum. Ve daha dün gidip gelen, ve ÖP gazetesinde YÖG gazetesinde Kandil’in Bilinmeyen Yüzünü yazan Hüseyin Aykol’u da almak istiyorum.
Böylece üç ayaklı bir sehpa veya bir küçük yuvarlak masa oluşturalım. Biraz da bu şekliyle olaya bakalım:
Yani bir ayak Ertuğrul ÖZKÖK, bir ayak komplet Özgür POLİTİKA –çünkü bunlarda kişi yok. Birey yok ve konuşac bir tek adam yok- üçüncü ayak da Hüseyin AYKOL…
-----------------------***------------------------
Ertuğrul ÖZKÖK’e İlk sorularımız:
Sayın Özkök, siz bir gazeteci olarak, -hemen hemen her zaman- sevkle okuduğum yazarlardan birsiniziz. Ve Genel Yayın Yönetmenliğin sorumluluklarını bilen insanım. Çünkü –çok kısa bir zaman da olsa- o Bab-ı Ali’de Özgür Gündem gibi bir gazetenin GYY koltuğunu işgal ettim. Kuşkusuz sizin gazeteciliğiniz ve bağlı bulunduğunuz patronaj ne kadar farklı ise, benimki de o derecede farklıydı. Ve diyebilirim ki, çok ayrı uçlarda bile bulunsa birbirine benzeyen yönleri de o derece vardı.
Gazetenizde, muhabiri, mahreçi ve kaynakları belli olmayan, -ama buna rağmen- sürmanşetten verdiğiniz bir haber vardı. Bunun bilginiz dışında geçtiğini kesinlikle inanmıyorum. Bu nedenle sizler bir kaç soru sormak istiyorum:
1- Bu haberin sürmanşetlik değeri neydi?
2- PKK içinde bundan önce onlarca infaz oldu.Bunların hiç biri sizin için en küçük adli bir olay haberi bile olmadı ve bunun üzerinde hiç durduz mu?
3- Bu haberle, neyi amaçlıyorsuzuz? Eğer ‚Eve Dönüş’ yasasının önünün açılmasıyla, kesinlikle yanlış yapıyorsunuz. Bu konuda mevcut gerilla güçlerini sıkıştırmak, zor durumda bırakmak ve sansanyol habercilikse kastınız bu kelimenin gerçek anlamıyla ayıp olmuyor mu?
4- Daha önce sayın Hasan Cemal’in Kürdler kitabında dile getirdiği bazı inkar edilmez gerçekler vardı. Şu ünlü Diyarbakır Zindanı ve ordaki uygulamalar? Hale o tarzda devam edenler için bir gün olsun küçük bir satır yazdınız mı? Gerek siz ve gerek gazeteniz?
5- Bakın eğer sorun PKK için infazlar sorunuysa, ben yıllardır PKK’nin yakın tarihini –her açıdan- tartışmak için canımı dişime takmış bir insanım. Ben bir Kürd insanı ve bu hareketin ilk kurucu kadrolarından olmam vesilesiyle; tüm iyiliklerimizi de kötülüklerimizi de açmak ve kamuoyuna sunmak istiyorum. O zaman biz kendi –yeni oluşmaya başlayan resmi ideolojimiz ve Atatürk misvedemizle – mücadele ettiğimiz kadar, siz de devletiniz, derin devletiniz ve seksen yıldır –Anıt kabirde yatan- Atatürk’ün adına neler yapıldı, yapılıyor ve hala neden tartışılamıyor? Ortaya koyalım. Buyur o zaman bir insan, bir demokrat olarak senin de elerinden sıkalım.
6- Gazetecilik bir sorumlukuk ve gerçekleri halka ulaştırma savaşımların en zorudur. Bu zor olduğu oranda da onurludur. Sizi biraz da kendiniz için olsa, onurunuzu korumaya davet ediyorum. Ve böyle altı boş, şişirilmiş balon haberlerine ne siz itibar edin, ne yayınlayın. Ama gerçekten kimden gelirse gelsin, gerçeklerin halka ulaşmasını istiyorsanız sizinle beraber olduğumuz oranda oluruz. Bie burjuva demokratına bile ihtiyaç olunan bir zaman dilimindeyiz.
Selam ve saygılarımla.
Şükrü Gülmüş
ÖP Gazetesi’ne sorularımız:
Gazete misiniz, gazeteci misiniz? Sizleri hangi katagoriye sokacağımı bilemiyorum. Öyle kırk yamalı bohça, öyle bir aşure kişlik sahibisiniz ki, sizleri nasıl karşıma alacağımı şaşırıyorum. Ve Hürriyet’e ‘Sahibinin Sesi’ demek gerekecekse; size de en denek düşen tabir; ‘ÖP Başkanıın Elini’ olacaktır.
Bazen gayri resmi; PKK/KADEK ‘yayın Organı’ diyor karşı cephe sizin için. Bence bunun gayri’si fazla. RESMİ yeterli gelir. Bir ara – ki şu anda biriktirip yanımda durduruyorum- bir haftalık sayılarınızın tümünü karşıma alıp, bir haftalığınıza bakarak, seccerenizi ve tüm sülalenizi yazmak istiyorum. Sonra, ‚boş ver, değmez’ diyorum. Gerçekten değmez. Hangi birinize elimi atsam, elimde kalacaksınız.
Bu nedenle ben, salt bu son olarak Hürriyet’in yayınladığı: Engin SİNCER haberi üzerinde duracağım. Bu haber bile sizin naslı riyakarca bir anlayışınızını olduğunu göstermeye yeter. Direk sorular sormaya geçeyim.
1- Peki Hürriyet bunu yayınlamamış olsaydı. Sizin hiç yayınlamak aklınıza gelir miydi? Neden ‘şehitler’ arsında bile bariz fark koyuyorsunuz. Bir Herbıji’nin ailesi için özel ilan yayınlarken, bu ‚koskocaman’ yere göğe sığdıramadığınız ünlü ve de ‚KAHRAMAN’ arkadaşız için küçük bir haber yapmadınız?
2- Hürriyet yazdı diye paçanız tutuştuysa, demek bir pisliğiniz var. ‚kayadan düştü, suya giderken ayağı kaydı, köpek havladı-ödü koptu ve en so numaranız: KAZA KURŞUNU!..’ Kaza kurşunun gelip bu kahramanı mı buldu. Böyle giden bir kaza kurşunu hikayesi daha vardı.Hani şu Şahin BALİÇ ve Hamza BİNDAL meselesi... Ha o çok eskiden miydi? O zaman Nasır (Faruk BOZKURT) için de ‘ dışardan pravaktörler saldırı yaptı. Ama nasıl pravaktörlerse, gelip de yıllardır, içerde bu İMRALI SÜRECİ’ne muhalefet eden Nasırı, İskender’i ve Berzan’ı buluyor. Bun numaralar bayatladı. Başkalarını bulun. Sonra kimse timsah gözuyaşlarınıza aldırmıyor artık.
3- Her gün bir yalanınıza bir yalan ekleniyor. Dün yalnız Cihan Sincer’di. Bugün de bir başkası eklendi. 5 tarihli ÖP gazetenizde;
KNK Sincer ailesine başsağlığı diledi
KNK, 15 Ağustos Atılımı kutlamaları sırasında bir kaza sonucu yaşamını yitiren KADEK Yürütme Kurulu ve KNK Yürütme Konseyi üyesi Engin Sincer (Erdal) ile Xaraman Ali'nin (Xelat Soran) ailelerine başsağlığı diledi. KNK, Sincer için, "Kaybı doldurulması güç bir boşluk yarattı" dedi.
4-Yalan ve dolanla bir yer gidilmez. En fazla daha da batağa girersiniz. Artık, konuşmak, yazmak ve eleştirmenin de bir tadı kalmadı. Sizleri yalanlarınızla başbaşa bırakıyorum. ‘Bizde bu ense oldukça daha çok tokat atan olur.’ Siz tam bu halka layıksınız. Herkes müstahakını bulur. Bizimkisi de arada sırada söylemek. Namuslu ve dürüst olan, gaflet uykusunda olana bir iğne batırmak.
Gelelim biz aslı işin iki arada bir derde olanların en tipiğine:
HÜSEYİN AYKOL: AYOL BU ADAMI TANIYAN VAR MI?
Durduk yerde, kelalaka neden ‘Hoca bu . Aykol’u yuvarlak masaya aldı?’ diyenler olacaklar. Haklılar. Anlatayım o zaman.
Aykol; ta Halk Gerçeği’nin çıkarılmsından, Yeni Ülke, Özgür Gündem ve devam eden ‚özgürler’ dizimizin –hemen hemen her aşamasında- vardı, ve hala var. Biz gerilere gitmeyelim –onun da zamanı gelir- ama en son şu ÖP de yayınlanan ve bir kaç gün devam eden:
KANDİL'İN BİLİNMEYEN YÜZÜ -I-
Ropörtajı yalnız için de olsa, gerekliydi. Çünkü eğer gerçekten Aykol, bir gazeteci olsaydı ve bir gazeteci gibi sorularını sorsaydı. Ne bu olayı Hürriyet Sürmanşet haber yapar, ne de bu o kadar dallandırıp budaklanırdı. Ben burda hem onun geçmişte tanıyan biri, hem yaptığı son ropörtaji ve sorulması gereken soruları BİZZAT kendisine sorayım. Sorayı da o artık eski ‚bir gazeteci arkadaşına ve patronu’na yanıt versin.
Aykol, ilk günkü ropörtajına; ‚Medya ülkesine yolculuk’ ismini vermiş. Oysa biz yıllardır. Bu halkın adı KÜRD, ülekesi de İSTAN (yer memeleket, insanların yaşadıkları toprak parçası, yani vatan anlamına gelir. Ve KÜRD denilen bir halk varsa, bu halkında yaşadığı toprakla beraber KÜRDİSTAN olur. Yani el insaf Hüseyin!.. BU kadar cahil misin? Döner döner yine bina okursun. KÜRDİSTAN nere MEDYA nere!..Tamam anladık. O ata toprağı. Ama Medya’da yalnız Kürd ve Kürdistan yok ki.. Belki de DC’y uygun bir termoloji bu. Haaa oysa başka.. Arkasından ekliyor: ‘On yıl kadar önce Bekaa'ya gidip PKK lideri Abdullah Öcalan ile röportaj yapmıştım.’
Enelhek!...Doğrudur. Ben de ordaydım. Hem de İzmir Yeni ÜLKE temsilcisi olarak; İzmir/İstanbul/ Cizre/Silopi/ Şam ve Bekaa.. Hatta sevgili arkadaşım Orhan AYDIN, o yolculuğukta kelekten devrilip, ölüm riski atlatmıştı. Ama senin nasıl geldiğini anlamadık.
Herkesin bir geliş, bir de gidiş hikayesi vardır. Ama bence sen kendine insafsızlık yapma. Oysa senin hiç de nal tpolayan veya 'nal toplatan' bir halin yoktu
Siz çok büyük bir gazetecilik olayı olarak anlatığınız olayı, her gün orda Nurdoğan Aydoğan yapıyordu.Yani yıllardır hiçbir gazeteci onlarla yüzyüze görüşememişti. Demekle, siz o gazeteciyi saymadığınızın farkında değil misiniz? Farkındaysanız ve bilinçli yapıyorsanız AYIP ediyorsunuz. Ama onu gazeteci olarak görüyorsanız, sizin oraya gitmenizin başka amaçları vardır. O zaman onları açıklayınız?
Sizinki, bir ropörtajdan ziyade bir piknik gezisi. Ve o piknikte de eski aşına yüzeler görmeye benzer. Ama bunları bile anlatırken, yine çelişkiye düşüyorsunuz. Biraz ‘gerilla romantizmi’ biraz da sefalet talelallığı arasında gidip gelmişsiniz.
Ve işte burda en büyük yalan ve uyduruk belirlemenizle; aslında PKK/Apocularla denkleşiyorsunuz. Kadın ve kadın partisini de anlamak mümkün ama
‘İnsanlık tarihinin ilk ve tek kadın partisinin yetkililerinden Sakine Cansız’
Bence insanlık tarihinin en büyük uyduruk yalanı !.. Sorsaydın ya o Cansız’a. Nasıl oluyor da koskocaman bu ‘insanlık tarihinin’ başkanı neden bir erkek!.. Erkekliğini öldüren de olsa yine bir ERKEK!… Bırakalım dünyayı, Kürdistan’da onca kadın içinde kendilerine bir başkan çıkaramazlar mıydı?
İsmi geçen ‘geilla komutan’larını, yani Kani Yılmaz, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Murat Karayılan iyi tanıyorum. Onların içinden tanımadığım bir tek Osman ÖCALAN’dır. En son bir ara Urfa civarlarında olduğunu ve onu Abdullah ÖCALAN ‘Çağırıken şu bizim GA’’ dediğini duymuştum. Ama GA Osman, gerçekten enleme-boylama bir GA olmuş da, bunun yanında teorik olarak da kendisini yetiştirdiği belli oluyor:
OSMAN ÖCALAN: Türk solu, "Kahrolsun Amerika" deyip işin içinden çıkmak istiyor. Tamam, Amerika kahrolsun da, şu anda ne yapacaksın! Ben ABD'nin şu andaki durumunu anlamak için sömürgecilik anlayışına yeni tanımlar getirmeye çalışıyorum. Klasik sömürgecilik, yeni sömürgecilik ve demokratik sömürgecilik diye tanımlanabilir yaşanan süreç. ABD'nin bölgede yapmak istediğine demokratik sömürgecilik denilebilir. Yeni sömürgeci ilişkiden ileri bir konumdur; ama bizim KADEK olarak savunduğumuz bağımsız demokrasi anlayışımızla çatışması kaçınılmaz görünüyor. Şu anda ABD ile aramızda geçici bir denge durumu var...
Siyaset literatürüne değerli katkılarından dolayı beni mahcup etti. Ve itiraf edeyim ki, ‘demokratik sömürgecilik, bağımsız demokrasi’ bir zenginlik ve kazanımdır (!)
KANDİL'İN BİLİNMEYEN YÜZÜ –II
Gerilladan selam var bölümüyle tam bir ‘gerilla arbesk’ karışımı yapmış Aykol. Hele de İnternet olduğu söyleniyordu; ama gezdiğim bilgisayarlarla dolu basın birimlerinin hiçbirinde internet bağlantısı yoktu.
Hadi ordan yaa…
Belki telefon da yoktu diyeceksin, birza daha zorlsaydılar.
Peki bana, ordan gelenler ve orda bizzat Duran, Karasu’nun yazılarımı okuyup, zaman zaman da çözümlemeler yaptıklarını ordan gelen arkadaşlar atıyor. Sonra, MAHSUM (M. Emin UNAY) ordan eMaille bana yazıların nasıl gönderdi? Yalancı seni!…
Seni taşıyan Héstir’e HASİTİR, dediğini anlasaydı. İnanın olsun sana öyle bir SİKTİR çekerdik ki!…
‘Hem sırtımızda taşıyoruz. Hem de ismimizi bilmiyor..’ derdi
Seni ne Kürd ne de Türk koruma kurtaramazdı onun elinden. Dua et ki anlamamış.
lll. Bölümü transit geçtim. Hiç kaydadeğer bir şey yok. Ama VI. bölümde, hani şı C. Bayık’la yaptığın yerde, Bayık şöyle bir şey diyor.
Başkanlık Konseyi olarak biz kabul etmeye kalksak bile, gerilla güçlerimiz asla kabul etmez. Biz en küçüğünden, en büyüğüne ayrılmaz bir bütünüz. Hiç kimse, kendi rahatı için diğerini satmaz. Nasıl yaralı bir gerillayı savaş alanında bırakmak bizce en büyük suçsa, bir tekimizi bile dışlayan bir 'çözüm' bizim kabul edebileceğimiz bir şey olamaz
Öcalan, kendisi için 17 yaralı gerillayı infaz ettiğini Hürriyet Gazetesinde Fatih Altay’lı yazdı. Peki o zaman onlar insan değil miydi? Bırakalım ‚eve dönüş’ hikayesini, kendileriyle artık savaşmayan kardeşlerinin güneye, veya dünyanın herhangi bir yerine gitmeye hakları yok mu?
Ve sahi sen ordayken, hiç gidip onların tutuklularını gördün mü?
Onlarla konuştun mu?
Hele de bu Ergin Sincer ve onun durumunda olanlar yok muydu ?
Özcesi yediğin içtiğin senin olsun, sen bize gördüklerinin perde arkasına anlat Hüseyin.
Dananın kuyruğu koptu kopacak. Amerika bu sorunu da çözecek. Ama çıkacak her pislik senin de yüzüne çarpacak unutma! AY/KUL HÜSEYİN?
*
Bir de yüreği hala burcu burcu vatan toprağında atan, genç bir kalem sahibi insana yer vererek; bu haber analizinin panaromasın bu perdesini kapatalım.
APO, KADEK VE İHANET
Binewş HEWİDAR
Engin Sincer adlı KADEK yönetim Kurulu Üyesinin kuşkulu ölümü kafama takıldı iki gündür. Olayı ben de ilk defa bu forumda (www.Gelewej.com) duydum ve hemen Hürriyet gazetesinin sayfasına gittim haberi okumak için. Hürriyet gazetesinin nasıl bir gazete olduğunu ve ne amaca hizmet ettiğini bilmeyen Kürd Milliyetçisi ya da yurtseveri yoktur, buna eminim. Ama Hürriyet gazetesinin özel derin devlet konumu dolayısıyla çok iyi istihbarat aldığını da herkes biliyor. Eğer habere iyice bakılırsa öldürülen kişinin son bir kaç yılda ne yaptığı hakkında detaylı bilgi bulabilirsiniz. Ben bunları yazarken Hürriyet gazetesinin doğru ya da dürüst bir gazete olduğunu ya da yazdığı şeylere itibar edilmesini kesinlikle savunmuyorum. Tam tersine kendim Hürriyet gazetesini sürekli dikkatle takip etmeme rağmen, yazdıkları şeylerin önemli bir bölümünün derin devletin Kürd Halkına karşı yürüttüğü savaşın kirli bir parçası olduğuna inanıyorum.
Ama insanda da vicdan olur biraz; Engin Sincer'in ölümü ile Hürriyet'de çıkan haber KADEK Başkanlık Konseyi’nin ve MHA'nın ve Özgür Politika’nın açıklama ve haberlerinden çok daha dürüst ve inandırıcı. Belki Hürriyet'de öne sürülen "Erdal Sincer pişmanlık yasasından yararlanmak istediği için öldürüldü" tesbiti yalan ya da yanlış olabilir ama en azından "15 Ağustos kutlamaları sırasında kaza kurşunu ile "şehit" oldu, gibi aptalca bir şey söylenip, Kürd Halkı aptal yerine konulmuyor, Kürd halkıyla alay edilmiyor.
Mehmet Aslan adlı şakşakçı, Apo'cu murid insanlara saldıracağına aklını başına alıp bu rezaletleri daha fazla savunup, bir halka ve onun özgürlük mücadelesine ve umutlarına tecavüz etme iğrençliğine ortak olmamalıdır. Eğer birazcık zekası ve dürüstlüğü varsa cevresinde olup bitenleri sorgulasın; İmralı hayını Apo'nun, onun kuklası KADEK'in ve çok güzel bir örneği olduğu o şakşakçı, murid tipinin her yapılan hatayı kör bir şekilde destekleyip, anlamasalar bile "eğer başkan soyluyorsa doğrudur, bir bildigi vardır" şeklinde bir mantıkla haklı göstermeye çalışmaları asla ve asla bağışlanacak bir şey değildir.
Sen hem yaptığın ihanete ortak olmayan dürüst Kürd gençlerini ‘ajan, namussuz, işbirlikçi’ vb gibi adi suçlamalarla infaz edeceksin sonra da utanmadan onları şehit ilan edeceksin. Yazık, çok yazık... Şunu açık söyleyeyim bu öldürülen kişinin kaza kurşunuyla olduğu şeklindeki açıklamaya çocuklar bile inanmaz. Tam özür kabahattan büyük türünde bir açıklama. En iğrenç şey de öldürülen, infaz edilen Kürd Gençlerinin ölümleri teşhir olunca bu sefer de şehit oldu gibi, Türklerin -vatan, millet, Sakarya- şeklinde yaptıkları iğrenç politiklaradır. Mehmet Aslan şakşakçı Apocu muridin Jiyan, Cewedet, Harun gibi olaylara mantıkla yaklaşıp. Kamuoyuna sunulan kazayla şehit oldu türünden safsataya inanmamayan insanlara bu kadar alçakça saldırması ancak yaptıkları pisliğin ortaya çıkması nedeniyle suçluluk psiklojisiyle açıklanabilir. Mehmet Aslan adlı zavallı, bu yurtsever insanları –İbrahim Polat- adlı –mit- görevlisiyle mukayese edip, bu insanların söylediklerini değersiz hale getirmeye çalışmasıdır. Mehmet efendi KADEK adlı demokrasi tanımaz, eleştiri bilmez bir yapıdan geldiği için, insanlarımızın yapılan ihaneti sorgulamalarını, infaz edilen gençlerimize sahip çıkmaya çalışmalarını hemencecik Türk ajanı olarak göstermeye çalışmaktadır. Bu hastalıklı anlayış Apo’nun ve tüm KADEK merkezinin sahip olduğu “sadece benim dediğim doğrudur, sadece bana itaat et, eğer bana itaat etmezsen seni hayın ilan ederim, işbirlikçi ilan ederim, daha sonra da imha ederim” türündeki anlayışlarının sadece bir yansımasıdır. Böyle olmasa Şükrü Gülmüş’e bu kadar takmalarının nedeni ne olabilir? Gülmüş’ü sevmeyenler olabilir ama en azından Kürd Halkının Özgürlük Mücalesinde “Apo tarfından başlatılan ve KADEK ve onunun şakşakçı muridleri tarafindan sürdürülen tarihi ihanete ortak olmayıp, bu ihaneti kendi halkına ulaştırmaya çalışıyor ve de çok önemli bir misyonu sürdürüyor. Madem Gülmüş hayın, ulu önder Apo’ya iftira atıyor, KADEK’i hiç yere suçluyor neden adam gibi tartışmıyorlar Gülmüş’le? Gülmüş’ün hangi söylediği yalan, iftira, asılsız? Apo’nun İmralı’dan Türk generalleri tarafından yönlendirldiği mi? Söyledigi her şeyin Kürd Halkının menfaatlerine karşı olduğu mu yalan ? Apo’nun istemlerini Türk generallerinin istemleriyle birebir örtüştüğümü yalan? Tüm Kürd Halkı’nın Güney Kürdistan’a odaklandığı bir dönemde İmralı hayını Apo’nun Barzani ve Talabani şahsında Güney Kürdlerini hedef alıp, onlara iğrençce saldırıp, onlara “ilkel milliyetçi” demesi mi yalan?
Gün insanın vicdanıyla hesaplasması günüdür. “Erdal’in KADEK tarafından öldürüldüğünü nasıl söylersiniz, onlar böyle bir şeyi nasıl yapar, Apo’yu ve KADEK’in yaptıklarını teşhir ederseniz TC’ye hizmet etmiş olursunuz” türünden düşünceler artık geçerliliğini yitirmiştir. Ortada büyük bir ihanet vardır ve bu ihanet ortalığa korku, terör ve koku saçıyor, halkmızın binbir bedelle ödediği mücedelesini kirletiyor, halkımızı Apo’nun sağlığı, tecrit, af kampanyası vb gibi saçma şeylerle uğraştırıp, enerjisini boş şeylere akıtıyorlar. Kendisine Kürd Millieyçisi ya da yurtseverim, diyen herkesin görevi Apo denen hayınden ve onun kuklası KADEK’ten ve Mehmet Aslan gibi şakşakçılardan kurtulmaktır. Bu bağlamda Şükrü Gülmüş, Selim Çürükkaya, Ali Buran, Duri Jiyan, Bayram Ayaz, Hüseyin Piran ve diğer yürekli Kürd Yurtseverlerine teşekkürü borç biliyorum.
Yasasin Kurdistan
Yasasin Ozgurluk
5 Eylül 03



Yorumlar (3 gönderildi):
50 cente 1 cay + iki gazete okiyan vatandas bilgilerine sunarim aslin esasi böyledir eskidende tanidgim uzaktan akrabam olan fedai grubundaki erdali vuran kizin amcasinin kizi ilen ve benim bu olayi sormam lan bana bu bilgileri aktardi
tam 22 yil bize AGIT)mahsum korkmaz arkadasin catismada öldürülmedigi sorusu öcalana soruldu,öcalan her zaman yok yöle bir sey agit arkadas catismada sehit düstü diye yemin billah etti.
bir ay önceki görüsme notlarinda agitin düsman tarafindan öldürülmedigini bizzat öcalan itiraf etti.
bazi seyler gec itiraf ediliyor ama itiraf eden öcalan olunca,nedense her kes duymamazliktan geliyor.
elbetteki bunu söylerken erdalin örgüt tarafindan öldürüldügünü iddia etmiyorum cünkü orda degildim,ama erdalin ölümü ve ardinda yapilan aciklamalar da kuskuludur.
aslinda ben erdalin örgüt ici bir mücadele sonucu yada fikir ayriligi sonucu öldürülecegine inanmiyorum,cünkü erdalin kendisde parti icerisinde o kadar yetkili ve ahim sahim bir pratik sahibi degildir.
erdalin yüce bir komutan oldugu askeri olarak düsmana kök söktürdügüde yalandir.
bence he$tanli erdal ile engin sincerin pratikleri karistiriliyor burda,he$tanli erdal(eskiden adi riza idi(cok degerli bir komutandi ve erdal sincerin üzerinde yürütülen büyük komutan propagandasi hestanli erdalin pratigidir.
üstelik erdal yani engin sincerin öyle ahim sahim bir askeri pratigi olmadigi gibi,ülke pratigindede öyle ahim sahim bir kalmisligi yoktur.
engin sincerin öldürülmeyene kadar kürd kamuoyu bu insanin isminden zaten habersizdi.
insan olarak cok iyi bir insan ve yoldas oldugunu söyleyebilirim,ama askeri komutanlik ve yetkinlik üzerine engin sincer hakkinda söylenen kahramanlik ve destanlar her sehit düsen insanin üstüne söylenenlerdir.
gerci yazmak ne kadar dogru bilmiyorum ama sehit düsen ve tanidigim bazi insanlar hakkinda bazen öyle abartili bir pratik sahibi oldugu yaziliyorki,hayret ediyor insan.
gerci sehitlere lafimiz yok,ama sehit düsmeden önce gereksiz,uslanmaz,ahlak düskünü diye hakinda konusulan bir insanin sehit düstükten sonra onun adina anma yazisi yazanlarain yazarken ne hisettigini cok merak ediyorum.
bana cok söylediler su arkadas hakkinda bir yazi yaz,bu arkadas hakkinda bir yazi yaz,ama ben hic yazma cesareti bulmadim.
cünkü yazacaklarimin resmi olmasi gerekiyordu ve ben dayatma ile kimse hakkinda yazmak istemedim.
Yorum yaz