Anasayfa | Türkçe | Murat Dağdelen : Mahsum Korkmaz Olayı

Murat Dağdelen : Mahsum Korkmaz Olayı

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Nasname Arsivi'nden Dağdelen

KUDİ insiyatifini sayarken, eski yol arkadaşlarımdan Murat Dağden’i saymayı unutttum. O’nu da yazıyor ve bizim iç kanayan yaramız olan Mahsum Korkmaz Olayı ile ilgili makalesini Nasname’ye alıyorum. Tüm tarafları gözardı etmeden, en önemlis de Sarı Baran (Cihangir Hızır’le yapmış olduğu konuşmayı önemsiyorum. Umarım bu efsanevi komutanımızın şaibeli ölümü bizra daha aydınlanır. Selam ve devamla. Nas-Edi


Ölümünün üstünden 22 yıl geçti .
Ölümü hakkında çeşitli görüşler var ve zaman zaman tartışılıyor.
Öcalan’a göre PKK içinde ki çeteler öldürdü
Şemdin Sakık’a göre Öcalan öldürtü.
Selahattin Çelik’e göre ölümü belirsiz.
PKK’ye göre, devletin silahlı güçleri ile girilen bir çatışmada şehit düştü.
Görüşler farklı ve dikkat çekici.
Konuyu öteden beri araştırmak istiyordum.
Mahsum Korkmaz olayı yakın, tarihin mutlaka aydınlatılması gereken
en önemli olaylarından.
Mahsum Korkmaz
Kürt ulusal direnişinin sembol isimlerinden birisiydi.
Adına şarkılar, şiirler, romanlar yazılmış.
İsmi 86 yılından sonra doğan bir çok Kürt çocuğuna ve gerillanın askeri, siyasi eğitim gördüğü akademiye verilmişti.
Modern Kürt gerilla hareketinin, ilk komutanlarından birisi olarak kabul edilmiş,
yakın Kürt siyasal tarihinin en sevilen ve en saygı duyulan ismi olmuştu.

PKK tarihinde bir olayı incelemek için iki yol var
Bunlardan birincisi Öcalan’ın anlatımlarına dayanıyor.
İkincisi ise, olayların birinci ve ikinci dereceden tanıklarının anlatımlarına.
Öcalan’ın PKK ‘ye ilişkin anlatımları, kendi bireysel tarihinden oluşuyor.
Herşeyi kendisiyle başlatan bu tarih anlayışı, her döneme ve duruma göre söylenen yalanlardan oluşuyor. Dolayısıyla bilimsel bir değeri bulunmuyor.
Bu nedenle, Öcalan’ın anlatımlarında Mahsum Korkmaz’ı bir dönem, Şahin Baliç
Başka bir dönem Cemil Işık (Hogir)
Daha başka bir dönemde ise Şemdin Sakık öldürüyor.

Diğer bir yol olan, olayın birinci ve ikinci dereceden tanıkların anlatımlarına gelince,
bunları da, ayrıştırırken çok dikkatli olmak gerekiyor.
Bu anlatımlarda, her zaman objektif gerçeğe dayanmayabiliyor.
Böyle olmasının nedenleri var.
Özellikle olayın içinde olmayan ikinci dereceden tanıklar
Öcalan’ın söylemlerine bakarak, şöyle düşünüyor: “ Öcalan bir olayda, gerçeği tahrif etmeye çalışıyorsa o zaman bu olayın failidir”
Yine ikinci dereceden tanıkların anlatımları kimi zaman, sorumlu davranmanın bir kenara bırakıldığı, duygularla, gerçeğin yer değiştirmesinden oluşuyor.
Olayların birinci dereceden tanıklarına gelince,
genellikle yaşamıyorlar.
Yaşayanlar ise, ya susuyor, yada siyasal güvenirliliklerini yitirdikleri bir konumdayken konuşuyorlar.
Böylelikle, karanlıkta kalmış, bir çok önemli olay, gün ışığına çıkmıyor, çıkarılamıyor.
Korkmaz’ın ölümü de bunlardan birisi. Kendimce küçük bir ışık tutmaya çalışıyorum.
Umarım bir işe yarar.

Mahsum Korkmaz için, PKK nin ve Öcalan’ın görüşleri dışında pek fazla bilinmeyen bir görüş var.
Bu anlatıma göre, Mahsum Korkmaz ve onun komutasında ki yirmi beş kişilik grup 28 Mart 1986 yılında Gabar dağında Türk güvenlik güçleri tarafından pusuya düşürülüyor.
Gerilla grubu, pusuyu yarıp çıkıyor.
Hafif bir yaralının dışında kimseye bir şey olmuyor
O zaman güvenlik Türk güçlerinin takip etme, araziyi geniş olarak tarama durumu falan yok. Çatışma bölgesinden on kilometre kadar uzaklaşılıyor.
Mahsum Korkmaz yaşıyor ve grubunun başındadır.
Gittikleri alanda, nöbetçiler yerleştikten sonra, herkes uyumak için uygun bir yere çekiliyor.
Grup sabah uyandığında, Mahsum Korkmaz’ı yattığı yerde ölmüş olarak buluyorlar.
Kafasına arkadan bir mermi sıkılmış vaziyette yatıyor.
Geceleyin ne bir silah sesi, nede bir gürültü duyulmuş.
Oradakiler, tartışmaya başlıyor.
Grup’ta bulunan biri (Suriye Kürdü olduğu söyleniyor)
Duruma el koyuyor. Herkes “ Başkan’a konuyla ilgili rapor yazsın ve olay hakkında hiç bir şey konuşulmasın” dedikten sonra olay o gün için kapatılıyor.
Bu tarihlerde PKK üçüncü kongre hazırlıkları yapılıyor.
Mahsum Korkmaz’ın Öcalan’a ilişkin, eleştirileri olduğu biliniyor.
Mahsum Korkmaz’ın “Bu işler öyle, Şam’da oturarak talimat vererek yapılamaz, bu konuyu kongre de görüşeceğiz” dediği söyleniyor.
Kongreye katılanların tümü o dönemde Iran üzerinden uçakla Şam’a giderken
Mahsum Korkmaz ise ülke içinde grupları düzenledikten sonra sınırı geçmesi talimatı veriliyor. (Bugün için çok sıradan bir durum görünebilir ama o günkü koşullarda uygulanması çok riskli bir talimat.)
Korkmaz’ın ölümünün üzerinden bir yıl geçiyor. O grubun içinde olan çok genç bir şahıs Öcalan’ın yanına gönderiliyor. (ismi Eruh’lu Ferhat)
Burada Öcalan’ın koruması oluyor. Kısa bir süre sonra bir kayalığın arkasında
Ölüsü bulunuyor. Kafası kurşunla dağıtılmış.
Öcalan , 1988 yılında Mehmet Ali Birand ile yaptığı röportajda bu kişiden bahsediyor. Bu şahsın Agit olayında rolü olduğunu, kendisine de suikast yapmak amacıyla geldiğini ama sonradan intihar ettiğini söylüyor. Konu için: Ortadoğunun Çehresini Değiştireceğiz/ Abdullah Öcalan Seçme röportajlar Cilt 1 sayfa 121

Eruh’lu Ferhat olarak bilinen kişi, Mahsum Korkmaz (Agit) ın ilk gerilla grupları içine çok genç yaşta dahil edilen, çok sevilen çok dürüst bir genç.
Birinci tanıklığa göre, Eruh’lu Ferhat Mahsum Korkmaz Akademisinde derstedir.
Derste Mahsum Korkmaz’ın şehadeti anlatılmaktadır.
Mahsum Korkmaz’ın grubu ile birlikte Gabar’da çatışmaya girdiğini ve bu çatışmada şehit düştüğü anlatılır.
Eruh’lu Ferhat söz ister olayın anlatıldığı gibi olmadığını, çatışmada kimsenin ölmediğini,
çatışma sonrasında uzak bir yerde gecelediklerini
sabah uyandıklarında Mahsum Korkmaz’ın ölüsünü bulduklarını söyler.
Kendisininde orada olduğunu anlatır.
Bu olaydan sonra, Eruh’lu Ferhat kaybolur.
Kayboluşundan bir gün sonra
Eruh’lu Ferhat’ın ajan olduğu, Agit arkadaşı şehit ettiği, Önder Apo’ya suikast amacıyla geldiğini, durumu anlaşılınca kaçtığının ve kapıldığı vicdan azabı nedeniyle intihar ettiği söylenir.
Gerilla yapısına bu açıklamayı yapanların Ali Haydar Kaytan ve Meral Kıdır olduğu söyleniyor. Ali Haydar Kaytan konuyla ilgili bir şey söylemez
fakat umud ederim ki, örgütten ayrılmış Meral Kıdır belki olayla ilgili bildiklerini kamuoyu ile paylaşabilir.

Konuyu en iyi bilebilecek CangirHazır’a (Sarı Baran) sordum.
Sarı Baran benim için en değerli referanslardan birisi.
Sarı Baran PKK nin 1991 de ki 4. kongresinin bitimine kadar en önemli askeri komutanlarından..
PKK dördüncü kongresinde Askeri konsey başkanı seçilir. Daha sonra
Mehmet Şener’le birlikte PKK den ayrılır.
Ona olayı sordum ve birinci görüşü aktardım.
Konuşmamızı diyalog biçiminde vermek istiyorum
-Mahsum’un öldürülmesiyle ilgili çeşitli süpekülasyonlar var. Bunlardan birisini yukarıya yazdım, diğeri Şemdin Sakık’ın açıkladığı ve diğeri de Öcalan’ın İmralı'da yaptığı açıklama. O dönemin tanıklarından birisisin. Ne dersin?
Baran: Olayı çok iyi biliyorum. O dönemde Şemdin Sakık’ta dahil gruptaki herkesle konuşmuş ayrıntılarına kadar öğrenmiştim.

Devam edecek...........

15.08.2008

Murat Dagdelen/Rızgari
muratdagdelen21@hotmaıl.com

Yorumlar (7 gönderildi):

adem .. 16 Aug, 2008 04:59:53
avatar
Sılav u hurmet ji hemi xondevani nasname u Şikri Xoca ra..
Loo bavo lo bavo lo bavooo...
Limineee Limiiinee Limine..
Eger ki Sayın Murat Dağdelen Bey'in yazdıklarının yüzde biri hakikat ise,veyl olsun veyl olsun veyl olsun bu saatten sonra biji apo serok apo diyebilecek her Kürd'e...Abdullah Öcalan'ın Egit'i ortadan bir şekilde kaldırması değildir burada bizi şok edecek olan gerçek.Burada hepimizi derinden sarsması gereken nokta,YALAN olgusu olmalı.Yani,lider konumunda bir kişi sözüm ona bir kurtuluş hareketinin başında milyonlarca insani dehşet bir yalanla iğfal ediyor.Ona göre hainlik çizgisine düşmüş bir gerillayı önce imha ediyor,büyük bir maharetle cinayet delillerini ortadan kaldırıyor ve sonra da bu hain(!)öncü gerillanın ölüsünü büyük bir propaganda rantına dönüştürüyor.(Yani gel de bu Amaralı arkadaşa hayran kalma kardeşim!..)Dünya liderleri arasında,tarih boyunca,hatalar hatta facialar işlemiş nice isimler bulunabilir,kimsenin bu yüzden bu liderleri fazla lanetlediği yok,ama şayet yanılmıyorsam;hiç bir halkın ve hiç bir tarih dedenin affetmeye yanaşmayacağı şey yalana tevessül eden liderlik önderlik iddiasındaki şahsiyetlerdir.Yakın zamanda Amerikalıların gerçeğinde böyle bir olaya tanık olduk:Clinton'un Monica'ya sarkması meselesinde,Amerikan kamuoyu ve yargılama süreci,bildiğiniz gibi,olayın Oval Ofisteki peşrev sahnesinin kündeyle sonuçlanıp sonuçlanmadığına,evli bir başkanın gönül duygusunun sapma şiddetine falan odaklanmamıştı..Kamuoyu ve mahkeme,başkanın bu olayla ilgili yalan bir beyanda bulunup bulunmadığına bakıyordu.Amerikan kültürünün bu vechesi,bu bağlamda,evrensel bir değere işaret ediyor.Boku yemiş olabilirsin Amerikalılara göre,yemişsen şayet;yedim lezzetliydi diyeceksin.Veya,yedim size ne? Çevreye rahatsızlık vermişsem özür dilerim,diyeceksin...Bu durumda mesele yok.Çünkü YALAN yok.Ama boku yediğini inkar etmeye kalktın velakin gerçek anlaşıldı mı YALAN'ın affedilmeyecek.Ortada,yalan söyleme durumunun dehşetli alçaklığı o kadar can alıcıdır!...O kadar vehamete mütekabildir,ki *** yemeyle falan kıyası sözkonusu bile degildir,çok muhterem cemaati hazirun..hasılı kelam,demem şu ki,Apo,çeyrek yüzyıla yakın bir zamandır Mahsum Korkmaz'in olayında milyonlarca insanımızı şark kurnazlığı yaparak yanıltmış ve bunda bir beis görmemişse herkesin Apo ile ilgili yaklaşımında şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir.Apo'nun bu cürmü açık delillerle desteklenirse,diger şenaatleri bir tarafa esas onu bitirecek büyük çirkinlik abidesi eylemi budur bence...Bir kadının kocasını aldatması,bir tüccarın tüketicilere hilesi,kalpazanlık,bilmem ne üç kağıtçılığı falan..böyle bir tutumun yanında zemzemle yıkanmış davranış biçimidir.Aponun öykündüğü yakın tarih kahramanlarının da sicili bu manada çok kirli.Ancak onların kişisel tarihinin toplumun burun direklerini kıracak şiddetteki ufuneti,müstekreh kokusu birtakım resmi şallarla örtülmüş ve bu örtüler de süngüyle korunuyor.Bunun için,hala,heykel yapım malzemeleri satan esnafa ekmek parası çıkıyor.Kürt halkının verilmiş sadakası varmış,Nusaybinlilerin dediği gibi hema bi mazilEvdin.."Hz.Öcalanın Menkibeleri" külliyatı evlerdeki kitaplıkları nerdeyse süslüyordu ki,"Memlekete Hoşgeldin" filmi vizyona girdi.Yoksa Apo menkibelerini konu alan nice doktora tezleri bilim literatürüne katkı sağlayacaktı.Yalçın Küçük,ayrıca,Apo hazretlerinin veciz sözlerinin ilham kaynağı benim diye ekran ekran gezip cerbezeli ve cezbeli görüntüleriyle az-çok temaşe zevkimizin içine eder de dururdu ama o kadarı olsundu.Gelelim başka bir meseleye,belki konuyla alakalı değil ama değinmek istediğim yaşanmakta olan bir ikiyüzlülük :Turk medyasının,özellikle Aydın Doğan medyasının ağzı salyalı bir biçimde adına "töre cinayeti" dedikleri olgu.Bu kavramla zımnen Kürt Halkının gelenek ve göreneğinin istihfaf edildiğini bir tarafa bıraksak bile,bizim Kürt cenahından bazı kesimlerin bu konuda kendilerine durumdan vazife çıkarmalarını korkunç bir ikiyüzlülük olarak görüyorum.Apo tarikatının izdüşümü bazı sivil toplum kuruluşlarında yer alan bir takım Xatun u Xanıman,bu tür olaylar zuhur eder etmez ellerinde pankartlarla "bedenimiz bizimdir","namus bilmem ne değil"..gibi tuhaf yazılar içeren dövizlerle sokaklara koşmaları midemi bulandırıyor şahsen.Evet,ailesinin-akrabalarının başını öne eğdiren bir fiil işlese bile genç bir kızın ya da kadınının infaz edilmesi elbette onaylanacak bir durum değildir,hepimizin de bunu şiddetle reddetmesi gerekiyor.Velev ki,iş Edirneli-Manisalı birinin karısının kızının kötü davranış hallerini cezalandırmaya kalktığında kıskançlık intikamı diye verilip,Mardinli-Urfalı bir vatandaş aynı tepki biçiminde bulunduğunda vahşi töre savaşçısı diye lanse edilse bile.Benim anlayamadığım,bu ekolojist ve de feminist rol çalımlı bayanların "töre cinayeti" aleyhtarlığında mücahideliği kimseye bırakmazken,artık hikaye ve romanlara konu olmaya başlamış olan dağdaki gencecik Berfinler'in mezalimine karşı üç maymun rolünü oynamalarıdır.Berfinler,özgürleştirme aşkıyla yamaçlarına vurdukları Kürt Dağlarının tenha köşelerinde;"erkeklerle duygusal (haremlik-selamlık)çizgisini ihlalden,yoz ilişki kanununa göre infazına" yaftasıyla trajedi tarihinde yeni sayfalara konu olmaya devam ederken ve böylelikle nicedir iç infaz istatistiğini zenginleştirmektelerken,bu bayanlarda niye tıss yok? Evet ses verin,sayın ekolojist ve de tüm zamanların en büyük keşfi hatta erge dönencesi icadından da daha bilimsel konfedalizm teorisi meftunu bayanlar!ses verin;aşka dair ufak bir dörlüğü hatıra defterine işleyen Berfin/lerin davranışı yoz ilişki de,baba ocağında aile onurunu ayağa düşürme pahasına Gülçin/lerin tatlı macera arayışı hoş ilişki mi oluyor ki birini sahiplenip öbürünü görmüyorsunuz.
Ali .. 16 Aug, 2008 09:00:31
avatar
Sayin Dagdelenin soyledikleri dogru degildir.PKK de komplo teorileri coktur.Birilerini bertaraf etmek icin "Ajan,isbirlikci veya kucuk burjuva" demek yeterlidir.Egit'in sehadeti de boyledir.Oyle dedikleri gibi cete-mete isi degildir.Olay mahaline yakin, bolgede bulunan biri olarak bu tip dedi-kodulara inanmiyorum.Egit'in grubu dusman pususuna dusmus aldigi kursun darbesiyle yasamini yitirmisti.Eger illahi bazilari hedef gosterilecekse orayi bilmiyorum.
gbedran .. 16 Aug, 2008 09:53:10
avatar
size bir şey aktarayım.ARGK deki yıllarımda botan eyalet komutanlığı ve genel kurmay korumasıydım(m.karayıllan)bir akşam cıhazda eski bir deponun patladığı ve eski arkadaşların lojistiği oldugu söylendi gurup komutanı;mıntıkanın yeri bizi hemen harekette geçirdi ve vardığımızda cephane ve kitaplık olduğu söylendi.o evrakları alıp incelemeye koyulduk içinde üç ajanda vardı biri kırmızı kaplıydı ve süryeli bir arkadaşın ellindeydi bir ara yalnış okumadığına emin olmak için bana uzatı pek okunaklı bir yazı değildi.içerik günlük tarzındaydı ve siyasi değerlendirmelerdi kapağa baktığımda şok yaşadım ellimde tutuğum idolumuz ve savaş kahramanımız mahsun KORKMAZ ın gönlüğüydü o heycanla CEMALA haber verdik.ondan sonrasımı bir daha göremedik.cemal incelerken iki gün sonra akademiden emirle iki gerilla siyasi komser olduklarını söyleyerek belgeler için geldiklerini söyleyip el koydullar.ve çok sonraları o gönlük yayımlandı ama saatlerce inceleyen ben gerçek belgeleri göremedim ve içimde hep kaldı neler yazılıydı diye.hele o dünemde lübnandan kampa gelen ve ordaki yapıyı eleştiren iki kişinin daha sonra na yaptıklarını merekedip durdum.hele mahsum korkmazın sözüm ona apo ya başkanımız deme lafına hiç bir yerde rastlamadım(yayınlanan gönlüklerde eklemişler)
Ali Amedi .. 17 Aug, 2008 01:12:22
avatar
Ben Pkk'nin dışında ve karşısında biri olduğum halde Mahsum Korkmazın Apo tarafından öldürüldüğünü ve ölüsünün üzerine propaganda yaptığını en az 15 yıldan beridir duymuştum ve inanmıştım. Pkk'nın bu takdiği çok eskiden beri vardır ve biliniyor. Ama hayret ediyorum o zaman örgütün içinde olanlar nasıl bunları fark edemiyor. Bir değil onlarca ve belki de yüzlerce benzer olay vardır. Apo'daki kişilik bozukluklarını neden farkedemiyorlar. Efendim çok bilgili, çok siyasetli, çok okumuş veya saatlerce çok konuşmasını iyi beceriyor olabilir. Zaten bizim Kürtlerde; biri böyle anlamlı anlamsız çok konuşabildi mi onu yere göğe sığdıramazlar. Hele öyle biraz da entel cinsinden konuştu mu dünyanın bir numarası olur. İnsanda hiç mi akıl mantık yok. Biz Kürtler çok serhışkız. Bir şeye inandık mı tam inanırız hiç sorgulamadan. Olamaz deriz ve iş biter sanki.
adem .. 17 Aug, 2008 04:24:29
avatar
merhaba,
evet,sayın Ali Amedi arkadaşın dediği gibi aslında çoğumuz yıllardır bu meseleyi fısıltı gazetesi yoluyla duymuştuk.ancak kimimiz parti (pkk)korkusundan,kimimiz aleyhte bir propagandadır asılsız olabilir düşüncesiyle fazla önemsemedik.Bugün bakıyoruz ki "er geç ortaya çıkmak gibi fena bir huya sahip olan gerçekler" yüzünü göstermeye başlamış.bir hareketin,hele böyle kapsamlı silahlı mücadele veren bir hareketin önemli bir unsuru (öncü komutan bir gerilla) vuruluyor,ama hayatının her karesi bilinen ve ölümünden sonra kahraman ilan edilen bu kişinin yere nasıl düştüğü muamma olarak kalıyor...sizce burada tuhaf bir durum yok mu?ben burada kafama takılan bir soruyu gündeme getirmek istiyorum;yıllar önce de şemdin sakık partiden kopup bazi itiraflarda bulununca ve Agit olayıyla ilgili ilk ciddi ithamlar gündeme gelince entresan bir şey oldu,çok net hatırlıyorum:hurriyet gazetesi emekli bir astsubayı manşete çekmiş ve o astsubay mahsum korkmazı kendisinin pusuya düşürüp öldürdüğünü anlatmaya başlamıştı...haber manşetten verilmişti,nerden icap etmiş idiyse?..isteyen o günkü nüshaya rahat ulaşabilir.şimdi bulmaca meraklısı olanlar ne dmek istediğimi biraz düşünsünler...pkk kantarının şirazesi bozuldu,çözülmeler hız kesmiyor,ayrılanların verdiği vermeye devam ettiği bilgiler gazete sayfaları internet sayfaları ve yakın akrabalara gönderilen mektupları süsledikçe bizim ağzımız iki karış açılmıyor sadece,dehşetten kafayı yiyecek hale geliyoruz.dağda gencecik kız evladı olan ailelerin moda deyimle vücut kimyaları pek te düzgün değil uzun süredir.hiç birimiz ayda-merihte yaşamıyor her birimiz Kürt mahallesi sakiniyiz,ve dilden dile dolaşan söylentileri dinliyoruz.bakın bugünkü türk basınında yine önemli bir haber var.pkk'da doktorluk yapan S.S.kaçmış t.c.ye sığınmış,itirafı şu:"Örgütte bulunduğum süre içinde infazlara tanık oldum. Nasır kod adlı Faruk Bozkurt örgütü eleştirdiği için Murat Karayılan’ın talimatı ile kurşuna dizildi. Ama örgütten kaçarken vurulduğu biçiminde yansıtıldı. Gulan kod adlı Filiz Yerlikaya da yönetim çizgisine uzak olduğu gerekçesiyle PJA sorumlusu Gülizar Tural’ın talimatıyla öldürüldü. Suriye’li Faruk Küçükgüney de kamptaki cezaevinde öldürüldü ve intihar ettiği öne sürüldü. Daha sonra Engin Sincar, Suriye’li bir kadın örgüt üyesince öldürüldü. Harun Sermeze ise örgüt aleyhinde kitap yazacağı öğrenildiği için Duran Kalkan’ın talimatıyla öldürüldü."buyrun gözüm seyreyle...iddia var,isimler var,olayların ayrıntıları var.biz t.c.ordusuna sövüp sayıyoruz ama kaza geçiren bir eri bile bazı komutanların ailesine gidip bize verdiğiniz emaneti aynen iade edemediğimiz için özür dileriz demelrine şahit oluyoruz kimi zaman.Kürt Halkının bu faşist yapıya emanet ettiği evlatları bu kadar mı sahipsiz,kimsesiz olacaktı?PKK ile Kürt halkı arasında çocuklarının tepe tepe kullanılması sözleşmesi var da biz mi duymadık.bu ne korkunç bir haldir öyle?bu gaddar mantık bağımsız bir kürdistan hedefine varmış olsa kürdistan kellelerden inşa edilmiş kuleler ülkesi mi olacaktı?kendi içinde adaleti tesis etmemiş ,adil bir yargılama mekanızması oluşturmamış bir yapı (yani pkk),bu zılgıt ve dipçiki 80-90 yıldır kendisine katık olarak reva görülen mazlum bir halka ne vadedebilir?
sayın Şükrü Gülmüş,ben şahsen tekrar bu faşist yapıyı teşhiri kendine tarihi bir misyon olarak görüp pervasızca ortaya çıktığın için sana teşekkür ediyorum ve emin bir şekilde diyorum ki bu çıkışın binlerce masum insanın ölümünü engellemek demektir bu çıkışın.Dağların arkasından sinsi sinsi yaklaşan büyük tehlikeyi gong a sert vuruş yaparak köy-şehir halkını uyardığın için sağol Xoce.Ne demişti Said-i Kürdi faşist CHP için,"ben bu CHP'nin belini kırdım,gıcırtısını duydum artık onlar toparlanamaz" demişti.Tarih tekerrür ediyor,Kürt CHP sinin de beli kırıldı gıcırtısı duyuluyor.heder edilen binlerce gencimize karşı trt kürtçe kanalı yeter diyenleer birşey demiyorum,evet ben hiç bir şey demiyorum çetolar...ama buna değer diyen varsa,onlara tavsiyem günde 3 vakit o kanalın,muhtemelen diyarbakır mardin yolu üzerindeki binasına dönüp kıble niyetine tazimde bulunsunlar.isteyen grup halinde etrafında gulu gulu dansı yapıp apo hate hilvanı'yı çığırtarak tepinsin....
selam ile
edenburg .. 19 Oct, 2008 01:13:26
avatar
bu saatten sonra yapılması gereken onurlu birtek davranış kalmıştır.silahı ile beraber ırak kürt halkına katılmak ve 1961 den beri ayağında çarığıyla dağlarda saddamın tank ve topuna kafa tutan molla mustafanın onurunu iade etmek en erdemli davranış olacaktıruğruna savaştığı kürdistan dağlarını gasp edip bize saddam verdi diyen pkk naın yapması gereken en doğru karar olacaktır bunun binlerce sebebi vardır onların tabiriyle eve dönüş yoktur yada evin içi hazır değil görüşlerini belirten işbirlikçi kadronun son aktütün olaylarını hangi aşamada olduğunu ve hangi tarihlere deng getirildiği manidardır.peki vatandaş soruyor öğlen saat bir gibi başlayıp ertesi gün saat oniki gibi biten bu şaibe dolu tezzat mı çelişkimi dersiniz bilmem ama devletin tankı topu silahı desteği neredeydi bunu sorgularken devlet yanlısı düşünmüyorum kesinlikle birbirinden geçinen eli kanlı katil beylerden kastım kandilli levazım astsubaylarına sitemim.peki bunu farkedemiyen onurlu gerillam nerede veya nerede duruyor peki biz bu olayların neresinde duruyoruz veya stratejimiz ne olmalı?
zinedarak .. 05 Nov, 2008 09:21:35
avatar
90 yıllarda bir meslektaşım olayın tesadüf sonucu birliğinden uzaklaşan bir asker tarafından gerçekleştiğini söyledi. meslektaşım o dönem anadolu ajansında d.bakır bürosunda çalışıyordu.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin