Anasayfa | Türkçe | Metin Timoçin : Espiri karışımı üç eleştiri, üç öneri

Metin Timoçin : Espiri karışımı üç eleştiri, üç öneri

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image 'Beni yıkmayan her şey güçlendirir'

Bu durumda Nasname gelecekken, Öcalan geçmişin tozlu izleridir. Nasname akıl, ilim iken, Öcalan sistemi hürafe ve akılsızlıktır. Nasname Kürdistan’ın renkli gül bahçesi iken, Öcalan sistemi viranedir...

 

tmetin07@ğmail.com


Sevgili Şükrü Hoca ile konuşuyoruz. Bana Nasname'de asıl yazmama nedenini soruyor. Bu zor bir soru. Doğru söylemesen benim ruhum inciniyor, yumuşatarak söylesem Şükrü Hoca gibi bir çınara haksızlık oluyor.
Şunu söyledim:
Nasname’nin üç problemi var.
Birincisi Nasname iki ileri bir geri gidiyor. Bazen çok önemli fikirlerle öne çıkıp insanlara yol gösterici bir ışık olurken, bazende gereksiz kişisel polemiklere girerek gündemi "şen bunu söyledin, ben bunu söyledim" gibi kısır döngüye dönüştürüyor. Buda çiçekler bahçesi olan Nasname’yi hıç hak etmediği saldırıların hedefi haline getiriyor.

İkinci önerim, dahası eleştirim ise Nasname'nin Öcalan faktörünü fazla öne çıkarması. Bana göre Nasname Öcalan tarikatının muhalifi değildir. Muhaliflik aynı sistemde çalışan, sadece hedefe ulaşmada farklı perspektifleri olan durumlarda olur. Bu durumda Öcalan ile Nasname'nin aynı hedefi olduğunu sanmıyorum.
 
Yani Nasname barışı savunan, insan haklarına saygılı olan, insan hatyatını önemsiyen, insanların dini inaçlarını kendilerine bırakan ve eleştiri konusu yapmayan, Kürdlerin haklarının mutlak barışçıl savunucusu olan, bu haklar için, derdini bıkmadan usanmadan başkalarına anlatan bir fikir ortamı iken, Öcalan sistemi bunların tamamen tersidir.
 
Bu durumda Nasname gelecekken, Öcalan geçmişin tozlu izleridir.
Nasname akıl, ilim iken, Öcalan sistemi hürafe ve akılsızlıktır.
Nasname Kürdistan’ın renkli gül bahçesi iken, Öcalan sistemi viranedir...
 
Giderek Öcalan siteminin aşılması gerekir. Bundan böyle, bu zat için söylenen her söz bir reklam anlamına gelir. Zatın son kullanma tarihi bitmek üzere. Bu tarih bitinceye kadar da, Nasaname kendisini de yırtsa, zatın korku duvarlarından bir tuğla indiremez. Ama korku duvarlarından daha ihtişamlı saraylar kura bilir. Kürdistan’ın rengarenk çiçeklerinin açtığı, billur sularının fışkırdığı saraylar. İşte bu saraylardır ki, zatın korku saraylarını gölgede bırakarak, umutsuzların yol bulmaları ve kendileri olmaları için zenit olurlar.
 
Yani "bizim bir PKK'miz vardı" söylemi havada kalan bir söylemdir. Bizim PKKmiz vardı demek şudur: Zat bir süre iyiydi, sonrada kötü oldu. Oysa zatın yönettiği bu örgüt sürekli cinayetler işledi, ta ilk hayata gözlerini açtığından beri. Öncü kadroları da, cezaevinde direnelerde dahil (istisnalar kaideyi bozmaz), insan öldürmekten çekinmediler.

Oysa Kürdlerin davasının insan öldürmekle bir ilgisi yoktur. Kürdlerin davasının insanı haklarını isteme istekleri vardır: Dillerini konuşmaları, okullarına gitmeleri, doğal kaynaklarını kullanmaları gibi. Bu istekler dünyanın her yerinde her koşulda savunulacak isteklerdir. Bu istekler karşısında ısrarcı olmak gerekir. Bu ısrar insanlarda saygı uyandırır.
 
İşte çizgide bahsedilecekse, bu olmalı Nasname'nin çizgisi.
 
İslam aleminin ilk şiddeti red eden filozofu Said-i Nursinin fikirlerini öne çıkarmaktır Nasname’nin çizgisi. İllada fikirlerini kabul etmek zorunda değiliz saygı duymamız için.
 
Kürd bir annanın çoçuğunu sabah okula gönderirken Kürdce "güle güle" demesinin haberi olmalıdır bu çizgi...
Xale Musa'nın tarlasını sürerken hayal ettiğı ürünler olmalıdır bu çizgi...
 
Yani demek istediğim... Öcalan dünün olayıdi. Gelecek ise Kürd toprağında hergün binbir çeşit ile yeniden yeniden kendini yaratan hayattır... İşte bu hayatın odağı durumunda olmalı Nasname çizgisi...
 
Üçüncü eleştirim ise sözde hassasiyetlerden dolayı eleştirel bakış açısının daraltılmasıdır... Bu acı tarılşılmaya başlanırsa nerede durulacağı belli olmaz. Zaten birileri için hassas olan bir şey diğeri için hassas değildir. Hakaret üslubu olmadığı sürece böyle bir hassiyetin bize zerarı olur.
 
Niye böyle diyorum? Mesela Güney Kürd liderler eleştirilmiyor. Nedeni ise hassas bir dönem meselesi... Oysa bu tamamen yanlış bir tutumdur. Kürd liderlere dik durun, Kerkük'den taviz vermeyin demek neden zararlı olsun. Ama bu denilmedi... Nihayetinde Kerkük elden gitti. Bundan sonra eleştirmenin anlamı dostlar alışverişten görsünlerdir... Benim onlara söyliyeceğim şey "geçti Bor'un pazarı, sür eşşeğin Niğde'ye" dir.
 

İşte olay budur. Eğer sen eski bir PKKli olarak karşıma çıkıp eski PKK ni kutsuyorsan benim seninle işim olmaz. Eli kana bulanan bir yapının başıda aynıydı, sonuda...
 
Bugün aynen Hizbullah'a söylendiği gibi, şiddetten uşaklaşın... Gidip diz çökün Allahtan af dileyin... Yoksa benim katılım senin katilinden daha iyidir demenin de anlamı yoktur...
 
İşte Sevgili Hocam ile bunları konuştum...
 
Belki sürcü lisan ettik ama, af ola...

1 Ağustos 08
 

Yorumlar (3 gönderildi):

pasori .. 02 Aug, 2008 03:08:33
avatar
İki kirli örgütün kanlı geçmişlerini redederek sonuna kadar eleştiriye açık, sonuna kadar şiddete uzak, yalnızca ve yalnızca fikirlerin çakıştığı,insanları etkilemenin tek medeni yolunun ikna olduğu bir site olması dileği ile bu yazının altına imzamı atıyorum.
Halim KAR .. 04 Aug, 2008 08:18:34
avatar
Merhaba Metin TİMOÇİN kardeşim,merhaba.

(özür ve düzeltme)

Ben bu yazıma şöyle başlayacağım; bu,benim,sizin ilk yazınızı okuyuşum.Ve üzüldüm yazınızı okuyunca,‘neden‘ dedim kendi kendime ‘neden ben bu güzel insanı şimdiye kadar hiç fark etmedim,neden ?‘ ve üzüldüm.Bu yüzden sizdende özür dilerim öncelikle.

Yazınıza geliyorum; şahsen ben,sizin yaptığınız bu anlamlı ve yerinde tespitleriniz deki ‘çıkışı‘, Süleyman Akkoyun kardeşimizden beklerdim ama olmadı.

Sınıra vurmuşsun ? Sınırsız vurmuşsun ! Teşekkürler.


Şükrü xoca,çemberi fazla bükmüş ve daire haline getirmiş,sonra da geldiği yere, yeniden dönmüştü. Ama,bunun böyle olacağı zaten belliydi. Çünkü; Şükrü Xoca, olayları anlatırken (epey faydalandık elbette o’n dan bunu inkar etmeyeceğim) bireyler üzerinde durdu hep, ve bunun ‘siyasi‘ yansımalarını hiç ama hiç ele almadı.

Öyle ya ? Madem böyle (Xoca’nın anlattığı gibi ise) siyasal dönüşümler, zig-zaglar.. hayata uygulanan neydi ?.. Çünkü ortada,bu siyasetin yaşama uygulanan bir şekli vardı ve bunlar ne gibi sonuçlara yol açıyordu ? Tahribat-mı ? Kazanım-mı ? vardı.

Bu sorulara bugüne kadar Şükrü Xoca değinmediği gibi;anlatımlarını giderek ‘magazinleştirdi‘ ,PKK tarihini ‘kişilerle‘ açıklamaya çalıştı ve tekrar gerisin geri gitmek zorunda kaldı. Eğer,‘siyasal‘ bir hesaplaşmayla ortak bir şekilde kendi tarihini ele alıp mahkum etmiş olsaydı ? Bu durumlara düşmezdi.

Şimdi Şükrü Xoca ? sadece ‘Apo karşıtıdır‘ (?) ama PKK’nin yaptıklarına taraftardır,iknadır.
Hiç yakışmadı Xoca’ya ama gelinen mihval ?Budur.



HALBU Kİ ÇOK CİDDİ DEĞİŞİM DEĞİL, BAŞKA YERLERE DÖNÜŞÜMLER OLDU



PKK hiç değişmedi ama hiç.Size katılıyorum. Ama,çizgide farklı yerlere kayış oldu. Kısa notlar vererek hatırlatmak isitiyorum;

a)1977-1980 Dönemi; PKK bu dönemde hedefe ‚Kürt ve Türk solunu koydu ve silahlı faaliyetlerini bunlar üzerinde yoğunlaştırdı.(KUK,Kawa,Tekoşin,HK.HB.HY.Partizan..)

b) 1980 Cuntası gelene kadar PKK (yada eski ismiyle ‘Apocular‘ veya UKO) T.C’nin askeri ve sivil kurumlarına karşı tek kurşun sıkmadı. (birinci dönem bu) Ama, hemen hemen bütün sol , örgütlerden,sempatizan ve kadro vurdu. Çatışmaları ‘Sol‘ içinde yaydı. Vede herkes biribirinden korkar hale geldi.Yine o dönem bütün Kürt ve Türk ‘sol‘ örgütleri bu yüzden PKK’yı karşı-devrimci bir yapı olarak değerlendiriyor ve ‘şaibeli‘ diyorlardı..(hikaye uzun)



PKK’nin ÇİZGİ DEĞİŞİMİNDE ‘İKİNCİ‘ DÖNEMİ



Bu dönem A.Öcalan’ın Suriye’ye çıkışıyla başlar.(Kendi anlatımıyla temmuz 1979) ve Cunta sonrası; Suriye ile çok yakın ilişkiler vede 1984 ‚Eruh-Şemdinli çıkışı. Suriye de iken A.Öcalan’ın sarfetmiş olduğu şu sözler pek manidardır; ‘bu savaşı bitireni,bitirirler !‘ demişti.

Yani T.C’ye karşı silahlı savaşımı isteyen bizzat Suriye’dir demek istemişti. İran’ın ise gerek parasal,gerek silahsal yardım ettiğini bizzat Şemdin SAKIK ‘Apo‘ adlı kitabında belirtmişti. Keza bu ilişkileri Selim (Çürükkaya) ‘Apo’nun Ayateleri‘ ,keza,Hasan YILDIZ,‘Muhatapsız Savaş, Muhatapsız Barış‘ adlı kitapalarında işlemişti.


PKK’nin ‘ÜÇÜNCÜ‘ ÇİZGİ DEĞİŞİMİ



A.Öcalan’ın ‚‘yakalanması‘ ve Suriye ile arasının açıldığı,T.C ile ‘anlaşmaya‘ vardığı dönem (Ki A.Öcalan,T.C ile bağlarının hiç kopmadığını zaten kendi defalarca söyledi) Bu dönem T.C ile uzlaşma dönemi olarak anılabilir.


PKK’de ‘DÖRDÜNCÜ‘ ÇİZGİ DEĞİŞİMİ



2003‘ te ABD tarafından Irak’ın işgali ve 2004’te PJAK’ın kurulduğu dönem. Bu zamana kadar PKK İran’la ilişkilerini hep sıcak tutmuştu ve 2004 yılında ‘aniden‘ İRAN-Kürtlerini keşfedecek vede İran’a karşı silahlı savaşıma başlayacaktı ama başka bir isimle. Enteresandır ? Irak’ın işgalinden sonra ABD’de İran’ı tehdit gördüğünü söyleyecekti. Evet, aynı tarihlerde. Ve yine; ABD’nin PKK’ye silah verdiğini açıklmasına rağmen ? PKK ‘Başkanlık Konseyi‘ bunu hiçbir zaman ‘tekzip‘ etmemişti…



UZATMAYALIM


Şükrü Xoca,aslında kişileri,yoldaşlarını anlatırken bu siyasal değişimlere girip, hayata neler uygulandı, ? bunlarla bütünleştir seydi ? Şu adı var kendi yok; ‚Kürt Halkının çıkarlarına SIRA ne zaman gelecek ?‘ diye, kendisiyle yapmaya çalıştığı hesaplaşmayı gerçek yerine oturtabilecekti. Xoca, ne yazık ki bunları yapmadı.

Her şeye rağmen xoca, bizim bilmediğimiz bir-çok konuda bilgilendirdi. Ama şimdi dönüyor yine başladığı yere. Yinede biz o güzel kardeşimizi unutmayacağız ve güle güle xoca güle güle diyeceğiz….


SON VERİRKEN


Sizi artık hep okuyacağım Metin kardeşim. Ve bileceğim ki; kendi beyniyle, kendi, yüreği ile konuşan,sözü ve yüreği aynı olan adam gibi bir adam var. Sevincim,sizi daha erken tanıyamama nın burukluğunu taşıyor.
Candan selam ve saygılarımla
Bir dostunuz daha var artık:

Halim KAR
4 Ağustos 08
.. 05 Aug, 2008 04:28:31
avatar
Sevgili TİMOÇİN.
Üçüncü eleştirinizin ''kayda değer'' ön varsayımını önemsediğimi hemen söylemeliyim.Dünyada ''hiç bir kürt yoktur ki''Kerkük'ü önemsemesin.Kerkük önemlidir.Bu öylesine aşikar bir konudur ki,derin reel politik analizlere,ince ve içe işleyen,işe yarar,hasas konjoktörel değerlendirmelere ve siyaset biliminin temel ilkeleri manasında en yol gösterici deniz fenerlerine ihtiyac duymazsınız.açık apaçık bir konu.Kerkük. Sayın Barzani bunu idrak edemiyor mu.? Sayın Talabani bunu arzulamıyor mu.? ya da başka bir değişle,onların,orada göremediği ama sizin buradan sezdiğiniz o değişim dinamikleri,o kazanma potansiyeli,o tek başına belirleyicilik ve muktedir egemenlik nerede.?Talabani ve Barzaninin siyaseti okuma basiretsizliği tüm kürdistanı esir mi almış.Kerkük'ü kürt topraklarına hemen bugün katmanın bir yolu vardı da,onlar mı bilmiyor.?

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin