Onların Latife’si varsa bizim de Kesire’miz var
Bizce esas olan Kesire Öcalan; gerek eski eşi, lideri ve hala büyük bir sadakatla bağlılığını koruyan yoldaşına ve arkasındaki güçlere mesaj yollamıştır. Mesaj alınmış ve yerli yerini bulmuştur.Gerekleri elbette yapılacaktır. Çünkü tanıdığımız Kesire böyle ufak tefek pravaksiyonlara gelmeyecek kadar akıllıdır.
Onların Latife’si varsa bizim de Kesire’miz varBenzerler ve benzeyenlerin taklitleri var. Bir de taklitin taklidini düşünün acayip bir mazara çıkar ortaya. Bir benzetme yapılmıştı. Mustafa Kemal ve Abdullah Öcalan. Letife HANIM ile KESİRE ÖCALAN...İki kadın ve iki koca lider!..
Liderini biri hiç kendini anlatmadı. Birileri onu anlattı ve anlatma gereği duydu. Öldükten sonra da ona çok ahım şahım bir ANITKABİR yaptılar. Yaşadığından çok daha çok bir ihtişamla allayıp pulladılar. Biri diğeri ise; durmadan dinlenmeden kendini anlattı. Çünkü ondan çok daha ağır bir aşağılık kompleksi vardı.Bu adamlar sıradan birisi değildi.
İki koca liderdi. Ve bu iki KOCA LİDERİİN KARILARI vardı.
Mustafa Kemal’in Latif’i..
Öcalan’ın Kesire’si...Bir ansiklopedik bir bilgilerle de olsa Latife Hanımı’ aktaralım:
‘Latife HANİM (UŞAKLIGİL), denir.
M. Kemal Paşa’nın (Atatürk)’ün eşi (İzmir 1989-İstanbul 1975)Uşakizade Muammer Bey’in kızı, İzmir Lisesini bitirdi. Paris (1919) ve Londra (1920) birer yıl kalıp öğrenim gördükten sonra yurda döndü. (1921)
Türk Ordusunun İzmir’e girişinin ikinci günü (10 Eylül 1922) kente gelen M. Kemal’i bir kaç gün sonra Göztepe’deki konaklarında davet etti. Annesi Zübeyde Hanımı’ın ölümünden sonra Latife Hanımla evlendi. (29 Ocak 1923). Ancak anlaşmama nedeniyle iki yıl sonra boşandı. (5 Ağustos 1925) İzmir’e babasının evine dönen Latife Hanım daha sonra İzmir’den ayrılarak İstanbul’a yerleşti.
(Büyük Larosse, sy. 7379’Peki ama Latife hanımı bu kadarlık da olsa tanıyoruz. Kesire Hanımı nasıl tanıyacağız?. Kesire Öcalan ismi hakkında; Kuzey Kürd siyaset ikilminde yaşayan her insan haberdardır.
Son günlerde basına yansıdığı şekliyle; 16 yıl sonra –kedisinin de ifade ettiği gibi- sessisliğini bozdu. Burda bir şey dikkatlerden kaçtığının kanısındayım.Acaba;
-Salt Şükrü Gülmüş ve Nasname’sinin Kesire’nin ve Öcalan’ın fotolarını yayınlaması, çok küçük çaptada da olsa –ki gazetecilerin her zaman başvurduğu bir yöntemle- tahritkar bir şekilde yazması...Ardından –Baş mimari A. Haydar Kaytan’ın olduğu Kongra GEL basınının değinmesindan dolayı mı bu sessizliği bozdu?-Yoksa, Kesire zaman ve zemin yoklayıp; bunu vesile ederek bir yerlere mesaj mı yolluyordu? Şöyle ki; bu gerek Öcalan’a ve gerek Öcalan’ında kucağında olduğu derin devlete: ‘Ben hala burdayım. Eski karar ve yolumdayım. Ne PWD, ne Nasnameciler, ne de başkasıylayım. ‘ -Veya üçüncü şık olarak da; madem Kuzey Kürd hareketinde yeni bir dönem açıldı, madem artık herkes kısa ve uzun roklarını yapama zamanı geldi. O zaman ben ne yapabilirimin zemin yoklaması mıdır?Bir kaç şık halinde bu sessizliği bozma için sayılabilir. Ancak bizce birinci ihtimal bir vesile olmuştur. Kuşukusuz bunun çok çok daha ağır olanlarına ‘gık’ bile denmemiş ve hiç bir tepkide bulunulmamıştır. Ancak bu iyi bir olanak yakalamaya sebep olmuş ve çıkarken de mahsumiyet, insaniyet ve cinsiyet zırhı da ihmal edilmemiştir.Bizce esas olan Kesire Öcalan; gerek eski eşi, lideri ve hala büyük bir sadakatla bağlılığını koruyan yoldaşına ve arkasındaki güçlere mesaj yollamıştır. Mesaj alınmış ve yerli yerini bulmuştur.Gerekleri elbette yapılacaktır. Çünkü tanıdığımız Kesire böyle ufak tefek pravaksiyonlara gelmeyecek kadar akıllıdır.
*Diğer yandan ‘ahdi yemin’ hala geçerliğinini koruyor.
Öcalan bir insanı çok sever, birinden de çok korkar.
Çok sevdiği KESİRE.. Çok korktuğu da Bacanak K...dır.Sevgi ve korku!..Sevgi korku aynı batının ikizi bu olayda. Ama o kadar karmaşık bir olay ki; korku mu sevgiyi doğuranmıdır yoksa sevgi mi korkuyu doğuruyor? Tıpkı ‘yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar’ bulmacası gibi bir şey.Bazen de; iki başlı eşderha. Melek ve şeytan aynı bedenden gıdasını alıyor.
Çözülmesi zor bir denklem hasılı. Çünkü çözmeye kalkışan peşinen yok olayı göze almalıdır.
Korku burda yaşamın ve özel mülkiyetçı egonun bekçisı oluyor. Sevgi yetim ve yatalak bir çocuk.Eğer çok korkulan Bacanak, bazı fedakarlıkları yapmayı göze alabilseydi; durum bu kerteye gelmeden de bir başka açılıma girebilirdi. Ama bunun için de koynuna girdiği melek görünümlü şehvet ve bağımlılık tutkusunu ezmesi gerekirdi. Artık çok geç!.. Ama tarihsel bir tanıklığın hiç bir zaman geçikmesi olamaz. Çünkü bu halkın başına örülen ihanetçi ağın bir ömür kabus olacağı bir gerçek. Çünkü insan herkesden kaçsa da kendinden kaçamaz.Bacanak şu anda durgun ve naçar. Ama Kesire’nin ihtiras hırsı hala bir başka kanala akmadığından günbegün birkiyor. İhtiras ve kadının tutkusuna sınır belirlemek biraz imkansız gibi bir şey.Bakalım Tutsak ve Özgür bacanaklar ve dışardaki serbest baldız ne sinyaller aldı?
Neler yapacak?
Umarız bunun faturası Nasname’ye çıkmaz.
Öyla ya, teşekkür edilmesi gerekenler; tekmeleniyor bu zamanda.
Ama gerek Nasname gerek Şükrü Gülmüş’ün de kendine bunu dert ettiğine pek tanık olmadık.O yengi ve yenilgi ötesi bir savaşın yolcusu.
Hep türküsünü söylüyor.
Bizce böyle değerlerimiz de olamalı.22.Ağustos.04Not: Yayın Editörümüz Şükrü Gülmüş’ün (Behlül Arami) imzalı yazılarından biri.
Gündemimize denk düştüğü için veriyoruz.



Yorumlar (3 gönderildi):
tesekurler
Bu yazıyı iki yıl önce yazmıştım.
Behlül Arami imzasıyla yazdığım için pek dikkat çekmedi.
Bu yakında tümünü açacağım.
Halil Cibran; 'Gerçekler bilinmesi ama ara sıra söylenmesi için vardır' der.
Benim bugüne kadar yazdıklarım; yazmadıklarımın yanında bir fındık kadar.
Peki bu Ali Yıldırım denen adamın başka kızları ve çocukları yok mu?
K: Kasım.....'dır.
Kesire'nin kız kardeşinin kocası.
Eski PKK'lı ve şu anda suskunlar partisi mensubu bile değil.
Açacağız.
Hele siz biraz daha merak edin.
Selam ve selametle
Xoca
Yorum yaz