İddianemeden:Öcalan-Perinçek-Av.D.Erbaş ve Özel Harp Dairesi
Ergenekon iddianemesini irdelemeye devam ediyoruz ,ilgi çekici ilişkiler , iddia ve belgeler gün yüzüne çıkmaya devam ediyor.. Öcalan-Perinçek ve Özel Harp dairesi ilişkilerinin yer aldigi bölümü olduğu gibi sayfamıza aldik...H.A.Nasnamenews
Abdullah ÖCALAN'm Türkiye'ye getirilmesi ve İmralı Cezaevine kapatılmasıyla başlayan süreçte ÖCALAN'm avukatlarıyla Doğu PERİNÇEK arasında teori ve düşünce alışverişinin yapıldığı hususu hem FABRİKATÖR isimli dokümanda hem de 2001 yılında yakalanan Tuncay GÜNEY'in anlatımlarında geçmektedir.
ERGENEKON terör örgütüne yönelik yapılan operasyonel çalışmada yakalanan Mehmet Adnan AKFIRAT isimli şahsın ikametinde yapılan aramada; "İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu PERİNÇEK'e başlıklı PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün sözde GARZAN Eyaleti Karargâh Komutanlığı tarafından gönderildiği belirlenen el yazması dokümanda; DOĞU PERİNÇEK isimli şahsın PKK/KONGRA-GEL örgütünün bir neferi olduğu ve liderin (Abdullah ÖCALAN) ona duyduğu güvenin tam olduğu, Türkçülük hareketinin yok olması çalışmalarında kendisinin örgütten daha fazla çaba sarf ettiği'" şeklinde doküman ele geçirilmiştir.
İşçi Partisinin Ankara Genel Merkezinde ele geçirilen disket içersindeki word sayfalarından birisinde 26 Mayıs 2000 günü Doğu PERİNÇEK tarafından Abdullah ÖCALAN'a hitaben yazılan (8) sayfadan oluşan bir mektup ele geçirilmiştir.
Bu mektubun yapılan incelemesinde; Doğu PERİNÇEK'in Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Avrupa Birliğine girme süreciyle ilgili görüşlerini, Kürt sorunun çözüm önerilerini ile PKK ve HADEP hakkında yapılması gereken hususları anlattığı görülmüştür.
Mektup içersindeki duygu ve ifadelerin net olarak anlaşılabilmesi için mektubun özeti yapılmayıp, mektup içersinde belirli paragraflar aynen belirtilecektir. Söz konusu mektupta;
"Sayın Abdullah ÖCALAN, Avukatlarınız selamlarınızı getirdi ve önümüzdeki süreçle ilgili görüşlerimi sordular. Onlara anlattıklarımı Türkiye'nin bağımsızlık ve birliği için duyduğum sorumluluk gereği aynca size yazmayı yararlı gördüm."
"Türkiye'de demokrasi Kemalist Devrimi tamamlayacak kuvvetlerin eseri olacaktır. Batının büyük devletleri ise bugün demokrasi sürecinin karşısındaki en büyük engeldir. Özellikle ABD ve ikincil olarak Avrupa Birliği Türkiye demokratik devriminin önünü kesen başlıca kuvvetlerdir."
"Türk - Kürt birliğinin örgütsel biçiminin birlikte örgütlenmektir. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk ve Kürdü Anadolu'da bir devlet kurmak için Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinde birlikte örgütlemesi bugün de örnek alınacak çözümdür. ... Batının PKK'yı yasallaştırmakta diretmesinin sebebi Türkiye'yi bölme tehdidini elde bulundurmak içindir."
"Birlikte örgütlenme aynı zamanda Kürt sorununa kardeşlik çözümünü de hızlandıracaktır. Birlikte örgütlenmenin sağladığı güven ortamında Kürt kitlelerinin demokratik talepleri konusundaki kuşkulann dağılması da kolaylaşacaktır. Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre Kürt Sorununa Kardeşlik Çözümü genel çizgileriyle kabul edilmiş ve Milli Güvenlik Kurulu'ndan geçmiştir."
"PKK ve HADEP dağıtılmalıdır. Ayn örgütlenme temelinde kurulan bu örgüler korunduğu sürece bölücülük seçeneği saklı tutulacak ve uygun koşullarda gündeme sokulacaktır. Batı devletleri bu seçeneği elde bulundurmaktan vazgeçmiyorlar."
"Dağıtılan PKK'nın silahlı ve silahsız güçlerini Türkiye'nin birliğine ve kardeşliğine
kazanmak için uygun çözümler üretilmelidir. PKK yönetimi istese bile yönettiği güçlerin
tamamının Türkiye makamlanna teslim olmayacağı ve bu güçler üzerindeki kontrolün
Türkiye düşmanı devletlere ve birlik sürecine zarar veren başıbozuk oluşumlara geçebileceği
dikkate alınmalıdır. Bu nedenle teslim olan ve dağdaıynenler için makul ve gerçekleşebilir
bir çözümün geliştirilebilmesi planlanmalıdır. Size^dlîyurmak istediğim görüşler bunlardır. İyi
dileklerimi ve selamlanmı yollanm." / <>
"Doğu PERİNÇEK - İşçi Partisi Genel Başkanı" yazdığı görülmüştür. Mektubun bittiği yerde ismin alt kısmında aynca "Not: Bu mektubun bir örneği Genel Kurmay Başkanlığının bilgisi sunulmuştur." yazdığı görülmüştür.
Şüphelilerden Hikmet ÇİÇEK'in flash diskinde ve İşçi Partisi Basın Bürosundan elde edilen bilgisiyar hard diski içersinde "Prov mekt Oğuz" isimli word sayfası içersinde (2) ayn şahsın konuşma çözümü olduğu görülmüştür.
Söz konusu Word sayfasının yapılan incelemesinde; Yazı metninin başında "Provakasyon Mektubu" yazdığı, devamında "Avukat" ve "Oğuz" olarak belirtilen iki kişinin konuşma çözümü olduğu, metin içeriğinden "Avukaf'm Abdullah ÖCALAN'm avukatı olduğu, "Oğuz"un Özel Kuvvetler'de görevli birisi olduğu anlaşılmaktadır.
Metnin içersindeki ifadelerin net olarak anlaşılabilmesi için özeti yapılmayıp, belirli paragraflar aynen belirtilecektir. Söz konusu konuşma metninde;
"Dosyanın 1. sayfasında
Oğuz: Böyle bir girişimin neden bir yıl sonra başlatıldığını sorabilirsiniz. Daha önce görüşmeler oldu. Protokollar da imzalandı. 1995-96'da Şam'da, Öcalan'm bilgisinde bir protokol imzalandı. Ben bu girişimde kendim bulundum. Daha sonra 1997'de Brüksel'de görüşme oldu. Çevik Bir'e bağlı, Osman albayla görüştü. Ancak bu girişimlerin başanlı olması mümkün değildi. Çünkü Öcalan Şam'da iken kendini "Kartal" olarak görüyordu. Öcalan'm Şam'da olduğu sırada masaya oturulduğu anda, biz beş sıfır mağlup olarak başlıyorduk. Ancak şimdi durum değişti. Öcalan yakalandı, silahlı mücadeleye son vermeyi kabul etti. Şimdi biz beşiz, siz sıfırsınız. Yani Genelkurmay 5, PKK: 0. Bunu kabul ederek görüşmeye başlayabiliriz.
Avukat: Bu girişimi çok olumlu buluyoruz. Baştan belirteyim. Ben PKK'yi değil Öcalan'ı temsil ediyorum. Öcalan avukatlanna kendi adına her türlü girişimde bulunma yetkisi verdi. Hatta bizi yeni açılımlar yapmadığımız için eleştiriyor. Öcalan, PKK'dir. Önce Öcalan benimser, PKK ona uyar. Açılımlan, Öcalan yapar. Kürt halkı da onu kabul eder. Bugün söylediğinin yarın 180 derece tersini söylese, yine PKK onun arkasından gider. Öcalan'm kabul etmesi sorunu çözer. Biz, Öcalan'm adına ilişkiye geçiyoruz.
Oğuz: Biz, Öcalan'a operasyonu yapan gücüz. Yani Özel Kuvvetler Komutanlığı. Genelkurmay adına bu girişimleri yürütmede görevli olan tek kurum. Bu girişimi, soruna bir çözüm bulunması için başlatıyoruz. Size temel politikalan okuyacağım
Bizim kayıtlanmızda PKK'li olduğunuz görünüyor, beyin önerisiyle böyle bir girişim başlatmak sizi önerdiğinde biz GBT kayıtlanndan sizi inceledik. Orada öyle yazıyoruz. Öcalan'm avukatlannm çoğunun çift hatta üç taraflı çalıştığını biliyoruz. MİT bağlantılılara! Ahmet Zeki Okçuoğlu'ndan ibaret olmadığını biliyoruz. Siz de bilin.
Oğuz: Bana verilen bilgi, Öcalan'm, dışandaki arkadaşlannm böyle bir girişime hazır olduğunu söylediği şeklinde. İmralı'da bir tuğgeneral arkadaşımız var. Öcalan ile sorgu şeklinde olmayan görüşmeler yapıyor. Ve Genel Komutanlık'a rapor veriyor. Ne rapor verildiğini ben konum olarak bilmiyor olabilirim. Bunu isterseniz sorayım. (Sorduktan sonra) Öcalan, dışandaki arkadaşlannm bir girişim başlatmak için hazır olduğunu belirtmiş.
Dosyanın 2. sayfasında
Oğuz: Evet biz rica ettik, mektubu yazdı. Mektup şimdi Genelkurmay Karargâhı'nda. Öcalan'a verildikten sonra bey tarafından elden götürülüp Genelkurmay Başkanı Kıvnkoğlu'na bizzat verilecek. Genelkurmay Başkanı ile Öcalan'm yakalanmasından sonra görüştüler.
Oğuz: MİT'le temasa geçmişsiniz. Ciddi bir sonuç almanız mümkün değil. Özgürel'i ciddiye almanız, devleti tanımadığınızı ggşteffyör.
Avukat: Biz sorunun esas çözüm yerinin Genelkurmay olduğunu biliyoruz. Öcalan da bize, sorgusu sırasında çok birikimli, donanımlı subaylarla tanıştığını söyledi. Yurtseverliklerine, bilgi birikimlerine hayran kaldığını ve bunu ifade ettiğini söyledi. Böyle bir güce karşı savaştığı için pişman olduğunu da belirtmiş. Hatta, eğer asılacaksam 'Beni siz asm, sizin elinizle asılmak benim için şereftir' demiş.
Öcalan, Kuzey Irak'tan gelen Banş Grubu'nun geçişi için bizim Genelkurmay ile doğrudan temasa geçmemezi istedi. Hiç öyle ilişki filan aramayın dedi. Gelmelerine Barzani izin vermiyordu. Genelkurmay'm Türkiye'ye girmelerine izin vermesini istiyorduk. Sonunda bir helikopter yollandı. Alındılar. Bir tuğgeneral gelen heyetle bir saate yakın bir sohbet yaptı. Öcalan, tuğgeneralin söylediklerine aynen katıldığını söyledi. Kardeşin kardeşe kırdınlmasım istemediklerini söylemiş. Öcalan bu görüşe çok değer veriyor. Silahlı sürecin bitirilmesi için Genelkurmay'la açıktan ilişkiye geçilmesini istiyor.
Oğuz: Açıktan ilişki olmaz. Bu ilişkiyi kabul etmeye kamuoyu henüz hazır değil. Bu girişimi yayarsanız. Bir sonuç alınmadığı gibi, banşıçı yollan da tıkamış olursunuz. Siz her şeyi propoganda için kullanıyorsunuz. Banş Grubu'nu da öyle yaptınız. Yok bin kişi gelecek filan dendi.
Dosyanın 3. sayfasında
Semdin Sakık'la da ilişkimiz vardı. Çok iyiydi. Yeşil kanalıyla silah alış verişi yapanlar da vardı. Öcalan sıkıştırdığı için Kuzey Irak'a geçip Barzani'ye teslim oldu.
Öcalan yakalanmasaydı, TSK içinde büyük sorun çıkacaktı. Çünkü komutanlardan bir grup, PKK'ye silah sattı, uyuşturucu trafiğini birlikte yürüttü. Siz belki bilmiyorsunuz ama, Barzani ve Talabani'ye verilen 3 bin kaleşnikofun Osman Öcalan'a verileceğini biliyorduk.
Aynca başka bir parti silahın teslimatı için bir ekip Şam'a ve Bekaa'ya gitti. Silopi Tugay Komutanlığı, bu işbirliğini belgeledi. Gece görüş dürbününe vanncaya kadar askeri malzeme satışı yapanlar ortaya çıkanldı.
Abdullah Öcalan bunlan iyi bilir. Size bunlan söylemiyor. Nasıl yakalandığını da anlatmıyor. Öcalan gözlerini açtığında uçakta ona "Memlekete hoş geldin" diyen de pilot Necati idi. Başından beri girdiği ilişkileri biliyoruz. Örgütü kursun diye Öcalan'a 10 milyon lira verildi. Biz bunlan bilerek konuşuyoruz. Ancak Öcalan biz ona siyasilerden elçi gönderdik onlan tartakladı. Cemil Bayık'la birlikte Melik Fırat'ı küfürle, tartaklayarak geri yolladı.
Akın Birdal'm vurulmasının nedeni, insan haklannı, Kürtleri savunması değildir. O, bir kısım askerle MİT'in yürüttüğü silah ve uyuşturucu işinde yer aldı. İş yaptığı ekibe kelek atmaya kalktığı için vuruldu. Cezalandmlması gerekiyordu, yaptığı işin mantığı açısından. Bizim kullandığımız, eski ülkücü çocuklar vurdular. Şimdi cezalannı indirmeye çalışıyoruz. İki taraflı çalışanlar cezalandınlacaklannı baştan kabul etmek zorundadır. Şimdi size bu metni okuyorum, itirazlannız varsa. Söyleyin. Konuşalım. Sonra bu metni size vereceğim. Siz de bir karşı metin hazırlayın. İkinci görüşmemizde bir binbaşı olacak. Orada protokolü hazırlayacağız. Siz bu protokola imza koymaya yetkili misiniz?
Akın Birdal'm vurulmasının nedeni, insan haklannı, Kürtleri savunması değildir. O, bir kısım askerle MİT'in yürüttüğü silah ve uyuşturucu işinde yer aldı.
Avukat: Bizde bu görüşmelerin tek kişi tarafından yapılmasına iyi bakılmaz, kabul edilmez, iki kişi olalım. Ben şimdi bir şey söylemeyeyim. Gelecek olan arkadaş Öcalan'm avukatlanndan Mahmut Şakar'dır. HADEP'in de Genel "Sekreteri'dır aynı zamanda.
/
Oğuz: Biz bu ismi araştıralım. Başka bir yerle bağlantısı olup olmadığını araştıralım. Uygun bulunursa gelsin deriz. Büyük ihtimalle kabul edilir. Çünkü siz referans oluyorsunuz. Haberleşmeyi arkadaşlar üzerinden yapacağız. Biz uygun olup olmadığını bildiririz. Onlar da size iletirler.
Dosyanın 4. sayfasında
Avukat: Genelkurmay Başkanı pişmanlık yasasının kapsamının genişletilmesini istedi. Öcalan bu gelişmeyi çok olumlu bulduğunu açıkladı. Dağdan inen insanların cezaevlerine doldurulmasını istemiyoruz. Pişmanlık yasasının örgüt liderlerini de kapsayacak hale getirilmesini istiyoruz. Cezaevlerinde 10 bine ulaştı sayı. Bunların çıkmasını sağlayacak bir düzenleme yapılmalı.
Oğuz: İçerideki 10 bin kişiyi çıkarırsanız beş bini PKK için çalışmaya devam edecek. Böyle bir şeye izin verilmez. Bir sürü şehit vererek yakalayıp getirdiklerinizi nasıl serbest bırakırsınız. Yine başlayacaklar silahlı saldırıya.
Avukat: 10 bini de mücadeleye devam eder. Ancak silahlı mücadele olmaz. Silahlı mücadele dönemi tamamen kapandı. En az yüz yıl daha silahlı mücadele olmaz. Bu işi en iyi yapan kişi, Öcalan, silahlı mücadele olmaz diyor. Kimse silahlı mücadeleye girmez.
Dosyanın 5. sayfasında
Avukat: Dağdakilerin indirilmesi konusunda ne yapılacak. Öcalan'm Kuzey Irak'taki gerillalar için değişik bir önerisi var. Bunu sorgusunda söylediğinde komutanlar hayretle karşılayıp çok ilgi göstermişler. Her duyanı şaşırtıyor. Öcalan, Kuzey Irak'taki PKK'nin silahlı gücünün orada kalıp TC'nin hizmetine girmesini savunuyor. Bu durum zaten şu anda Genelkurmay'm işine geliyor. Barzani biliyorsunuz, PKK'nin güçleri ile savaş halinde. Genelkurmay bunu kendi lehine değerlendiriyor.
Avukat: Öcalan, Kuzey Irak'taki gücün, ABD'nin Barzani'ye yönelik hesaplarını boşa çıkarmada kullanılmasını öneriyor. Bu gücün feodallerin etkisizleştirilmesi için kullanılabileceğini söylüyor. Demokratik bir Irak yönetimi oluşturulmasında bu gücün rol almasını istiyor.
Oğuz: Ne kadar bir gücün Kuzey Irak'ta silahlı kalmasını istiyorsunuz. Bunu bir rapor halinde bize verin. Bu öneriye sıcak bakabiliriz.
Oğuz: Asimilasyondan kasttetiğim eskisi gibi silahla ezilmesi filan değil. Bunu biz de istemiyoruz. PKK ile mücadele için büyük paralar harcandı. Bunun için Yahudi bankalarından büyük krediler alındı. Bu kredilerin karşılığı olarak GAP bölgesinde araziler ipotek edildi. Asimilasyon ve dejenerasyon için örneğim MHP. Türkeş öldükten sonra bu parti devrini kaptamıştı. Ama bir sürü militanı vardı. Çek-senet tahsilatı yapıyor, Şeriatçıların militanlığını yürütüyordu. Genelkurmay Devlet Bahçeli'yi getirdi. Şimi MHP askerin dediğinin dışına çıkamıyor, tabanı da asimile oluyor. Artık Turancılık yapamaz. Türkçü parti değil artık MHP. Öcalan'm idamını onlar durdurdu. Biz Türkçülüğe de Kürtçülüğe de karşıyız. Bizim bazı arkadaşlarımız hâlâ şoven çizgide. Kürt denilmesini bile istemiyor. Öcalan da İmralı'da böylelerine tanık olmuş olabilir. Oradakilerin çoğu öyle. Ama bizim politikamız farklı. Şimdi sizin Diyarbakır Belediye Başkanı oradaki tabur komutanıyla kavgalı. Çocuk gibi birbirleriyle uğraşıyorlar. Protokol olursa, biz bir binbaşıyı görevlendiririz. Belediye Başkanı'nin yanında olur. Gider bu sorunları çözer. O tabur komutanını da anlamak gerek. İki gön önce dağda savaştığı adamın temsilcisi gibi görüyor belediye başkanını. Bunu hemen değiştirmek mümkün değil. Ama biz olayı biliyoruz, anlıyoruz. Çözeriz.
Avukat: Bu gelişmeyi Öcalan'a bildirelim mi?
Oğuz: Kameraya yakalanmadan uygun bir diplomatik üslupla söyleyin. Bu metni
vermeyin. -•^"•%î-
Avukat: İmralı'ya ÖKK hükmetmiyor mu? Neden kameraya yakalanmayın diyorsunuz?
Oğuz: Kameraya alman görüntüler Genelkurmay Başkanı'na gidinceye kadar en az beş daire başkanının elinden geçiyor. İmralı'da olan bir tek biz değiliz. MİT de var, Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri istihbaratı da var. Bu sürece karşı olanlar da var. Bunu Genelkurmay Başkanı'na karşı kullanmak isteyenler olabilir. Biliyorsunuz Çevik Bir giti ama onun ekibi var.
Avukat: Anlayamadım. Çelişkili geldi. Çevik Bir Genelkurmay 2. Başkanı idi. Siz de Genelkurmay adına ÖKK adına konuşuyoruz diyorsunuz.
Oğuz: Biz sizi protokolden sonra ÖKK'nin 2. Başkanı'na götüreceğiz. Karargâhta görüşeceksiniz. Onunla böyle rahat konuşmazsınız. Özal'dan iyi bir şekilde söz edemezsiniz. Özal'ı indiren güçle konuştuğunuzu unutmayacaksınız. Özal için "Ermeni köpeği", "Kürt eşeği" gibi laflar duyabilirsiniz." Yazdığı görülmüştür.
Hikmet ÇİÇEK'ten elde edilen flash bellekte ve İşçi Partisi Basın Bürosundaki bilgisayarda bulunan "PROTOKOL" isimli word belgesi içersinde; "Protokol Önerisi - 06 Haziran 2000" başlığının bulunduğu, başlık altında da az önce belirtilen Abdullah ÖCALAN'ı avukatı ile Özel Kuvvetlerde çalıştığı öne sürülen Oğuz'un yaptığı konuşma doğrultusunda hazırlanan ve (5) sayfadan oluşan bir protokol olduğu görülmüştür.
Soruşturma kapsamında tanık sıfatıyla bilgisine başvurulan gizli tanık DENİZ isimli şahıs 04.06.2008 tarihli ifadesinde; Kendisinin PKK terör örgütü içerisinde kaldığı uzun yıllarda ERGENEKON Terör Örgütü soruşturması ile ilgili olarak bilgi vermek istediğini ve öncelikle Abdullah ÖCALAN ve onun kurmuş olduğu PKK terör örgütünün bazı devletlerin kendisinin istihbarat görevlileri olarak tanımlayabileceği kişiler ile yapmış olduğu görüşmeler ve ilişkileri hakkında ifade vermek istediğini,
PKK örgütünün 1980 ihtilali öncesi APOCULAR olarak bilindiğini, bu dönemde örgütü yine Abdullah ÖCALAN'm yönettiğini, 1978 yılında örgüt kendini PKK olarak ilan ettiğini, bu dönemde örgütün bölgede diğer gruplar ile çatışma halinde olduğunu ancak devlete karşı henüz bir eylem gerçekleştirmediğini, 1980 yılı ihtilalinin öncesinde ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim ile birlikte örgütün üzerine gidilmeye başlayınca Abdullah ÖCALAN'm Ethem AKÇAN ile birlikte Suriye'nin Şam şehrine gidip buradan da Lübnan ülkesinde bulunan Bekaa Vadisinde bulunan Filistin'in kurtuluşu için mücadele eden örgütlerin bulunduğu kamplara geçtiğini, burada kendisini Kürtlerin temsilcisi ve onların kurtuluşu için mücadele eden temsilcisi olarak tanıtıp bu anlamda faaliyet yürütmek için yer temin edilmesi talebinde bulunduğunu, bu talebinin gerçekleşmesi üzerine Türkiye'de bulunan örgüt mensuplarını yanma çağırarak PKK adına açılan bu kamplara yerleşerek faaliyet sürdürmeye başladığını, o tarihlerde Sovyetler Birliği'nin, Bulgaristan üzerinden Ortadoğu'da silahlı mücadele veren örgütlere para yardımı yaptığını, PKK'nın da Filistin halkının kurtuluşu için mücadele eden silahlı örgütlere gönderilen paradan yardım olarak aldığını,
Abdullah ÖCALAN liderliğindeki PKK örgütünün 1980 ihtilali öncesinde Türkiye'ye terk etmesinin nedeni darbenin olacağından haberdar olması olduğunu, kendisinin örgüte Bekaa vadisinde katıldığını, örgütün ilk yayınlarından Maraş Katliamı üzerine başlıklı broşürde de 12 Eylül Darbesinin olacağı yazıldığını, örgüt ve lideri bu darbeyi önceden haber aldıkları için en etkin önlem olarak yurt dışına gitmeyi kararlaştırdığını,
Abdullah ÖCALAN'm örgütte yapmış olduğu birçok konuşmasında bu durumu şu şekilde açıkladığını; "Bir yanda Pilot diğer yanda Kesire ajanı vardı, günlük olarak beni denetleyerek devlete bilgi veriyorlardı, bende kendilerini kullanıyordum, onlar benden bilgi almaya çalışırken ben onlardan bilgi alıyordum, onlar^ayesinde devlet içindeki gelişmeleri öğreniyordum, darbenin olacağını biraz bunla'rın anlatımlarından biraz da kendi
yoramlanmdan çıkarttım" diye anlattığını, Öcalan'm, Pilot Necati ve Kesire Yıldırım için sürekli MİT ajanı dediğini, MİT ajanı olarak söylediği Kesire YILDIRIM ile evlenmesini de onun kendisi üzerinde denetim kurduğunu düşünmesini sağlayıp örgütü oluşturduğu şeklinde açıkladığını,
1982 yılında İsrail'in Lübnan'ın yaklaşık yansını işgal edip Golan tepelerine kadar gelmesi ve Golan tepelerinin eteğinde bulunan Bekaa Vadisinde faaliyet yürüten Filistin halklannm kurtuluşu için mücadele eden örgütler ile birlikte PKK örgütü mensuplannm İsrail askerlerine karşı savaşlan sonucu gerek PKK gerekse Filistin Halklannm kurtuluşu için mücadele eden örgütler kayıplar verince Filistin halkı için mücadele eden örgütler Beyrut'a, PKK örgütü mensuplannm da Şam'a geldiğini, o tarihte Suriye devlet başkanı Hafız Esad'm bu silahlı güce bir yer arama gereği duyduğunu, bu nedenle şu anda Kuzey Irak'ta bulunan KDP'nin lideri Mesut Barzani'yi Şam'a çağınp PKK örgütü mensuplannm yerleşebilecekleri kamp alanlan, erzak ve silah temini yönünde aralannda anlaştıklannı, bu anlaşma üzerine ilk defa PKK örgütü Kuzey Irak'a geçerek şu andaki kamp alanlanna yerleştiğini, Mesut Barzani'nin bunu kabul etmesinin birkaç nedeni olduğunu, o tarihlerde Barzani'nin tek sorunu olmayan komşu ülke Suriye olduğunu ve yine babası Molla Mustafa Barzani'nin Sovyetler Birliğinde eğitim görmüş ve orduda görev almış birisi olduğunu, Suriye'nin de Sovyetler Birliği etkisinde olan bir ülke olması aynca PKK örgütünü Türkiye ile olan sınıra yerleştirmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin müdahalelerine de engel olmak nedenleriyle bu teklifi kabul ettiğini,
1986-1987 yıllannda Abdullah ÖCALAN'm Bekaa Vadisinde bulunan Helve kampında bulunduğu sırada gazeteci ve siyasi kimliği olan Doğu PERİNÇEK'in röportaj adı altında geldiğini, ilgisi çeken ilk olayın Doğu PERİNÇEK'in Abdullah ÖCALAN tarafından bizzat karşılanması ve askeri tören yapılması olduğunu, Doğu PERİNÇEK'e kampta bir oda tahsis edildiğini, Doğu PERİNÇEK'in kampta 10 gün kadar kaldığını, Abdullah ÖCALAN hiçbir misafiri ile bir defadan fazla birlikte yemek yemediği halde Doğu PERİNÇEK ile kaldığı süre boyunca bütün yemekleri birlikte yediklerini, Abdullah ÖCALAN'm kendisi ile görüşmeye gelen herkesle görüştüğünü ve gelenlerin yüzüne karşı güzel sözler söylediğini, ancak gittikten sonra da arkasından ajan, işbirlikçi ya da benden yararlanmaya geldi şeklinde sözler söylediğini, fakat Doğu PERİNÇEK hakkında övücü sözler söylediğini, Doğu PERİNÇEK'in Abdullah ÖCALAN'la görüşmesinin ardından bu görüşmesini bir kitap haline getirip yayınlatması ve Aydınlık dergisinde dizi halinde yayınlamak suretiyle varlığı yokluğu çok fazla hissedilmeyen Abdullah ÖCALAN ve PKK örgütünün Türkiye siyasetinde gündemleşmesini ve ülke içerisinde örgütün taban bulmasını sağladığını, 15 Ağustos 1984 olaylan ile örgütün adını Türkiye'de hissettirmişse de daha sonra yapılan operasyonlarla örgütün ağır darbeler aldığını, örgütün o dönemde siyasi olarak ta sıkışmış bir durumda olduğunu ve yayınlanan bu görüşmenin adeta örgüt için bir can simidi haline geldiğini, bu röportajın yayınlanması ile Doğu PERİNÇEK'in örgütün adeta ikinci lideri konumuna geldiğini ve yayınladığı bu kitabın örgüt mensuplannm evlerindeki kitaplıklarda yerini aldığını,
Doğu PERİNÇEK'in Abdullah ÖCALAN'm Türkiye ve Türk askerine karşı silahlı mücadele ettiği dönemlerde Abdullah ÖCALAN'la görüşüp hatta bu görüşmelerini yayınlamak suretiyle örgütün propagandasını yaptığı halde, bugün her ne kadar Abdullah ÖCALAN'm samimiyetsizlikle suçlansa bile bir banş ortamından bahsetmekte ve çözümün diyalog ile olabileceğini söylediğini, ancak Doğu PERİNÇEK'in ise tam da bu dönemde Abdullah ÖCALAN ve PKK'ya karşı çok ciddi söylemler ve yayınlar yaptığını ve Doğu PERİNÇEK'te ki bu değişimi anlamakta güçlük çektiğini,
Yazar olarak tanıdığı Yalçın KÜÇÜK'ü 1993 ve 1996 yıllannda Şam'da yukanda anlattığı gelişmeler sonrasında kurulan kampta Abdullah ÖCALAN'la görüşmek için geldiğini, bu tarihlerden önce de geldiğini, ^ Abdullah ÖCALAN'la görüşmelerinin
yayınlanması nedeniyle bildiğini, Yalçın KÜÇÜK'ün daha sonra örgütün yayın organı olan MED TV'de Atölye isminde bir program sunduğunu, bu programda telefonla Abdullah ÖCALAN'm katılımını sağlayıp programı sürdürdüğünü, Yalçın KÜÇÜK'ün PKK örgütü nezdindeki rolü, örgütün silahlı eyleme teşvik etmek konusunda Abdullah ÖCALAN'ı yönlendirmek olduğunu, Abdullah ÖCALAN'nm da Yalçın KÜÇÜK hakkında "Senin her cümlen benim beynimde bir kıvılcım meydana getiriyor" şeklinde söylemlerde bulunduğunu, Abdullah ÖCALAN'm üst düzey örgüt mensupları ile teknik mevzuları konuştuğunu ancak durum değerlendirmesi yapmadığını, durum değerlendirmelerini Yalçın KUÇUK ile yaptığını, Yalçın KÜÇÜK'ün adeta Abdullah ÖCALAN'm beyni olduğunu, Abdullah ÖCALAN'a 1996 yılında gerçekleştirilen daha doğrusu Şam'da ki okulun önünde patlatılan bombayı gerek Yalçın KÜÇÜK gerekse Abdullah ÖCALAN haberdar olduklarını kendi beyanları ile açıkladıklarını, bu açıklamalarda Yalçın KÜÇÜK'ün yurtdışında bulunduğu bir sırada Abdullah ÖCALAN'ı arayarak sana suikast girişiminde bulunulacak, Şam'ı terk et şeklinde haber verdiğini, Abdullah ÖCALAN'm da buna rağmen Şam'dan ayrılmayacağını ama tedbir alacağını söylediğini, bu açıklamalar örgütün yayın organlarında da yer aldığını, Abdullah ÖCALAN Şam'da bulunduğu dönemlerde 1990'lı yıllardan sonra Yalçın KÜÇÜK'ün Öcalan ile görüşmeye başladığını, bu dönemden sonra Yalçın KÜÇÜK'ün, yurtdışında Fransa, Brüksel gibi Avrupa ülkelerinde kaldığını, ancak KÜÇÜK'ün, Abdullah ÖCALAN'm 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'den çıktıktan sonra Türkiye'ye döndüğünü, bunun oldukça dikkat çekici bir durum olduğunu...
H.A Nasnamenews



Yorumlar (4 gönderildi):
Yani, herkesin zaten bildigi dogruyu yüz tane yalan ve karalama arasinda süsleyerek vermisler. Yutana afiyet olsun.
Biz Kürtler sunlari biliyoruz, gerisiyle bos zamani cok olan magazinciler ilgilensin:
1-) Öcalan ve ekibi TC derininin emrindeydiler ve koskoca PKK´yi bilfiil ele gecirdiler.
2-) Ergenekon masallarinin cogu pislikleri gizleme, yeniden yapilanma de daha da güclenme icindir.
3-) Ergenekon masallariyla Kürtlere karsi islenen ve islenmekte olan "Zamana yayilmis soykirim" gizlenmek isteniyor.
4-) Amerika gelinen eski dostluk cizgisi icin biraz TC´nin kullagini cekmis olabilir.
5-) Semdin Sakik Öcalan ekibinden degildir ve yakalanana kadar TC´yle iliskisi yoktu.
6-) Akin Birdal hakkinda uydurulan ne ilk ne son yalandir. O "Öteki Türk" oldugu icin 13 kursun yedi. Anlamayana tavsiyem "dene de gör"dür.
7-) Bu bilgiler icinde biz Kürtlerin zaten bilmedigimiz hemen hemen yok gibidir. O halde bu masallari daha cok kardes Türklere söylesinler ki cildirmalarina az kalmis zaten, bari iyice katatonik olsunlar ki bu terapi icin baslangic olabilir.
8-)TC KAYNAKLI HER BILGI SÜPHELIDIR. TC KÜRTLERIN CAN DÜSMANIDIR, NE YAPARSA, NE BILGI VERIRSE KÜRTLERI DAHA RAHAT YOKETMEK ICINDIR.
Ücgen dedikleri Adapazari civarinda kac Kürt isadami ve yurtseveri öldürdü bu katil sürüleri?
Istanbul´da (1991 Kasim) bir haftada jet hiziyla tam 11 "Sener yanlisi" diye tabir ettikleri Kürdü vurdular. Bir dava bile acilmadi.
Dev Sol (Karatas ekibi), Apocu-PKK, Hizbullah, Fethullah Gülen cemaati, Cem Vakfi, ADD, Isci Partisi vs gibi pek cok Ergenekon daha var. Bu metinlerde masal disinda birsey yok.
YUTMADIK TC... ZEKA YOK SENDE.. BIRAZ ZEKICE SEYLER ANLAT KÜRTLERE.. BIZI YÜZDE ALTMISTAN SAYMA..
Ergenekon da Türk efsanesi degilmis. Mogol kültüründenmis. Sizi gidi xirxizlar, bari adini Düttürgec Örgütü koysaydiniz da saf kan Türk olsaydiniz.
saygilar
Yorum yaz