Sabah Ghalib;Atatürk’ün Kürd Meselesi Karşısındaki Tutumu
Lozan Anlaşması imzalanmadan önce, Atatürk’ün Kürt meselesi konusundaki tutmunu daha da aydınlatan iki belge var. İkisinin tarihi ve siyasi değerinin olduğu ve bunların Mustafa Kemal’in Kürt’ler hakkındaki korku ve endişelerinin bir parçası olduğu malumdur.
1.Dünya savaşının sona ermesinden ve Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf’lar tarafından yenilgiye uğratılmasından sonra, İmparatorluğ’un önüne geçilmesinin yanında, Türk ulusunun bütün siyasi otoritesinin yok edilmesine yönelik ortada doğrudan ve korkutucu bir tehdit vardı.
Çok sayıda Türk siyasetçi, yüksek rütbeli subay ve aydın, savaşın gerçek sonuçlarını ve bunun gelecekleri üzerinde meydana getireceği felaketi çabuk anlamıştı. Bundan dolayı, kalma ve yok olma tehlikesi karşısında, devrim ve mücadelenin dışında önlerinde başka hiçbir yol kalmamıştı. Bu Türk’lerin gözü önündeki bir başka gerçek de, özgürlüğe ulaşmanın tek yolunun Türk milliyetçiliği düşüncesi olduğuydu. Bundan dolayı acil ve zekice kendilerini toparladılar ve geniş çaplı bir özgürlük hareketini örgütlediler.
4 yıl süren 1.Dünya savaşında, Osmanlı Devleti’nde bulunan müslüman milletler arasında sadece Kürt’ler geleceklerini düşünmemişti. Kürt’ler sadece bununla da kalmayıp, Genç Türk Osmanlı’ların bahtını ve tahtını korumak adına tam bir samimiyet içinde, her taraftan çaba içindeydiler. Ancak, İtilaf’lar ile Osmanlı’lar arasında 30 Ekim 1918’de yapılan Mondros ateşkes anlaşması, Kürt’leri uyandırmış ve onlara bir umut bahşetmişti. Kürt ulusalcıları arasında kendilerini ulusal düşüncenin mirasçısı bilen çok sayıda faal genç ortaya çıktı. Bunlar bir kaç kısımdan oluşuyordu. Bunlardan bir kısmı, Türk ve dinin bağlantı sebebi olduğu Pan-İslamist Türk Partisi taraftarıydı. Bir başka kısım, Sultan hükümetinde Türk görevlilerle çalışıyordu ve İngiltere’ye karşıydı. Üçüncü kısım her iki tarafa bağlıydı. Dördüncü kısım ise, hiçbir cihete bağlı değildi ve sadece Kürt’lerin özgürürlüğü hedefine sahipti. Bu derli toplu olmayan durum, en baştan Türk milliyetçileri, Kürt’leri kendilerine destek ve Kürdistan’ı da kendilerine bir başvuru kalesi yapma düşüncesine götürdü. Çeşitli Türk milliyetçi grupları arasında, Mustafa Kemal’in hareketi hepsinden daha düzenli ve belirgindi. O, geçici bir süre için, Türk çıkarları için, Kürt’lerle dostluk ve stratejik bir ilişki kurabildi.
Bu yazı, bir taraftan durumun başlıca esaslarından bahsederken, diğer taraftanda tarafları çözümlemeye ve en sonunda da Atatürk’ün Kürt’ler karşısındaki tumunu ve Kürt’lerin kendi kaderlerini belirleme hakkını gözler önüne koymaya çalışıyor. Atatürk’ün mirasından anlamak, Türkiye’yle muamelede yer bulma konusunda Kürt siyasetçilere tam bir yardım verecektir.
1914’te, 1.Dünya savaş başlamadan önce, yukarı Afrika’nın tamamı, Balkan ülkelerinin tamamı, Ak Deniz ve Ege’de bulunan çok sayıda ada Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden çıkmıştı. Bununla beraber İngiltere, zorbalığını Fars Körfezine dayatmıştı. Bütün bunlara ek olarak Osmanlı Devleti, Avrupa’lı devletlere olan ağır borcun altında inliyordu ve Mali-Ekonomik sistem 23 Aralık 1881’den itibaren Uluslararası Borç Komisyonu tarafından yürütülüyordu. (1) Osmanlı’nın bu kötü durumu Osmanlı’yı bir kere daha savaş meydanına gitmeyi –özellikle de Avrupa’lı güçlere karşı- düşünemeyecek duruma getirmişti. Osmanlı’nın durumu, destek almaksızın kendi ayakları üzerinde duramayacağı bir seviyeye ulaştı. Bu amaçla Avrupa’lı bütün güçlü devletlerin kapısını çalıyordu. Ta ki Genç Türk’ler hükümetinin en üst düzey üç sorumlusu Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa gizlice, ümitsizce ve Bakanlar Kurulu’ndan habersiz bir şekilde Almanya’ya tenazülde bulunana kadar onlardan hiçbiri kapısını açmadı. Bu da onları büyük dünya savaşının cehennemine çekti. 4 yıl savaş, Osmanlı Devletini parçalayıp Osmanlı’yı ayakları üzerinde duramayacak hale getirdi. Osmanlı’ların Basra, Bağdat, Musul, Filistin, Şam ve Halep cephelerindeki yenilgisi, beyaz bezle teslim olmalarını, ümitsiz ve yenilgiye uğramış bir halde 30 ekim 1918’de ateşkes anlaşmasını imzalamalarını beraberinde getirdi.
1.Dünya savaşının sonunda, Genç Türk’ler iktidarı aşaması sona erdi ve bu aşama devleti, İtilaf’ların bütün şartlarını kabul etmeye mecbur duruma getirdi. Bu açıdan ateşkes anlaşması, savaşta yenilen Türk için çok sert bir tehdit ve çok ağır bir anlaşmaydı. Bu anlaşmanın yedinci maddesi, ‘’İtilaf Devletlerine, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkı vermişti’’(2)
Savaşın sona ermesi barışı temin etmedi. Savaştan sonraki felaket, siyasi otoritenin kalmaması ve Türk varlığının otadan kaldırılması tehlikesi günden güne daha çok ortaya çıkarken bu durum, Hüseyin-Mc Mohan Mutabakatı, Sykes-Picot Anlaşması ve Belfor Sözleşmesi gibi gizli anlaşmaların uygulanmasının yolunu açtı. Elbette bu anlaşmalar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yeniden tasfiye edilmesi ve paylaşılması için yapılmışlardı. Bu açıdan, Türk subayların, siyasilerin ve halkının zihnindeki başlıca kaygı, nasıl halk ve devlet olarak kalmaktı!? Bunun cevabı için çok sayıda düşünce ve inanç vardı. Bazıları o kadar ümitsizliğe düşmüşlerdi ki Amerika Başkanı Wilson’un 14 maddesinin sayesi altına girmeyi düşünüyordu. Türk Wilson Topluluğu’nun iki önerisi vardı: Bunlardan ilki, Amarika’nın Türk’leri kendi gözetimi altına almasını talep etmekti. Çoğu da Amerika’nın onları Avrupa’lı güçlerden korumasını talep ediyordu. Aşırı Türk milliyetçileri bunu kabul edemiyordu. Felaketler yavaş yavaş daha da yakınlaşıyor ve daha da genişliyordu. İtalya, 1919’un Nisanı’nda, Antalya’dan ta Konya’ya kadar olan yerleri işgal etti. Yunanistan, aynı yılın Mayıs’ında Paris’te, Yüksek Konsey’in teşviki ve kararı ile İngiltere, Fransa ve Amerikan savaş gemilerinin gözetimi ve koruması altında, İzmir’i işgal etti ve burayı kendi toprağı olarak ilan etti. Bu umutsuzluk ve kötümserlik havasında güçlü ve metin bir adam, kendine ve gelecekteki kurtuluşa güvenen ve dönemi çok iyi anlayan bir general ortaya çıktı. Onun isteği, hazırladığı planı günlük işlere uygulamaktı. Bu kimse, daha sonra Atatürk, yani Türkl’erin babası olarak, adlandırılacak olan Mustafa Kemal’di.
Mustafa Kemal, 17 Nisan 1919’da Osmanlı’nın doğu vilayetlerindeki güçlerinin müfettişliğine getirilir. Osmanlı ordusunun kalıntılarını silahlandırmak ve cephanelerini bırakmamak yerine o, gelip en iyi şekilde savunmaya dönük güçlü bir ordu oluşturmak ve ortak uyumla Türkiye’nın kurtarılması adına büyük bir iş gerçekleştirmek için direnişçi cemiyetlerle ilişki kurdu. (3)
Şam ve Halep’in işgal edilmesinden sonra, ki Mustafa Kemal Osmanlı’nın oradaki güçlerinin başındaydıydı , Osmanlı Devşeti’nin yıkılışının yakınlaştığını çok iyi biliyordu. Patrik Kruz’un dediği gibi, ‘’ Mustafa Kemal, günün yaklaştığını biliyordu. Kemal, Şam ve Halep cephelerindeki yenilgiden çok endişelenmedi zira bu sonucu bekliyordu. Yeni bir Türk ulusunun doğuşunun yolda olduğunu ve bunun köklerinin, İtilaf’lar tarafından yeni yeni işgal edilen Suriye’de olmadığını biliyordu. Onun için önemli olan Anadolu’nun, yani Türkiye’nin merkezinin, selemette olması ve selamette kalmasıydı. Orası ve bu dağ silsilesinin arkası, eski günlerin beşiği ve Türk’ün geleceğinin devletidir.’’ (4) Mustafa Kemal’in yeni Türkiye hakkındaki düşüncesi, Kürdistan bölgelerini de içine alacağını gösteriyor ki ona göre, buralar yeni Türkiye Devletinin bir parçası olmalı.
Mustafa Kemal, Türk olanlarla Türk olmayanlar arasındaki çizgiyi açık bir şekilde çizmişti. O, Türk için yaşıyordu. Türk olmayanlar için her hangi bir hesap yapılmıyordu. Ancak bu düşünceyi, toplum içinde açık bir şekilde ifade etmiyordu. Başta Türk olmayanları, hepsinden önce Kürt ve ondan sonra da İslam’ı, Türkiye’nin kurtuluşunun uzun sürecek olan savaşında kullanmak istiyordu. Zaman çok hassastı ve her türlü gevşeklik felaketin yükünü daha da ağırlaştırıyordu. Mustafa Kemal’in Türk halkına tam bir inancı vardı. İlk fırsattan itibaren, bu zor aşamada, kurtuluş için onlara liderlik yapabileceğini düşünüyordu.
Atatürk, yorulmadan, doğuda ve Türkiye’nin diğer parçalarında Osmanlı güçlerinin yeniden örgütlenmesi gayreti içindeydi. Aynı zamanda, ortada olan diğer milli güçleri kendi amaçları atrafında toplamaya çalışıyordu. 1.Dünya savaşından sonra ortaya çıkan seçilmiş Türk heyetinin, Osmanlı sisteminin Türk’leri kurtarabileceğine, müslümanların ve de müslüman olmayanların imparatorluğunun hayatta kalmasını sağlayabileceğine dair inancı kalmamıştı. Bundan dolayı onlar, Türkiye’ye tek ulus olarak bakıyorlardı. Bu ulus da Türk ulusuydu. Türk ordusu ve halkının dışında, ilk adımdan ittibaren, Mustafa Kemal, Kürt halkını kendi tarafına çekmek istiyor ve Kürd’ün gerekli olduğunu çok iyi anlamıştı.
Mustafa Kemal’in bilgisi ve becerikliliği, Osmanlı’ların Diyarbakır’daki ikinci orduya bağlı bir tugayın başına geldiği 1916’nın Nisan ayına dayanıyor. Daha sonra bu ordunun komutanı olur ve 1917’nin Temmuz’una kadar orada kalır. Bu süre içinde, Osmanlı’nın Kürdistan’daki ordusunun üst düzey komutanı Kolonel Litvan İzeddin, Kürt’ler hakkında tam bir uzmanlık edinir ve onların ulusal savaştaki önemi kendisi için ortaya çıkar. Bu cessur halkın Türkiye topraklarının korunmasında öne çıkarılmadığını görür. Onların, aynı zamanda, aşiret reislerini dinlediklerini görür ve onları güvenilir bir müttefik olarak anlar. Bundan dolayı onlarla kuvvetli bir ilişki kurar ve onları Osmanlı ordusunun saflarında organize eder. (5)
Elbette Kürt, Osmanlı Devleti’nin 400 yılı boyunca bu devlete askerlik yapmamıştır ve resmi olarak Osmanlı ordusunun saflarına katılmamıştır. Ama belliki bu durum, her zaman Osmanlı’ların hizmetinde olan az sayıdaki Kürt subayı içine almıyor. Ancak, 1.Dünya savaşında, müslümanlık ruhu Kürt’leri, Türk’lerin imdadına koşacak ve orduya katılacak duruma getirdi. Kürt –Osmanlı ilişkileri işlerinin İngiliz uzmanlarından biri olan W.J.Childs, Sivas ve İskenderun körfezini dolaşmış, 15 aydan fazla bir sürede 1500 mil ayakla gezmiş, Kürt’ler hakkında iyi bir uzmanlık edinmiş ve çok iyi bir bilgi toplamıştı. İngiltere’de, Kral Meclisi’nde, 12 Nisan 1916’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada şöyle diyor: ‘’ Kürt halkı, nizami Osmanlı ordusuna katılmaz. Bunun açık sebebi, devletin kendisi için onları askerlik yapmaya mecbur bırakmamasıdır. Meselenin harcama ve parayla ilgisi yoktur. Türkiye Savaş Bakanlığı, Kürt’leri kendi ordularının saflarına katmaktan mutlu olur. Ancak bunun için, bu işi yapsa o zaman bir iç savaşa bulaşır. Çünkü Kürt’ler, Türk otoritesi için öyle kolay bir şekilde öne çıkmazlar. Doğu Anadolu’da, çok sayıda Kürt topluluğu arasında, Sultan’ın yazılı emirleri uygulanmaz ve okunmaz. Bu bölgelere yanında bir Türk memurun ya da yardımcının olması yerine yalnız olarak yolculuk yapman çok daha iyidir. Resmi Türk memurundan duydum ve şunu diyordu: ‘’3-4 bin Dersim Kürdü’nün silahsızlandırılması planı vardı. Bunun için, bizim 50 bin askere ihtiyacımız vardı. Diğer Kürt’ler’den hiç bahsetme onların istenen durumu getirilmesi çok daha zordur.’’ Bundan dolayı Kürt’ler, gidip Osmanlı Devletinin resmi ordusuna katılmak için asla tenazülde bulunmadı. Devlet, onları aşiretler yoluyla gayr-ı nizami süvari yapıyor. Bu da, her zaman istedikleri kolaylıkta başa gitmedi. Gayr-ı nizami oldukları zaman da çoğunlukla öyle bir hizmette de bulunmadılar’’(6)
İzmir’in ve çeversinin Yunanlı’lar tarafından işgal edilişinden 4 gün sonra, 19 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal, Samsun limanında, Kardeniz’de (7) demirler ve Türk miliyetçilik hareketini örgütlemeye başlar.
Mustafa Kemal’in verdiği mücadele, Türk’ün kurtuluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması içindi. Atatürk, bu amacın gerçekleşmesi adına şöyle: ‘’Dış siyasetin temeli dahili siyasi gücün üzerinde kuruldu. Bu da, dahili idari güç ve dahili örgütlenmeyle gerçekleşir. Bu açıdan bakıldığında, dahili siyaset ile dış siyasetin her zaman birbirine bağlanması gerekiyor.’’ (8)
Bu konuda, Mustafa Kemal’in hareketinin iç siyaseti, hareketle ilişki kurmaları ve Türkiye’nin kurtuluşu amacıyla beraber mücadele etmeleri için, Kürt’lerle ilişkiye geçmeye başlar. Mustafa Kemal, yapacağı her çalışmadan önce, 28 Mayıs 1919’da 4 Kürt aşiret reisine, ki bunlardan biri Hacı Musa Mutki’ydi, bir telgraf çeker, kendisinin Sultan tarafından atandığından ve yakın bir zamanda Kürdistan’ı ziyaret etmek istediğinden bahseder ve aynı zamanda Türkiye’nin işgalci Avrupa’lıların elinden kurtuluşu için, Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda onlardan destek ister. (9) Ve yine aynı gün, Osmanlı Parlemantosu’nda Kürt üye olan ve Diyarbakır’daki Kürt Derneği’nin üyelerinden biri olan Kamil’e bir telgraf çeker. Mustafa Kemal, telegrafta, Kürt ve Türk arasındaki her nefret ve düşmanlığın felaketle sonuçlanacağı konusunda Kamil’i haberdar eder ve bundan dolayı da iki millet arasındaki birlik ve kardeşliğin korunmasını ister.(10)
Bundan da fazlası, 11 Haziran 1919’da, Diyarbakır’lı Cemil Paşazade’nin yoluyla Kürt’lere bir mesaj gönderir ve onlara açıkça şunu yazar: ‘’ İngiltere, bağımsız Kürdistan haritasını Ermeni’lerin çıkarına kurban ediyor. Kürt’ler ve Türk’ler birbirlerinin gerçek kardeşleridir ve birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Bizim varlığımızın Kürt’lerin,Türk’lerin ve bütün müslümanların yardımına ihtiyacı var. Genel olarak heppimiz bağımsızlığımızı korumalıyız ve ülkemizin bölünmesine izin vermemeliyiz. Ben Kürt’lere, Osmanlı Devletinin parçalanmaması şartı ile, onların gelişmesine ve ilerlemesine vesile olacak bütün hak ve ayrıcalığın (Hukuk ve İmtiyaz) verilmesinin yanındayım.(11)
Mustafa Kemal’in bu mesajdan maksadı bir taraftan İngiltere’nin Kürt’leri etkilemesine yol vermemek ve onları İngiliz iktidarının elinin altından çıkarmak bir diğer taraftan da onları, Ermeni’lere destek vermeyecekleri bir hale getirmek ve en sonunda da onları Türk ulus devletinin kurulmasına destek vermeleri için kullanmaktı.
18’den ta 22 Haziran 1919’a kadar, Mustafa Kemal güvenilir dostlarıyla, mücadele hareketinden bahsetmek üzere Amasya’da toplanır. Orada, kendisi, Türkiye’nin kutuluşu için baştan başa bir ayaklanmaya geçilmesi kararını yayar. Aynı zamanda, eğer gerekirse Ankara’da geçici bir hükümet kurmaya karar verirler. Ali Fuad’ın deyişiyle bu, kurtuluşun ve Türk devletinin kuruluşunun başlangıcıydı.(12)
1919’un kışında, Kemal’in hareketi, iç ve dış düzeyde çok yönlü bir ilişki kurmuştu. Hareketin gelişmesinin en önemli sebeplerinden biri Kemal ile Bolşevik’ler dostluğunun kurulmasıydı. Sovyetler, Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kurulmasına müsade edilmemesi için müttefiklere karşı Türkiye’ye gizli bir söz vermişti. Değil Kürt’ler ulusalcı Türk’lere ya da Bolşevik’lere yardım etsinler ama bu, İngiliz’ler için bir korku meydana getirdi. Ve sonuçta her ikisi de Kürt’lerin içinde yayıldı ve durum öyle bir hal aldı ki Nusaybin ve Nusaybin’in etrafındaki halk açıkça şunu diyordu: ‘’Biz, Bolşevikiz ve biz kendi kendimizi yöneteceğiz. Yabancı güçler (İngiliz ve Fransa- S. G) burada hükümdarlık yapamaz’’ (13)
Türk –Kürt Ulusal Paktı
Mustafa Kemal, Kürt’ler’den 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da yapılacak Doğu Vilayetleri Kongresi’ne hazır olmalarını ister. Bitlis, Van ve Erzurum’un bir çok bölgesinden temsilciler gider ancak bunlar önemli insanlar değillerdi. Bunlar daha çok Osmanlı’lar tarafından oralara yerleştirilen molla ve memurlardı. Bir diğer anlamda, Kürt’lerin gerçek temsilcileri değillerdi. Bu konge, başlıca iki görev üstlenmişti. Bunlardan biri temsilciler komisyonun ve Mustafa Kemal’in rehberi olacağı başkanlık seçimiydi. İkincisi de Ulusal Pakt’ın (National Pact) yayımlanmasıydı. Bu paktın ilk maddesi aşağıda geçtiği şekilde başlıyor:
‘’Erzurum, Trabzon, Samsun, Sivas, Diyarbakır, Mermuretulaziz, Van ve Bitlis vilayetleri tek parçadır ve hiçbir şekilde Osmanlı topraklarından ayrılamaz. ‘’(14) Bundan daha fazlası Kongre, azınlıklara hiçbir özel hak verilmeyeceğini bundan dolayı Avrupa’lı ülkelerin Türkiye’nin bölünmesinden elini çekmesi gerektiğini bildirdi. (15)
Sözkonusu pakt, bazı haklar elde etme umudunda olan Kürt’ler için, kötümserliğe ve endişeye neden oldu. Bunun içinde onlar için hiçbirşey yoktu. Bu Mustafa Kemal’in arzusuyla tam uyuşuyordu. Kuzey Kürdistan’ın bütün topraklarını Türk ulusu olarak kaydediyordu. Mustafa Kemal açısından önem verilmesi gereken, 30 Ekim 1918 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce Osmanlı’lıların hükmü altında kalan Musul Vilayeti’yle beraber bütün bu bölgelerin korunmasıydı. Kürt siyasetinin başındakilerin kafası Atatürk’ün ve Avrupa ülkelerinin siyasetini almıyordu. Onlar daha çok onun bunun sözlü sözüyle yetiniyorlardı.
Mustafa Kemal’in en yakın yaveri İsmet İnönü bir zaman diyordu ki: ‘’Türkiye’nin gelecekteki cumhuriyeti, Kürt-Türk ulusudur’’ (16) Kürt’ler buna inanıyorlardı ve Türkiye’nin özgürlüğü için ellerinden geleni esirgemiyorlardı.
Hileyle karışık sözlerinin yanında Mustafa Kemal, Kürd’ün çıkarını etkisizleştirmek için hiçbir fırsatı elinden çıkarmıyordu. İngiltere, 1919’un yazında, Kürt’lerin kapasitesi ve uygunluğundan uzmanlık edinmek niyetiyle, Kürt Lawrance olarak tanınan E.W.C. Noel’i Kürdistan’a gönderir ta ki eğer mümkünse Kürt’ler için bir Devlet kurulsun. (17) Noel, Kürdistan Devleti’nin kurulması adına elinden geldiğince en fazla çalışan İngiliz subaylardan biriydi. 13 Haziran 1919’da, İngiltere’nin Bağdat’taki üstdüzey yüksek temsilcisinin organizatörü Kolonel Wilson, Bağımsız bir Kürdistan Devleti’nin kurulması için İngiltere hükümetine bir öneride bulunur. Öneride Bağımsız Kürdistan Devleti Van, Bitlis, Diyarbakır ve Elazığ vilayetlerinden ibareti. Noel, Wilson’a danışarak İstanbul’a gitmeye karar verir ta ki Bedirhanlar ailesiyle toplansın ve onlardan bir ikisi ve güç sahibi bazı Kürt’lerle, Pan-İslamist Türk’lerin, Kürt’leri ingiliz’lerin Ermeni’lere onların topraklarına el koyması için yardım ettiği bahanesiyle, İngiliz’lere karşı çıkmaya teşvik eden propakandalarına karşı çalışmak için beraberce Kürdistan’a gitsinler.(18) Aynı bakış açısıyla Noel, Türk’ün Diyarbakır, Van ve Bitlis’te oturanların büyük bir çoğunluğunun Türk olduğu ile ilgili inancını takip etti. O ki Kürdistan’ın bütün bölgelerini dolaşmış ve kendinden emin bir şekilde Türk’lerin inancının yanlış olduğunu, bu bölgelerde tek bir tane Türk köyünün olmadığını ve şehirlerde bazı Türk memur ve bazı dükkan sahibi olanların dışında başka hiçbir yerde Türk olmdığını bildiriyordu. Noel, 1919’un Haziranı’nda, Osmanlı İmparatorluğunun geleceği konusunda iki öneride bulunur: Bunlardan biri şuydu: İngiltere’nin gölgesi altında Kürdistan dev



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz