Anasayfa | Türkçe | Bu Hücrenin Mazgalı Nerde?

Bu Hücrenin Mazgalı Nerde?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Bu fotoları kim dışarıya sızdırdı?

Öcalan'ı mazgal deliğinden görecek bir başka tutsak yoktur. Ancak anlatı ve aktarım yoluyla sevenlerinin özellikle de Kürtlerin kafasında oluşturulmak istenen bir imaj, silinmez bir görüntü vardır, bu amaçlanmıştır.


Son zamanlardaki bir çok yazımıza soruyla başlıyoruz. Soru soruyoruz. Sormaya devam edeceğiz.
1- Bu ve Öcalan’ın bahçedeki, bıyıksız, esas duruş fotosunu kim ve kimler dışarı çıkardı?
2- Öcalan’ı şimdiye kadar Avukatları ve bilmediğimiz Eşgüdüm Genel Kurmay takımı gördü? Başka kimler gördü?
3- Gerçekten Abdullah Öcalan İmralı’da mı? Bu Av-Görleri sahiden yapılıyor mu?
4- Onun sac kıllarını dışarı çıkanlar, ortalığı ‚zehirlendi’ vaveylasına tutanlar; yine bu avukatlar değil miydi?
5- Saç teline, saçlarının kazıtılmasına karşı çıkanlar neden bıyıklarının kesilmesine tepki göstermediler? Bıyıkları kesenler; saçı kesemez, kazıtamazlar mıydı?

Demek her şey parça parça sahnelenecek. Tümünü birde sahneye koymak yazılan sanaryoya aykırı.

Dün ‘kıl’a kıl olduk abi naraları.
Bugün ‘kazıtıldık’ kazıklandık hey millet.
Yarın da bir başka şey çıkar.

Şimdi gelelim ‚ehli mamur ve mahkum’ yazar takımına. Ki bu adı geçen kendisine ne kadar Delil-Melil dese de biz aslını biliriz.
Gerçekten de uzun yıllar şanlı bir yatmışlık geçmişi vardı. Biraderi Şadi mertçe gerillada yitik canlara katıldı.

Ve bakın anlattıklarının yarısı nasıl da dost doğru. Ama öcalan’a uyarlama çok sırıtıyor.

Okuyalım:


Kapı mazgalı ve kazınmış saçlar...
Delil Karakoçan/YÖG Gazetesi Yazarı

'Zindan' denince işkence akla gelir. Yaşayana göre 'zindan', işkenceden de ağır çağrışımlar yaratır. Süresizliği ve ne zaman neyle karşılaşacağının bilinmezliği kemirir seni... Bir de demir parmaklıklar akla gelir tabii. İçerdeki demir parmaklıklara baktıkça tutsaklığını hatırlar; demir parmaklıklar uyarır onu... Ancak demir sürgüler ve mazgallar da bir o kadar uyarıcıdır. 'Dam' duvarlarında ve kapılarında bulunan mazgallar, güvenlik sorununun gerektirdiği tedbirlerden değildir. Öyle söylense de, gerçekte işkence aracıdır.

Örneğin kapılar pek açılmaz, pek kullanılmaz içerde. Kapı açılarak tutsaklarla kurulan iletişim, daha 'insani'dir çünkü. 'Saygıncadır'. Bu nedenle kullanılmaz. Tutsak, mazgaldan izlenir, mazgaldan çağırılır. İhtiyaçlar mazgaldan karşılanır. Yemekler bile mazgaldan verilir çoğu zaman.

Uyuyorsunuzdur ya da uyanıksınızdır, gece ya da gündüzdür hiç fark etmez, sürgüsü çekilir ve mazgal kapağı 'şırak' diye gürültüyle açılır. İrkilerek kalkar, 'bir şey mi oldu' diye bakınırsınız. Bir şey yoktur oysa gördüğünüz bir çift gözdür sadece, bakınıp giden... Sonra tekrar tekrar gelir; tekrar tekrar irkilirsiniz... Orada, gözler önünde olduğunuz bilindiği halde yapılır bu. Amaç uyutmamaktır aslında. Düş dünyanıza yolculuklar yaptırmamak, sağlıklı düşünmenizi engellemek bir de...

* * *

Mazgalların başka başka işlevleri de var tabii ki. Tutsak direnmektedir mesela. Baskı ve işkence sonuç vermemiştir. Cezaevi yönetimi başka bir yol dener. 'Kazanabileceğini' düşündüğü tutsağı alır ve bir hücrenin önüne götürür. Ama konuşturmaz, sadece bakmakla yetindirir. Tutsak, aralanmış mazgaldan ya da mazgal deliğinden (kapı mazgallarında bir de küçük gözetleme delikleri bulunur genellikle) içeri bakar. Manzara yaralayıcıdır: 'Tutsak lider' ya da 'sorumlu', kanlar içindedir ve baygın düşmüştür. İşkence edilmiştir. Ya da saçları kazınmıştır zorla, kan ter içindedir; hücrede bir yere çömelmiş oturmaktadır öyle. Bir deri bir kemik kalmıştır.

Bununla, mazgal deliğinden baktırılan tutsağa sormadan söylenen şey 'direnmekten vazgeç, kurallara uy' dur.


BURAYA KADAR ANLATILAN DİYARBAKIR’DIR (ŞG)
Geri kalan kalana kargalar bile artık gülmüyor.
Ama siz yine de okuyun. Okuyun ve farkı görün. Ölümü Yasaklıyorum Diyarbakır, Memurlar İmralı’yı yazdı.
Bizden söylemesi.

Karakoçan’a devam…

* * *

Öcalan, bir adada hücrededir. Yalnızdır. Üzerine kapatılmış kapılar sürgülü ve mazgallıdır. Gece ya da gündüz, uyurken ya da uyanıkken hiç fark etmez, mazgallar büyük gürültüyle açılmakta ve kapanmaktadır. Geceleri seanslar çoğalmakta ve Öcalan, irkilerek uyanmaktadır. Öcalan, irkilmiş ve uykusuzdur. Uyumasına, düş kurmasına, sistematik düşünmesine olanak verilmek istenmemektedir.

Öcalan'ı mazgal deliğinden görecek bir başka tutsak yoktur. Ancak anlatı ve aktarım yoluyla sevenlerinin özellikle de Kürtlerin kafasında oluşturulmak istenen bir imaj, silinmez bir görüntü vardır, bu amaçlanmıştır.

Şöyle düşünün: Alınıp İmralı'ya götürülüyorsunuz. Öcalan'ın kaldığı hücrenin mazgalı açılıyor. Hayır, açılmıyor; mazgal deliğinden içeri bakmanız isteniyor. Bir gözünüzü deliğe dayayıp bakıyorsunuz. Bir an Öcalan'ı görüyorsunuz. Saçları kazınmış, zayıflamış haliyle ayakta duruyor. Yürürken, nefes alırken zorlanıyor.

Gözlerinizi kaçırıyor ve sizi götüren 'yöneticiyle' göz göze geliyorsunuz; sırıtan hali karşılıyor sizi. Ve siz karmaşık duygular içindesiniz. Amaç da bu karmaşık duygular içinde teslim almaktır sizi; sizdeki Öcalan sevgisini...

O, psikolojik, farmakolojik, psiyatrik işkencelere (bunlara da sonraki yazımda değineceğim) rağmen, direnci ve düşünsel siyasal yaratıcılığıyla ayakta kalmıştır. Amaç; kazınmış saçları, zayıf düşmüş bedeniyle imajlar oluşturmak ve Kürtlerdeki Öcalan sevgisini bitirmektir...

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin