Abdullah’a sıra gelir mi?
“Puzzle” artık bilinen bir kelime olmuş. Bu oyunda bazen binlerce parçayı yanyana getirip resmi tamamlamanız gerekir.
Bir Avrupalı’ya misafir olmuştum zamanın birinde. Evin ortasındaki masada binlerce küçücük parçadan oluşan bir “puzzle” var. Kenarda köşede bazı parçalar birbirine eklenmiş. Üzerinde eğilip biraz düşündüm. Bir parçanın yerini bulmaya çalıştım.
Nafile. Bulmak mümkün değil, en azından birkaç dakikada bulamıyorsunuz.
Evde kim varsa boş zamanlarını bunun üzerinde düşünerek vakit geçiriyorlarmış. Bu oyun bazen aylarca sürüyormuş. Hatta iki aile aynı “puzzle” ı aynı gün alırlarmış. Sonra da ilk çözen diğerine telefon edermiş.
Son Ergenekon tutuklamaları olunca aklıma parçaları yanyana konması gereken “puzzle” geldi. Gerçekten de siyasetle ilgilendiğim, hatta içinde olduğum son otuz yıldaki olayları ve bilgileri yan yana koymanın dostumun evindeki “puzzle” kadar zor olduğunu düşünürüm.
Çünkü TC öyle bir kaç kişiden ve bir kaç liralık kapitalden oluşmuyor. Silahlı ve silahsız bürokrasi bir rant ve iktidar içinde o kadar iç içe geçmiştir ki parçaları yan yana koymak neredeyse imkânsızdır. Hele politik birikimi sığ olan insanların, yeni olanların bunu anlaması, yorumu mümkün değildir.
TC tarihi bu gibi anlaşılmazlarla doludur. Mesele iktidar ve rant olunca gece gündüz süren bir kapışma, komplo ve suikastler toplamı olur gündem.
Biz o genç yaşımızda bütün iyi niyetimizle ve bütün inançlarımızla hayatımızı ortaya koyup temiz ve adaletli bir toplum ve ülke için savaşırken derinlerde neler olup bittiğini doğrusu anlayamadık. Mesela biz kendimize göre mücadele yolları çizerken, Kürdistan nasıl kurtulur hesapları yaparken, devrimin yolu ve biçimi konusunda binlerce kitap sayfası devirirken TC armut toplamıyordu.
Onlar da derinlerden hesaplar yaparak bizi bir-iki ay içinde boşa düşürdüler. Hem de kendi silahımızla. Bir baktık ki “devrimci eylemler” her zaman devrimci değil, “devrimci örgütler” her zaman bizim değilmiş.
Derin devlet içinde belli çatışma ve sürtüşmeler çok zaman gazete haberleri olabiliyordu ama biz böylesi haberlere öyle alıştık ki bunları “puzzle” ın parçaları olarak biriktirmek aklımıza bile gelmedi. Her birini bir yerlerde bıraktık. Çünkü amiral basın bize bölük pörçük gösteriyordu, iyice anlaşılmaz olsun diye.
Ama buna rağmen bir kaza olsa bile Susurluk bize ve kamuoyuna bu karmaşık ilişkilerin sadece bir yanını gösterdi. İyi de oldu. Tam da yargısız infazların, faili meçhullerin zirvede olduğu bir sırada “şırrak” diye bitti. Bir kamyon faili meçhul olacak yüzlerce Kürd’ün hayatını kurtardı.
Biri çıktı, “Tuğlayı çekerseniz bina yıkılır” dedi ve koskoca Susurluk davası sadece magazin haberi olarak kaldı. Bu kirli ağın arkasındaki generaller ve amiraller ifade bile vermediler. Uyduruk komisyonlar, düzmece ifadelerle üstü örtüldü, bir “tuğla” bile çekilmedi, çekilemedi. Kimse savcıya bile çıkmadı. İki sayfa Kürdçe yazı için idam talep eden TC hukuku bir kez daha kirli ilişkiler için işlemedi.
Şemdinli’ye gelindi. Suç üstü yapılan devlet yine sütten çıkmış kaşık yapıldı. Olan da bir gariban savcıya ve ölen Kürdlere oldu. Yine eski tas, eski tarak oldu. Yüzyıllık ceberrut sistem gözümüzün içine baka baka suç işlemeye devam etti. 70 milyon insandan bir milyonu bile bu kirli sisteme karşı sokaklara çıkamadı. O kadar hadım edilmişti bu halk.
Şimdi TC tarihinde bazı ilkler oldu. Generaller ve darbeciler gözaltına alındı. Buna rağmen kamuoyunda olan eğilim üstünün kapanacağı, darbecilerin “tuğlayı çekmeye” kadar gitmeyeceği yönünde. Bende de daha öteye gidilmeyeceği yönünde kanaat var.
Ama gazetelere Ergenekon’un PKK, DHKP-C yi de kullandığı yönünde dört yüz sayfalık iddianame olduğu haberi geçince sizi bilmem ama doğrusu ben heyecanlandım. Bu çok ciddi bir haber. Benim 30 yıldır beklediğim bir durumdur bu.
Bunu ciddiye almamak mümkün değil.
Eğer bu iddianamelerde devletin çekmecesinde bekleyen “sırlar” olursa benim için yeniden otuz yıl öncesinde hayata başlamaktır ve bir parça aydınlık için verdiğim emeğin, yüzlerce defa ölümle burun buruna geldiğime değdiğini anlayacağım. Sadece ben değil, benim gibi binlerin de vicdanı rahatlayacaktır.
Çektiğimiz acıların, ayrılıkların, bedellerin bir parça olsun işe yaradığını anlayacağız. Gözümüz açık gitmeyecektir.
Daha önce bu sayfada ve TC basınında yer alan isimlerin doğrudan veya dolaylı olarak PKK ve Kürd sorunuyla doğrudan ilişkisi var. Şu anda tutuklu olan veya arananlarda pek çok sır bulunuyor. Bunların açığa çıkıp çıkmayacağı daha ilerde belli olacak. Ne yazık ki fazla iyimser değilim ama yine de merakla bekliyorum.
Bizi ve basını takip etmeyen, edemeyen okurlara bu isimlere kısaca değineyim. Ki pek çoğunuzda “olabilir, tesadüftür” duygusunu uyandıracak bu karanlıklar prenslerinin Kürd ayağıyla ilişkileri ortaya dökülmeden siyasi olarak bir “puzzle” haline gelmiş sistemde ne Kürdlerin, ne de Türklerin önü açılamaz.
Her ne kadar görünen yüz buzdağının bir parçası ise de bize bazı ipuçları veriyor. Daha önce Bülent Orakoğlu’nun “Öcalan 1983 yılına kadar Ergenekoncu’ydu” ifadesine inanıyorum. Neden? Çünkü Abdullah 1978 lerde Diyarbakır’da partisini kurarken Orakoğlu Diyarbakır’da görevliydi. Günaydın Apartmanı’nı, resmi olarak çalışan Kesire’nin ne iş tuttuğunu bilmemesi mümkün değildir.
Aynı Abdullah cuntanın ayak seslerine karşı uyarılmış, artık sınırın bu tarafında kendisine ekmek kalmadığı söylenmiştir. Suriye’ye gider gitmez Muhabharat ile iş tutuyor. Bu günün canlı tanığı yok ama daha sonra bir çatışmada ölen Ethem Akcan yanındaydı. Ve o da buna bir anlam verememiş olacak ki epey bir arkadaş gurubuna anlatmıştır. Eh, sahip değişince bu iş yeniden dizayn edilmiştir.
Daha sonra, 1983 de yanına giden Abdulkadir Aygan’ın gizli ilişkilerden haberi yok, olması da mümkün değil. Neden? Çünkü Aygan Öcalan için pek güvenilen biri değildir. Çünkü Aygan kitaplardan okuduğu, arkadaşlarından öğrendiği “devrimci kültür” icabı bu ilişkilere uygun biri değildir. Uzun süre geri hizmetlerde tutulması ve silah verilmemesi de bunun kanıtıdır. Ama Aygan Öcalan’ın karargahını anlatırken biz Suriye ile iş tuttuğunu rahatlıkla anlıyoruz.
Zaten Aygan’ın anlatmasına da gerek yoktur. Kendileri de “faydalanıyoruz” diyorlardı ve bu “işbirliğini” inkâr etmiyordu. Hani İmralı’ya konulunca “Başbakanlık Eşgüdüm Koordinasyon Kurulu” ile anlaştım demişti ya, işte Suriye, Saddam, İran rejimleriyle de aynı anlaşmaları yapmıştı. Sadece onlar değildi. Öcalan TC yetkilileri ile de ilişki içindeydi. Bunu Orakoğlu “albaylar düzeyinde telefonlar” olduğunu söylüyordu ve ekliyordu: “Albaylara bu görevi verenler generallerdi.” Zaten bu ilişkiler MİT tarafından keşfedilince Orakoğlu emekli edildi. Çünkü çizmeyi aşmıştı, genel kurmayın kırmızı çizgilerini ihlal etmişti.
Bütün bunlar arasıra da olsa yazılıp çizildi. Dolayısıyla fazla bir yeni tarafı yok.
Ama son tutuklamalar ister istemez bu ilişkilere yeniden bakmayı gerektirdi. Bu durumda bugünlerde basına yansıyan ve İmralı “avukat notları”nı yanyana getirmek ve üzerinde bir kaç laf etmek gerekiyor. Durumu bilen zaten biliyor, bilmek istemeyenler zaten üç maymunu oynuyor.
Ama ben yine de anlatayım.
15 yıl boyunca Şam’daydı. En lüks diplomat mahallelerinde kalıyordu. Türk büyükelçiliğine de çok yakındı. İş olsun, torba dolsun diye TC dışişleri bakanı orada mı değilmi diye soruyor, Suriyeli meslektaşı da “Biz Amaralı Abdullah’ı ne gördük ne de biliyoruz.” diyordu. Oysa Mardinli, Urfalı sıradan vatandaş bile kampların yerlerini, hatta Abdullah’ın evlerini biliyordu.
Ama ne hikmetse yedi düvelin istihbaratına hükmeden MİT ve Genel Kurmay görmezden geliyordu. Mesele “al gülüm ver gülüm”dü savaşanlar arasında. Olan Kürd milletine ve insanına oluyordu.
Unutmayın, TC Abdullah’ın Suriye’den çıkmasını hiç istemedi. Çıkaranlar Suriye’ye gözdağı verip zayıflatmak isteyen İsrail ve ABD dir. Bunu Demirel o zamanlar Abdullah’ı Suriye’den çıkarma teklifinin ABD büyükelçisinden geldiğini defalarca söyledi.
Hani bir Nasreddin Hoca fıkrası var ya!.. Gecenin bir yarısı sokakta iki kişi kavgaya başlıyor. Dışarısı soğuk olduğu için yorganına sarılıp dışarı çıkmış Nasreddin. Kavga edenler yorganı kapıp kaçmışlar. Cıscıbıldak eve geri dönmüş. Hanımı ne olup bittiğini merak edince; “Hanım, kavga yorgan içinmiş. Yorgan gitti, kavga bitti.” demiş ya!
İşte bu da öyle bir şey. Mesele Kürd ülkesini kana boğmaktı. Çok güzel de başardılar. Hepsi de IQ sünü sonuna kadar kullandı. Ne var ki sonraki uluslararası gelişmeler, ABD nin Ortadoğu planı, İsrail’in güvenlik sorunları gelişmelerin boyutunu başka yerlere çekti. Oyunun figüranı Abdullah mülteci oldu ve kirli, kanlı bir savaş bitti.
Yakalandığı zaman Ecevit’in meşhur “Bu ABD Apo’yu bize neden verdi, anlamış değilim.” demesi de üç maymunları oynayanlara belki bir ipucu verir.
Konumuza dönelim.
Daha uçaktayken “Memleketine hoş geldin” diyen asker kimine göre eski dostu ve PKK kurucularından Pilot Necati’dir. Şimdiki haberlere göre ise Hasan Atilla Uğur adındaki Ergenekon sanığıdır. Nasname daha önce bu albay hakkında bir bilgi-haber yayınlamıştı. Adam kirli savaşın içinden biri ve Urfa’da görev ifşa ediyor. Ama aynı adam Kenya’ya giden gurubun da içinde.
Diğerleri kim?
Kürdistan’daki kirli savaşın kahramanları: Ergenekon haberlerinin bir numara dediği Çevik Bir, Levent Ersöz...
Levent Ersöz Urfa’dan gelip İmralı’ya yönetici olmuş, Çevik Bir haftalık görüşmelere memur edilmiş, Hasan Atilla Uğur da bu ekipte. Gel de çık işin içinden.
Dedim ya, puzzle çok parçalı ve çok karmaşık.
Çevik Bir’e sıra gelir mi gelmez mi şimdilik bilinmiyor. Ama diğer ikisi şu anda Ergenekon sanığı.
Aslında bu üçlüyle puzzle çok eksik kalıyor. Mesela yalçın Küçük’ü PKK li olmaya memur edenleri, Doğu Perinçek’i Kürdçü yapıp Bekaa’ya gönderenleri de unutmamak lazım. Dedim ya parçalar yüzlerce ve hatta binlerce. Yanyana getirmek kolay değil.
Sormak lazım... TC ordusunda bunlardan başka subay ya da general mi yoktu da Ergenekoncular buna memur edildi? Aklıma hemen şu geliyor. Bunlar Abdullah’ın eski dostlarıdır, onun dilinden en iyi onlar anlarlar denilip ihale onlara bırakılmıştır.
Ama şu anda bizim için tehlike olan bu karanlık güçler AK Parti’nin de başına bela olmuşlardır. Her ne kadar AK Parti bu derin güçlere hakim değilse de yine de elinde bazı imkânlar var ve bunu kullanmaya çalışıyorlar. Bu nereye kadar gider, neler olur hala bilmiyoruz ama bir yerde bizim ve AK Parti’nin çıkarları bir yerde çakışmıştır.
Çok alışılmış bir kaç şey daha söyleyeyim de fazla uzamasın. Zaten uzun yazıları ben de sevmem sayın okuyucum. Ama neylersin ki puzzle çok karmaşık. Beni ilgilendiren Ergenekon’un Kürd ayağı açığa çıkmadan ne bize, ne de Türk dostlarımıza rahat yoktur.
Abdullah’ın son “avukat notlarını” okuyunca yine aklıma çok ustaca yönetilen bir tiyatro oyunu ve çok iyi yazılmış senaryolar geldi. Yine İttihat ve Terakki icadı olan “iç düşmanlar, dış düşmanlar” döşenmiş. Yine Mekemal göklere çıkarılmış, yine AK Parti hedef. Yine Türk yurdu Yahudilere satılmış, yine ABD, İngiliz ve Yahudiler Türkiye üzerinde oyun oynuyormuş, kraliçe boşuna gelmemiş.
Kemalistlerle çatı partisi yine demoklesin kılıcı yapılmış. Yoksa vatan elden gidecekmiş. Mekemal düşüncesi korunmalıymış.
Adam hedef gösteriyor: Bölücülük ve irtica. Bu dersi Bir Numara’dan mı, Levent’ten mi, yoksa Hasan Atilla Uğur’dan mı aldı bilmiyorum. Ama Allah var!.. Öğreten iyi öğretmiş.
Ergenekon’un haltları elliyi geçti, Abdullah’a sıra gelir mi?
Bedran Bêdilî- 7 Temmuz 08



Yorumlar (10 gönderildi):
Ergenekon operasyonu kapsaminda biri eski imrali komutani digeri ocalani bizzat sorguliyan iki "pasa" tutuklandi
Imralidan yonetilen pkk nin turkiyedeki generallerin cikarina hareket ettigi eylemler gerceklestirdigi az da olsa aciga cikmistir.
Imrali uzeri tertiplenen en acik operasyon "zehirlenme" operasyonudur. hatirlarsaniz bu "zehirlenme" operasyonu tam cumhurbaskani secimi oncesine getirilmis ve yuzlerce insanin hayatina mal olmustu.
Sonucta avrupadan giden heyet herhangi bir zehirlenmenin olmadigini dunyaya duyurmustu.
insanlari ajan ilan etme hastasi degilim ve ozellikle dikkat etmeye calisirim ama sunu acikca soyliyebilirim: bu "zehirlenme" olayinin avrupadaki uzantisi mahmut sakardir.
hatirlarsaniz ayni mahmut sakar kandilde savas karari cikartan kisidir.
imralidan gelen son ergenekon avukat notunda yeni bir provakasyon icin zemin hazirlanmistir
ocalan sacinin kesildigini kapi deliginden izlendigini soliyerek saldiri emiri vermistir. bazi sitelerde yayinlanan kck aciklamasinda savas emiri verilmis bile.
yazmadan gecemiyecem: ocalan son ergenekon avukat gorusme notunda ergenekon olayiyla ilgili kurdleri susmaya davet ediyor.
Ocalan ergenekon olayinin kendi maskesinide dusureceginden korkuyor.
Gercekte Ethem Akcam cok sey biliyordu.Suriyede o, Aponun hep yaninda oldu.Doliyisiyle Aponun bir cok sirrini' da biliyordu.Bu konuda tanik oldugum bir olayi Nasname okurlarina anlatmayi gerekli goruyorum.1980 yillariydi.Yaz mevsimiydi.Sama yeni gitmistik.Ethem bizi bir eve goturdu.Orada kimin kaldigini bilmiyorduk.Araya bir kac saat gecmeden Suriye Guvenlik gucleri eve baskin duzenledi.Alip bizi yakindaki bir Polis karakoluna goturduler.Ifadelerimiz alindi.Derken Ethem gelip bizi aldi.Daha sonra Ethem 'den o evde Ali (Ocalan)nin kaldigini ogrendik.Demek istedigim Ethem cok sey biliyordu.Ethem catismada yasamini yitirmedi.Hastaydi ve "hastaliktan yasamini yitirdi" dediler.Ethem yapisi geregi pratik mucadele yurutemeyecek durumdaydi.Onun Guneye gondereilmesi dusundurucudur.Hasta bir adam nasil Guneye (lolana) gonderilir.Ki Ethemin Suriyede daha cok mucadeleye katkisi vardi.Bir suru cevresi ve hatta akrabalari vardi.Sayin Bedilli catismada yasamini yitirdigini yazmis.Bu dogru degil.Bu konuda Ethemin nasil yasamini yitirdigini bir cok insan-Aygan vb.- biliyor.
Yil 1976 nin sonu,Kurdistan devrimcilerinin Dersim ve Elazig kadro ve sempatizanlari yogun bir calismanin icerisindeler. Elazigda fasistlerin hakim oldugu bir cok yer kurdistanlilarin veya diger sol hareketlerin eline gecmisti. Gelismeler Kurdistanlilarin lehineydi. Elazig da Kürtler grublar halinde kurdistan devrimcilerine katiliyorlardi. Oldukca nami sayili kadro Elaziga yigilmis profesyonel calisma yapiyorlardi. Fasistlerin kalesi Elazig devrimcilerin eline gecmisti.Tam bu siralarda birisi düymeye basti..? Ve operasyonlar arka, arkaya yapilmaya basladi. Tereyagindan kil cekercesine kurdistan devrimcilerini Elazig da yakalayip cökerttiler.. Yakalanan kadrolar arasinda kimler yok ki, Sahin dönmez,Ali gündüz, Hamili yildirim, Sakine cansizla birlikte tam yimi iki kadro yakalanip tutuklandilar. Bu Yakalananlar arasinda iki kisi tam teseküllü cözülmüslerdi. Bunlar PKK politbiro üyesi Sahin dönmez ile MK üyesi Ali gündüz dü. Ali gündüz Diyarbakir mahkemesinde verdigi ifadede Elazig da yakalandiktan beri devletle birlikte calistigini ve tüm bildiklerini, duyduklarini, gördüklerini,isitiklerini bir, bir fazlasiyla ekleyerek, katarak itrafta bulundu. Ayni metodu Sahin dönmez de yapti. Neyse ben Elaziga geri döneyim. Hikaye uzun gün gelir yazilir. Ne yapayim Selim Cürükkaya ve Sükrü Gülmüs kadar yigit olamadim? Elazig da Sahin dönmez ile birlik de tam yirmi iki kadro yakalanmisti. Oysaki yakalanan yirmi üc kadroydu. Bu yirmi ücüncü kadro dan pek bahsedilmiyordu. Bu yirmi ücüncü kadro Cemil Bayik in tam kendisiydi. Elazig Operasyonunda Cemil Bayik sahte nufus cuzdani ile yakalnmisti. Elazig kadrosunda sakinenin disinda hemen, hemen herkes cözülmüs, Her yeni yakalanan yüzlestirilmeden ifadesi alinip birakilamazdi. Ama ne hikmetse Cemil Bayik cok kötü hazirlanmis bir sahte nufus cuzdani ile yakalaniyor ve kimseyleden yüzlestirilmiyor? Sahin dönmez sorusturmada ifadesi alindiginda Cemil Bayik inda yaninda oldugunu söylüyordu. Bir süre sonra Cemil Bayik serbest birakilir..?
Diger bir konu Diyarbakir Gunaydin Apartmani ; Sahin cözülür Awdullahin nerede oldugunu anlatir. Elazig eminiyeti ve sorusturmayi yürütenler Awdullahi yakalamak icin Diyarbakira operasyon yapmaya giderler. Gunaydin apartmanin etrafi sarilir tabi sahinde polislerle birliktedir. Saatlerce apartmanin önünde beklerler iceriyede giremezler ve operasyon yapilmaz gerisin geriye Elaziga geri dönerler.
Ben Sahine Abdullah gercekten icerdeymiydi diye sordugumda evet Abdullah Öcalan Apartman dairesindeydi ve icerdeydi. Dairenin camlarinin perdeleri örtüktü. Sahin arabada Elaziga giderken operosyonu yürüten mit osmana sormus neden iceri girmedik,
mit osmanda üsten izin cikmadi operasyonu durdurdular..?
Yorumlar Sorumlu arkadaşımızın ölçü ve kiriterlerine sonsuz güvenim var. Ancak Giyaben tanıdığım he her yazısından sonra beni arayan, şu ana kadar giyaben tanıdığım Fevzi Açıkgöz'ün söylemlerine karşı bir dizi dostumdan, eski arkadaşlarımdan aldığım uyarı neticesinde hepsini tekrar okuma ihtiyacı hissettim.
Şu kanaata ulaştım:
Yayınlar Sorumlusu arkadaşımız içinde bulunduğu yoğunluktan dikkatli bir kontrolden geçirmeden geçiş izni vermiştir. Bu nedenle ona direkt ulaşma zorluğundan ve aciliyetten dolayı. Sayın Açıkgöz'ün son beş yazısını yayından kaldırıyorum.
Umarım Yayınlar Sorumlusu arkadaş beni maruz görecektir. Ona gerekli izahı yapacağım.
Ama elinsaf detirtecek cinsten de absurut ithamlarla bu eski dostlarımı yaralamaya hakkım yok. Adı geçenlerde Sarı Baran'ı gayet iyi tanırım. Ve 'esrar eroin ithamı' için kendimden şüphelenirim ama Baran'dan asla.
Ve Açıkgöz'e de şunu söylüyorum.
Sen de İsveç'desin. Baran da. Oraya geleyim torbanda ne varsa bir seferde boşalt. Öyle anlık olarak deşarj olma yeri Nasname değildir.
Canlı yayın ve sonsuz konuşma hakkı da tanıyorum sana. Bir sefer ve ne varsa anlat. Aygan gibi neyin varsa dök. Sen de, biz de muhattapların da rahatlasın.
Yoksa, bizi yokluğunla ihya et sayın Açıkgöz!..
Nasname Editörü
“Ergenekon terör örgütü”ne yönelik sorusturma devam ediyor. Örgütün sadece fiziki degil psikolojik yapilanmasi da ortaya çikarildi. Ergenekon’un 200 yil sürecek bir yapi olusturdugu ileri sürülüyor.
‘Ergenekon Terör Örgütü’ sorusturmasi kapsaminda geçtigimiz hafta içinde emekli orgeneraller, bazi gazeteciler ve is adamlari gözaltina alindi. Iddialara göre gözaltina alinan ekip Türkiye’de “kaos” olusturmak için 7 Temmuz gününe hazirlik yapiyordu. Uzun süren takibat sonrasinda gerçeklestirilen gözaltilar, geçen yil haziran ayinda Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan el bombalariyla baslayan sürecin bir devami niteliginde. Yani sorgulanan sahislarin Ergenekon yapilanmasi ile baglari oldugu konusunda polisin ve savciligin elinde ciddi deliller bulunuyor. Kaos planinin sadece operasyonu hizlandirdigi dile getiriliyor.
Ergenekon yapilanmasi, bilinenin aksine dört degil yedi katmandan olusuyor. Yapilan operasyonlarda da katman katman hareket ediliyor. Bunun için de yedi katmani açiga çikarabilmek için yedi operasyonun yapilmasi gerektigi üzerinde duruluyor. Bu da dava sürecinde bile bazi gözaltilarin olabilecegi anlamina geliyor. Zira Ergenekon yapilanmasinda katmanlar birbirleriyle dogrudan (direkt) degil dolayli (endirekt) ilintili… Hâliyle operasyonlar gözaltina alinan sahislarin birbirleriyle olan iliskileri üzerinden yapiliyor. Yapilan sorusturmalarda onlarca kisin adinin geçtigi ve bunlarin da davanin görülmesiyle birlikte gözaltina alinabilecegi aktariliyor. Operasyonlarin sadece Atatürkçü veya ulusalci olarak taninan kisilere yönelik yapilmadigi ortada. Gözaltina alinanlarin önemli bir kisminin böyle bir kimlikleri yok çünkü...
SEMDIN SAKIK’IN ANLATTIKLARI
Operasyonlarin ortaya çikardigi bir diger gerçek ise Ergenekon yapilanmasinin DHKP-C, PKK, Hizbullah gibi terör örgütleriyle yollarinin *** *** kesismesi. Hâl böyle olunca savcilik talimatiyla bazi örgüt mensuplari da sorgulaniyor. Son olarak terör örgütü PKK’nin önemli isimlerinden Semdin Sakik, tutuklu bulundugu Diyarbakir Askerî Cezaevi’nde sorgulandi. Sorgulanan bir diger isim PKK’nin Zaza grubunda yer alan ve su anda Elbistan’da tutuklu bulunan Hamili Yildirim. Sorgusunda Semdin Sakik’a Bingöl’de tezkere almis 33 silahsiz erin sehit edilmesi konusunun soruldugu belirtiliyor. Sakik, bu konuda talimatin Abdullah Öcalan’dan geldigini söylüyor. Sakik’in anlattiklari arasinda kendisinin Türkiye’ye nasil getirildigi konusu da var. Kuzey Irak’ta kendisini getiren grubun basinda “Yesil” kod adli Mahmut Yildirim’in oldugunu söylüyor Sakik. Sorgusuna Semdinli olayina adi karisan bir alt rütbelinin de katildigini söylüyor ayrica. Ergenekon sorusturmasinda Mahmut Yildirim’in akibeti de takip ediliyor. Elde edilen birtakim bulgulardan yola çikilarak Mahmut Yildirim’in hayatta oldugu ve Azerbaycan’da yasadigi tahmin ediliyor. Diger bir iddia ise Ergenekon yazismalarinda *** *** adi geçen Abdullah Öcalan’in da sorusturma kapsaminda sorgulanmak istendigi yönünde.
Terör örgütleriyle dirsek temasinda bulunan, “vatanseverlik” adi altinda ilginç baglantilari olan Ergenekon yapilanmasi, “devletin gerçek koruyucularinin” kendileri oldugunu iddia ediyor. Hâliyle devleti koruma adina yasa disi isleri mesru görüyor. Gladyo’nun Türkiye’deki yapilanmasi olarak kabul edilen Ergenekon’un faaliyet alanlari yurtdisi ve yurtiçi olmak üzere ikiye ayriliyor. Ergenekoncularin “iç düsmanlari” pasifize etmek; hatta ortadan kaldirmak için yapmayacagi ve yapamayacagi hiçbir faaliyet olmadigi kaydediliyor.
Geçmiste ülkücü ve solcu gençleri “tetikçi” olarak kullanan yapi, Soguk Savas sonrasi dönemde “yeni” bir strateji izlemeye basladi. Bünyesine Türk Intikam Tugayi (TIT) ve “itirafçilar” gibi gruplari dâhil etti mesela. Görevi sadece kontrgerilla faaliyetleriyle sinirli degildi artik. Sivil ve askerî bürokrasi ile politikacilardan, sivil toplum kuruluslarindan, is dünyasindan taraftarlar topladi. Bununla kalmadi terör örgütlerini de yönetmeye basladi.
ERGENEKON’UN PSIKOLOJISI
Peki Ergenekon yapilanmasi bir “terör” örgütü mü? Bu konuda istihbarat birimlerinin yaptigi tanim gayet açik. Buna göre bir yapinin terör örgütü satlarini tamamlamasi için su üç unsurun (siddet içermesi, yapilanmanin hiyerarsik olmasi, siyasal bir amaç tasimasi) bulunmasi gerekiyor. Söz konusu üç unsurun Ergenekon yapilmasinda oldugu delillerle ispatlanmis durumda. Ancak Ergenekon yapilanmasi, bilinen hiçbir terör örgütü ile “yapisal” olarak örtüsmüyor. Daha çok “çati” örgüt konumunda. Yani, olmasi gereken terör örgütlerini kuruyor, onlara yardim ediyor ve onlari yönlendiriyor. Bunun adina da “naylon terör örgütleri” deniliyor.
Istihbarat birimlerinin Ergenekon terör örgütüne yönelik tahlillerinde örgütün neredeyse psikolojisi ortaya çikariliyor. Her döneme uygun faaliyetler içinde bulundugu, mesela toplumun nabzini tutmaya çalistigi; iktidarin hâline, siyasetin gidisatina, ekonominin genel durumuna ve toplumun hassasiyetlerine göre argümanlar gelistirdigi belirtiliyor. Çogu zaman argümanlari ortaya atan da ona karsi toplumsal refleksi harekete geçiren de yine bu örgüt oluyor. Siyasal yapiya ayar verme ihtiyaci hissedildiginde kanli eylemler düzenleyebiliyor, suikastlar gerçeklestirebiliyor, sonra da ortaya çikan toplumsal atmosferi düsünsel ve fikirsel olarak etki altina aliyor.
Ergenekon örgütü içinde tipki katmanlar gibi yedi ana unsur yer aliyor: Terör, ekonomi, medya, sivil toplum örgütleri, silahli kanat, etnik yapilar ve resmî görevliler. Bu yapi içinde yer alan kisiler Enverist (Enver Pasa) bir çizgi izliyor, Ittihat ve Terakki Modeli’ni uyguluyorlar. Örnegin silah üzerine yemin ediyor ve ettiriyorlar.
Ergenekon örgütü 1999-2000 yillari arasinda Türkiye’de yeniden yapilanma sürecine gitti. Sorusturma sirasinda ortaya çikan belgelere göre bu is için Veli Küçük’e görev verildi. Örgütün faaliyet unsurlarini içeren “Lobi” adli belgeler Dogu Perinçek, Ümit Oguztan, halen Kanada’da yasayan Tuncay Güney ve gazeteci Adnan Akfirat tarafindan hazirlandi.
“ERGENEKON 200 YIL SÜRECEK”
Ele geçirilen dokümanlarda “Ergenekon, Analiz, Yeni Yapilanma Yönetim ve Gelistirme Projesi, Istanbul 29 Ekim 1999” konulu yapilanmayi açiklayan kitapçik Ergenekon’un yeniden yapilandirildigini anlatiyor. Bunun için gerekli olan çalismalar ayri basliklar altinda bir bir siralaniyor. Tarih olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayraminin seçilmesi süphesiz rastgele degil. Ergenekonculara göre, yeniden bir devletin insasi gerekiyor ve bu da ancak böylesine anlamli bir günde baslayabilirdi. Yeni “naylon terör örgütleri” kurarak yola devam etmenin gerekliliginin de detaylandirildigi yeni Ergenekon planinin ayni zamanda Abdullah Öcalan’in 15 Subat 1999 tarihinde yakalanip Türkiye’ye getirilmesinden sonra olmasi da hayli anlamli. Çünkü artik örgütün kontrolü farkli bir yoldan yapilacakti.
Ergenekon’un yeni yapilanmasinin ciddi temellerle basladigi söylenerek ona bir ömür de biçiliyor. Buna göre yeni Ergenekon’a devamliligi saglamak için 200 yillik bir süre veriliyor. Yeni yapilanmanin politikalar basligi altinda bu konunun alti çiziliyor. Ayni zamanda yapilanmanin terör yönü de burada belirleniyor. “Dünyada var olabilmis tüm sistemler, ülke çikarlari ve mevcut rejim ilkelerine aykiri ideolojilere sahip siyasileri engellemistir” denilerek bunun için iki yol belirlendigi söyleniyor: Suikast ve dezenformasyon.
Suikastlar için parali tetikçilerin bulunmasinin yani sira basta PKK olmak üzere terör örgütlerinden de faydalanilacakti. Terör örgütü ile yapilanmanin iliskisi Dogu Perinçek üzerinden oldugu gibi baska kisilerle de temaslar kurulacakti. 6 bin silahin Kuzey Irak’ta teslimatinin yapilmasi, nerede ne zaman eylem yapilacagi konulari hep bu süreçle ilgiliydi. Ergenekon’un bu dönemde PKK ile olan irtibati terörist Cemil Bayik üzerinden yapiliyordu.
Süphesiz Ergenekon ile terör örgütü PKK’nin iliskisi sadece irtibat, suikastlar, eylemler ve silah yardimi degil. Veli Küçük ve Ümit Oguztan’in ikametgâhlarinda elde edilen “Panzehir-Etnik/Bölücü operasyonlarin tasfiyesi” dokümaninda 10 madde siralaniyor. Amaç ve Kapsam maddesinde Kürtlere tarih bilincinin asilanmasi öngörülüyor. Emperyalizmin etnik, ayrilikçi terör savasi basliginda ise dis güçlerin PKK’nin olusmasini saglandiklari ve bir Kürt hareketini baslattiklari belirtiliyor. Kuzey Irak ve Kukla Kürt Devleti basliginda ise ABD ve AB’nin Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti olusturmak istendigi vurgusu yer aliyor.
Ergenekon’un “Panzehir” planinda en ilginç madde ise Demokratik Cumhuriyet programi ile ilgili olani. Bu bölümde “Türkiye’yi parçala ve böl taktigi ile parçalamaya çalisan emperyalist güçlerin ilk hedeflerinin Türk kültürü oldugu, süreç içinde demokratik sivil toplum örgütlerinin emperyalizmin ülke içerisindeki istihbarat, provokasyon ve terör bürolarina dönüstügü, 2000 yilinda CHP’nin ‘Demokratik Cumhuriyet Programi’ ile CHP-PKK ittifakinin ayni seyler oldugu ve ikinci Cumhuriyet programinin amaçlandigi” belirtiliyor. Millî egemenligin her ne kadar halkin kendisine emanet edilmisse de siyasi kadrolar, bürokratlar ve teknokratlara emanet edilmeyecek kadar önemli ve kutsal oldugu, bu kutsal emanetin korunmasi görevinin Türk Silahli Kuvvetleri ile Türk gençligine verildigi dile getiriliyor.
Belgede CHP’nin PKK’lilastirma maddesi tekrar yer aliyor ve burada “Türkiye’nin PKK’nin CHP’lilestirilmesi girisiminde bulunmadigi, fakat Pentagon merkezli AB destekli uzmanlarin CHP’yi PKK’lilastirmayi akil edebildikleri” görüsüne yer veriliyor. Abdullah Öcalan’dan da faydalanilmasi öngörülüyor. Buna göre Öcalan’in cezaevinde bulundugu ve örgütün kontrol edilmesi için onunla irtibat kurulmasi gerektigi üzerinde duruluyor. Ergenekon yapilanmasi cezaevindeki Öcalan’in PKK’nin baskanlik konseyi içinde yer almasinin saglanmasini istiyor.
Bu aslinda Öcalan’in yakalanmasindan önceki durumu da netlestiriyor. Zira Ergenekon yapilanmasi Öcalan’a avukatlarindan D.E. araciligi ile teslim olmasi hâlinde nasil yargilanacagi ve sorguyu kimlerin yapacaginin ayarlanabilecegi sözü veriyor. Dokümanlara göre Öcalan’in getirilmesi, sogrulamasi ve yargilanmasi verilen sözler dogrultusunda gerçeklesmis. Ancak Ergenekon’un en önemli projesi, bazi “vatansever” genç subaylarin daga çikip örgüt yönetimini ele geçirmesi projesi. Bu projenin gerçeklesip gerçeklesmedigi simdilik bilinmiyor. Ancak bu Ergenekon hedef planlamasinda yer aliyor.
ÜÇÜNCÜ ERGENEKON DÖNEMI
1999 tarihinde Ergenekon’un yeniden yapilandirilmasi, bundan sonra yapilacaklarin habercisi niteliginde aslinda. Türkiye bu dönemde normallesme sürecine girmisti. PKK’nin lideri Abdullah Öcalan Türkiye’ye iade edilmis, Hizbullah örgütüne Istanbul Beykoz’da baslayip tüm Türkiye’de gerçeklestirilen operasyonlarla önemli darbeler vurulmustu. Devletin içinde de normallesme baslamisti. Bu dönemde etkinliklerini kaybetmeye baslayan unsurlar Ergenekon ile yeniden hayat bulmaya basladi.
Ergenekon anayasasini açiklayan ve yeniden yapilanma sürecini degerlendiren kitapçikta, örgütün 21’inci yüzyilda resmî istihbarat kuruluslari yaninda legal ve illegal örgütlere karsi da mücadele etme mecburiyetinde oldugu, bu nedenle de faaliyetlerini “yeni ve gelismis yöntemlerle sürdürmek zorunda oldugu” belirtiliyor. 1999 yilinda “yeniden yapilanma” sürecine giren örgüt, devlet birimleri içinde Kemalizm’i koruma ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin varligini ortadan kaldirmaya yönelik tehditlere” karsi organize edilmis. Bu “kutsal” hedefleri seffaf bir biçimde degil, illegal bir yapi kurarak savunmayi hedefleyen örgüt, siyasi suikastlardan narkotik trafigine, entelektüellerin kullanilmasindan naylon terör örgütleri kurarak terör dünyasina yön vermeye, ajan kullanmaktan dezenformasyona kadar sayisiz faaliyeti mesru görüyor.
Bahsi geçen kitapçikta örgüt için, “Her meslekten seçkinlerin yer alacagi sivil personel kadrosu ile Ergenekon iç ve dis faaliyetlerde çok daha etkin bir güce erisecek” deniliyor. Örgüt hücre seklindeki birimlerle yapilandirilmis. Örgütü temsil görevi ise “köprü personel” adi verilen ve Ergenekon disinda bir iste istihdam edilen bireylere veriliyor. Özellikle ajanlik faaliyetleri için “doktorlar, avukatlar, psikologlar gibi toplumun her kesiminden insanla temasta olan gruplar” ile özellikle aydinlardan yararlanilmasi gerektigi ve aydinlarin örgüt içinde yer almasi gerektigi vurgulaniyor. Bu arada mafya ve diger sektörlerden “illegal eleman” kullanilmasina da izin veriliyor. Böylece, özellikle uyusturucu trafiginde yapilan “birlikte çikar saglama” modeli devreye sokuluyor.
Ergenekon’un son yapilanmasinda, takibi zorlastirmak amaciyla “parçali” bir organizasyona geçtigi belirtiliyor. AK Parti’nin iktidara geldigi 2002 yilindan sonra baslayan Ergenekon’un üçüncü yapilanmasinda görevler sahislara degil ana hedeflere baglaniyor. Tek hedef ise AK Parti hükümeti ile bazi dinî gruplardi. 2002 yapilanmasinin hedefleri arasinda, ekonomik açidan ülkedeki gidisatin iyi olmadigini islemek, ajitasyonlarla siyasi ve ekonomik istikrarsizligi körüklemek de yer aliyor.
Ayrica desifre olan bir yapinin görevini bir baskasinin almasi da degisen stratejiler arasinda bulunuyor. Toplumda infial uyandiracak olaylar, terör eylemleri, suikastlar, sivil toplum kuruluslari adi altinda gösteri ve ayrismalar ile Kürt-Türk çatismasi, Alevi-Sünni kavgasi, laik-anti laik ayrismasi olusturma planlari da bu stratejinin ayaklari olarak zikrediliyor. Terör eylemlerini ise PKK, aldigi talimatlar dogrultusunda gerçeklestirecekti. Bu yüzden Öcalan’in emrini tasima isini de su anda yurtdisinda bulunan avukat Mahmut Sakar yapacakti. 1 Haziran 2004’te “ateskes bitti yeniden savasacagiz” açiklamasinin altinda Sakar’in imzasi bulunuyor. Ayni sekilde Nevruz’da Mersin’de bayrak yakilarak Kürt-Türk çatismasinin baslatilmasi, TAYAD ile baslayan Karadeniz’den Alevi endeksli sag-sol kavgasi, Malatya’da yine misyonerlerin bogazlarinin kesilmesi, Hrant Dink’e suikast düzenlenmesi, Ahmet Türk, Orhan Pamuk gibi kisilerin öldürülmek istenmesi gibi olaylar bu kaos planinin içinde yer aldi.
Toplumsal olaylarla Ergenekon arasindaki iliski sadece son yillardaki hadiseleri kapsamiyor aslinda. Bu yapinin geçmisteki bazi toplumsal olaylara da karistigi belirtiliyor. Bu yüzden yapilan sorgulamalarda Gazi Mahallesi’nde kahvehanelerin taranmasi, Sivas’ta Madimak Oteli’nin yakilmasi, Basbaglar katliami, Sabanci suikasti, Ugur Mumcu’nun öldürülmesi, Akin Birdal’a suikast, Danistay saldirisi ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasi gibi olaylar da arastiriliyor.
Akin Birdal suikastinin PKK’nin istegi ile gerçeklestirildigi öne sürülüyor. Çünkü Birdal Ergenekon ile PKK’nin ortak uyusturucu trafigine dair bazi seyler biliyordu. Ayni sekilde DHKP-C tarafindan islenen cinayetlere dair, mesela Sabanci suikastiyla ilgili ciddi bulgulara ulasildigi vurgulaniyor. Çogu Güneydogu ve Dogu Anadolu’da olmak üzere islenen faili meçhul olaylar ve Esref Bitlis olayina kadar sayisiz hadise de belgelerde geçiyor.
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30670
iyi akil etmissin bu konu üzerinde dur. Madem ki bu iki vatandasla kontagin var. Onlari bir araya getir. Bu adam cok agir ithamlarda bulundu. Eger bu adam iddialarinda dürüst ise ve sizde kendinizi dürüst bir site olarak itham ettigine göre sizin katkilarinizla bütün kürt kamuoyunu bu konuda bilgilendirirsiniz. Kamuoyuna bir kere bir konu actiniz bu konuda bilgilendirmelisiniz. Bilgilenmek her insanin hakkidir. Bu adamin iddialari dogru mu? yalan mi? daha da netlesir. Mehmet Sener ve Sari Baran Bekaa kamplarinda infazlar ve iskenceler yaptilar mi? Sari Baran Seri adli kizin kendisiyle evlenmesi icin hakkikatten iskence edip öldürttü mü? Bunlar cok agir ithamlar, ya basta bu kisinin yazilarini asmayacaktiniz yada dürüst bir site olarak kendinizi gördügünüze göre ortak oldugunuz bu iddialari ispatlamaniz gerekir. Taraflarin yasadigini biliyor ve iliskinizin oldugunuda söylüyorsunuz o zaman bu iddialari ispatlamaniz gerekir taraflari bir araya getirmek zorundasiniz. Eger taraflardan biri yanyana gelmek istemiyorsa bunuda kamuoyuna aciklamalisiniz ve kamuoyu kendi yargisina özgür karariyla varmalidir. En dogru tutum budur, Hoca. Kürt kamuoyu az cok Fevzi Acikgöz´ü tanir ve bilir. Benim, Kürt devrimci kamuoyundan Fevzi Acikgöz hakkinda isittiklerim ve duyduklarim söyle; Fevzi Acikgöz Diyarbakir Xancepek oturumlu bir serseri mayin oldugunu basinda Kawa Örgütüyle iliskide olan ve cok kötü pravaktör tutum ve davranislari nedeniyle Kawa`dan saf disi edildigini, o siralar kendinden kücük kardesi olan Heybet Acikgöz`ün biraz militan kisiligi vesilesiyle toplum tarafindan kabul gören Fevzi Acikgöz kardesinin emeklerini su istismar ederek cok kötü bir profil cizdigini, daha sonra Avrupa`da, pravaktör tavirlarindan dolayi P.K.K´liler tarafinadn herkese karsi kullanildigi gibi duyumlardir. Söylenenler, Diyarbakir`da devrimci kamuoyu tarafindan distalanan bu tip ne yazik ki isvec`de, Apocular tarafindan kabul görülerek Apocular disindaki devrimci kamuoyuna karsi her yerde saldiri ve pravaksiyon ortamlarina zemin hazirlatmak icin bir maja olarak kullanirlar.Sonra ayni sahis P.K.K`nin yayin organi Serxwebun`da kendi itirafiyla T.C`nin parali ajani oldugunu kabul ederek Avrupa`da ne tür pravaksiyonlara karistigini itiraf ediyordu. Hatta bu itiraflarda kardesi Heybet Acikgöz´ün 1987`lerden sonra devrimciligi biraktigini kardesi Heybet Acikgözle birlikte, ayni zamanda eroin tüccarligini yaptiginida itiraf ettigi söyleniyor.itiraflari arasinda, ajanlik tarihinin Diyarbakirdan basladigi vardi. Buna benzer bir cok karanlik islerde kullanildigi itiraf etmisti. Daha sonra bunlarin kendisine yapilan iskenceler sonucu itiraf ettigini, Nasname Sitesinde okuduk. Hic bir zorlama altinda olmadan cok özgür bir birey olarak sitenizde yazdigini bizzat okumuslugum vardir. Sari Baran´lari göklere cikariyordu. Allah Sari Baran`lari karsisina cikarmisti. Sari Baran onu ölümden kurtardigini yazmisti. Bütün bunlar yalan miydi? Hic zorlama altinda olmadan, Sari Baran ve Mehmet Sener icin övgüler ve hayranlik gösteriyordu. Yoksa bu yazilari yazmasi icin Sari Barandan tehdit mi almisti?Birden ne oldu da hic durup dururken tam ortalik Ergenekon tartismalariyla yogunluk kazanirken ve bu konuda süpheleri kürt ayagi Ergenekon noktasina vede bu konuyla ilgi sitenizde cikan yazinin altina Fevzi Acikgöz`ün iddialarini yazmasi hem Fevzi Acikgözü, hem de mehmet Sener ve Sari Baran´i (bu konuda basit bir hata sonucuda olsa Nasname gibi ciddi bir sitenin ortaya atmasi) zan altinda birakmistir. Duyarli Kamuoyu acisindan ilginctir. Neden dün degil de bugün Fevzi Acikgöz 15 yili askindir P.K.K´den kacip gizlenen biridir. Özgür sartlarda inter-net sitelerine yazip, söyleniyordu. Göklere cikardigi Sari Baran´i birden tam Ergenekon tartismalari icinde ortaya atmak hayira alem degildir. P.K.K mühalefetinin Alevicilik denetiminde oldugunu, Sari Baran ise uckuru icin adam kaydirdigini Mehmet Sener`in ise katil ve iskenceci oldugunu söylemesinin düsündürücü olduguna dikkat etmeliyiz. ister istemez insanlarin kafasina soru isareti biraktiniz, bu yazilari bir kere yayinlamanizla. Simdi gazeteci olarak göreviniz iki tarafi mutlaka yanyana getirip kamuoyunu bu konuda aydinlatmalisiniz. Ortalikta adam akilli bir muhalefet olmazsada muhalefette duran insanlarin adlari Ergenekon tartismalari icinde ortaya atilip, tartistirtma ortamlarina Nasname gibi siteleri kullanarak kalkismalarin altinda, art niyetlik koktuguna insanin inanci doguyor. Bence Nasname olarak bu sorumlulugun altina iradeniz disinda ortak oldunuz o zaman kamuoyunu bu konuda aydinlatmalisiniz. Iddialar cok ciddi, Hoca. Birde neden özellikle senin sitende bu yanlislik yapildi. Sitenizin prestiji sarsinti geciriyor, bence. Eger Vejin`ciler olarak bilinen Sari Baran`larla, Fevzi Acikgözü karsi karsiya getirin eger bu olumsuzluklarla itham edilenleri taniyorsaniz onlarida cagirin bu konuda sorumluluk devrimci saniniza yakisir bu tür bir cabaniz olgunlugunuzu daha da güclendirir. Bu karsilasmalardan kacan birileri varsa o zaman Ergenokunun Kürt Ayagi uzantilari oldugu süpheleri o insanin üzerinde yogunlasir. Bu tür karsilasmalardan kacan kisiyide ekranlarinizda desifre etmelisiniz ki, akla kara kamuoyunca anlasilsin.
Bir Nasname okuru olarak devrimci sorumlulugun bu olduguna inaniyorum.
Neden P.K.K`nin sözüm ona muhalefeti tam da bu asamada olumsuzlugun adresi gibi yansitildi: bu rastgele bir delinin yalanlarimiydi yoksa iddialarini sizinde huzurunuzda Sari Baran`lara ispatlayacak mi, bu konuda kim kaciyor iste ergenekonun kücük bir kürt kolu´da böylece desifre olacaktir.Ilginctir T.C israrla Palme Cinayetini ¨PKK yoluyla Kürtlere yikmaya calisirken, bu Sahis Apo tarafindan "Palme´nin katili bende buyrum itiraflari" carsaf carsaf yazilar cikmisti Serxwebun`da, acaba, Fevzi Acikgöz bir iskence magduru mu, ya hic zorlama yokken göklere cikardigi Vejincileri birden karanlik kisiler olarak yansitmasina ne demeli düsündürücüdür.
Kitle nezdinde ortaligi at izinin ve it izinin karistigi ortama sürükleyenlerin yönetim merkezi Ergenekon`un Kürt Ayagimidir.
SIWAR
sirus-1@hotmail.com
yukaridaki yorumunuzda gercekleri dile getirdiginiz icin sizi kutlarim.Ethem Akcam benim hemsehrimdir.Fakat O`nu ilk defa Suriyde gördum.Yunanistan`dan Suriye`ye gidisimde bizi kendisi karsilayip Öcalanin yanina göturdu.
Ethem Akcan(M.Sait)PKK`nin canli arsivi konumundaydi.Özellikle* lider ve yönetim in iliski ve durumlari hakkinda genis bilgiye sahipti.Kisacasi bir karakutuydu O.
Lolan`a birlikte gönderildik.Lolanda Abbas yani Duran Kalkan ikimize de uzun sure silah vermedi.Bizi lojistik ve benzeri islerde kullandilar.sonra rahatsizlandi ve O`nu "tedavi amaciyla"
Iran`a göturduler.Iran`dan bir daha dönmedi.Akibetini sordugumuzda ise;"M.sait mide kanamasindan öldu" dediler.Yalan söyluyorlardi.M.sait;PKK kadrolari arasinda sevilip sayilan bir insandi.Lubnan daki egitim kampinda da bereberdik.Özellikle Kenan kod adli Ahmet Ari isimli arkadasimizla arasi iyiydi.Ahmet Ari`da vahsi bir ic infaz la ölduruldu.
Xancepek : Elo Xancepek !
Feyzo : Elo Xancepek,kiclara ates u agir yayarken birde hadimi asip yanlislikla suc isledim.Yani diyemki vallah yanlislik ....
Xancepek : Ogil cixar paklavayi agzinda ,ne suc isledin ! ? Xancepekli oyle rehet suc islemeyez.
Feyzo : Vallahi dustum suca .
Xancepek : Eeee söyle, zirto !
Feyzo: Sari Bara, hani Seyid Rizo torunu diyem ona karsi bir kusurum...e sucum....
Xancepek : Ulan ne söylisen,evin yikila.Seyit Rizo toruna hakaret demek Xancepek e ates u zebaniler gelmetir.Evimiz yixildi ,vallahi xancepek carpilacak cehenemde dahi yermiz yox bu boxunda.Eyvax seyidm rehmetine dusmisem xancepek ixanete ögradi.
Feyzo : Aaaxx afet beni Seyidim,box itlerin suclarinda hafizami kaybedip gunahe girdim.
Xancepek-Feyzo
Selam ve saygilar
Bu Sıwarlık ve suvarilik bana pek yabancı değil.
Ya adın sanınla çık ya da böyle mahlasla akıl hocalığı yapma! İçinde kemikleşmiş urunu bize kusma. Biz her şeyi iyi ve mükkemmel yaptığımızı iddia etmiyoruz. Yap daha iyisini ve bizim hocamız ol. Kimsin? En azından Fevzi Açıkgöz adıyla sanıyla var.
Bak yorumlar bölümü için şunu söyledik.
Bir maden yatağı.
Cevher de var, pislik de. Kaldı ki; bir arkadaşımız bununla özel görevli.
Ben ilkkez müdahele hakkımı kullandım. Yazının ilkini astım. Astığıma bin pişman oldum. Ama ikincisi için.
Asıl adınla çık. Çıkda iki kelam edelim.
Selam ve selametle.
Nas-Edi
Yorum yaz