"Gonşu"
quweysi@live.nl Bugünlerde çok ilaç alıyorum. Malumunuz, yaş ilerliyor.Bir de bir dost muhabbeti olunca üstüne bir iki bira da içtim. Doktorum duysa “Bir daha bana gelme” diyecek yani.
Ama bu akşam o kadar güzel dostlar yoluma çıktı ki bira, şarap, viski karıştı. O kadar ilaç ve içkiden sonra karşılaştığım o güzel insanlar beni sarhoş etti.
Sonra da Orhan Aydın yazılarını okudum. Bu güzel akşama zehir katılmış gibi oldu. İyice sarhoş oldum.
Yatağıma gidip uzandım, uyuyabileceğimi sandım. Ama olmadı. Kıvrandım durdum.
Hayır.
Şükrü Hoca’ya da, Selim Hoca’ya da Orhan’ın sadece “sessiz bir abide” ve “devrim öldü” den ibaret olmadığını anlatmak istiyordum.
Uyku mu?
Onu TC nin gözaltılarında unutalı epey bir zaman oldu.
İşte onun için yazının neresinden başlasam diye çok düşündüm.
Çünkü Şükrü Gülmüş’ün “O sessiz bir abideydi” yazısını içim yanarak okumuştum. Ama esas konuyu Selim Çürükkaya başlatmıştı. Başlığı ve konusu da hayli ilginçti: Devrim öldü-Orhan Aydın.
Ağırdan aldı Selim. Anlattı da anlattı. İkinci yazısı da çıktı ve okudum. Ne yazık ki tam olmadı, yarım kaldı.
Galiba sonunu da getirmeyecek, ya da istemeyecek. Orhan için de, Orhan gibi olanlar için de devrim başlamadı ki bitsin.
Hani çölde susuzluktan ölmek üzereyken insanlar serap görürmüş ya. Yeşil vahalar içinde şırıl şırıl akan sular olurmuş. Bir görünür, bir yok olurmuş.
İşte Orhan ve onun gibiler için devrim yerine serap için öldü demek daha doğru. Selim’in hikâyeyi yarım bırakması ise ayrı bir seraptır. Bunun nedenini ben değil belki Şükrü Hoca açıklar. Çünkü bu serabı ve ölümü en iyi onlar bilirler.
Bekledim.
Herkes, herşeyi yazdıktan sonra Orhan Aydın’ı bir de ben yazayım dedim.
Ama söylenenler bitti mi diye hala kendi kendime soruyorum.
Hala soruyorum.
Çünkü anlatılanlar sadece bu iki dostun anlattığından ibaret değildir.
İşte onun için uyuyamadım. Uyku tutmadı beni Orhanları düşündükçe. Otuz yıl öncesini sorgulamanın bir parçasıdır Orhan Aydın.
Ama ben daha sadeden geleyim. Orhan’ı bir sonraki güne bırakayım.
Bana yeni komşu olmuş bir “Türk”ü anlatayım. Belki okuyucuya daha kolay gelir anlamak.
Taşındıktan sonra boynunda altından “ayyıldız” görünce epey bir süre “merhaba merhaba” ile idare ettim. Türkçe’si de Türkçe hani. Adımı bilmediğinden “gonşu” diyordu. Ben de “gonşu” demesini bilmediğimden ona “komşu” diyordum.
Türkiye futbol takımının Kroatie’yi son dakika yendiği gündü. Arabamda küçük de olsa bir başka rengi gördüğü için epey “haince” bakmıştı bana.
Onlar zafer kazanınca: “İyi gidiyorsunuz Gonşu!..” demiştim.
“Tabi Gonşu” dedi, “bizim dualar var ya, bizim dualar... İşte ondan alıyok maçı...”
“Eee Gonşu, diğerleri dua bilmez mi?”
“Yox Gonşu, onlarınki fasa fiso...”
“Eee, peki Gonşu... Onlar dua bilmiyorsa nasıl böyle zengin bir ülke yaptılar, inşa ettiler?”
“Çaldılar Gonşu çaldılar...”
“Osmanlı daha çok çaldı Gonşu?..”
“Yox ya, Osmanlı çalmadı. çağırdılar, gel bizi koru dediler, onlar da korudu. Tabi vergisini de aldı...”
Bıraktım gittim. “Gonşu’yu daha fazla dinleyemedim. Derken Alman duası TC duasından baskın geldi. Siz sağ ben selamet.
Bu anlattıklarımın Orhan’la bir ilgisi yok. Ama bir sonraki yazımın olacak. Şükrü Hoca’nın da, Selim Hoca’nın da anlatmadıklarını anlatacağım.
İçim kan ağlayarak...
Bir başka yanından anlatacağım. Kısmet olursa.
27 haziran 08



Yorumlar (1 gönderildi):
Delikan..
KÜRD ve TÜRK aslında yakın komşu..
Anlatamam,
sizde anlatamazsınız?
Anlayan çok ama,
anlamak istemeyen çok.
Temel net mesaj;Sen beni,İnkar edersen,bende seni inkar ederim mantığı ön plandayken,kim?Kimden hesap soruyor penceresinden dünyaya bakmak...
Yorum yaz