Kurdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin gizli Ana Muhalafet Partisi
Sizin evde akvaryum var mı? Eğer varsa hikayenin tüm detaylarını benden iyi biliyorsunuz demektir, yok eğer siz evinde akvaryum olmayan bir Kurd iseniz, malesef burdan sonrasını okumasanız da olur.
Yıl 1999/2000/2001, ortalık toz duman, önemli olan ne mekan ne de zaman.
Saflar net!
İşgal altında bir ülke, yabancılaşmadıysanız ve anımsarsanız eğer, adı Kurdistan!
Bu bağlamda, başladı bütün NASNAME hikayem.
O dönem, Google’in az gelişmiş prototipi Alta Vista arama motorunda Kurd yada Kurdistan kelimelerini arattığınızda, karşınıza çıkacak arama sonuçları bugünkünün milyonda biri bile olamaz(iddia). Bütün sonuçlar arasında diğerlerine nazaran içerik olarak çok farklı bir siteye girip ne kadar iyi küfür edebildiğimizi öğrenmiş olmayı, INTERNAME adlı sitenin forumuna borçlu olduğumu belirtmeliyim.
Karşıt fikirli Kürtleri ilk defa görüyordum, şaşırmıştım! Birbirlerini imha edemedikleri için olsa gerek fikir/ideoloji yada çizgilerinin bir diğerine üstün olduğunu küfür ederek ispata giriştiklerine meraklı internet gezginleri gibi bende tanık oldum. Ki Gülmüş bu serüveni yazılarında defalarca anlattı.
Yine bu arama sonuçları arasında ilginç bir muhalif site vardı ki o zamanlar bu siteye http://web.archive.org/web/*/http://ozgurpolitika.de (Tıklayın) adresinden giriliyordu.
Selahattin Çelik’in apocular tarafından darp edilmesi hikayesini okumakla başladı bütün hikaye.
Ve durmak bilmedi!
O günden bu güne elime aldığım bütün kitapların son sayfasını, izlediğim bütün filimlerin sonundaki ‘THE END’ yazısını gördüm. Tekrar okumak yada izlemek istediklerim çok nadirdir.
Ama şu an bu yazıyı yazmama vesile olan Nasname sitesinde, 9 yıl boyunca herseferinde yeni bir hikaye ile karşılaşma serüveni bitmedi ve bir 10 yıl daha bitecek gibi görünmüyor. İlk dikkatimi çeken, Melle Mustafa Barzani şahsında Kürd halkından özür diliyor olması idi. Okuduğumda şaşırdığımı itiraf edeyim, bizim siyasetmedarların hatasını kabul edip özür dilediği, hele hele APO efsanesinin alyehinde bir özür!
Don Quijote, yel değirmenlerine karşı... Cervantes’in ünlü romanındaki Don kişot ve Sancho Panza tadında aslında hepimizin tanıdığı bir karakter.
New york’ta 115 katlı gökdelende, sarı ceketi sırtında çekilmiş bir fotoğrafın google'dan bulunmuş nü kadın heykeline montaj edildiği, APO ve PKK kelimeleri haricindeki edebi ögelere nadiren de olsa rastlanan makalelerin sahibi Şükrü Gülmüş’ü;
İnsanın ikilemlerle savrularak , ilerleyiş ve idealler uğruna içine düşülen durumlarda söz geçirilemeyen ve bastırılmış duyguların, sıradan bir Kurd köylüsü tarafından haykırılması gibi süslü cümleler ile tanımlayabilirim.
Nasname : Şükrü Gülmüş ile özdeşleştiği halde aslında kendisinden çok daha iyi yazan onlarca yazarın ve çoğunun talimatlarını evin hanımından aldığı fotoğraftaki kasılmalardan anlaşılan (Dicle hariç!) bıyıklılar, Özgür bireyler topluluğu tarafından kaleme alınan, Sağlığa zararlı olduğu halde Zevk Verici Maddeler kategorisinde yasaklanması talep edilebilecek derecede tiryakilik yaratan, aşırı dozda alındığının ertesi günü uykusuzluk, hazımsızlık ve mide bulantısı yaratacak kadar keskin, bazen de başlık ile metin arasında alaka kurulamayacak kadar ilgisiz, hoşgörü sınırlarını fazlasi ile zorlayan, yer yer endorfin hormununu tetikleyen, kızdıran, kışkırtan ve şuranıza buranıza hapsettiğiniz TABU'ları yıkmaya muqtedir makalelerin, yayınlandığı, tartışılması yasak kişi ve kavramları kendisine konu edinmiş sendrom.
İftiraya uğrayıp öldürülen anlatıcı, Kekeme, Kambur ve Koca burunlu Ezop(Aisopos)’un hikayelerinden çok farklı olan bu hikaye aslında sanıldığı gibi Sümer Rahip Devleti ile başlamıyor ve Demokratik TC çatısı altında pembe panjurlu evlerde oturan mutlu Kurdler ile de bitmiyordu.
Kendi ACI hikayemiz...
Hepimizin şöyle yada böyle günahkar olduğu Kurdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin son dönem hikayesi.
Sizin evde akvaryum var mı? Eğer varsa hikayenin tüm detaylarını benden iyi biliyorsunuz demektir, yok eğer siz evinde akvaryum olmayan bir Kurd iseniz, malesef burdan sonrasını okumasanız da olur
Coğrafyamızda, son otuz yılda yaşananları bu yazıcıkta anlatabilecek kadar mucizevi bir güce sahip değilim. Ama bu kocaman hikayeyi Nasname’siz ele almak yada es geçmenin akıl işi olmadığını düşünüyorum. Hoşumuza gitsin yada gitmesin Selim Çürükkaya’nın Aponun Ayetleri kitabı gibi Nasname’de bu güne kadar yayınlanmış olan onbine yakın makale, bahsi geçen 30 yılın incelenmesi açısından yarın için tarihi bir belge niteliği taşıyor.
10 yıl önce, apoculuk aleyhine, LANETLENMEK pahasına bile olsa hakkı ile karşı durabilen isimlerden ilk akla gelenler arasında Selim Çürükkaya ve Şükrü Gülmüş’ün olması bir tesadüf olabilir mi sizce?
Apo ve muridleri;
sosyalist, solcu, yurtsever görünüp Kürdlere ‘Kemalist TC’ rejimini yutturmaya çalıştığı halde...
Suya sabuna dokunma cesareti gösteremeyen, ve sözüm ona Kürd Aydını geçinen Kurdistan-Post sitesinin sahibi ve editörü Hasan Bildirici'nin, M.Salih Erolun yazısını yayınlayarak Şükrü Gülmüş’ü Narsist ve Nasnameyi de küfürname olarak niteleme girişiminin nasıl bir fiyasko ile sonuçlandığına beraber bakalım :
M. Salih Erol :
"Selim Çürükkaya’nın kelimeleri ise, acı çekerek pişmiş mulayim delikanlı görünümlü olduğundan, insana “eyvallah baba” dedirtir. "
Selim Çürükkaya :
"Sayın Salih Erol' un Şükrü Gülmüş ile Selim Çürükkaya hakkında yazdığı yazının asıl amacı;
Selim Çürükkaya ile Şükrü Hoca' yı vurmaktır. Bu kardeşi kardeşe vurdurtmak olarak değerlendirilebilecek bir kalleşliktir."
Şükrü Gülmüş hakkındaki bütün iddialara cevaben:
Diyarbakır Zindanından canlı şahit Selim Çürükkaya :
”1. Öcalan Yakalandığında "Anam Türktür, devlete hizmet etmeye hazırım" dedi
Şükrü hoca yakalndığında "Anamda babamda Kürttür, amacım Türk develtini Kürdistandan kovmaktır."Dedi
2. Öcalan Mahkemede Kürdistanda ölen Türk askerlerine "şehit" dedi.
3. Selim Çürükkaya Sıkıyönetim mahkemesinde Türk askerlerinin tümüne ve mehkeme heyetine "siz ve askerleriniz işgalci güçsünüz"dedi Bunları yüz madde halinde uzatmak mümkündür
Ama Sayın Salih Erol bunları yazamaz. Biraz sıkarda Ondan!”
Hadi buyrun, kim necidir siz karar verin.
Selim Çürükkaya ve Şükrü Gülmüş’e Kurdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin ANA MUHALAEFET PARTISI görevini layıkı ile bugüne getirdikleri için;
Apoculara ve "apocu değilim diyebilme cesaretini gösteremeyenlere", her ikisini de başlarına bela ettikleri için, bir Kurd bireyi olarak teşekkür ediyorum!
9 yıllık Kıdemli Kadrolu Okuyucu
Boran Botî
................................................................................................................
8 Ekim 2008 tarihinde Kurdistan-Post sitesinde M. Salih Erol imzalı ve ‘ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ İLE SELİM ÇÜRÜKKAYA ARASINDAKİ FARKLAR’ konulu bir makale yayınlandı. Bu makaleye cevaben yayınlanan yazılar :
M. Salih Erol
1 . ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ İLE SELİM ÇÜRÜKKAYA ARASINDAKİ FARKLAR’
Şükrü Gülmüş
2 . O ve O'nun Adamlarına (Başta Bildirici'ye..)
Aziz Gülmüş
Selim Çürükkaya
Nasname’ye Açıklama...
Şükrü Gülmüş’ün daha önceleri şahsıma yönelik eleştiri ve hakaretinden sonra nefs-i müdafa mukabilinde yazdığım “Şükrü Gülmüş ile Selim Çürükkaya Arasındaki Farklar” isimli yazımdan sonra Nasname’nin ahlak sınırlarını zorlar bir biçimde şahsıma hakaretlerde bulunması inanılmaz derecede acı bir tablo. Kürdün içinde bulunduğu ruh halinin korkunç fotografı... Tahammül sınırı yok denecek az olan Kürt basını bu gidişle çok emekler... O yazıdan sonra kendisine eğtimci sıfatı veren Aziz Gülmüş’ün olaya müdahil olarak bilmediği bir konuda, tanımadığı, bilmediği şahsıma küfürler savurması çok utanç verici. Aziz Gülmüş’e acıdım. Beklerdim ki hem eğitimci, hemde mizahçı biri Ş.Gülmüş ile aramızdaki bu çekişmeyi mizah konusu yapabilsin. Bütün bunlara rağmen Aziz Gülmüş’e kızgın değilim, sadece kendisini vicdanıyla başbaşa bırakıyorum. Yatmadan önce bir düşünsün; bana sıraladığı hakaret ve küfürleri gerçekten hak etmiş miyim? Eğer başını yastığa koyduğunda rahatça uyuyabiliyorsa devam etsin, yok eğer vicdanı rahatsızsa bunu tamir yoluna gitsin. Mutluluk dileklerimle...
M.salih Erol



Yorumlar (4 gönderildi):
kurd ve kurdistani olan butun herkese sevgilerimi ve selamlarimi gonderiyorum..
sayin Gülmü$: siz benim gibi ömrünün en güzel yillarini Kürdistan ulusal kurtulu$ mücadelesine veren biri olarak biraz daha özenli olmalisiniz; elbetteki sizin o adi gecen makaleden dolayi duydugunuz öfkeyi anliyor,anlayi$la kar$iliyorum.Fakat böylesi bir makalenin kurdistan-posta yayinlanmi$ olmasi sayin Bildiric'ninde ayni dü$üncede oldugu anlamina gelmez,gelse bile sizin cevabiniz böyle olmamaliydi.cünkü $u an kapali olan kürdistan-post okur kö$esinde benim ve diger bircok kürdistanlinin sayin Bildiric ile uyu$mayan,özde$meyen fikirleri yayinlanmi$tir.sayin Bildirici sanirim kendisine apocu tayfa tarafindan yapilan baskilara dayanamayarak bu okur kö$esini kapatti,kapatmak zorunda kaldi,yada istemedi diyelim ama bu bile bence insanlarin özel ya$amlarini 'apocu gözle' diger insanlarin gündemine ta$imaya gerekce olamaz,olmamali...
Bildirici'nin tercihleri,tavri kendisinin sorunudur, insanlar nezdindeki itibari bu tavir ve tutumla belirlenecektir,yada birba$ka deyi$le Gülmü$-Bildirici kiyaslamasi okuyucularin,taniyanlarin karar verecegi bir olay,lakin bunu bilmem $arap iciyor,icti,hangi kadinla yatti,kacti vs.vs. gibi argumanlarla yapmak hickimseye yaki$maz,yaki$miyor...
sevgilerimle
Kuşkusuz kendi açınızdan haklısınız. Lakin biraz da şöyle düşünün;
Biz ne çekiyorsak, bilmeyenden değil, bilenden çekiyoruz.
Hasan Bildirici ile sorunum var.
O'da şudur:
Bildirici; mevcut İmrocu Anlayışa müritlerden daha çok kan veriyor. Çok sinsi oynuyor. Sistemi ve liderinin durumlarını çok iyi biliyor. Mağdurudur da. Ama iş sistemin başına gelince; çok ince bir ayarla kaytarıyor.
Ben, salt Öcalan ve o'nun sistemine değil, bu sisteme iletici kayışı görevi görenlere de karşıyım.
Hasan Bildirici YÖP Gazeteisnini başına mı geçmek istiyor?
Geçsin!. Daha çok sevinirim.
Ama Salih'i Hüseyin'i ve başkalarını devreye sokarak değil.
Direkt Osman Öcalan gibi karşıma çıksın.
Zaten bunun için de Hasan Bildirici Kimdir? dosyası hazırlatıp, bunu tümden kapatacağım.
Şu anda otuz yaşlarında bulunan bir nesil, beni de Bildirici'yi de tanımalıdır.
Selam ve devamla
Benim Şükrü'yü savunup müdahil "bilmediğim bir konu" hakkında müdahil olduğum doğru bir tesbit değildir. Ben yalnızca Nasname'ye küfürname dediğiniz ve Şükrü şahsında da tüm nasname ailesini hedef alan provakatif davranışınızı eleştirme babında işe koyuldum. Konunun mizahi boyutunu ele alıp işleyecektim ancak. çok fazla magazine olursunuz diye vaz geçtim. Ben vicdanen gayet rahatım bu konuda rahat olmanızı tembihlerim. Size hakaret etmedim yalnızca bazı örnekleri açarak daha fazla düşünmenizi sağlama gibi bir amaç güttüm. Şükrü'yü birey olarak arkadaş ve dost canlısı olduğu için çok severim (birde akrabam olması nedeniyle tabiiki...) ama eğer ben de sizinle aynı fikirde olsa idim duygusal davranmaz makul ölçüler çerçevesinde onu politik anlamda mahkum etmeye çalışırdım, yoksa sizin gibi provakatif davranmazdım emin olun. Ayrıca Şükrü mekanik bir makina gibi işleyen ve bürokrat davranan biri olsaydı ben de bu sıcaklığı (Eminim ki diğer arkadaşlar için de geçerlidir) duymazdım. Açık konuşmak gerekirse Şükrü aldığı 350 Euro mülteci aylığınından taa almanyalardan Türkiye'ye hiç tanımadığı çok yoksul ve hiç bir geliri olmayan yetim bir aileye 50 Euro (Benim nazarımda o elli Euro milyon Eurolara bedeldir)göndermesi bile onun nekadar gariban ve yoksul insan sevgisi ile dolu olduğunu göstermesi anlamında çok anlamlıdır. İşte ben yüreği böyle insan sevgisi ile dolu olan herkesi kucaklar ve savunurum.
Aziz Gülmüş
Yorum yaz